2012 Yılında En Çok Satan Kitaplar

Uğur Yılmazer

Sinema Sokağı Sanat logo

Uğur Yılmazer
ugurylmzr@gmail.com

.

OD – İskender Pala  imagesCAQ3BN6Z1

Biliyorum,
“Biz bu ilden gider olduk,
kalanlara selam olsun,” demişti…
Yine Biliyorum,
“Bizim için hayır dua kılanlara selam olsun.” demişti…
Ve Sevgili’ye gittiği o geceden sonra adının dilden dile,
Aşkının gönülden gönüle dolaştığını da biliyorum…
Şimdilerde ona kimisi Âşık Yunus, Miskin Yunus…
Derviş “Yunus” Varsın onu da desinler.
Ve Türk yurtlarında, onu en çok “Bizim Yunus” diye çağırırlar.
Biliyorum…

 

Mânâ eri bu yolda melül olası değil,
Mânâ duyan gönüller hergiz ölesi
değil.

Ten fânidir, can ölmez
Çün, gitti geri gelmez
Ölür ise ten ölür
Canlar ölesi değil
Y.E.

 

Kimya Hatun – Sinan Yağmur   65688-arda-ya-sabri-ogreten-yazardan-yeni-kitapSinan yağmur 2

“Şems! Ey seyyarelerin en tekinsizi! Çarpacak bir beni mi buldun? İyi ki beni buldun. Hoş âmedî! Hoş âmedî! Seni arıyordum Şems! Ama dağıla dağıla. Seni bekliyordum Şems! Ama savrula savrula…

Allah’ım beni Şems ile yarala! Öyle yarala ki akan gözyaşlarım cehennemi söndürsün. Ağlamaktan kör olup görmesem de cennetini. Sen varsın ya!

Şems, Kimya’nın yüzüne doğru eğilirken, pencereden bir ışık huzmesi süzüldü odaya. Oda göz kamaştıracak bir şekilde ışıkla dolmuştu. Bir gül kokusu yayıldı odanın her yanına. Kimya başını pencereye doğru çevirdi. Hemen ayaklarını dizlerine, dizini ise karnına doğru çekti. Tıpkı bir bebeğin anne karnında durması gibi. Kimya yatağın içinde doğrulmaya çalıştı. Tebessüm etti. Dudağından; ‘Efendimiz… Efendimiz…’
Başı yastığın sağ ucuna düştü.”

Herkes kendi yüreğinin diline uygun kitaplar okur. Bu kitapta okuyucu, içinin içtenlikle dolu sesini duyacaktır. Her bir bakışı ömrünün Şems’ini arayan, her bir adımı özünün aşk kapısını aralayan, Kimya’nın sessiz ağıtına aşkın gözyaşları ile katılan, o saf yüreklerini okuyacaklar.

Sultanı Öldürmek – Ahmet Ümit  imagesCA3NAX3Zsultani-oldurmek 4

“Biri, sizi cinayet işlemekle suçladığında deliller bulur, tanıklar gösterir, bunun bir iftira olduğunu kanıtlamaya çalışırsınız, ama sizi itham eden kişi bizzat kendinizseniz, ne yaparsınız?”

Ahmet Ümit’in Nisan ayında yayınlanacak romanı Sultanı Öldürmek bu satırlarla başlıyor. Yıllardır aynı kadını bekleyen bir tarihçinin hikâyesi bu. Şahane bir aşk için harcanmış bir ömrün hikâyesi… Serhazinlerin son temsilcisi Müştak Serhazin’in başından geçen dört günlük tuhaf bir serüven. Sapında Fatih Sultan Mehmed’in tuğrası bulunan mektup açacağıyla öldürülmüş bir tarih profesörü… Bir aşk cinayeti mi? Yoksa kökleri “Ulu Hakan”ın şüpheli ölümüne uzanan bir entrika mı? Osmanlı devletinin bir imparatorluğa dönüştüğü o zaferler ve ihanetlerle dolu günlere yapılan sıradışı bir yolculuk. Ve bu heyecan verici yolculuk boyunca kulaklardan eksik olmayan o kadim soru: Tarih, geçmişte yaşananlar mıdır, yoksa tarihçilerin anlattıkları mı?

“…Ve Sultan Mehmed Han. Mehmed Han oğlu Murad Han oğlu Fatih Sultan Mehmed Han. İki karanın ve iki denizin hâkimi. Allah’ın yeryüzündeki gölgesi. Kostantiniyye’yi zapt eden padişah. Roma İmparatorluğu’nun doğal varisi, farklı dinlerden, farklı dillerden, farklı ırklardan yepyeni bir millet yaratma aşkıyla yanıp tutuşan kudretli hükümdar. Uçsuz bucaksız ovalarda at koşturan ordular. Kılıç sesleri, savaş naraları, korku çığlıkları. Ardı ardına düşen şehirler, ardı ardına yıkılan devletler, ardı ardına el değiştiren kaleler. Kırk dokuz yaşında dünyaya nam salmış bir hükümdar. Ve değişmez kader. Akşama kavuşan gün. Ecel şerbetini içen insan. Ve Fatih Sultan Mehmed’in şüpheli ölümü. Ve onun iki şehzadesi. İkiye bölünen saray, ikiye bölünen devlet, hiçbir şeyden haberi olmayan bir halk. Ve iki şehzadenin kanlı boğazlaşması sürerken saray odasında unutulan Fatih Sultan Mehmed Han’ın cansız bedeni…”

Ahmet Ümit, kusursuz bir kurguyla ele aldığı bu cinayet-aşk-tarih örgüsünde edebiyat okurlarının gözündeki ayrıcalıklı yerini bir kez daha sağlamlaştırıyor.

