23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı Kutlu Olsun

SİNEMA SOKAĞI SANAT GAZETESİ 

23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı Kutlu Olsun

Kökleri Kuvayı Milliye’ye ve Ulusal Kurtuluş Savaş’ımıza dayanan Türkiye Büyük Millet Meclisimizin kuruluşunun 92. yılını kutlamaktayız. Ulusal Egemenliğimiz, 92 yıldır bağımsızlığımızın ve özgürlüğümüzün simgesi olmuştur.

23 Nisan 1920 tarihinde açılan TBMM, hem ülkemizin kurtuluşuna, hem de yeni bir devletin kuruluşuna öncülük eden tarihi bir olguya sahiptir. Çürümüş ve yozlaşmış bir imparatorluktan yepyeni bir Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulması, demokratik ve laik bir yönetim biçiminin gerçekleşmesi, çağdaş ve aydınlık bir yaşam biçiminin belirlenmesi ve bunun için yapılan tüm yenilikler, 23 Nisan 1920 tarihinde Mustafa Kemal’in liderlik ettiği TBMM’nin attığı adımlarla gerçekleşmiştir.

23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı egemenliğin ulusta olduğunun kabul edildiği bir gün olmakla birlikte, dünya çocuklarının katılımıyla kutlanan, barış ve kardeşlik gibi yüce değerlerin içtenlikle paylaşılmasına, dünyaya yayılmasına, farklı kültürde çocukların buluşmasına ve kaynaşmasına vesile olan ve dünyada kutlanan ilk çocuk bayramıdır.

Atatürk’ün tüm dünya çocuklarına armağan ettiği 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nı kutluyor, çocuklarımıza ve sizlere esenlikler diliyorum. Saygılarımla…

Atam izindeyiz… 

 Barış Kekeç
Genel Yayın Yönetmeni

.

.

Reklamlar

45. SİYAD Türk Sineması Ödülleri

Şenay Tanrıvermiş

ana logo

Uğur Yılmazer ugurylmzr@gmail.com

 

 

sıyad

Sinema yazarları derneği 2012 yılının en iyilerini seçti. Geçtiğimiz akşam Cemal Reşit Rey konser salonu’nda düzenlenen gösterişli törenle,  SİYAD Türk sineması ödülleri sahiplerini buldu.

yeralti-zeki-demirkubuz

tepeninard

 

 

 

 

250_18574_tepenin-ardi-istanbul-ve-tribeca-film-festivalinde-yarisacak

Zeki Demirkubuz en iyi yönetmen seçilirken , Yeraltı filmi ile de beş ödül toplayarak geceye damgasını vurdu.

 

 45.Siyad Türk Sineması ödülleri

En iyi film:” Tepenin Ardı”

En iyi Senaryo: Emin Alper (Tepenin Ardı)

En iyi Kurgu: Zeki Demirkubuz (Yeraltı)

En iyi Erkek oyuncu :Engin Günaydın (Yeraltı)araf

En iyi Yardımcı Erkek oyuncu :Mehmet Özgür(Tepenin Ardı)

En iyi Kadın oyuncu: Neslihan Atagül (Araf)

En iyi Yardımcı Kadın oyuncu : Nihal Yalçın (Yeraltı)

En iyi Kısa film: Sessiz- Be Deng (Rezan Yeşilbaş)

Belgesel Film :Ben Uçtum  Sen Kaldın (Mizgin Müjde Arslan)

Yabancı Film : Aşk /Amour (Michael Haneke)2369281

Görüntü Yönetmeni : Türksoy  Gölebeyi (Yeraltı), Sanat yönetmeni :Osman Özcan (Araf),

Müzik : Demir Demirkan- Paolo Poti (Zenne)

Babamın Sesi ve Gözetleme Kulesi filmleri ise Altın Koza daki başarısını burada gösteremedi.Geceden ödülsüz ayrıldı.

 

46184_1         O

 

 

İslam Bilim ve Teknoloji Tarihi Müzesi

 

Uğur  Yılmazer

 

 

İslam Bilim ve Teknoloji  Tarihi Müzesi

Bilim ve teknoloji tarihinin bütün insanlığa mal edilebilecek bir miras olması bu müzenin kuruluş esasını teşkil etmektedir. Şu iki noktada da ise hassas davranır.  İslam bilim ve teknoloji konusunda ki gelişmeler öylece birden ortaya çıkmadığı, geçmiş kültürlerin,  Yunanlılar ve Bizans dönemlerinden alınan bilgileri geliştirdikleri gerçeğini de göz önünde tutar.

Buranın kuruluşunda TÜBİTAK, TÜBA, İBB’nin  yanı sıra  J.W. Goethe üniversitesi Arap- İslam Tarihi Enstitüsü’nün yani bu enstitünün de kurucusu Prof. Dr. Fuat Sezgin’in payı büyüktür. Burası için Prof. Dr. Fuat Sezgin  Arap-İslam Bilimleri Enstitüsü için hazırladığı bilimsel araç ve gereçlerin benzerlerini yaptırarak müzenin açılışına ön ayak olmuştur. Burada ki eserlerin ufak bir kısmı orijinal diğerleri tariflere, çizimlere ve resimlere dayanılarak yapılmıştır. Müzede bulunan objeler  9. ve 16.yüzyıl arası dönemi kapsamaktadır.

