SEAN PENN’İN KAHKÜLÜ YÜZÜNE DÖKÜLÜR GELİR

.

Yönetmenliğini Paolla Sorrentino’nun yaptığı ‘Olmak İstediğim Yer’in senaristliğini Sorrentino, Umberto Contarello ile paylaşıyor ve filmin başrolünü iki Oscarlı oyuncu Sean Penn müthiş bir performansla canlandırıyor. Sean Penn sevenlerin asla kaçırmaması gereken son derece ilginç, renkli ve zengin oyunculuğu, filmi izlemek için başlıbaşına yeterli bir sebep. Evet yine Penn son derece tuhaf, oldukça hüzünlü, kırgın, dalgın, yorgun ve ayrık otu bir karakterle beyazperdeyi tamamen doldurmayı başarıyor. Öyle ki Penn tek başına oynuyor dense yeridir ama tabii diğer güçlü oyuncuların çıkarttıkları karakterler de gayet derinlemesine özelliklerini seyirciye hissettirmeyi incelikle başarıyorlar.

Ne de olsa Frances McDormand, Judd Hirsch, Eve Hewson, Kerry Condon, Harry Dean Stanton başrolleri paylaşıyorlar. Daha önce Filmekimi gösterimlerini kaçıranlar için ‘Olmak İstediğim Yer’ tüm sinemalarda.
Filmin başlarında kahramanın yaptığı yorumlardan biri günümüzde kendini bir şekilde sanatçı görme heveslilerine tokat gibi sert ancak kibarcadır; ‘Bugünlerde kimse çalışmıyor artık, herkes sanatını yapıyor.’ Kendi sanatının ve sanata bakışının özetini kahramanı aracılığıyla güzelce özetlemiştir Paolla Sorrentino.

Örnek bir tipleme üzerinden soyut birçok kavramın insan ruhu üzerindeki gizemli ve sonsuz etkilerini Sean Penn’in yüzünde çekmiştir adeta. Yalın cümlelerle sözü indirger ancak hiç dolmayan bir fıçı gibi her duygu ve düşünceyi Penn’in yarattığı portreyle çoğaltır. Karşıt cinsiyet simgelerinin içiçe geçtiği karakterimiz bir buluşma noktası gibi arafta ve tertemiz kalmış bir tipleme yaratır. Bu da ortak/bireysel, duygu’mantık, ışık/karanlık, rüya/gerçek arası bir nehirde suya yazılmış temiz bir kahraman doğmasını sağlar.
Filmin türü dram/komedi olarak sınıflandırılmış.

Genellikle ne dram ne de komedi unsurları taşımayan birçok film için böyle yazılır. ‘Olmak İstediğim Yer’ için bu tanımlama tam yerinde, çünkü incecik esprilerin hüznün içinde barındığına uygun harika sahneler filmin geneline yayılmış. Zaten bunalımlı ve orta yaşını aşmasına rağmen ergenliğe bile girememiş bir yetişkin çocuğun gözünden dünya öyle farklı ve temiz ki…

Sıkılmayla bunalma arasındaki farkı anlamaya ve anlatmaya çalışan bir karakterin filmi gibi başlıyor herşey. Dünyadan kopuk, şarkı söylemeyi bırakmış eski bir pop starın bu dünyaya kırgınlığı ise ün, şöhret, ilgi kaybından filan değil. Film, bu derin hüznün ve anlaşılmaz acının sebebini en baştan biraz söylese de gittikçe açılan geçmişiyle birlikte karakter daha iyi tanınır, sevilir, hissedilir kılınıyor.

Babasının ölümüyle birlikte geçmişine doğru küçük bir valizle büyük bir yolculuk başlar. Sonra birden yol filmi izlediğinizi sanırsınız. 30 yıldır görmediği babasının Auschwitz toplama kampında Naziler tarafından işkence gördüğünü öğrenir kahramanımız. Bu Nazi subayını bulmak ve intikam almak ister. Kendisine neden bunca yıl babasını görmediğinin hesabını sorar ve 15 yaşındayken babası tarafından sevilmediğine karar verdiğini anımsar.