Aklından Bir Sayı Tut – John Verdon  imagesCAP5N303aklından bir sayı  tut 3

Bir adam, posta kutusuna bırakılmış imzasız bir mektup alır. Mektupta şöyle yazmaktadır: “Aklından herhangi bir sayı tut. 1 ila 1000 arasında herhangi bir sayı.” Adam öylesine 658 sayısını tutar. Not şöyle devam etmektedir: “Sırlarını nasıl bildiğimi göreceksin… Küçük zarfı aç.”

“Aldıklarını geri vereceksin Vermiş olduklarını aldığın zaman. Biliyorum ne düşündüğünü, Ne zaman uyuduğunu, Nereye gittiğini, Nereye gideceğini. Seninle bir randevumuz var, Bay 658.”

Sıradanlıklara meydan okuyan, anında başınızı döndürecek ve ilgi çekici karakterlerinin kalp atışlarını tüm gerçekliğiyle hissedeceğiniz bir kitap “Aklından Bir Sayı Tut” kolay kolay unutmayacağınız bir roman.

Küçük Mucizeler Dükkanı – DebbieMacomber  imagesCAHT1HF1 kucuk mucizeler dükkanı3

Kitapları bütün dünyada 140 milyondan fazla satan ve birçok dile çevrilen Debbie Macomber, yürek ısıtan romanlarıyla şimdi de Türkiye’de…

“Artık o eski tasasız kız değilim. Yaşadığım her günün değerini biliyorum. Çünkü hayatın ne kadar değerli olduğunu öğrendim… Hiçbir şeyi, özellikle de hayatı hafife almaz oldum. Artık hiçbir günümü boşa geçirmiyorum. Çektiğim acıların karşılıklarının olduğunu öğrendim…”

Hayatın içinden dört güçlü kadın… Küçük mucizeler, büyük umutlar Ve dostluğun iyileştirici gücüne dair sımsıcak bir hikâye…

Bu kitapta mutlaka kendinizden bir şeyler bulacaksınız!

Hz.Mevlana – Sinan Yağmur  askin-gozyaslari-2-mevlana

En mahrem bir gecenin, en matemli anında akıyordu gözyaşları. Sırların habercileri, hızına yetişemiyordu gözyaşlarının. Çok konuştuk, biraz da susalım. Susalım ve ağlaşalım. Aşkın Gözyaşları sağanağında, yitik cennetimize yol bulalım.

“5 Aralık 1273; Mevlâna gördüğü rüya ile kan ter içinde uyanır. Şems’in seneler önce kaldığı odaya girer. Taş duvarlar, tahta sedir, acem kilimi, odada her ne varsa hepsi Şems kokmaktadır. Bakışları duvarda gezinir. Senelerdir, hiçbir şeyin asılı olmadığı duvarda, bir levhayı fark eder. Okur yazıyı, kopar çığlık, atar kendini avluya. Karla kaplı taş zemine, yüzüstü düşüp bayılmıştır.”

Gözlerini Sımsıkı Kapat – John Verdon   gözlerini sımsıkı kapat

Aklından Bir Sayı Tut’un yazarından, İlk kitaptan çok daha iddialı yeni bir roman Sana Bir Sürprizim Var… Gözlerini Sımsıkı Kapat

New York’un en gözde dedektifiyken, basının kendisine yakıştırdığı isimden hep rahatsız olmuştu: Süper Dedektif. Bir bulmacayla karşılaştığında, mutlaka çözmek isterdi. Gurney’e göre her bulmacanın çözümü için mutlaka bir ipucu vardı.

Peki ya bu sefer yoksa?

Düğün günü öldürülen bir gelin… Ve olaya tanıklık eden yüzlerce davetli. Cinayeti kimin işlediği ortada, herkes kendinden emin ama ya hepsi zekice bir illüzyonla yanıltılıyorsa… Cinayet silahı dahil birçok detayda sürpriz akıl oyunlarını gördüğünde, Gurney tam bir psikopatla karşı karşıya olduğunu anlar.

Gurney şeytanın bile aklına gelmeyecek yöntemleri, soruları ve keskin bakış açısıyla soruşturmaya bambaşka bir boyut kazandıracaktır. Kim daha zeki; Gurney mi, yoksa müthiş bir illüzyondan ibaret katil mi? John Verdon’dan, akıl oyunlarının iç içe geçtiği, sıra dışı bir roman.