Müze girişte bilim adına ilk girişimlerden bahsederek  başlar. Asıl bölümler üst kata çıkınca başlar. Uzun koridorlar şeklinde düzenlenmiş bölümlerde her iki yanda objeler sergilenmektedir. Yerlerin halı olması güzel bir karşılamanın ilk adımı diyebiliriz. Burada İslam’ın bilim adına teşviki, bakış açısı, deneyin önemi  gibi konularda dört dilde kısa bilgiler verilmiş. İslam bilim ve teknoloji gelişimleri modern dünyaya tanıtma yolunda orientalist çalışmalar yapan; Eduard Sachau, Joseph von Hammer-Purgstall  ve  islam bilim dünyasında ilk modelleme yapmayı başaran Erhard Wiedemann gibi önemli isimlere değinilmiştir

Alman orientalist  Franz Rosenthal   aslında müze çıkışında varacağımız noktayı bize girişte sunar ve şunları der ‘’Belki de kapsamı hızla genişleyen çeviri faaliyetlerini temellendirmek için Müslümanlara tıp, kimya gibi pozitif bilimlerle tanışmayı çekici gösteren ne pratik faydacılık ne de felsefi teolojik sorunlarla uğraşmalarına sebep olan teorik faydacılık yeterli olabilirdi.

Eğer İslam dini başlangıçtan itibaren bilim rolünü dinin bütün bir insan hayatının asıl itici gücü olarak öne sürmemiş olsaydı. Bilim İslam’da böylesine merkezi bir konuma yerleştirilmiş, neredeyse  dini  bir saygı görmemiş  olmasaydı muhtemelen çeviri faaliyeti olduğundan daha az bilimsel, daha az sürükleyici ve daha ziyade yaşamak için zaruri olanı almaya bilinenden farklı bir şekilde sınırlanmış olarak kalırdı.’’   Bir anlamda eğitim daha iyi bir müslüman olmanında yoludur .

İlk bölüm astronomi alanında gelişmeleri anlatıyor. İslam kültür çevresindeki astronomik araçlar 9.yy son çeyreği den itibaren gelişmeye başlamış.  Bu alanda öncelikle karşımıza çıkan Yunanlılar dönemi kullanılan, güneş, ay,ve yıldızların konumunu belirleyen, zaman hesaplamaya yarayan usturlab denilen  alettir. Orjinallerinden yararlanılarak modellenen büyük küçük birçok usturlab ve yer küre sergilenmektedir.  Urve, halka, hücre, ümm, şebeke ve levha bölümlerinden oluşan usturlabın kullanışı şu şekildedir; Ufkun üzerindeki bir yıldızla hizalanırsa hareket eden ibre ile açısı belirlenir. Buradan alınan ölçü tabandaki levhanın coğrafi konumu temsil ettiği usturlabın öteki tarafına aktarılır. Göklerin haritası gibi olan bir yıldız giridi yıldızların konumunu gösterir. Yapılan ölçüm kullanılarak uçlar levhanın üstüne hizalanınca saat gibi usturlabtan zaman okunabilir. Abbasi dönemi  usturlab daha da geliştirilir. Mekke’nin yerini hesaplama bir anlamda matematiksel bir problemdi. Bunun yanı sıra namaz vakitlerinin hesaplanması da ustuplabın yön bulma ve zaman hesaplama konusunda  geliştirilmesine sebep olmuştur. Usturlabın yön bulma özelliği deniz yolculuğunu geliştirerek keşifler dönemi temellerini de oluşturmuştur.

Bu alanda önemli çalışmaları El-Fergani yapmış. Arz derecelerinin uzunluklarını hesaplamış; Güneş’in de, gezegenler gibi, ancak ters istikamette seyreden bir yörüngesi bulunduğunun, ilk defa farkına vardı. Ortaçağda Alfranganus adı ile anılan El-Fergani’nin, ‘Astronominin Unsurları’ isimli eseri, birçok defalar Latince’ye çevrildi. Bunun  yanı sıra İlk defa İslam bilginleri, Dünya’nın yuvarlak olup, ekseni etrafında döndüğü teorisini iddia ve ispat ettiler. Will Durant, “Histoire de la Civilisation L’age de la Fol” eserinde bu konuya ışık tutar:

“Biruni, Dünya’nın yuvarlaklığını hiç tereddüt etmeden kabul etmekle beraber, her şeyi arzın merkezine doğru çeken kuvveti de tesbit etti. Astronomi esaslarının; hem Arz küresinin, her gün kendi ekseni ve her sene Güneş etrafında döndüğünü, aksini tasavvur ederek açıklayabileceğini ileri sürer.”

