Sinema Sokağı Sanat logo

 Şenay Tanrıvermiş
senayt@windowslive.com
  

imagesAile sisteminin karanlık, hastalıklı, iki yüzlü ve çıkarcı hesaplarını dalga dalga yükselterek anlatan film, oyunculuklar açısından ve konusunun gerçekçi yapısından dolayı kalıcı izler bırakan çok başarılı bir yapım.

Film aslında iki analiz birden talep ediyor kendiliğinden. Uzun uzadıya oyunculuk övgüsü hak eden ve sanırım Julia Roberts’un en mükemmel performansını sergilediği, elbette Merly Streep’in yine bir virtüöz olduğunu hatırlattığı, Julianne Nicholson ve Juliette Lewis’in rolün ağırlığını gram aşmayan aksiyonları gerçekten büyülüyor.

Öyle ki komplike duyguların altında yatan ezilmişlik, alaya alınma, sevgisizlik, şiddet, kendine güvensizlik ve belki de çok daha fazlası oyuncuların abartısız dışavurumlarıyla müthiş bir seyir hazzı sunuyor. Özellikle Julia Roberts ve Merly Streep yüzlerini adeta duygularını kitaptan seyirciye okutur gibi kullanıyorlar. Örneğin yüzlerindeki öfkenin ardında yatan sebepleri ve bu öfkeye neden olabilecek olayları neredeyse detaylarıyla anlatıyor ve duyguyu sadece taşımıyor aynı şiddette seyirciye de geçiriyorlar. Bütün kalpleriyle girdikleri karakterlerin kaplarını iyice dolduruyorlar yani.

İki kız kardeş ve her ikisinin çocukları üzerinden aile bağlarının, kardeşliğin ve düşmanlığın nasıl iç içe geçebileceği anlatılırken ciddi analizlerle kendilerini birbirlerine yağdırdıkları sevgi/nefret, nezaket/şiddet, gerçek/yalan, aşağılama/yüceltme gibi zıt ve yakın ikilemlerle açığa çıkarıyorlar. Aşk ve nefretle birbirilerine bağlılık ve bağımlılık çizgilerini aşan bir yakınlık ve uzaklık içindeki aile fertleri, komediyle dram sınırında bir dil kullanıyorlar. Bu dil sayesinde seyirci boğazında oluşan yumruyla film boyu gülümsüyor. Dolayısıyla Aile Sırları için kara mizah türünün tipik özelliklerini taşıyor denilebilir.

Son derece esprili, hızlı, zeki ve şiirsel bir dile yaslanıyor film. Ne de olsa bir oyun yazarının elinden çıkıyor senaryo. Bu yüzden de aslında filmden sinema hazzı kadar teatral lezzetler de alınıyor. Oyun yazarı Tracy Letts’in filmin açılış sahnesindeki ‘beyaz’ Amerikalı – ‘yerli’ Amerikalı göndermesi ve film boyu yan bir hikaye gibi devam eden bu ideolojik eleştiri finalde son derece hümanist bir kucaklaşmayla daha da önem ve değer kazanıyor. Aile Sırları, Oklohama’nın tarihine ve toplumuna ilişkin çok net eleştiriler de bulunurken hem evin içine hem de evin dışına ayna tutuyor. Sarı tarlaları kasıp kavuran ağustos sıcağı sonuçta tüm aile fertlerini de cayır cayır yakıyor.

Babaları kaybolunca bir araya gelen kız kardeşler, teyze ve kuzen sözde annelerine destek için toplanır. Yorgun ve yaralı aile üyelerinin her biri heybesinde birçok kötü hatıra taşıyarak gelmiştir. Bir türlü sağlıklı kurulamamış ilişkilerin devamında kendi çekirdek ailesini de bir türlü tam olarak kuramayan ancak tam olarak bozamayan ve terk edemeyen kız kardeşler kuşaktan kuşağa lanetli bir mirası taşır gibi aslında yalnızlığın ve mutsuzluğun içinde yara bere içindedirler. Kimse kimsenin yalnızlığına, mutsuzluğuna çare olamıyor hatta her yakınlaşma hamlesinden sonra aralarındaki uçurumlar büyüyor.

Çünkü sürprizleri hiç bitmeyen film açıldıkça, ailenin sırları da açığa çıkıyor ve gayet masum görünen aile kurumunun kapalı perdeleri arkasında neler yaşanabileceği insan aklını zorluyor. Ayrıca film de kullanılan müzikler karakterlerin durum ve hisleriyle birebir örtüştüğü için anlatının duygusu iyice yükseliyor. Huysuz, hasta, yaşlı, kötü ve bağımlı bir annenin yine de bazen haklı olabileceği ve haklı olmasa bile yine de anne olduğu anlatılıyor. Dolayısıyla hem içeriğinin zenginliği hem de içeriğin mükemmel canlandırılması nedeniyle tekrar keyifle izlenebilecek bir yapım sinema salonlarında izleyicisini bekliyor.

 

Reklamlar