İki Cami Arasında Aşk – Mürvet Sarıyıldız  myrvet-saryldziki cami arasında aşk 5

18 yaşında kendi arzusu ile devşirilip payitahtta getirilen Sinan, Karaboğdan Seferi sırasında gördüğü Mihrimah Sultan’a âşık olur. Bu aşk, Sinan’a önce Prut Nehrini on üç günde geçilecek köprüyü yaptırır. Payitahtta dönüşte Mihrimah Sultan’ın evlendirilmesine karar verilir. Sinan ve Rüstem Paşa aday olur. Hürrem Sultan, siyasi nedenlerle kızı Mihrimah’ı Rüstem Paşa ile evlendirir. Elli yaşında ve evli olan Sinan, bu evlilik üzerine kendini sanatına verir. Sarayın baş mimarı olur. Aşkını payitahtta yaptığı hanlar, hamamlar ve camilere yansıtır. Özellikle de aşkını Edirnekapı ve Üsküdar’da yaptığı iki cami arasına gizler. Dünyaca ünlü mimar, Mimar Sinan’ın ve büyük aşkı Mihrimah Sultan’ı anlatan sürükleyici bir roman.

Tanrı Daima Tebdil-İ Kıyafet Gezer – Laurent Gounelle untitled836_Tanri_Daima_Tebdil-i_Kiyafet_Gezer

Mutluluğun kapını çalmasını bekleme, sen ona git Hayatını değiştirecek roman bu işte! Bir düşünün. İntihar etmek üzeresiniz. Bir adam hayatınızı kurtarıyor, ama karşılığında sizinle bir anlaşma yapıyor. Bundan sonra o ne söylerse sorgusuz sualsiz yapacaksınız. Kendi iyiliğiniz için… Çaresiz, kabul ediyorsunuz ve hayatınızın iplerini tıpkı bir kukla gibi başkasının ellerine bırakıyorsunuz. Ve hayatınız eskisinden çok daha güzel oluyor. Yine de şüpheleriniz var: Bu adam aslında kim? Çevresindeki gizemli kişilerin sırrı ne? Sizden aslında ne istiyor?

Tanrı Daima Tebdil-i Kıyafet Gezer, kendi kendimize koyduğumuz engelleri, korkularımızı ve önyargılarımızı nasıl aşacağımızın, kaderimiz sandığımız mutsuz bir yaşamı, bizi mutluluğa götüren bir yolculuğa nasıl dönüştüreceğimizin hikâyesi.

Şems-i Tebrizi – Sinan Yağmur   şems

Celaleddin’i Mevlana’laştıran Şemsi Tebrizi’nin Kitabı…

Yedinci ve en tesirli bıçak darbesi ensesine gelir boynu sağa doğru bükülmüştür. Dervişler yere kapanmasını bekleye dursun. Şems Hz. Peygamberin şu hadisini sesi boğuk mırıldanır: “Allah’a kavuşmayı isteyeni Allah da sever” Dervişlerden birisi sırtına tekmeyi vurur. Yüzüstü taş zemine kapanır, dudağı patlamış, dişleri zemine dökülmüştür Siyah feracesi kanlar içinde bordoya dönmüştür. Saçlarından tutarak kafasını kaldıran dervişin niyeti Şemsin başını gövdesinden ayırmaktır

Baş derviş engeller. Bırakın son nefesini versin. Sonra da en yakın bir kuyuya atın. Kıyafetine sarp atın. Avluyu yıkayın. Sabah ile yola çıkarız. Şems hala son nefesini vermemiştir Sille taşının üzerindeki başını hafifçe göğe kaldırır ve: “Allah ne güzel sevgilidir. Rabbim sana aşığım. Ve bu canı sana hediye ediyorum.” Mevlana içeri girer, mendili koklar eli titreyerek açar. İçinden san kağıda yazılmış bir not çıkar: “Yemin ederim ki ölümümün gözlerinin önünde olmasını isterdim. Gör ki aşk için ölmek ne demekmiş.” Mevlana olduğu yere düşüp bayılmıştır. Geceden sonra doğan ve kalplerin çöllerini cennetlere çeviren bir gözyaşı bu. Çoraklaşmış ve çöle dönmüş kalpler; açın sadrınızı! Aşkın gözyaşları, serin serin, sağanak sağanak, üzerimize damlıyor; bakın gökyüzüne, nasılda aşk yağıyor…

Can Boğazdan Çıkar – Mehmet Ali Bulut 1DA2B1F9-F1A1-3294-3BE88FCB1643A0A8can1jpg_h609