Flashbacklerle geriye dönmez yönetmen, sadece acıtan bir çift söz ve film boyu ruh okşayan muhteşem müzikler kullanılır. İntikam peşinde Amerika’yı baştan başa arkasından çektiği küçük valiziyle dolaşır absürt kahramanımız. Dolayısıyla tablo tadında gözalıcı doğa ve şehir görselleri filmi ayrıca çekici ve akıcı kılar. Birbirinden güzel gökyüzü sahneleri ayrıca büyük bir derinlik, boşluk ve adeta alabildiğine düşünme derinliği sunar, belki de buyurur. Çünkü bir zamanlar gamsızca gökyüzüne bakıp bulutları seyreden babası için belli ki dünya daha sonra dar olmuştur. Dahası yol filmi tadına varmak üzereyken üste üste bindirilen Auschwitz toplama kampı görüntüleri küçük bir belgesel niteliğindedir. Kısacası az lafla bol sinema yapılmış ve çok katmanlı bir anlatımla felsefi konulara saf ve samimi yorumlar getirilmiştir. Deyim yerindeyse yaşamla ilgili açıklaması çok zor birçok konu sadeleştirilmiş ve büyümemiş bir yetişkinin gözüyle dile gelmiştir.

.
Filmin bir yerinde ‘ölmenin birçok yolu vardır ama en kötüsü yaşamaya devam ederek ölmektir’ der karakterlerden biri. Babası tarafından sevilmediğini düşünerek canı acımış eski bir starın bezgin ruhu, Amerikan vahşi ve bakir doğasına denk getirilerek irdelenmiştir. Belki ergenliğe geçmeden ölen bir yetişkinin can çekişmesi gibi geçen bir ömrün gözlerinden akan yaşlarla nasıl dünyaya baktığının resmi çekilmiştir. Geniş açı manzaralardan sonra aniden ekstra yakın yüz çekimleri üst üste geldiğinde anlatının tonu, modu, ruhu ve sesi capcanlı bir güç kazanır.

Sean Penn’in mükemmel saç ve makyajı yakın plan çekimlerde usta oyuncunun jest ve mimikleriyle öyle etkileyici, inanılmaz, gerçekçidir ki muhtemelen oyuncunun en unutulmaz performanslarından biri olacaktır filmografisinde. Gerçekten saç ve makyaj başka türlü olsa film de başka türlü olacaktır sanki. Hatta karakter başka türlü doğacaktır çıkarımına girmemek bile zor olabilir artık. Penn’in kahkülü yüzüne dökülür gelir ve maşallah izleyicinin bilinç karşıtlıklarının ayırdına varmasını sağlayarak ekranı dengeler gider. Çünkü sesindeki yavaş, ağır ve ironik tonla beraber saç ve makyaj birleşince kusursuz bir uyum yaratılmış, tamamen inandırıcı bir karakter derinliği yüklendirilmiştir Penn’in omuzlarına ve en çok yüzüne.

Artık her türlü tuhaflığı yakıştıracağınız bir karakter sadece saç ve makyajla alt yapılandırılmıştır. Zamanında eroin kullanan ama hiç sigara içmemiş bir adam olması tabii ki normal gelir. Herkesin neşeyle dans ettiği bir şarkının dipsiz acısını hissederek kalabalığın ortasında yapayalnız ağlamak yakışır ona. 30 yıldır neden konuşmadığını bilmediğini henüz farketmesine şaşırılmaz. Babasının intikamını aldığı şiirsel final sahnesi ona uygun absürtlüktedir. Ve absürtlükten daha normal bir beklentiniz yoktur zaten kahramanımızdan.

Penn yaşama yeni bir yorum katabilmiş ender starlardan birini oynarken duygu dışavurumlarımızın farklılıklarına son model bir örnek daha sunmuştur. Yönetmen adeta şiirsel bir incelikle şöyle der izleyiciye; ‘İşte bak böylesi de var, hiçte sizin sandığınız ve öngöryargılarınızla çözdüğünüzü sandığınız gibi değil insanlar. Hatta belki de sizden daha insandırlar bu saçı başı aykırı ve normlara uymayı reddeden karakterler…’

.

Şenay Tanrıvermiş 

Reklamlar

SEAN PENN’İN KAHKÜLÜ YÜZÜNE DÖKÜLÜR GELİR’ için 12 yanıt

  1. Çok guzel ve duygusal bır yorum. Sanırım bütün analizlerinizde aynı duygusal yoğunluk var. Ama filmi de zaten çok sevdim.