Kur’an’dan, Arz’ın, sabit olmayıp, hareket ettiğine şahit olmuşlardı. NEML(27)/88
Sen dağları görür, onları yerinde sabit sanırsın. Halbuki onlar, bulut gibi hareket ederler. Bu, Allah’ın sanatıdır ki; O, her şeyi sağlam yapar. Şüphesiz O, yaptıklarınızdan haberdardır.

İkinci bölümüne geçtiğimizde  önemli astronomi rasathanelerin kuruluş tarihleri, yerler , planları , kullanılan aletler hakkındaçeşitli bilgiler ve modellemelerini görüyoruz. 9. yüzyılın ilk çeğreği  Halîfe El-Memun Bağdatta  ilk rasathaneyi kurdurmuştur. Avrupa da ise ilk rasathane 16.yüyılda karşımıza çıkar.

Abbasiler den sonra bu alanda İlhanlılar dönemi  önemli çalışmalarda olmuş  ve  13.yüzyılda  Merega rasathanesini kurulmuştur. Bu rasathane kullanılan aletlerin modelleri bu alanda sergilenmektedir. Bu aletlerin nasıl kullanıldığını bilgi ekranlarından öğreniyoruz. Gün dönümünün belirlenmesi , yıldızların enlem ve meridiyen derecelerini ölçmek, güneş ve ayın görünüşteki çapının  bulunması  ile ilgili birbirinden farklı bir çok alet burada görülebilir. Benzer şekilde üzerinde durulan rasathaneleri şöyle sıralayabiliriz; Timurlular dönemi ayrıca kendisi de astronom ola Uluğ bey tarafından yaptırılan  Semerkant rasathanesi  (1420 ) ,Osmanlı dönemi 3.Murat tarafından yaptırılan  İstanbul rasathanesi  ki (1375-80) gökbilimci, mühendis ve matematikçi olan Takiyüddin  rasathaneye çok katkısı olmuştur. Fakat bu rasathane kısa sürede kapanmıştır.

Müze, bölümlerinde ilgili alanlar hakkında orientalist çalışmalar yapan isimlerin ahşap kabartma portrelerine yer veriyor. Bu isimler ve yaptıkları çalışmalar hakkında kısa bilgi veriyor. Astronomi alanında ise  İtalyan oryantalist Carlo Alfonso Nallino ilk islam astronomi tarihi yazarı  olarak karşımıza çıkar.

Sonraki  bölümünde ise birbirinden  ilginç materyallerle çalışan farklı saatler ( güneş saat, mum saati, su saati, fil saati  ) yer almaktadır. En dikkat çeken modelleme ise Takiyüddinin  çanlı, zemberekli saati.

Üst katta ki son iki bölüm ise savaş aletleri ve tıp üzerine düzenlenmiş. Savaş aletleri bölümünde dikkat çeken  El tüfeği 14.yüzyıl  İslam dünyasına mal ediliyor. Hasan çelebi tarafından yapılan roket bunun yanısıra farklı top tipleri, biyolojik bombalar(içlerine yılan ve akrep gibi tehlikeli hayvanlar doldurulup mancınıkla fırlatılan kaplar), mancınık sistemleri 14.yüzyılın sonlarında Avrupa da yayılan modellerin öncüllerini oluşturuyor.

  Son bölümde ise tıp üzerine yapılan çalışmalar ve kullanılan aletler sergilemiş. İslam medeniyeti tıp alanında büyük ilerlemeler kaydetmiştir. Dünyada bilinen ilk katarakt ameliyatını, asıl ismi Ebu’l-Kasım Ammâr b. Ali el-Mevsılî  (10yy) olan ve İslâm tarihinde kısaca Ammâr, batıda ise “Canamusalı” olarak tanınan müslüman tıp âlimi yapmıştır. Bu alimin geliştirdiği ameliyat malzemeleri ve kulak, burun, boğaz, diş, ortapedi, sinir hastalıklarında kullanılan malzemeler sergileniyor . Bir diğer isim İbn-i Sina onun El-Kanun Fi’t-Tıbb eseri 12.yüzyılda Latinceye çevrilmiş ve 17.yüzyıla kadar Avrupa tıp bilimini etkilemiştir. Aynı şekilde El-Razi’nin El havi eseri  tıp ansiklopedisi olarak Avrupalı araştırmacılar bu gelişmeleri tıp yöntemlerini onaylamış uygulamıştır.

Alt katta indiğimizde ise  İslam bilginlerinin tanıttığı 100 kadar  taşa sahip maden koleksiyonu  ilk bölümü oluşturur. İkinci bölümde fizik başlığı altında El-Cezeri ve Takiyüddin  icatları üzerinde durulmuş Robotik bilimin babası sayılan El-Cezeri hidrolik cihazlar tasarlamasıyla Leonardo da Vinci’i bile etkilemiştir. Su pompaları, gemi değirmenleri, teraziler, fıskiyeler ve dahası tarife göre yapılmış icatlar burada yer alıyor.