Beslenme şeklimiz hasta ediyor. Bir klinikte yapılan ankette “İnsan niçin hasta olur?” sorusuna; insanların yüzde yetmiş üçü “Allah sevdiğine hastalık verir!” şıkkını işaretlemiştir. Birçok insan hastalığı kaderimizin ya da genetik yapımızın kalıtsal bir sonucu olarak kabul eder. Bu nedenle beslenme şeklimizin bizi hasta edebileceğini aklımıza getirmeyiz! Motorların farklı yakıtla çalıştığı gibi… Hastalıklarımızın büyük bir kısmının yediklerimiz ve içtiklerimizden kaynaklandığı bilimsel anlamda da ispat edilmiştir. Kişilerin mizaçlarına uygun beslenmemesi, hastalıklara davetiye çıkarmaktadır. Yapılan bilimsel çalışmalarda, farklı motorlarda farklı yakıtlar kullanıldığı gibi; insanların da birbirinden farklı mizaç ve yapılara sahip olduğu, alınan gıdayı hazmettirecek enzimin her bünyede aynı güçte ifraz edilmediği belirlenmiştir.
Kan grubunuza göre beslenin. Bugün tüm dünyada, bu yeni bilgiler ışığında yeni bir beslenme tarzı önerilmekte; kişilerin, kan gruplarına (mizaçlarına) uygun beslenmeleri halinde şişmanlık ve hastalık probleminden kurtulacakları savunulmaktadır. Geleneksel tıp daha da ileri giderek her insanın kendine özgü sindirim sistemi ve enzimleri olduğu bilgisinden hareketle, kişiye özel beslenme programları önermektedir. Bilinçli beslenip sağlıklı yaşayın Kendi bünyenize göre bilinçli beslenmenin yol ve yöntemlerini öğrenerek sağlıklı yaşayın.

Nar Ağacı – Nazan Bekiroğlu  imagesCAITY75TimagesCAJYHYOG

Nazan Bekiroğlu’ndan Trabzon-Tebriz-Tiflis-Batum-İstanbul hattında geçen muhteşem bir roman.

Balkan Savaşı döneminde başlayıp I. Dünya Savaşı’na uzanan bir öykü…

Trabzon’dan ve Tebriz’den doğup birbirlerine doğru yol alan iki hayat; önce deli akan sonra durgunlaşan iki ırmak… Aslında çok ırmak… Tebriz’in en büyük, en asil halı tüccarının deli fişek oğlu Settarhan ve Trabzonlu inci tanesi Zehra…
Ateşin bakışlı ateşin duruşlu; ırmağını kendi bildiğince alev ateş akıtmayı seçen bir genç kız Azam. Adı ne aşk ne de dostluk olan bir duyguyla Settarhan’ın ırmağına dolanan Batumlu kitapçı Sophia. Acıyla yoğrulan, yoğruldukça durulaşan, kendi varlıklarını sevdiklerinin varlığında eriten Büyükhanım ve Hacıbey…
Ve hep kendi içine doğru akan, kendi ırmağını gencecik yaşta milleti için kurutan, Trabzon’un “kırık kafiyesi” İsmail, ah İsmail…

İki büyük savaşın savurup yeniden şekillendirdiği hayatlar, muhaceret, mücadele, kader, farklı inançların aktığı ortak zemin, üç ülke ve üç sevda Nazan Bekiroğlu’nun mürekkebi aşk olan kaleminde buluştu. “Nar Ağacı” hayal kadar zengin, roman kadar güzel, tarih kadar gerçek bir hikâye… İncelikle işlenmiş karakterleri, son derece zengin detayları ve dönemi anlatmadaki maharetiyle okuyanı çarpacak ve yıllarca unutulmayacak bir kitap…

 Şah Mat – Mario Mazzanti sadassahmat-250x370

Polisle satranç oynayan bir seri katil…

Suç psikiyatristi olarak polise destek vermekte olan Claps’in suçluların davranış profilini inceleyerek olası şüphelileri tespit etmek gibi çetin bir görevi vardır. Ancak bu sefer ortadaki cinayet hiç de basit değildir. Karşısında acımasız, kararlı, unutulmak istemeyen ve şehrin korkulu rüyası olmayı amaçlayan bir seri katil vardır. Çözüm hep avuç içinde gibidir ama bir türlü ulaşılamamaktadır, aşılan her bir basamak katilin ininin derinliklerine dalmaktan başka bir işe yaramaz.

Reklamlar

BU FİLMLERE DİKKAT!

 Sinema Sokağı Sanat logo

Şenay Tanrıvermiş
senayt@windowslive.com

 

24 Şubat ’a kadar İstanbul’da ve daha sonra Ankara ve İzmir’de gösterime girecek filmler listesi gerçekten dopdolu ve son derece iddialı. Buyurun bizim seçtiklerimize;