    Beğen

  2. Mutlaka gideceğim çünkü sean penn bayramının. Diğer analizler sizinki kadar anlam ve duygusal degerlendirmemisler. Konu ise çok sıradan ve fragmanla uyumsuz görünüyor.

    Beğen

  3. Filmi izledim ve diğer yorumlarınızda olduğu gibi yine abarttiginizi düşünüyorum. Evet gercekten yazdığınız pek çok şey doğru ama duygular konusunda sizi sinirlene bulduğumu söylemeliyim. Yine de guzel bır yazı ve iyi bır film. Ellerinize saglık ve eleştiri icin kusura bakmayın lütfen. Teşekkürler.

    Beğen

  4. Filmin çocuksu masumiyeti ve Sean Penn’in olağanüstü oyunculuğu superdi gercekten. Başka biri oynasa film bu kadar başarılı olmazdı bence. Ses tonu, makjaji ve yüzü karaktere cuk oturmuştu gercekten. Siz de çok filmi çok doğru degerlendirmissiniz. Herkesin artık is degil sanat yaptığını sanması komik ve saçmalık.

    Beğen

  5. Film aile iliskileri üzerine harika mesajları olan çok kaliteli bır yapımcı. Senaryo ilginç degildi ama oyunculuk 10 numaraydi. Sac ve makyaj konusunda sizinle tamamen hemfikirim.

    Beğen

  6. Oyunculuk diye buna derim, senaryo ve konu da fena degil ama Sean penn olmasa çok sıkıcı bır olabilirdi. Yerine baskasını düşünemiyorum bu rol icin. Sanki senaryo ona yazılmış. Makyaj ve sac konusunda çok haklısınız. Zaten ödül almış bu dalda galiba. O sac öyle olmasa bu filmde böyle olamazdı diyecek kadar kusursuzdu. Sean Penn’in bu rolü unutulmazlar listesine girmeli oyunculuk acısından.

    Beğen

  7. fragmanı bile davetkar, afişi bu filmi görmezsen olmaz diyor resmen. babaya baba bir rol vermişler besbelli, mutlaka göreceğim bu filmi. hele de bu makaleden sonra bşart oldu. illa ki gedeceğiz yani…

    Beğen

  8. Filmi izledim ve acaba yanlış filme mı geldim diye düşündüm. Çünkü film ve bu yazının ilgisi yok. Galiba ciddi Sean penn hayranisinz ya da hatta fanatiği filansiniz. Film ve yazının ilgisi sıfır ne yazık ki.

    Beğen

  9. Bazı yüzler sinema icin yaratilmistir ve sanki kamera onları çok daha fazla sever. Bu mükemmel güzellikten kaynaklanmaz ya da böyle açıklanamaz. Sean Penn’de böyle yüzlerden. Ornegin Tuncer Kurtiz’de böyle bır isim bizim sinemamızdan. Tabii ses tonu ve gırtlağı da çok etkili, bu film de oyuncunun kırılgan sesi muhtesemdi.

    Beğen

  10. Ciddi fiyasko bır film, sadece Sean penn ve manzaralar var. Konusu yok, olay yok, heyecan sıfır. Sadece penn’i izliyoruz çok sıkıldım. Neye ve kime göre yorum yapılıyor anlamıyorum. Yazınızı okuyunca gerilimli, ruhsal bır film sandim. Çok yanıltıcı buldum yorumunuzu. Herhalde koyü, sıkı, fena bır penn hayranisiniz.

    Beğen

  11. Çok çocuksu ve masum bır karakterin kırılganlığı süper verilmiş. Sigara içme mevzuusu ve filmin sonunda büyüdüğünü bu sekilde vermesi yine çok yaratıcı ve dokunakliydi. Sinemadan çok mutlu ama hüzünlü çıktım. Evet gercekten var böyle insanlar.

    Beğen

  12. herkes örümcek adama batmane koşarken ben küçük bir salonda bir kaç kişiyle birlikte sean pennciğimi izledim. izlemeye doyamadım. manzaralar ayrıca olağanüstüydü. oyunculuk zirvedeydi. ve intikamı beni çok ama çok eğlendirdi. tavsiyeniz teşekkürler.

    Beğen

Bir Yanıt bırak

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s