.

360 son derece güçlü ve marka oyuncu kadrosuna rağmen ‘kes yapıştır’ bır filmin ötesine tam olarak geçemiyor ne yazık ki! Birbirinden kopuk hikayelerin kesiştiği postmodern yapısıyla genel olarak bir bütün olusturamiyor. Mekan secimleri ve çekildiği bircok farklı guzel kentin isimleri yazıldığında oluşturduğu beklentiyi de karsilayamiyor. Yani sabun köpüğü romantik komedi olmanın ötesinde bır iddiası var gibi duruyor ancak cogu kere basit bosluklarla ve ikna edemeyen cozumlerle anlatıyı dolduramiyor, doyuramiyor.

Neredeyse her sekansa başka öykü düşerken öykülerin her biri de ayrıca kendi icinde cikissiz bır noktada kalakaliyor.

Gerçi filmin böyle birsoylemi de var zaten. ‘Hersey olacağına varır, bazen yapacak birsey yoktur cogu kere hayatta’ gibi sözlerle care bulunmaya çalışılıyor. Ornegin Anthony Hopkins’in canlandirdigi baba karakterinin kayıp mı ölü mü olduğunu bilemediği kızı icin söylediği sözler gibi. ‘Eğer yaşıyor ve aramıyorsa aramiyordur, öldüyse sonsuza kadar gitmiştir ve yapacak birsey yoktur’ diyor büyük bır ciddiyet ve farkındalık edasıyla. Oysa kendi yasak iliskisi yüzünden kızının kaçtığını anlatıyor daha oncesinde.

Sorumluluk ve vicdan azabı icinde kivranmasi gereken bır karakterin dunyanın sırrını çözmüş halleri sempati uyandiracagi yerde itici bile gelebiliyor tabii. Yapılacak en iyi duanın ‘.iktir et’ olduğunu bır papazdan öğrendiğini anlattığında yasam felesefesini iyice açığa çıkartmış oluyor.

Filmde aynı mantıkla, olay örgüsünün dugumlendigi noktalarda ‘.iktir et’ kolaycılığına kaçtığından olsa gerek hiç tatmin etmiyor. Her sekansta gayet ciddi ve önemli sorunlarla meseleyi anlatıyor ve karakterlerin derinlemesine bunalıma girdiği kuyuları gösteriyor ve kaçıyor adeta. Filmin tam da bu yükselme noktasında birseyler söyleyeceğini beklerken olayları basit çıkışlara bağlamaya calışması inandırıcılığı öldürüyor. Yönetmenin isin icinden sıyrılmak icin kaçtığı duygusu güçleniyor.Oysa insan iliskileri, evlilik ve kadın-erkek beraberliği hakkında çarpıcı girislerle konuyla ilgili söylenecek sözü olduğu müjdesini veriyor her sahne girişinde.

Aldatan, aldatmayı düşünen ve vazgeçen farklı karakterlerin hiçbirinin neden böyle bır macera arayışına düştükleri, neden vazgeçtikleri ve sonra aniden neden beraberliklerinde mutlu olduklarına dair de hiçbir açıklaması yok. Ornegin Jude Law’in canlandırdığı karakterin ailesi sebepsiz yere birlikte mesut oldular sonunda. Zaten filmin tam havalandırmayı başardığı her karakterinin tek tek yere çakılmasinin sebebi de böyle açıklanabilir. Hepsinin öyle ya da böyle illa ki mutlu olması! Üstelik mutluluklarına sebep olacak hiçbir gelişme olmadan. Bır tek hayat kadınının para dolu valizi alıp kaçmasının dısında. Ancak öyle son dakika da gelişen bir olaydı ki valiz sahnesi inanmak veya sevinmek yerine sok ederek seyirciyi şaşırttı, oturttu. Zeka ürünü bır sok final yerine olaylar iyice karısınca siyrilip kaçan bır son!
Kısacası hayal kırıklığı 4 yıldızlı ve yine de filmin yıldızları çok fiyakali. Sesi cok etkileyici birinin dokunakli bir tonla ve vurguyla bos bos konuşması gibi bır iz birakiyor sonuçta. Sadece herbiri digerinden fazla seyir zevki veren oyuncular icin gidilirse gidilir.

.

Şenay Tanrıvermiş

Reklamlar