  • Jin; En çok konuşulan ve merakla beklenen Reha Erdem filminin kadın kahramanı şimdiden birçok tartışmaya yol açıyor. Heyecan verici ve büyüleyici Erdem gözüyle Türkiye coğrafyasının güzellikleri, acıları, çıkmazları ve sürprizleri kaçırılmaması gerekenlerin en başında geliyor.
  • Öldürme Eylemi (The Act of Killing): Seyri zor ve keşifler bölümünün en ilginçlerinden biri olduğu biliniyor. Üslubu, estetiği ve konusuyla birçok yeniliği içinde taşıyan yepyeni bir seyir şöleni, kesinlikle kaçmaz!
  • Berberian Ses Stüdyosu (Berberian Sound Stüdyosu): Gerilim sevenler ve sesin sinema da nasıl kullanıldığını merak edenler için birebir.
  • Kutsal Motorlar (Holy Motors): Leos Carax’ın gösterime girdiği her yerde büyük övgüyle karşılaştığı Kutsal Motorlar’ın klasikleşeceğine kesin gözüyle bakılıyor. Yetmez mi?
  • Benim Çocuğum: Can Candan’ın belgeseli, LGBT bireylerin ailelerini konu ederek cesaret isteyen bir meseleyi masaya yatırıyor. Şaşırtıcı, zorlayıcı ve ezber bozan sorular sorduğu için izlenmeli.
  • Woody Allen: Bir Belgesel (Woody Allen: A Documentary); Fazla bir şey söylemeye gerek yok eğer Woody Allen hayranı iseniz, seyretmelisiniz.
  • Zerre: Erdem Tepegöz’ün Tarlabaşı’da annesiyle beraber yaşayan hasta bir kızın hikayesini anlattığı film gücünü hikayesinden çok görsel başarısından alıyor.
  • Frances Ha: Mürekkep Balığı ve Balina’yı sevmiştiniz değil mi? O halde aynı yönetmenin özgün zekasından yaratılan siyah beyaz New York’unu da seversiniz büyük ihtimalle.
  • Hayat Avcısı (The Imposter): Festivalin en ilgi gören ve konuşulanlarından biri. Yönetmen Bary Layton’ın belgeseli, belgeselden çok kurmaca tadında çekilmiş ilginç yapımlardan biri daha.
  • Hergün (Everyday): İngiliz yönetmen Michael Winterbottom yalın bir dille, küçük ve sıradan bir hikayeyi büyütmeyi başarıyor.

Aslında bu tarz seçkilerin sizi yönlendirmesine izin vermeyin ancak sinemasever iştahınızı açacak bu listeyi de tamamen göz ardı etmeyin.

2012’NİN EN İYİ DİZİLERİ

 

Yazar : Şenay Tanrıvermiş  
İletişim :
  senayt@windowslive.com

 
2012’nin en iyilerini seçmeye devam ediyoruz. En iyilerin birçoğu hala devam etmekte çünkü
onlar en iyiler gerçekten. Elbette her izlenen gerçekten iyi değil çünkü seyircinin nabzına
göre şerbet vermek, ucuz taktikler ve klişe mesajlarla kitleyi tatmin etmek yaratıcılıktan çok
ezberciliktir. Ancak yine de seyirci çoğunlukla iyi işlere bir şekilde sahip çıkıyor gerçeği de
yüreklere su serpiyor. Tabii ‘Veda’ gibi yakın tarihle yüzleşmeye cesaret eden kaliteli, zarif
ve detaycı bir yapımın ise kısa sürede tutunamayarak geçip gitmesi de çok üzücü.

Bu listede olmayıp izlenme oranları yüksek dizilerin bazılarını şiddeti onayladığı ve
teşvik ettiği gerekçesiyle, bazılarını siyasi atmosferdeki yaralardan beslendiği ve toplumu
kamplaştırmaya yönelik ajite mesajları gerekçesiyle, bazılarını ise içerikte iyi ve temiz
niyetlerine karşın işleyişteki aksaklıklar gerekçesiyle koymadık.

En baştan yazalım bu seçki tamamen kişiseldir, tüm seçkilerin ne olursa olsun kişisel
olmaktan kaçabilmesinin imkansızlığına bir örnek gibi…

1-KUZEY GÜNEY; Kıvanç Tatlıtuğ’un iyice devleştiği dizi de tüm oyuncular gösterdikleri
müthiş performanstan dolayı anlatının içini ve hatta bazı boşluklarını bile doldurmakla
kalmıyor, virtüöziteleriyle seyir zevkine zevk katıyorlar. Ülkemizin aile yapısına farklı sosyo-
ekonomik seviyelerden çeşitlemelerle sunduğu iç bakış ve derinlik dizinin esaslı kalemler
elinden yazıldığını ispatlıyor. Ferhat’ın da ölümüyle rahatlayan dizi tekrar yükselmeye devam
ediyor. 2013’ün Çarşamba akşamlarını çoktan kapatmış bile…

2-İŞLER GÜÇLER; Ahmet Kural, Murat Cemcir, Sadi Celil Cengiz gibi yepyeni yaratıcı
isimler aslında dizi gecelerine taptaze bir soluk kattılar ve ilaç gibi geldiler. Dizinin sımsıcak,
özgün, şaşırtıcı ve çok eğlenceli bir tat yakalayabilmesi nedeniyle aslında belki de birinciliği
hak ettiğini itiraf etmeliyiz. Komik ama ucuz ya da klişe tekrarlardan değil. Çok fazla örnek
alınası ve cesur bir metin İşler Güçler… tıfıtıfıtıtıfıtıtıfıtıfı…

