Şenay Tanrıvermişana logo
senayt@windowslive.com

 

Recep İvedik serisinin ardından karşımıza farklı bir afişle ve yepyeni karakterlerle çıktığını sandığımız Şahan Gökbakar aslında tüm çalışmalarından izler, kesitler taşıyan bir yapımla karşımızda. Karakterlerin üslupları İvedik’in orta okul okumuş halinden çok daha ileride ya da farklı değil. Kaba komedi unsurlarını bolca kullanarak her kesimden seyirciyi güldürmek hedeflenmiş  ve şimdiden amacına ulaşacağı da kesin gibi görünüyor.

Her ne kadar salondaki kahkaha sesleri inkar edilemeyecek kadar gür ve yoğun çıksa da, Gökbakar kardeşlerin filmi kaba komedi (slapstick) öğeleri taşısa da, basit ve kopuk skeçler gibi duruyor maalesef. Çünkü Celal, İvedik’ten farklı olarak biraz daha duygusal, medeni ve uyumlu gibi görünse de İvedik gibi tükürüyor, kusuyor ve yine bolca tuvalet esprileriyle kolaya kaçıyor. Skeç odaklı filmin gayet yaratıcı sahneleri de ne yazık ki garantili olduğu hesaplanan İvedik matematiğine kurban ediliyor. Bütündeki kopukluk ve basite kaçış hayal kırıklığını büyütüyor. Çünkü filmin afişinde görülen Ezgi Mola ve diğer oyuncular anlatı içinde gerçekten görülmüyor denilebilir. Celal ile Ceren’in öyküsü değil Celal ile Celal’in öyküsü öne çıkıyor hatta her taraftan İvedik fışkırıyor, patlıyor. Film yine Recep İvedik alışkanlığıyla Şahan’ın vücut dili ve jestlerine sırtını dayayan bir yapıdan ötesini istemiyor bile. Kısacası Ezgi Mola ismiyle yaratılan oyunculuk beklentisi de boşa çıkarılıyor.

Hikaye bütünlüğü İvedik’e oranla biraz ilerleme kaydetse de tam olarak oluşturulamadığından ve bütünlük Şahan Gökbakar üzerinden kurulduğundan diğer oyuncuların performanslarının önemi azalıyor, siliniyor. Tek oyuncunun merkeze konarak yapılandırıldığı komedi anlayışı biraz Kemal Sunal sinemasının ilk yıllarını anımsatıyor. Şahan’ın kaba komedisi bu anlamda kendisini de İvedik’e hapsettiğinden aslında en çok kendini bitiriyor gibi. Diğer erkek oyuncuların da hepsi, karakter derinliği olmayan ve hepsi İvedik uzantısı tiplemeler olduğu için anlatı kısa bir süre sonra kısırlaşıyor. İlk yarım saatten sonra kaba mizahın dozu arttıkça metnin dili yavanlaşıyor. Kubilay’ı canlandıran Gökçen Gökçebağ’ın başarılı oyunculuğu dikkat çekse de, erkek diyaloglarının benzerliği oyuncunun sıyrılmasına izin vermiyor.

Son dönem Hollywood romantik komedilerinin birçoğunu anımsatan sahne ve göndermelerle zenginleşebilecek metnin bir türlü İvedik ağzından kurtulamaması ‘yazık’ dedirtiyor. Çünkü klişeleşmiş durum saptamalarına getirilen özgün ve yerel bakış açısı İvedik kabalığıyla ne yazık ki ucuzluyor. Belli ki herkesin güleceği garantili bazı sahne ve diyaloglardan kurtulabilse, Gökbahar kardeşler çıtayı epeyi yükseltmek üzereymişler.

Genç jargonun erkek dilindeki şiddet ise çarpıcı araştırmalara konu olacak gibi görünüyor. Avam dilin içine yerleşmiş ‘çaktım, ittim, bastırdım, gömdüm…’ gibi şiddet içeren ve cinselliği erkek dille anlatan metin, feministleri haklı olarak çokça kızdıracak gibi. Genç dilin vitrini niteliğindeki bu söylemler yaygın kültürün yansıması olarak görülürse durumun içler acısı olduğu gerçeği yine su yüzüne çıkıyor. Üstelik bu dilin teveccüh gördüğü de ortadayken  erkek egemen zihniyet sorunsalını hiç açmamak en doğrusu galiba!

Sonuçta güldürmeyi başaran ve İvedik serisinden sonra eğer isterse ilerleme kaydedeceğini en azından müjdeleyen Celal İle Ceren kalabalıkların duygu ve düşünce dünyasına ayna tutuyor. Bu yüzden bile olsa görmeye değer elbette.

Bu arada yine de romantik komedi ezberine getirebileceği özgün bakıştan tüm mizanseni mükemmel hazırladıktan sonra vazgeçen ve kendini bir türlü İvediklikten kurtaramayan Gökbakar kardeşlerin çok daha iyisini yapabilecekleri gerçeğinin altını kalınca çizmek gerekiyor.

Reklamlar