Üçüncü bölümde ise Matematik, Geometri, Mimari, Şehircilik  alanındaki gelişmeler yer almış. Cebir konusunda Yunanlılar, Hintliler, Babiller  dönemleri yapılan çalışmaları 8.yüzyıl da harmanlanmıştır. Batılı yazarlar, İslam matematikçilerini, Yunan matematiğini sadece ortaya koymuş olmakla vasıflandırıyorlarsa, yeni araştırmalar bunun yanlışlığını ortaya koyuyor.Roma rakamları’nın yerini, bugün hala kullandığımız Arap rakamları aldı. Sıfır, ilk defa olarak icat edilip kullanılmaya başlandı. Roma rakamları 3888 (MMMDCCCLXXXVIII) gibi bir sayıyı ifade ederken hantallaşmakla kalmamış dört işlemde çeşitli karışıklıklara da yol açmıştır. Matematik tarihinde sıfırın bulunması bir devrimdir. Arapça  Es-sifr (sıfır)  İngilizceye ‘’cypher’’ diye yerleşmiştir.

Mimari alanında ise  Mustansıriye medresesi ,Süleymaniye camii, Kurtuba camii, Adil Melike Turhan hastanesi gibi yapıların modelleri üzerinden bilgi verilmiştir.

Dördüncü ve beşinci bölümde ise Optik, Kimya, Coğrafya alanları ele alınmış. İbnü’l-Heysem ile başlayan optik çalışmalarının Kemâlüddîn El-Fârîsî devam ettirmiştir. Gökkuşağının oluşumuna açıklık getirmiş ve görüntünün oluşumu hakkında ışık üzerinden sistematik deneyler yapmıştır. El Farisi eserinden Leonardo da Vince de yararlanmıştır. İbn-i Heysem fotoğrafın ilk modelini, bir nevi “karanlık oda”yı ilk defa dener. Işığın kırılmasının sebeplerini, hava ve su gibi çeşitli ortamlara dayandırır. Camera obscura’nın  (karanlık odanın) asıl mucididir. Heysem’in buluşlarına 15. ve 16. yüzyılda Avrupa da rastlanıyor.

Dr. Sigrid Hunke; Heysem’i
“Bu ‘dahi İslam bilgini’nin Batı’ya yaptığı tesirler muhteşemdir. Onun optik-fizik alanında nazariyeleri, yeni çağ ortalarına kadar ‘Avrupai ilme’ hakim olur. İngiliz Roger Bacon‘dan, Alman Witello‘ya varıncaya kadar geçen devre boyunca, bütün optik, ‘Alphazen’in(İbn-i Heysem) nazariyelerine dayanır. Galile Teleskobu’nun arkasında, Alhazen’in büyük gölgesi durur.

Ayrıca İbn el-Heysem ışığın kırılma sürecini mekanik terimler cinsinden tanımlamıştır. Ona göre, “iki ortamın ayrılma yüzeyi boyunca geçen ışık parçacıklarının hareketi, kuvvetlerin bileşke yasasına uyar. Bu yaklaşım daha sonraları Newton tarafından yeniden keşfedilerek işlenmiştir.

Kimya bölümünde ise El-Razi’nin değişiyle ‘’Her sanat kendi aletlerine sahiptir.’’ Buradan hareketle  imbikler,  damıtma kapları, deney tüpleri, maden fırınları ve farklı gül suyu damıtma araçları bu  bölümde yer alır. Latin kimyasının temelini Yunanca değil bilakis Arapça orijinal eserlerin tercümesi sağlamaktadır.

Beşeri coğrafya alanında ise İbn-i Batuta İlk ve ortaçağın en büyük seyyahı; tarihi, coğrafi, etnik ve kültür tarihçiliğini ilgilendiren konularda önemli eserler verir.

Yunan eserlerine olan ilgi bir anlamda Rönesansı tetiklemiştir.Bu ilgi ise müslümanlar tarafından Toledo da başlatılmıştır. Burada Arapça metinler Latinceye tercüme edilmiştir.

Gherardo da Cremona  İbn-i Sina tarafından hazırlanan tıbbı incelemeler hakkında çeviriler yapan birçok isimden sadece biridir. Şu nokta önemli ki Toledo’ya bir çok konuda bilgi edinmek gelen bilim insanları vardı. Alman Herman, Aristo’nun Rhetoric adlı eserini Arapça kaynaklardan tercüme ediyor. Arap çevirisini de Abrous tarafından yapılan yorumlar var. Bu yorumlar ayrı olarak belirtilmiş. Yunan eserlerinin içine giren yeni fikirler mevcut. Bir anlamda bilgi tamamlanıyor. Yunan bilim adamlarının çalışmaları devam ettirilmiş ta ki yol gösterene kadar.

Bilinçli bir ihmal sürecinden geçtik. Bunları hatırlatması bakımından İslam Bilim Teknoloji Tarihi Müzesi büyük bir adım atmıştır.

Müzeyi gezdikten sonra şunu rahatlıkla söyleyebiliriz; İslam medeniyetleri birçok buluşa yol açacak temeli oluşturmuş ve yol göstermiştir.