3- BEHZAT Ç. BİR ANKARA POLİSİYESİ: TV dünyasına fenomen karakter Behzat Ç.’yle
büyük katkı sunan, sokaktaki muhalefeti somutlaştırıp en kritik meselelere yürekli analizler
getiren, sistemin bağırsaklarını ortalığa seren ve ezilenlerin sessiz çığlığını duyuran Erdal
Beşikçioğlu’nun büyük hizmeti teşekkürden fazlasını hak ediyor. Behzat Ç. üzerine tezler
yazılan ve TV tarihine şimdiden geçen bir kahraman olarak ihtiyaç duyulan He-man veya
Süperman kategorisinden girdi dünyamıza…

4-MUHTEŞEM YÜZYIL: Diziyi eleştirmeyen kalmadı derken Başbakan’ın da fetva ve
itirazlarına maruz kalan dizi çok emek verilerek hazırlanan göz kamaştırıcı bir prodüksiyon.
En azından alışılmadık ölçüde zengin oyuncu kadrosu, dekoru, kostümü ve yapıyı oluşturan
tüm öğeleriyle masalsı bir cazibe sunuyor seyirciye. Memleketin asıl sorunu olabilecek kadar
tartışma yaratıyor, yazdırıyor, çizdiriyorsa içinde farklı bir ton, ses barındırmasındandır.

5- YALAN DÜNYA; 2013’e bir dolu spekülasyonla giren ve tüm açıklamalara karşın
yayından kaldırılacak mı söylentilerinden kurtulamayan dizinin en büyük sorunu yayınlanma
şeklindeki belirsizlik maalesef. Ne kadar eleştirilirse eleştirilsin, sit-com ile tuluat tiyatrosu
arasında bir yerde duran ve absürt karakterlerle kayda değer analizler ve eleştiriler yapan

dizinin eğlendirdiği inkar edilemez. Karakterler öylesine başarılı, gerçek, enerjik ve yeni ki
neredeyse her biri reklam dünyasında da stereotip olarak amaca hizmet edebiliyor. Daha ne
olsun?

6- KAYIP ŞEHİR: Ekranlarda temsilinin yapılmaya değer görmediği ‘öteki’lerden
kahramanlar yaratan dizi, içinde birçok yenilik barındırdığı için kesinlikle alkışı hak ediyor.
Kalıp yargıların acımasız baskısı altında var olmaya çalışan insanların da görülmeye,
gösterilmeye değer olduğunu anlatan Kayıp Şehir direkt izleyicinin yüreğine temas ediyor.
Ezilenlerin, itilenlerin ve sesine itibar edilmeyenlerin zorlu dünyası etkilemeye devam ediyor.

7- LEYLA İLE MECNUN; Geleneksel anlatı mitleriyle günümüz dilini buluşturan, birçok
anlatı tekniğini iç içe geçiren özgün ve özel işlerden birisi olmaya devam ediyor. Mahalle
kültürü gibi aslında klasik, klişe ve dar olabilecek bir uzamı, anlatımda yarattığı zikzaklarla
alabildiğine genişleterek sürekli izleyicisine sürprizler sunuyor ve vaat ediyor. Post modern
türün sonsuz yaratıcılığına, en iyi örnek herhalde Leyla ile Mecnun. Kemik kitlesini
azaltmadan uzun süre var olmayı başarması da bunu ispatlıyor zaten.

8- BİR ERKEK BİR KADIN: Aslında iki sevgilinin ilişkisi üzerine yazılan bir metnin
ülkemizde tutmayacağı sanılır. Oysa Demet Evgar ve Emre Karayel kaçıncı sezonlarını
tamamlıyorlar. Adaptasyon olmamasına karşın, taklit ya da özenti gibi durmamasın da elbette
oyuncuların payı çok büyük. Sadece iki oyuncunun tiyatro tadı veren performanslarıyla
seyirciyi kendine bağlayabilmesin de ikinci büyük etken ise, ikilli ilişkilerin delirtici
çıkmazlarından çıkartılan komedidir. Konuşulmasına hiç alışık olmadığımız oysa yaşamın
hayati ve merkezi konularından birini, yani bol bol seksi merkeze koymaları ise hiç şaşırtıcı
olmaması gerekirken çok şaşırtıcı geliyor yine de. Belki de ayıp şeyler konuştukları için yasak
çiğneyen çocuklar gibi fazlasıyla şaşırtıyor, eğlendiriyor.

9- KARADAYI: Kenan İmirzalıoğlu olunca reyting de oluyor besbelli. Çetin Tekindor
gibi ekrana çok yakışan bir usta ve Bergüzar Korel gibi bir güzel yüzle 70’li yıllar da fona
giydirilince Kenan’ı izlemenin dayanılmaz hazzı çoğaldıkça çoğalıyor. Kaldı ki hızlı başlayıp
çabuk sönen dizilerin aksine iddiasız girip parladıkça çetrefilleşen bir yapısı var. Sanki
kitlesini daha da genişletecek gibi duruyor. Bergüzar’ın oyunculuğunda ise boş bakmalardan
öteye geçen bir ilerleme bariz fark ediliyor. Darısı Tuğba Büyüküstün’ün başına!

