.

Kanadalı yönetmen ve senarist David Crononberg korku, bilimkurgu, psikolojik öğeleri barındıran ve iç içe yediren ilginç filmlerine ‘Cosmopolis’ ile devam ediyor. Crononberg yine bedensel takıntılar, bulaşıcı zührevi hastalıklar korkusu, medeniyet ve teknoloji sonrası insan vücudunun uğradığı fizyolojik ve psikolojik değişimler üzerine düşündüren, kafa karıştıran bir film ile vizyona girdi. Ülkemizde çok ilgi görmese de yurt dışında övgüyle karşılanan film, Don Delillo romanından adapte edildiği için ayrıca merak uyandırmıştır mutlaka.

Ne de olsa Don Delillo, post modernizmin babası sayılan ve birçok kült olmuş başyapıtın yazarıdır. Yapıtlarında Amerikan kültürünün tüm ikonik değerlerine zarifçe dokunarak farklı bir anlatım tarzı yakalar, mizahının içinde dokunaklı ve ümitsiz bir hava da bunaltır, gülümsetir. Yani lezzeti hem pop kültürünü kucaklar hem de kucakladığı kültürü alabildiğine taşlar. Yönetmen usta yazarın eserini kendi senaryolaştırmıştır. Böylece aurası, klostrofobik ve kıyametimsi şehir yaşamının çıkışsızlığı, kara delikleri ve sancılı kahramanlarıyla tam kendine özgü bir film çıkmıştır ortaya.
Konusunu ve karakterlerini çözümlemek pek kolay iş değildir doğrusu! Hayırlara çıksın ama anlat denilse anlatılamayacak rüyalar vardır ve çok etkisinde kalınır. İşte Crononberg filmlerinde de böyle bir etki ve iklim içinde kaybolunur. Yönetmen genellikle arızalı, deforme olmuş, çeşitli şekillerde vücuduna yanlış bir şeyler enjekte edilmiş veya enjekte edilme korkusu içindeki tuhaf kahramanların bakış açısından anlatır tüm hikayelerini.
Eric Packer 28 yaşında bir milyonerdir ve Manhattan’a iş için gelmiştir. Ancak mutsuz adamın takıntılı iş, aşk ve yaşam görüşü sıkışık trafikte kendi sorgulaması ve arabaya giren diğer karakterler eşliğinde değişir, gelişir, dönüşür. İlginçtir Eric (zaten ilginç olmayan her durum ve kişi sırıtır anlatı içinde) şehrin diğer ucundaki berbere gidip saçlarını kestirmek ister. En basit bakış açısıyla bile ‘saç kestirme’ eyleminin anlatının merkezine konan bir hedef gibi gösterilmesi psikanalitik okumalar yapmaya çağırır izleyiciyi. Eric’in günlük muayeneden geçen, prostat sıkıntılı ve takıntılı bir karakter olduğu göz önüne alınırsa karakterin kendine duyduğu büyük bir öfke olduğu varsayılabilir.

Tabii ‘saç kesme’ eylemini hadım edilme korkusunun bilinçdışına yansıması olarak algılamakta mümkündür. Çeşitli ilişkilere giren ancak istediği kadınla birlikte olamayan Eric en sonunda saçını tam kestirmez, yarısında kalkar. O istediği kadına dokunmayı başaramazken, limuzinin dışındaki anti-kapitalist eylemciler de Eric’e dokunmayı başaramazlar. Limuzin Eric’in iktidarını sembolize eden lüks, konforlu ve ayrıcalıklı oluşunun ilanı gibidir. Bir ulaşım aracı olarak daha pahalı, geniş ve uzun olması elbette Eric’in iktidarına atfedilen kodlardır. Neredeyse tüm film limuzinde geçer, araba adeta kahramanın ikinci derisi, korunağıdır. Arabanın içindeki dijital, sanal, soyutlanmış dünya dışarıdaki dünyadan daha gerçek, emniyetli ve anlaşılır görülmektedir.

Cosmopolis’in bütününde kullanılan absürd diyaloglar ve tekrar cümleleri eğlenceli ve esprili bir kara mizah yaratır. Yönetmen, insanoğlunun ilerleyen teknoloji içinde kasılıp kalan naif duygu hallerinden ince iğnelemelerle acınası komediler çıkartır. Her gün ilerleyen teknoloji ve alet dünyasında zavallılaşan insanın karşılanamayan ilkel duygu ve düşünce ihtiyaçları ironik sahneler oluşturur. Crononberg seyircinin belki de görmek istediğinden daha fazlasını dil, semboller, mitler ve imgeler aracılığıyla ısrarla anlatmaya ve hissettirmeye çalışır.

Aynen Eric’e anti-kapitalist eylemcilerin seslerini duyurmaya çalışması ve pankartlarını, mesajlarını göstermek istemesi gibi… Başrollerini ‘Alacakaranlık’ serisinin dikkat çeken oyuncusu Robert Pattinson, Paul Giamatti, Juliette Binoche, Jay Baruchel, Kevin Durand, Mathieu Amalric, Samantha Morton, Sarah Gadon ve Emily Hampshire gibi zengin ve önemli isimler paylaşıyor. Günümüzün ekonomik krizine paralel konusu ve sadece güçlü kadrosu bile izlemek için yeterli sebep teşkil ediyorken ilk yarıda salonu terk edenleri not etmekte fayda olabilir. Zira Crononberg sineması yorumlaması zor rüyalar gibidir ancak duygusu ve bir miktar düşüncesi mutlaka bulaşır.

.

Şenay Tasnrıvermiş 

Reklamlar