Kışşşşş kışş kış Kış Uykusu’ndan küfelik eden sorular…

 

Sinema Sokağı Sanat

Yazar : Şenay Tanrıvermiş  
İletişim :
  senayt@windowslive.com

 

Nuri Bilge Ceylan bir kez daha küçük bir dünya aygıtı kurarak çok büyük ve karışık evreni, imgelere paralel repliklerle özetliyor. Kültür ve bireyin mekanla ilişkisi, dengeli bir ahenk içinde çatışan davranışları ritüel bir tempoyla tekrarlanmakta ve her bir izleyici bu çatışan değerlerden bir anlam çıkarmaya zorlanır gibi çıkıyor sinemadan. Senaryonun akışında, karakterlerin mekân içinde aralarındaki genel ilişkilerini, aksiyon hız ve yönünü, zaman ve tempo birliğini kendi estetiği içinde birbirine zincirliyor Ceylan. Edebi eserler sinemaya uyarlanır mı sorusuna bu filmin romanı yazılır dedirtiyor ve felsefenin sinemasından zarif tokatlar atan bir film çıkarıyor.

imagesDoğanın ‘güya’ özgürlükleri içinde hapsolan insanoğlunun içe dönük derin çıkmazları maalesef kusursuz bir bilinçle nasıl da kusurlu bir hapishaneye dönüşmüştür çoktandır. Var olmanın derin ve karanlık kuyularında bilincin çıkmazlığı, sezginin hafif ve basit yönlendirmeleriyle hep aynı bozguna uğratıyor bütün karakterleri. Çok şey yazıldı, yazılacak ve film uzunca analizlere gebe olduğundan iyi ile kötü gerilimlerinin çizgisinde gölge bilinçlerin arayışı sorgulanacak. Yani ne güzel!

Yansımalarımızı kişiselleştirdiğimiz bugün aydınlıklarda yaşanan karanlık ve korku dolu dünyamızdaki yerimizin temelleri belki yine cevaplanmayacak ama o cevapsızlık Ceylan sinemasında kocamanlaştığı için aracı anahtarlar daha çok aranacak gibi! Gayet anlaşılır yalın sinema diliyle hiç anlaşılmaz dünyamıza ve özellikle tam doymayan zavallı sezgi, duygu, düşünce ve duyularımıza incitici yükler binecek… Çünkü film hafifçe çarparak, iterek, saçınızı çekerek, etinizi çimdikleyerek sözde en duyarlı insanoğlunun duyarsızlıklarına, bencilliklerine hatta çıkarcılığına ‘buyurun bu sensin, bu da kılıfınız’ diyor. Ah daha ne iğnelemeler, ne benzetmeler ve ne modern hakaretlerle her karakter kendi sınırlarını inkar edip en yakınlarının canını acıtır hiç istemeden. Karakterlerin her biri hapsolduğu dünyanın çıkmazına en yakın çevresini de hapsederek acısını, sıkıntısını, yetersizliğini ve yalnızlığını da hapseder. Hapishanelere dönüşen evler, evlilikler, aile bağları, meslekler, işler güçler, hatıralar…

Önce neden insan bir mekana hapsolur ve neden hapseder sorusu soruluyor. Sonra döne döne hatırlatıyor. Neden çıkıp gidilmez, neden basıp terk edilmez? İnsanoğlunun mekana bağımlılığı ve hapsi nedendir? Ayrıca çıkıp gidilecek bir yer var mıdır ki?

İnsan neden bir ilişkide mutsuz olduğu halde hapsolur ve hapsetmek için her yola başvurur? Aşk hapishanesi sevgiden mi inşa edilir cidden?
Aile zenginlik midir, kardeşlik en hakiki düşman ordusuyla yapılan ince bir savaş mıdır?

Mutlak iyilik ya da kötülük mümkün müdür yoksa hepsinden biraz var mıdır herkeste?
Dört nala alıp başını giden atlar ve adressiz gaza basan yolcular etraflarını mı yoksa kendilerini mi en çok ürkütürler? Giden mi kalan mı daha çok tutsaktır dünyaya?

Kalıplaşmış temsili düzenleri kim, neden ve ne uğruna korur ve farkında mıdır aslında?

Filmde cinsellikle ilintili hiçbir sahne olmaması kahramanların gizli izahı mıdır ya da açık saçıklık burada mıdır aslında? Karı kocanın seks ilişkisinin veya ilişkisizliğinin hiç gösterilmemesi beraberliklerinin illüzyon olduğunu mu söyler? Ya da yeniden mi doğurur ilişki kendini?
Savaşçı, dedektif, yardımsever, aydın Aydın toplumun hastalıklı ‘iyilik’ sıfatlarına haiz bir kötü müdür yoksa toplumun iyi örnek tiplemesinin ekinsel sonucu yazık ve yetersiz bir asalak mıdır?

Ana ve yan karakterler dahil asalak kimdir, ya da kim daha asalaktır, dahası asalak olmamak mümkün müdür?
Jung’un deyimiyle Aydın kendisinin aydın personasıyla özdeşleşerek gerçekte olmayan ancak kendisinin ve çevresinin kendisine ön gördüğü biyografiyi mi yaşar? Yoksa maske ve kitap dolu odasındaki kişi kendisi midir ve yaşadığı hayat kendisine yakıştırdığı bir uyarlama mıdır?
NOT: Ceylan sinemasından çıkarken kendi çuvalıma bir çırpıda doldurduğum sorular bunlar. Galiba gidip bir daha izlemeliyim ve bazı sorular çok kazık olduğu için iade etmeli ve cevaplar bulmalı ya da uydurmalı ve yeni soru dolu çuvallarla küfelik olmalıyım

 

Reklamlar

Kışşşşş kışş kış Kış Uykusu’ndan küfelik eden sorular…’ için 6 yanıt

  1. Nefis bir yazı olmuş, filme de bayıldım ve çok acayip filmin neredeyse tüm analizlerini de sevdim. Film iyi olunca yazılar da çok enteresan. herkes başka yerine odaklanıyor ve siz yine en kalbi olanlara dokundunuz.

    Beğen

  2. İlk kez bu kadar değişik bir film izledim, ödüllü sanat filmleri beni çok fena bayar ama bu film çok değişikti. Evet en önemli özelliği değişik olması ve dolayısyla herkes şaşırdı ve ödülü verdi zannediyorum.

    Beğen

  3. Şenay Hanım sevgiler, saygılar. Oyunlarınız ve diğer yayın organlarındaki yazılarınız da harika. Çok TEŞEKKÜRLER, takipteyiz.

    Beğen

  4. Çok zevkle okudum, film çok felsefik sorular soruyor ve yanıtlanması öyle basit değil normal olarak. Sinemamız gururlandırıyor

    Beğen

  5. filmdeki bir sürü konuyu başlıklar halinde özetlemişsiniz, keşke bir tane daha kış uykusu yazısı yazsanız. yani detaylara girseniz diyorum. süper bir yazı olmuş.

    Beğen

  6. Okuduğum en yalın, kısa ve iyi Kış Uykusu yorumu… Sizi t24’ten ancak keşfettim ama artık her mecrada takipçinizim Şenay Hocam.

    Beğen

Bir Yanıt bırak

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s