10- UMUTSUZ EV KADINLARI; Orjinalini seyreden herkes gibi ‘bu dizi bizi bozar’
gibi bir önyargımız vardı. Çünkü sofraya tuzu geç getirince dayak yemesi normal sayılan
bir toplumda, namus cinayetlerinin ata sporuna dönüştüğü günlerdeyiz. Aşk yaşamında
bunalımlar yaşayan, bu yüzden depresyona giren, adam öldüren, hırsızlık yapan, komşunun
kocasına yan gözle bakan kadınların ülkesinde olmadığımızdan ‘iki bölümde biter’
düşüncesiydik. Ancak olay örgüsünü birebir aynen çalıştırdığı halde mekan, üslup ve
oyunculuk kaydırmaları, detaylı çalışılan bir dille birleşince dizi aldı başını yürüdü. Açıkçası
sunmasını bilince Müslüman mahallesinde salyangozun yok sattığını öğrettiler.
.
.

2012 ‘nin en iyi 10 yerli film listesi

 Sinema Sokağı Sanat logo

Şenay Tanrıvermiş
senayt@windowslive.com

 

Adettendir yılsonlarında ve başlarında ‘en’ler seçilir, bizde kendi listemizi sokağımızdan sanatseverlerle paylaşmak istedik. En iyi 10 yerli film listesini hazırlarken fark ettik ki neredeyse söz birliği etmişçesine bütün listelerdeki filmlerin hepsi neredeyse aynı hatta sıralamalar bile birbirine çok yakın. Sonuçta gerçekten iyi filmler sinemaseverleri benzer şekilde etkilemiş ve farklı sebeplerle olsa dahi aynı sonuca götürmüştü. Buyrun bizim listemiz efendim.

1-CAN; Bizim için yılın en iyisi sessizce vizyona giren, çok ilgi görmeden giden ve Sundance Film estivali’nde yer almayı başaran Raşit Çelikezer’in yönettiği ‘Can’ıdır. 14 filmlik bu seçkinin içinde ‘Can’ kendine yer bulmuştu ancak Raşit Çelikezer hak ettiği alkışı ve övgüyü kendi ülkesinde çok hissedemedi herhalde. Oysa bazı yönetmenlerin öyle güçlü taraftarları var ki medya da daha film vizyona girmeden seyirciyi harika bir iş izleyeceğine şartlandırıp mutlaka izlemeye davet ediyorlar. Farklı konusu, işleyişi, muhteşem oyunculuk ve güçlü analizleriyle Can gidenleri can evinden vurmuştu. Sevmek, sevmemek, sevememek ve özellikle annelik gibi kavramlara bambaşka bir bakış açısı sunan ve ezber bozan Can’ın hakkının yendiğini düşünerek canımız yanıyor doğrusu…

2- BABAMIN SESİ; Şiirsel görselliği ve konusuyla ülke insanının gizli yaralarını mercek altına alan Orhan Eskiköy ve Zeynel Doğan sinemanın görsel sanat olduğunu bir kez daha hatırlattı. Maraş Katliamı gibi yasaklı bir konuya eğilerek hem siyasi duruşlarını vurgulayan hem de utançlarla dolu yakın tarihi son derece estetik bir dille görsellik çıtasını yükselten bir yapım. Büyük meseleleri küçük ve iddiasız cümlelerle ancak yarattıkları atmosferle güçlendiren Babamın Sesi gerçekten özlenen siyasi sinema için ilaç niteliğindeydi. Ayrıca küçücük bütçelerle kotarılan işin gücü, bu sanata aşık tüm gençlere ayrı bir heyecan ve ümit aşılamalı. Sinemamın sadece parayla değil, önce aşkla ve fikirle yapıldığının ispatı oldukları için ayrıca teşekkürü borç biliyoruz.

3- YER ALTI; Zeki Demirkubuz’un sinemamıza armağan ettiği bir başyapıt daha! Derinlemesine karakter analizleriyle adeta kahramanının iç organlarına varana kadar içine girmemizi sağlayan, insan denen çok muammalı ve pek çelişkili halleri önümüze koyan yönetmenin dünyasını çok sevenlerdeniz biz de. Neredeyse bir monologu çekmek hiçte kolay olmamalı! Anti-kahramanın kendine ve çevresine meydan okuduğu sahneler, kolay unutulmayacak replikler olarak hafızamıza kazınıyor yine. Zeki Demirkubuz varoluşun imkansız kavgasından, kaygısından, karanlığından zaferle çıkıyor.