Müzenin dikkatinizi çeken bir tarafı mutlaka olacaktır. Her yaştan insanın gezebileceği şekilde düzenlenmiş. Ufak tefek eksikleri bulunuyor.Sinevizyon salonundan yararlanılamıyor. Zamanla yıpranmış bilgi panoları ve bazı televizyonları bozuk bazıları da sadece Türkçe veya İngilizce olarak ayarlanmış bu ufak sorunlarda ortadan kalktığında ziyaretçilerine daha açıklayıcı bilgiler sunma olanağını sürdürecektir.

 u.y

Ziyaret Gün ve Saatleri:Salı günü haricinde diğer günler, [09:00-16:30] saatleri arasında ziyarete açıktır.

Ziyaret Ücretleri:[17] Yaş altı ve [65] yaş üzeri ücretsiz. Diğer tüm ziyeretçilere 5 TL`dir.

İletişim bilgileri

İlçe: Sirkeci

Adres: Has Ahırlar Binası – Gülhane Parkı, Sirkeci

Web: http://www.ibttm.org

Telefon:0212 528 80 65

Toprağın çocukları ‘Hayal kırıklığı’

Uğur  Yılmazer

 

 

 

 

Ali Adnan Özgür’ün yönetmenliğini yaptığı, Erkan Can, Şebnem Sönmez, Bahtiyar Engin, Ufuk Bayraktar, Türkü Turan, Suzan Kardeş, Müge Boz, Menderes Samancılar  gibi zengin bir kadro tarafından canlandırılan filme geçmeden önce kısaca filmin konusunu aldığı KöyEnstitülerine değinmek gerek. Köy Enstitüleri kurulmadan önce Cumhuriyet dönemi hedef ve ilkeleri Anadolu’nun her tarafına yayılmadığından halk evleri kurulur. Halk evlerinde tiyatro, müzik, fotoğraf sergileri yapılır. Ancak fark edilir ki müzik, tiyatro, şiir beğenisinin oluşması öncelikle eğitim seviyesinin yükseltilmesiyle ortaya çıkacaktır. Zira estetik beğeniler belli bir bilinç seviyesinden sonra ancak insanlar için bir gereklilik halini almaktadır. Hal böyle iken evlerinden beklenen verim alınamayınca İsmet İnönü zamanı Anadolu’nun okuldan yoksun durumu göz önüne alınarak Hasan Ali Yücel ve İsmail Hakkı Tonguç’un çabalarıyla filmimize konu olan Köy Enstitüleri kurulur. Köyün düzenini bozmadan köye bir anlamda medeniyet getirmeyi amaçlamışlardır. Nitekim zaman gösterir ki burda yetiştirilen öğretmenler geleneksel öğretmen okullarında yetişenlere göre daha verimli olmuştur. Çünkü enstitülerde eğitimde iş için, iş içinde eğitim ilkesi tatbik ediliyordu.Türkçe, Matematik, Fizik, Tarih gibi pozitif bilimlerin yanısıra Yurttaşlık Bilgisi, Müzik, Resim gibi ufuk açıcı dersler gösteriliyordu.

Filme gelecek olursak, elindeki bu denli önemli bir materyali yan hikayelerle de besleyerek vurucu bir bicimde işleyememiş malesef. Film köy enstitülerin üzerindeki baskının iyice artığı bir dönemi ele almış. Ancak sadece bu. Dünya çapında yaşanan gerilimin, ülkemize her kış komünizmin geleceği korkusu olarak yansıdığı ve faşizmin kimi kitleler tarafından panzehir olarak görüldüğü dönemde bir kısım ilerici Enstitü öğretmeninin başına gelenler anlatılıyor. Böyle yaparak köy enstitülerinin önemini vurgulamaya çalışmış fakat eksik kalmış. Bizler Enstitüler’in tam olarak ne yaptığını anlayamıyoruz filmde. Bu açığını film boyunca didakte edici özlü sözlerle izleyiciyi sıkan bir üslupla ve dış ses yardımıyla kapatmaya çalışmış ki bu zaten başlı başına izleyicisini küçümser bir tavır olarak karşımıza çıkıyor. Zaten filmlerimizin olmazsa olmazı tempodan yoksun oluşlarını da göz önüne alınınca pek de yedinci sanatın cazibesini yakalamış gibi gözükmüyor Toprağın Çocukları. Yazmak için, sinema yapmak için insanın bir meselesi olmalı lakin o meselenin doğru ve derinden anlaşılabilmesi için akıcılık ve zengin bir hikaye olması da şart. Bunun dışında bazı teknik detaylarda göze batıyor; filmde bariz bir şive problemi var, ne köylü gençler ne de çingene kız ve ninesi kendi şivelerinde konuşmuyor. Dublaj hatalarına girmiyorum bile. Bunun dışında diyaloglarda sanki kesilen sahneler vardı çünkü konuşma akışı günlük hayattaki gibi değil de karşılıklı özlü sözler söylenen aşık atışması gibi geçiyordu.  Aşık atışması demişken filmde yer alan güzel türkülere değinmeden geçmemek lazım, çok başarılı seçimlerdi. Özellikle Suzan Kardeş’in sesinden Djelem Djelem adlı roman türküsünü duymak hoş oldu. Keşke Çingene  yaşantısına ve felsefesine biraz daha girilseydi belki o sıcak havanın bir köşesinden tutulabilirmiş. Bu arada oyunculukların ne denli başarılı olduğunu söylemezsek sanırım ayıp etmiş oluruz, bu yüzden son cümleyi bu şekilde bitirmek istedim.

u.y-f.s

Kara Şövalye Yükseliyor mu?

