Sinema Sokağı Sanat

Yazar : Şenay Tanrıvermiş  
İletişim :
  senayt@windowslive.com

 

Öncelikle sinefilleri çok daha fazla etkileyeceği kesin olan filmin en büyük kozu elbette Cem Yılmaz dünyasıdır. Eğer daha önceki şov ve filmlerinden zevk aldıysanız yine güleceksiniz, seveceksiniz ve mutlu ayrılacaksınız salondan. Yok eğer Cem Yılmaz tarzını yakalayamıyor, hoşlanmıyor ve gülmüyorsanız boş verin, gitmeyin. Ancak sinemaseverler için başta kendi filmlerine ve özellikle Eşkıya fanlarına ayrıca seyir keyfi vereceğini en başta müjdelemek gerekiyor.955685_detay

Yavuz Turgul’un yönetmenliğini yaptığı Eşkıya filminin sözde setinin son sahnesinde 6 numaralı polisi oynayan figüranın kendini gösterme çabasıyla açılıyor film. Karakterin daha sonra korsan film yapan ancak sadece yabancı filmlerin illegal yapım ve dağıtımını yapmak gibi ilkeli bir duruş seçen iyi niyetli bir sinema aşığı olduğu anlaşılıyor. Kahramanımız Zafer karısıyla boşanma arifesinde çıkmazdadır ve durumu kurtarmak için çareyi film yapmakta bulur. Yani sinema her derde deva olacak büyülü, çetin ve en temiz yol oluyor. Daha sonra pek çok sinema ustasına direkt, net ve eğlenceli göndermeler ardı ardına geliyor.

Yeşilçam klişeleri ve Hollywood usulü ana akım planla hem dalgasını geçen hem de derin sevgi ve saygılarını sunan metnin yine aynı ana akım planla işlemesi de ayrıca eğlendiriyor. Film yapma sürecini, girişimini, heyecanını ve aşkını anlatırken Pek Yakında başlarken bitiyor ya da biterken başlıyor adeta.

Sinema sanatının nasıl büyük bir aşk, tutku ve aslında çılgınca kaybetmeye en baştan razı inatçı çılgınların işi olduğunu temiz bir dille anlatıyor film. Zorlamaya, çetrefilli akıl oyunlarıyla şaşırtmaya ya da metni kendi şovuna çevirip seyirciyi garantilemeye çalışmıyor. Dramatik yapı kurallarına bağlı çalışan sade ve temiz anlatı, sinemayla ilgili acı, dert, zorluk ve sıkıntılı ne kadar konu varsa gülümseten bir dille anlatıyor. Ancak sanki biraz fazla uzatıyor.

Cem Yılmaz belli ki anlatıda eksikliği boşluk yaratmayacak bazı sahnelere kıyamamış, dolayısıyla sıkmasa da anlatı sarkıyor.

Filmin star sistemi ve oyunculuk kavramlarına dair yaptığı sıkı eleştiriler basit diliyle daha fazla değer kazanıyor. Başta kendi ismini kullanarak şöhret etkisini, katkısını ve klişesini yaratıcı göndermelerle eleştiriyor. Sanat ve ticari film ayrımıyla ilgili karşıt gibi duran tutumu da zekice kesiştiriyor. Sinema sanatına saygı duruşu niteliğindeki filmin kendini Yeşilçam ile sınırlamayıp yine bilim kurgu göndermeler yapması ve sadece bu topraklarda yaşayan insanların anlayacağı bir kafayla Hollywood algımızın ayarlarıyla oynaması ayrıca değer ve lezzet katıyor.

Ozan Güven, Zafer Algöz, Çağlar Çorumlu ve Cengiz Bozkurt oyunculuklarıyla göz dolduruyor ve başarılı performanslarıyla senaryoyu kıvamlıca köpürtüyorlar. Filmin kostümleri ve müzikleri anlatıyı önemli ölçüde renklendiriyor, zenginleştiriyor. Özellikle Mazhar Alanson şarkılarının dillere düşeceği ve filmin en önemli hediyelerinin şarkılar olduğu da söylenebilir. Netice de Pek Yakında, Cem Yılmaz’ın en iyi filmi değil ama sinema sanatıyla ilgili yapılan sıcak ve keyifli nostaljik işlerden biri. Gidilir yani!

Reklamlar