Evim Sensin fragmanları aşk dolu romantik bir yapımı müjdeliyordu. Gerçek hayatta da sevgili olan Özcan Deniz ve Fahriye Evcen ise perde de birbirlerine çok yakışmış ve ışıklı bir çift olmuşlardı. Galiba biraz gözyaşı ve bolca sürpriz var dedirten fragmandan izleyiciye bir duygu akışı başarılmıştı. Dolayısıyla filme gidildi ve filmin türünün komedi olduğu kanısına varıldı ne yazık ki!

Film öyle mekanlar ve dekorlar içinde çekilmiş ki her haliyle bu coğrafya da çekildiğini inkar etmek için titizlikle uğraşıldığı görülüyor. Türkiye’de çekilen ancak Amerikan görünmek isteyen mekanlar ve karakterler aslında birbirine uyumlu ancak seyircisini de ithal etmesi gerekecek gibi duruyor. İnanılması güç ama bilardo oynuyorlar, ormandaki evlerinde yaşıyorlar ve göl kenarındaki evlerini aynen Amerikan filmlerinde olduğu gibi tek başına kolayca inşa ediyorlar. Ayrıca yabancı müzikler eşliğinde romantizm yapıyorlar ve derken aniden Fahriye Evcen bir Karadeniz şarkısı patlatıyor. Üstelik çokta iyi söylüyor gerçekten. Dahası filmin en büyük başarısı için Fahriye Evcen denilebilir açıktan; neredeyse tüm sahnelerde ya kıkırdıyor ya da ağlıyor. Oyuncuyu ağlamaya ve gülmeye hazırlayan duygu ve atmosfer inandırıcı olmadığı için başarısının altını çizmek gerekiyor. İstenileni başarıyla kotarıyor ve duru güzelliğiyle göz dolduruyor, fazlasıyla seyir zevki veriyor. Kısacası filmi çekilir kılıyor ve iyi senaryolar da ne performanslar çıkarabileceğinin sinyallerini müjdeliyor.

Tabii yine herkes villalarda oturuyor tıpkı dizilerdeki gibi. Hatta güya fakir oğlan İskender’in bile biraz dağınık bile olsa mis gibi villası ve kocaman bahçesi var. Üstelik kendisi filmdeki tanımıyla ‘amele’ ve ayrıca karavanı var, hatta üstü tam kapanmasa bile jipi de var. Yani film Türkiye gerçeklerini çok iyi gözlemlemiş, toplumsal gerçekçi bir film… Tüm bunlar yetmezmiş gibi bir de tavan yapmış bir özgüvene sahip İskender! Kodu mu oturtuyor, esiyor, gürlüyor, yürüyüşünden sadece kızlar değil yer gök etkileniyor. Zaten genel de ağır çekim de ve yükselen müzik eşliğinde yönetmen kendisinin reklamını yapıyor adeta! Kendi çektiği filmde kendi yakışıklılığından bu denli etkilenen belki de ilk yönetmen Özcan Deniz oluyor.

Zengin kız Leyla ise neredeyse saflık derecesinde iyi kalpli, çocuk gibi konuşan, biraz şaşkın, dünyadan habersiz, hafif Ayşecik ve bolca Yeşilçam karakterinin karışımı. Zaten bir yerde Türkan Şoray performansı yaparak ayrıca referans verip gönderme yapmaktan kaçınılmıyor. Anlamlı anlamsız kıkırdamaları, ilgisiz şirinlikleri ve bolca kostüm eşliğindeki Leyla bir karakter olmaktan çok klişe tiplerden birine bürünüyor. Zaten filmdeki tüm karakterler için aynı şey söz konusu. Yüzeysel ve derinlikleri olmayan ve eğer varsa gösterilmeyen ezbere bildiğimiz tiplemeler anlatının her yerinde boy gösteriyor. Örneğin kaçık doktor, karikatürize edilmiş yakın arkadaş çevresi, kötü kalpli eski sevgili, aşıkları izlerken rakı içen iyi kalpli büfeci adeta bütün mahallelinin ana karakterlerin aşkları için yanıp tutuştuğu Yeşilçam klasiklerinden fırlayıp gelmişler gibi duruyorlar. Ancak her biri hiç inandırıcı olmayan olay örgüsü içinde bir kez daha sırıtmaktan başka hiçbir işe yaramıyor.

Aslında teknik olarak kurgusu, çekimleri ve kamera hareketleri temiz ve iyi kotarılmış bir iş olsa da, senaryo öylesine kopuk ve yetersiz ki filmi kurtaramıyor. Senaryonun uyarlama olduğu ve kötü faturanın bu anlamda Deniz’e çıkartılmaması gerektiği elbette doğrudur, ancak sinemanın yönetmen sanatı olduğu ve uyarlamanın da yine aynı elden çıktığı da dikkat çekiyor. Sonuçta bol mendille gidilen eski melodramlardan biri olmayı hedefleyen ‘Evim Sensin’ neredeyse komik hallere düşüyor ve komedi türüne daha çok göz kırpıyor.
Hala aşka inanlara armağan edilen filmin aşk anlayışı köksüz, kopuk, kolaj ve taklit olduğu için anlatısına inandıramıyor.

.

Şenay Tanrıvermiş 

Reklamlar