Uğur  Yılmazer

 

 

 

Kara Şövalye yükseliyor filmi ile Batman son kez izleyici karşısına çıkacak.27 Temmuzda türkçe dublaj ve ımax seçeneğiyle de sinemalarda olucak.

Bu son filmde bizi birçok süpriz bekliyor gibi . Batman bir müddet ortadan kaybolmak zorunda kalmıştır.Fakat Gotham şehri karışmaya başlıcaktır . Hırsız bir kedi kız ( Anne Hathaway) ortaya çıkacaktır.
Bir çok kişinin jokerle karşılaştırmaya çalıştığı Batman ve Robin filminde silik bir karakter olarak Sarmaşık kadın (Uma Thurman) yanında koruma olarak yerini alan Bane (Nino) karşımıza çıkar. Batman Bane için bir saplantıdır. Çocukluğundan korku adı altında beliren yarasa slüetidir. Çizgi roman okurlarının bildiği gibi Bane hapishanede büyür bir çok zorluk karşısında durur. Kendini geliştirir. Hapishanede katliamlara neden olur.Bunun sonucu bir kobay olarak kullanılır. Venom (fiziksel güç arttırıcı ) enjeksiyonu ile tanışmış olur. Böylelikle Bane kaos adamı haline gelir.Joker Heath Ledger’ın mükemmel oyunculuğuyla ön plana çıkmış bir karakter olmuştu.Gösteri adamıydı.Gözü karaydı.Ama Batmanle dövüşemezdi. Bane Batmanin bir dengi olarak görülüyor.Bu yüzden Bane’in(Tom Hardy) Gotham hakkında ki acımasız planları Batmanı ortaya çıkaracaktır.gerçekten bu son filmi Christopher Nolan nasıl bir sonla bağlıcak merak konusu. Aynı zamanda başarılı yönetmenin el ve ayak izi de artık Hollywood’daki ünlüler kaldırımında yerini aldı.

<

Bane hakkında ayrıntılı bilgi için : http://yarasa-adam-batman.blogspot.com/2011/07/bane.html

u

Şişli 19 Mayıs’a Hazır

.

İstanbul’un en işlek caddelerinden biri olan Halaskârgazi, 19 Mayıs’taki büyük yürüyüş için dev bayrak ve Atatürk posterleriyle donatıldı. Şişli Belediye Başkanı Mustafa Sarıgül, “19 Mayıs’ı şanına yakışır bir şekilde kutlayacağız. O gün tüm yurttaşlarımızı Şişli’ye bekliyorum” dedi.
sinema sokağı
Şişli Belediyesi, ‘19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı’nda Şişli’nin en işlek caddesi olan Halaskârgazi’de dev bir yürüyüş düzenleyecek. Yürüyüş için cadde dün dev Türk bayrakları ve Atatürk posterleriyle donatıldı. 19 Mayıs Cumartesi günü saat 12.00’de Şişli Atatürk Evi’nin önünden başlayacak yürüyüş, Mecidiyeköy’e doğru gerçekleştirilecek. Kutlamalar kapsamında Cevahir Alışveriş Merkezi önünde, Ekrem Ataer yönetimindeki 500 kişilik koro, Atatürk’ün en sevdiği şarkıları seslendirecek.

Kenan Doğulu konseri
Şarkıcı Kenan Doğulu da bir konser verecek. Şişli Belediye Başkanı Mustafa Sarıgül, Mecidiyeköy’den Taksim’e kadar uzanan Halaskârgazi Caddesi’ni dev Atatürk posterleri ve Türk bayraklarıyla süslediklerini belirterek, “19 Mayıs’ı şanına yakışır bir şekilde kutlayacağız. O gün tüm yurttaşlarımızı Şişli’ye, hep birlikte bayramımızı kutlamaya bekliyorum. Bayraklarımızı alalım, 19 Mayıs günü bayramımızı coşkuyla kutlayalım” dedi. Şişli Belediyesi’ne bağlı ekipler vinç yardımıyla gece gündüz çalışarak bayrak ve poster asma işlemini yürütüyor. Bayram yerine döndürülen caddeden geçen sürücüler ve yayalar da bu görkemli şölen hazırlıklarını izliyor.

