Anna Karenina

Şenay Tanrıvermiş


ana logo

Şenay Tanrıvermiş
senayt@windowslive.com

 

Tolstoy’un dünya edebiyatına armağanı Anna Karenina fonda 19. yüzyıl Rusya’sının toprak reformu, köleliğin kaldırılması, aristokrat ve köylü halkın yaşam farklılıkları, çelişkileri, toplumsal değerler ve bu değerlerin bireyler üzerindeki etkisi, baskısını müthiş bir yasak aşk hikayesiyle anlatır. Herkesçe bilinen bir romanın sinemaya bir kez daha uyarlanması her defasında ayrı bir heyecan ve merakuyandırır. Joe Wright‘ın adaptasyonuyla Anna rolünü Keira Knightley, Anna‘nın kocası Alexei Karenin‘i Jude Law, Anna‘nın yasak aşkı Vronski‘yi ise Aaron Johnson oynuyor. Romanın zengin ve çok katmanlı iç monologları ve yan karakterlerin yaşam felsefelerinin hepsini birden sinemaya aktarmak elbette imkansız olduğu için yönetmen yasak aşkı mercek altına alıyor.

Romanın paralel hikayesinin güçlü kahramanları Levin ve Kitti mantıklı olanı tercih ederek evleniyor, çocuk sahibi oluyor ve gerçek mutluluğu yakalıyorlar. Gerçi Levin ve Kitti adeta tek boyutlu karakterler gibi sunuluyorlar ama hikayenin işleyişine büyük katkı da bulunuyorlar yine de. Anna ve Vronski ise aşkı tercih ediyorlar, hem kendilerini hem deailelerini lekeliyor, felakete sürüklüyorlar.

Her ikisini de çıkmaza sokan büyük toplumsal baskı ve dışlama özellikle Anna için çok daha dayanılmaz ve yaşanılmaz bir dayatmayla karakterin dramatik sonunu hazırlıyor. Anna Karenina aslında kocasını aldatmıyor çünkü açıkça hatta gururla aşkına sahip çıkıyor ve dahası gururla ilan ediyor. Büyük aşkının akıl dışı coşkusuna kapılıyor, kayboluyor ve kendi kontrolünü sağlayamaz hale geliyor. Bütün gücüyle Vronski’ye sahip olmak isterken yasak aşklarının meyvesi kızlarını bile garip bir bilinçaltıyla sahiplen/e/miyor. Aslında çok sevdiği oğluna da kendini layık görmüyor artık.

Bilinçaltı kodları, çevre baskısı ve yasak aşkı arasında sıkışıyor. Birkaç cılız sesin dışında kendisini anlayan, sahip çıkan ve durumunu hafifleten bir dayanağı da olmuyor. Aslında Vronski’de Anna’yı seviyor ancak aynı şiddette bir sevgi ve coşkuyla aşklarına sarılmıyor. Anna aşklarının içinde üşümeye, yalnızlaşmaya, tükenmeye ve hızla finale sürükleniyor böylece. Toplumsal kuralları çiğneyen kadın karakterler birçok başka yapıtta yine aynı sona mahkum edilmiştir ne yazık ki! Böylece katharsis sağlanır, aldatan kadın ölerek hem cezalandırılmış hem de bir ölçüde aklanmış olur.

Ancak günümüz adaptasyonlarında metnin içeriğine sızılacağı ve bazı değişiklikler yapacağı umudu yine gerçekleşmemiştir. Kısacası Joe Wright metne sonuna kadar sadık kalmış, birebir ve derinlemesine aşıkların ve bu aşkın en yakın tanığı kocası Alexei Karenin kıskançlık krizlerini, bunalımlarını, vicdanını, sevgilerini ve aşklarını merkeze koymuştur. Sonuçta daha önce de başarılı adaptasyonlar yapan yönetmen yine farklı, zengin ve metne uygun atmosfer ve görsel dil kurarak çok keyifli bir seyir sunuyor.

Sahne geçişleri ve özellikle tek bir ana mekandan kurduğu bağlantılı uzamlar  hikayeye düşsel ve sezgisel bir tatmin sağlıyor. Tren sahneleriyle yapılan geçişler yaratıcılık  iddiasında değil zaten ancak doğru zamanlama ve hızla, soyut ve somutun ilişkilendirmesi eğlenceli bir düzey yakalıyor. Sık sık tiyatro sahnesini andıran odak mekan ve uzama yapılan her dönüş düşünceyi ve ana duyguyu yükseltiyor, vurguluyor.

Joe Wright sinemaya gelen izleyiciyi zaten bildiği bir hikayeyi izlerken sıkmamak içinteatral bir dille, müzikle, ışıkla ve abartılı bir oyunculukla doyurmak istemiş ve başarmıştır. Keira Knightley’in büyüleyici kostümler eşliğindeki masalsı sunumu ve doyum olmaz dans sahneleri gerçekten estetik tatmini fazlasıyla sağlıyor. Ayrıca teatral mekan ve oyunculuk sayesinde seyirci hiç yorulmadan kendisine kolaylıkla sunulanın hazzına varıyor. Sonuçta teknik açıdan birkaç Oscar birden alacağına şimdiden kesin gözüyle bakılıyor.

.

Şenay Tanrıvermiş 

Reklamlar

Anna Karenina’ için 9 yanıt

  1. haftanın filmi, ya da haftanın masalı mı diyelim. kesin gidilecek, belli ki hakkı verilmiş…

    Beğen

  2. içim ısındı, şimdi gidip şöyle bir imkansız aşk izlemeli bir daha. üstelik anne karanina’nın aşkından daha büyük aşk mı var.

    Beğen

  3. bir 19 yy romanından yapılan sinemaya insanlar koşarak gidiyorsa, duygu biraz duygu bütün isteğimiz buyduuuuuuuuuuu, diyorum:) mutlu yıllar:)

    Beğen

  4. açıkçası film beni baydı, kostümler hariç çarpıcı birşey göremedim. anlatım sıkıntılıydı ve artık bu klasiklerin çağı bence geçti. zorlamanın alemi var mı bilemiyorum ama sanırım seçkin ve kültürlü görünmek için yapılıyor bunlar.

    Beğen

  5. sonunda biri doğruyu yazmış, film bayılttı. 3d ler filan varken anna karenina mı çekilir iki kostüm uğruna. beğenmiyorum ve dislike yapacak buton olsa valla da tıklardım. istediği oskarı alsın dert değil. benim lafım sizin tanıtımınıza değil ama bu tarz filmleri çekenlere, sevenlere, gidenlere…

    Beğen

  6. birçok ankette yılın en iyi ilk 10 filminden biri seçilmiş, demek ki güzel ve sıkıcı:) tam da yorumlar gibi:)))

    Beğen

Bir Yanıt bırak

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s