.
İsmini Edgar Allan Poe’nun ‘Kuzgun’ adlı aynı şiirinden alan polisiye gerilim türündeki film vizyona girdi. Ülkemizde Morgue Sokağı Cinayeti’ kitabı ve ‘Annabel Lee’ şiiri Edgar Allan Poe’nun en bilinen eserleridir. Amerikan edebiyatının temel yapı taşlarından biri olan ve eserleri kadar hazin yaşam öyküsüyle de dünyaca haklı üne sahip yazarın bir filme konu olması, izleyici için oldukça çekicidir elbette. Ne de olsa şansın neredeyse hiç uğramadığı bir yaşam öyküsü söz konusudur.

Yazarın çalkantılı, söylentili sırlarla dolu yaşamı ve ölümü, polisiye bir gerilim için bulunmaz ganimet ve zengin bir kaynak olarak seyirciyi sinemaya götürmeye yetecektir. Daha doğrusu yapımcılar böyle hesaplamış olmalılar. Üstelik filmin yönetmeni daha önce bu türde başarılı işlere imzasını atmış bir isim. Yönetmen James McTeigue, daha önce Matrix serisinin yönetmen yardımcılığını üstlenmiş ve ‘V For Vendetta’yı çekmiş olduğu için izleyici de artı bir beklenti ister istemez oluşturmaktadır.

Dolayısıyla sadece gerilim ve polisiye severlerin değil, edebiyat meraklıların da oltaya takılacağı türden bir albenisi var ‘Kuzgun’un. Poe’nun eserlerinde karanlık insan ruhuna tutulan güçlü fenerin ışık demetlerinden okuyucunun gözleri kamaşır; korku, heyecan, acıma, cesaret, vahşet, şiddet, şefkat gibi birbirinden uzak duran duygular yan yana gelir, iç içe geçer ve inandırıcılığından zerre şüpheye düşülmez. İnsanoğlunun bizatihi bünyesi komple ironi ve çelişki dolu bir yaratık olarak mercek altındadır. İşte bu yüzden üzerine birçok psikanalitik okumalar yapılan Poe’nun eserleri sinemaseverler için de benzer iştahlar kabartır. Yazarın ölümünün sır perdesini aralayacağı müjdesini veren ‘Kuzgun’, edebiyat ve sinema seven sanat düşkünleri için tam bir bozgun olabilir. Çünkü film kaotik bir yazarın delilik sınırlarındaki yaşam mücadelesinden izler taşımadığı gibi ilginç bir polisiye olmayı da başaramıyor.

.
‘Kuzgun’ sisler içinde hızla uçan bir karga ve kadın çığlığıyla açılıyor, sonrasında şömineden sarkan bir kadın koluyla heyecan vaadediyor. Filmde, gerçekle kurgunun karışımını takip ederek cinayetlerin çözüleceği söylense de yaratıcılıktan uzak klişeler söyleneni sık sık inkar ediyor. Bolca sis, maskeli balolar, atlılar, uçuşan pelerinler, klostrofobik mekanlar, oluk oluk akıtılan kan ve arkadan tırmandırılan gerilim müziği klasik bir gerilim filmiyle yetinecekler için tatmin edici olabilir. Çünkü malzemeden kaçınılmadığı gibi aslında zengin içerik çar çur edilmiştir. Koskoca Edgar Allan Poe gibi edebiyat tarihine geçmiş büyük bir yazar Kuzgun’un içinde sıradan bir polisiye kahramanı olarak harcanmıştır.

Gerilim türü filmler seyircide büyük beklentiler, kararsızlık, endişe, heyecan, gerginlik ve korku gibi duygular uyandırmayı hedefler. ‘Kuzgun’da yanlış anlaşılarak bir dizi cinayete sebep veren Poe, gerçekten de çok yanlış, eksik, yüzeysel anlaşıldığı için yeterince iyi bir gerilim de olamamıştır. Bolca müzik destekli, neredeyse hiç sürprizsiz klişeler bütünü bir anlatı olmanın ötesine geçememiştir. Yine de Annebal Lee’ye dinlemek isterseniz, Poe’nun gazete editörleri hakkındaki fikirlerini merak ederseniz, diğer yazar rakipleri hakkında söylediklerini bilmiyorsanız ve tüm öykülerinden derleme yarım yamalak bir potporiye varım diyorsanız ‘Kuzgun’a yavrusu güzel görülebilir.

Anlatının tümüne bakıldığında içinde inanılması güç tezatlar barındıran dengeli sahneler, etkileyici replikler, uyumlu çelişkilerin yarattığı sarsıcı detaylar ve sinema sanatını sevdiren anlar olduğunu atlamamak gerekir. Ne yazık ki, düğümlerin seyirciyi ikna etmesi gereken bir finalle çözülmesi gerekirken film silik bir sürprizle bitiyor. Yetersiz bir açıklamayla çözülmüş bir polisiyenin tatsızlığı ve tatminsizliği finalle yükselmeye hazırlanan izleyiciye filmin başarılı sahnelerini de neredeyse unutturuyor. Sadece Poe sıradanlaşmıyor, yönetmen McTeigue’nun başarılı ve özgün sahneleri de kayboluyor.

Şenay Tanrıvermiş

Reklamlar