500 kişilik koro
19 Mayıs Cumartesi gerçekleştirilecek yürüyüş ve etkinlik programı şöyle:
12.00 Şişli Atatürk Evi önünde buluşma,
12.30 Mecidiyeköy yönüne doğru gerçekleşecek yürüyüşün başlangıcı
13.00 Ekrem Ataer yönetiminde 500 kişilik koro konseri, Cevahir AVM önü
14.00 Kenan Doğulu konseri, Cevahir AVM önü

.

BK

Hollanda’dan Arif Sağ ‘ya Terbiyesizlik

.

Kültür ve Sanat Vakfı Kulsan’ın 25’inci yıl etkinliğinde Promanade Orkestrası ve şehir korosu ile birlikte sahne almak için Hollanda’ya gelen sanatçı Arif Sağ, önceki gün Amsterdam Havalimanı’nda pasaport polisiyle yaşadığı tartışmanın ardından aynı uçakla Türkiye’ye geri döndü.

Yeşil pasaport sahibi Sağ, ilk olarak geçen perşembe günü prova için Hollanda başkentine geldi. Provanın ardından o geceyi Hollanda’da geçirip cuma akşamı konser vermek üzere Türkiye’ye dönen sanatçı, önceki gün THY uçağıyla 11.40’ta yeniden Amsterdam’a indi. Sağ, üç gün önce sorunsuz geçtiği pasaport polisi sorgusunda konserle ilgili belgeleri ve diğer evrakı eksiksiz olmasına rağmen bu kez bekletildi. İtiraz etmesi üzerine Hollanda polisi Sağ’ı sorgu odasına aldı ve burada da uzun süre bekletti. Tepki gösteren Sağ, Hollanda’ya giriş yapmaktan vazgeçip aynı uçakla Türkiye’ye döndü.

.

.

.

BK

POPÜLER KÜLTÜR DETOKSU MÜMKÜN MÜ?

.
 Bahar geliyor ve kadınların mutlaka zayıflaması, incelmesi mecburiyeti halka sürekli enjekte ediliyor. Yaşamsal bir zorunluluk olan beslenme, yesen de yemesen de bizi her tutumuzla suçlayan bir eyleme dönüşüyor!


Egemen kültürün tüm değerleri sadece alışveriş merkezlerinde, medya organlarında, sokaklarda, evlerimizin mobilya oymalarında, halıların motiflerinde, bardakların üzerindeki baskılarda, ojenizin renginde değil vücudumuzun içinde, hücrelerimizde kendini kopyalıyor, yeniliyor, üretiyor.

Yeme ve yememe halleri insanlarda ağır bir suçluluk duygusu uyandırıyor. Popüler kültürün dayattığı anoreksiya artık bir hastalık gibi algılanmıyor bile.

Köprücük ve leğen kemiklerinin görünmesi yetmiyor, daha daha daha belirginleşmesi gerekiyor. Asla daha fazla zayıf lamanın sakıncası yok! Genç kadınlar ölüme götüren açlık yolunda olduklarının bilincindeler elbette, ama bu büyük davadan vazgeçmek söz konusu bile değil. Çünkü genç kadınlara mutluluğu 0 beden de bulacakları iyice öğretilmiş.

İncelme, zayıflama, erime artık tüm TV programlarının ve yazılı medyanın ana konularından biri. Hiç durmadan nasıl zayıflayabileceğimiz konusunda bilgilendiriliyoruz. Her TV kanalın sağlıklı, çabuk ve çok zayıflatan doktorları, profesörleri, beslenme uzmanları var.

Gazetelerin ekonomi, politika, güncel haberler, magazin dışında sağlık sayfaları ve medyatik yazarları hayatımızdalar. Günlük gelişen bir olay gibi toplumun tüm fertleri ve özellikle kadınları, nasıl beslenme ve beslenmemesi gerektiği konusunda takıntılı hake getiriliyor.

Yemenin her türlüsü kafaya takılması gereken bir soruna dönüşüyor. Bu problem devamlı yeni uyarılarla büyütüldükçe büyütülüyor. Böylece sorunun çözülmesi aciliyet kazanıyor ve konunun uzmanları hiç aralıksız canlı yayında anlatıyorlar.

İzleyicilerin kendileri de yeme içme konusunda konuşmak, anlatmak, paylaşmak ve öğretmek isteyecek kadar doluyorlar. Kendilerini denek, mutfaklarını laboratuar gibi görmeye başlayan genç kadınlar bloglar aracılığıyla kitlelere ulaşıyorlar.

Bu bloglar da günlük reçeteler vermeye devam eden kadınlar ölüme giden günlüklerini yazıyorlar adeta. Sanal dünyanın çok ilgi gören sayfalarında neler yediklerini, neyi neyle asla karıştırmadıklarını, neler yaptıklarını, ne kadar zayıfladıklarını yazıyorlar ve fotoğraflarla ispatlıyorlar. Zayıflatan haplar, bantlar, pedler, kepler, çoraplar, kremler, otlar tanıtılıyor.