4- ARAF; Yeşim Ustaoğlu Araf’la hem ödüllendirildi hem de çok fazla eleştirildi. Eleştirilerin odak noktasında kadın kahramanın çıkışsız bırakılması ve erkek egemen söyleme teslim olması vardı. Özellikle bazı feminist yazarlar kahramanın evlilikle kurtarılmasına ve aracı medyumun medya olmasına çok kızdılar. Ustaoğlu’na ana akım medyayı güzellediği ve kadın kahramanlarını erkek bir dille sıkıştırdığı gerekçesiyle kırıldılar, eleştirdiler. Sanki film yaşamın kendisinden sorumluymuş gibi eleştirildi. Oysa unutulmaz karakterlerin gerçeğin ta kendisi olmasına kızılması gerekmez mi? Gerçeklere gücü yetmeyenlerin Ustaoğlu’nun karakterlerine yeterince kahraman olmadıkları için sinirlenmeleri doğrusu ironikti.

5- EKÜMENOPOLİS-UCU OLMAYAN ŞEHİR; İmre Azem, kapitalizmle İstanbul’un istilasından arta kalan vahşi manzaranın akıl ve vicdan almaz sonucunu önümüze koyuyor. İstanbul’un katlediliş belgeseli olarak vizyona sessizce girip giden değerli işlerden biriydi. Onun da hakkı yendi Can gibi; pek konuşulmadı, neredeyse hiç yazılmadı. Aynen İstanbul’un tecavüz ve öldürülüşüne seyirci kalışımız gibi keşke bu önemli belgesele de seyirci olsaydık! Ancak kaçıranlar için DVD’sinin çıktığını hatırlatalım bari!

6- TEPENİN ARDI; Film vizyona girmeden ortalığa bir merak, heyecan ve peşinen beğeni hakim oldu fazlasıyla. Elbette Emin Alper’in öteki meselesine ve siyasi iklimine denk düşen filmi oldukça başarılıydı. Birçokları yılın en iyisi olarak Tepenin Ardı’nı kesin bir hükümle yere göğe sığdıramadı. Tek siyasi argüman kullanmadan tüm coğrafyanın genel iklimini resmetmek ve ete kemiğe bürümek büyük bir başarıdır ancak filmin seyirciye hiçbir duygu temasında bulunmaması ise eksik değil midir? Tepenin Ardı’nın erkeklik konusunu farklı boyutlarda ele alması ve her boyutla sorunsalın kılcal damarlarına varması şaşırtıcı bir etki yaratmıştır.

7- GÖZETLEME KULESİ; Pelin Esmer’in Yeşim Ustaoğlu’yla paralel bir konuyu işlemesine ‘pişti oldular’ gibi esprili bir dille yer verildi. Gözetleme Kulesi yine istenmeyen bir hamilelikle çaresizce ortada kalan genç bir kadının kendisine kucak açan bir erkek eliyle kurtarılmasının öyküsüydü. Tabii Pelin Esmer’de bir erkek himayesi olmadan çıkış yolu bulamayan kahramanı yüzünden epeyi eleştirildi. Yine de sinemasının gücü inkar edilemedi. Genç kadının evden kaçmak istediğinde üzerine yıldırım düşme sahnesi, yönetmenin başına bela oldu dense yeridir.

8- F TİPİ FİLM; Dokuz kısa filmin birleştirilerek uzun metraj bir filme çevrildiği F Tipi Film tecrit konusunu ele alıyor ve henüz vizyonda. Ülkenin karanlık, acı ve maskelenmiş gerçeklerini şiirsel bir dille anlatıyor film. Bazı sahneler gerçeküstü imgelerle tecritin dayanılmaz ve insanlık dışı yapısını dışa vururken çok gerçekçi bir etkiyle seyircinin yüreğine direkt teması başarıyor. Bilmemezlikten gelineni bilinir kılan film gerçeklerden kaçmak ve inkar etmek yerine yüzleşmek gerekliliğine davetiye çıkarıyor adeta.

9- LAL GECE: Reis Çelik, çocuk gelinlerin dramını işlediği filmin başrolünde İlyas Salman gibi usta bir oyuncuyu tekrar sinema dünyasına hatırlatıyor, kazandırıyor. Lal Gece izleyen herkesi bir yerinden yakalıyor ve içine çekiyor. Toplumsal gerçekçi bakış açısıyla, didaktik olmak arasında kalan yönetmen, başarılı oyunculuklar ve mekanlarla mevzudan sıyrılmayı başarıyor. TV kanallarında defalarca yayına konularak kitlelere izletilmesi gereken Lal Gece’nin gerçek bir öyküden yola çıkılarak yapıldığını bilmek bir kez daha üzüyor.

10- KÜF; Ali Aydın’ın ilk uzun metrajlı filmi Küf konusunu yönetmenin ‘Cumartesi Anneleri’nden esinlenerek yazmasından alıyor. Küf’ün yurtdışından aldığı ödüllerin haberleri geliyor ancak ne yazık ki henüz vizyon tarihiyle ilgili net bir bilgi gelmiyor. Kayıplar meselesini işleyen Aydın konunun ağırlığı altında ezilmemeyi başarıyor.

Her seçkinin kişisel değerlendirmeler olduğunu unutmamanız ve kendi özgün seçkinizi oluşturmanız dileğiyle…

..