.

Televizyonda mahremiyetimiz epeyidir orasını burasını açıyordu, şimdilerde ise çırılçıplak karşımızda poz veriyor. Durmadan ser ve sır veriyordu, kesinlikle ağzında bakla ıslanmıyordu ama artık kendi özelinin pornografisini çekiyor da izleyeni yok! Bir yandan muhafazakarlık ekranlarda tavan yaparken diğer yandan muhafazakarlığın soyunup gösterecek yeri kalmadığından olsa gerek mahremiyetin iç organlarının röntgenleri kanal kanal dolaşıyor.

Mahremiyet adeta tinsel ve duygusal tatminin burçlara göre günlük yorumlarıyla hava durumu gibi hergün yayında. Sıkı takipte, 24 saat izleniyor ve ancak görülemiyor bir türlü. Mahremiyet, kanser hastaları için bulunan karakovon kuma balı gibi aranıyor aranıyor da bulunamıyor, ender rastlanıyor, çabuk kayboluyor, hemen bozuluyor.

Bulunduğu anda bütün programlar gezdirilip masaya yatırılıyor, enine boyuna, kuyusu kuytusuna, dibine derinine inceleniyor. Tartışıla tartışıla titizlikle, saygıyla ve son derece usulünce ırzına geçiliyor. Ancak yine de televizyon insanlığını yapıyor ve kaçınılmaz durumlar için seyirciye zevk almasını öğretiyor. Arkadan kahkaha efektleri yükseliyor, sen de gül diye! Fondan müzik patlıyor sen de heyecanlan, eğlen, dans et, hayat çok kısa diye! Önceden haber veriliyor, gafil avlanma diye…

Televizyon yaşamımızda öyle sadece bilgilendirmiyor, eğlendirmiyor. Evimizin rengine, kapısına, bacasına, desenine ve şekline karar veriyor. İçine size uygun eş arıyor, üstelik bunu görücü usülüyle yapıyor. Herşeyi düşünüyor sizin yerinize ve akşama ne pişireceğinizi bile tarifleriyle gösteriyor. Mahremiyetimimizin peşinden koşmak yerine değişimin, dönüşümün farkına varmalı ve belki de mehremiyetin ölümüne en azından bir mevlüt okutmalıyız. Tabii TV ekranlarından yapılmalı dini ritüellerimiz bile! O artık ailemizin büyüğü, herşeyi bileni, rehberi, bizim için herşeyi düşüneni… Bakın bir kaç örnekle TV’nin bizim için verdiği sonsuz hizmeti görün;

Görücü usülüyle evlenmek gibi son derece a-acayip bir usulsüzlüğün gelenek olduğu bir ülkede son beş yıldır evlenme programları haftanın hergünü bir sürü farklı kanalda birden devam ediyor. Buna ne demeli? Demeli mi dememeli mi, yoksa mahremiyetimiz komple canlı yayında takip edilmeli mi? Ama biz takip edilince de edilmeyince de fena oluyoruz artık, en iyisi paravanı açtırmadan kaderimize aşık olunmalı mı? Evlilik programlarındaki paravanı kırıp vurup devirmeli mi? Yoksa yoğun bakım ünitelerindeki paravanlar kadar arkasındaki cesete doğru mu gidiyor durumumuz ya da az birazdan düzelip odaya mı çıkıyor nasıl bilmeli? Reklamdan sonra, az sonra, şimdi!

Kafalar çok karışık! Artık bütün mutfaklar ‘yemekteyiz’ ve hepsinde şefler yarışıyor. Öyle akşama kuru fasulye pilav yapmak yok! En azından pirincin kokusuna, basmatisine, baldosuna, incesine, kalınına, esmerine ve beyazına uygun fasulye seçilmeli! Çünkü bu fasulye iki buçuk liraysa konumuzdan çok uzak. Fasulyenin menşei ve 80 çeşidi pilavına göre seçilmeli, ülkesinin usulünce pişirilmeli ve yerel baharatlarla çeşnilendirilmelidir. Evlilik programlarında paravan açılmadan pilav tarifi vermeye kalkanlar var da, o açıdan yani…

Kısmet bulma programlarından önce sabah nasıl giyinmeliyim programına katılıp kendini geliştiren izleyici, sadece izleyici değil bundan böyle. İnteraktif seyirci isterse istediği stüdyoya gidiyor, bilgileniyor, eğleniyor ve üstüne günlük parasını alıp eve dönüyor. İzleyici olmak hakkıyla yapılırsa bir meslek yani! En mahrem bildiğimiz evlilik kararımızdan tutunda içimize giyeceğimiz kilotlu veya kilotsuz çorabın tonuna ve yatak odası problemlerimizi doktorlar heyetiyle gözümüzün önünde çözmeye varana kadar içimizdeler. Artık insanoğlunun kendi ilişkilerini kendisinin anlamlandırması, benliğinin ve kendine özgü gizlisi, sırları olmasının imkanı kalmadığı bir zamanda mümkünse herkes duygu, düşünce ve bedenini kamuyla ekranlarda paylaşmalıdır! Bu benim özelim, mahremim denen antikalarınız varsa özellikle insanoğlunun yararına göstermelisiniz. Çünkü artık böylesine nadide değerlere rastlanmıyor, madem siz de var sadece kendinize saklamamalı ve paylaşmalısınız mahreminizi ekranlarda.

.

Şenay Tanrıvermiş

Reklamlar