.
 Bahar geliyor ve kadınların mutlaka zayıflaması, incelmesi mecburiyeti halka sürekli enjekte ediliyor. Yaşamsal bir zorunluluk olan beslenme, yesen de yemesen de bizi her tutumuzla suçlayan bir eyleme dönüşüyor!


Egemen kültürün tüm değerleri sadece alışveriş merkezlerinde, medya organlarında, sokaklarda, evlerimizin mobilya oymalarında, halıların motiflerinde, bardakların üzerindeki baskılarda, ojenizin renginde değil vücudumuzun içinde, hücrelerimizde kendini kopyalıyor, yeniliyor, üretiyor.

Yeme ve yememe halleri insanlarda ağır bir suçluluk duygusu uyandırıyor. Popüler kültürün dayattığı anoreksiya artık bir hastalık gibi algılanmıyor bile.

Köprücük ve leğen kemiklerinin görünmesi yetmiyor, daha daha daha belirginleşmesi gerekiyor. Asla daha fazla zayıf lamanın sakıncası yok! Genç kadınlar ölüme götüren açlık yolunda olduklarının bilincindeler elbette, ama bu büyük davadan vazgeçmek söz konusu bile değil. Çünkü genç kadınlara mutluluğu 0 beden de bulacakları iyice öğretilmiş.

İncelme, zayıflama, erime artık tüm TV programlarının ve yazılı medyanın ana konularından biri. Hiç durmadan nasıl zayıflayabileceğimiz konusunda bilgilendiriliyoruz. Her TV kanalın sağlıklı, çabuk ve çok zayıflatan doktorları, profesörleri, beslenme uzmanları var.

Gazetelerin ekonomi, politika, güncel haberler, magazin dışında sağlık sayfaları ve medyatik yazarları hayatımızdalar. Günlük gelişen bir olay gibi toplumun tüm fertleri ve özellikle kadınları, nasıl beslenme ve beslenmemesi gerektiği konusunda takıntılı hake getiriliyor.

Yemenin her türlüsü kafaya takılması gereken bir soruna dönüşüyor. Bu problem devamlı yeni uyarılarla büyütüldükçe büyütülüyor. Böylece sorunun çözülmesi aciliyet kazanıyor ve konunun uzmanları hiç aralıksız canlı yayında anlatıyorlar.

İzleyicilerin kendileri de yeme içme konusunda konuşmak, anlatmak, paylaşmak ve öğretmek isteyecek kadar doluyorlar. Kendilerini denek, mutfaklarını laboratuar gibi görmeye başlayan genç kadınlar bloglar aracılığıyla kitlelere ulaşıyorlar.

Bu bloglar da günlük reçeteler vermeye devam eden kadınlar ölüme giden günlüklerini yazıyorlar adeta. Sanal dünyanın çok ilgi gören sayfalarında neler yediklerini, neyi neyle asla karıştırmadıklarını, neler yaptıklarını, ne kadar zayıfladıklarını yazıyorlar ve fotoğraflarla ispatlıyorlar. Zayıflatan haplar, bantlar, pedler, kepler, çoraplar, kremler, otlar tanıtılıyor.

Ne kadar iyi sonuç verdiği mankenler, modeller ve birbirinden güzel sıskalar tarafından yazılı ve görsel olarak önünüze dökülüyor. Kültür endüstrisinin ürettiği trendlerin etkisinde kalmamak ve bel çevresinde biriken yağlarınızla barışık olmak resmen utanmazlık, aymazlık haline geliyor! 38 beden kadınlar bile kendilerini obez hissedebiliyor.

Bilinçaltına nüfus eden reklamların, filmlerin, sokak panolarının, ilanların hiçbirini izlemediğini sanan kitleler hepsinden nasibini alıyor. En kötüsü fertler toplumun çok etkilendiğini ancak kendisinin hiç etkilenmediğini zannediyor. Tüketim kültürünün birincil hedefi kadın ve çocuklar ‘ye ye ye’ ve ‘yeme, yeme, yeme’ komutlarıyla inliyor.

Popüler kültür kurbanı bir nesil mutfaklarında eli kolu bağlı ne yapacaklarını şaşırmış, suçluluk içinde yaşamaya çalışıyor. Öyle ki, 36-38 beden üstü şarkıcı, star, oyuncular aldıkları 1 kilonun, verdikleri 750 gramın hesabını medyaya vermek zorunda bırakılıyor. Doktorlar bir yandan obezite, diğer yandan anoreksiya arasında gidip geliyorlar.

İnsanlar ya çok yiyor ya da açlık orucu sınırında mücadele veriyor. Yeme içme bozukluklarının ardında, altında yatan sebepler araştırılmalı ve varsa suçlular adalete teslim edilmeli!

Ahh ah yine de popüler kültür detoks programları icat edilse ve beraberinde zayıflatsa ne güzel olurdu, değil mi?

ŞENAY TANRIVERMİŞ

Reklamlar