Ne kadar iyi sonuç verdiği mankenler, modeller ve birbirinden güzel sıskalar tarafından yazılı ve görsel olarak önünüze dökülüyor. Kültür endüstrisinin ürettiği trendlerin etkisinde kalmamak ve bel çevresinde biriken yağlarınızla barışık olmak resmen utanmazlık, aymazlık haline geliyor! 38 beden kadınlar bile kendilerini obez hissedebiliyor.

Bilinçaltına nüfus eden reklamların, filmlerin, sokak panolarının, ilanların hiçbirini izlemediğini sanan kitleler hepsinden nasibini alıyor. En kötüsü fertler toplumun çok etkilendiğini ancak kendisinin hiç etkilenmediğini zannediyor. Tüketim kültürünün birincil hedefi kadın ve çocuklar ‘ye ye ye’ ve ‘yeme, yeme, yeme’ komutlarıyla inliyor.

Popüler kültür kurbanı bir nesil mutfaklarında eli kolu bağlı ne yapacaklarını şaşırmış, suçluluk içinde yaşamaya çalışıyor. Öyle ki, 36-38 beden üstü şarkıcı, star, oyuncular aldıkları 1 kilonun, verdikleri 750 gramın hesabını medyaya vermek zorunda bırakılıyor. Doktorlar bir yandan obezite, diğer yandan anoreksiya arasında gidip geliyorlar.

İnsanlar ya çok yiyor ya da açlık orucu sınırında mücadele veriyor. Yeme içme bozukluklarının ardında, altında yatan sebepler araştırılmalı ve varsa suçlular adalete teslim edilmeli!

Ahh ah yine de popüler kültür detoks programları icat edilse ve beraberinde zayıflatsa ne güzel olurdu, değil mi?

ŞENAY TANRIVERMİŞ

‘Bana da cami verin, ben de orada imam olayım!’

Radikal gazetesinden İpek İzci’ye konuşan Behzat Ç karekterini canlandıran Erdal Beşikçioğlu, şehir tiyatroları ile ilgili tartışmalara katıldı. Beşikçioğlu, ‘Olamaz! Yani buna muhakkak müdahale ederler. Bu iş, bir laboranta “Gel şu ameliyata gir” demek gibi bir şey. Saflık bu… Ya da çok zekiler, bu işi bitirmek istiyorlar. O zaman bana da bir cami verin, ben de orada bir imam olayım! Yanlış bir kafa bu..’ diye konuştu.sinema sokağı

İşte Beşikçioğlu’nun o açıklamaları

Konservatuvar öğrencileri mezun olunca, ya Devlet Tiyatroları’na (DT) giriyor ya da özel tiyatrolara veya dizi/film işlerine yönelerek yani kendi başlarının çaresine bakıyorlar, değil mi?
Evet ve hep böyle değil midir zaten? Ya memur olursun ya maceraya atılırsın. Devlet Tiyatroları, o konuda bu öğrencilerin çoğuna harçlığını çıkartacak bir kurumdur. Bu çocukların hepsi okurken, harçlıklarını Devlet Tiyatroları’ndan almıştır. Ama dedim ya, devletin parasıyla deneyemezsiniz.

Devletin parasıyla özgür olunabiliyor mu?
Düşünce konusunda tabii ki özgürdür. Zaten şu sıralardaki hükümetin düşünceye bir sınır getirme düşüncesini düşünmek dahi istemiyorum. En son bu, Şehir Tiyatroları felaketi benim canımı çok sıktı. Olamaz böyle bir şey.

O ZAMAN BANA DA BİR CAMİ VERİN BEN DE İMAM OLAYIM
Ama olmak üzere…
Olamaz! Yani buna muhakkak müdahale ederler. Bu iş, bir laboranta “Gel şu ameliyata gir” demek gibi bir şey. Saflık bu… Ya da çok zekiler, bu işi bitirmek istiyorlar. O zaman bana da bir cami verin, ben de orada bir imam olayım! Yanlış bir kafa bu… Kaldı ki şu ana kadar bambaşka işlerle ilgilenmiş adamlar gelecek ve o tekstleri okuyacaklar. Nasıl okuyacaklar? Ne yapacaklar? ‘Cin Ali’nin Serüvenleri’ni mi oynayacaklar? Ne biliyorlar, literatürleri ne? Kaç tane oyun okumuşlar? Ben olsam o tiyatroya gittiğimde o adama kafa atarım. Herkes kendi işini, bildiği işi yapsın bu memlekette! Ayşenil Şamlıoğlu vardı orada, Devlet Tiyatroları’ndan gelmiştir ve DT adabı, üslubu ve ahlakıyla hareket eder her zaman. Bu kadının ahlakını hiçbir belediye sorgulayamaz! Ayşenil, devletin verdiği sanatçı unvanına sahiptir. Bak, hükümetin demiyorum, devletin diyorum. Sanat, bambaşka bir durumdur. Biz ömrümüzü vermişiz bu işe. Neden?

Neden?
Bir hikâyeyi anlatmak, seyirciye bir felsefeyi vermek, bir durumu aktarmak, bir düşünceyi empoze edebilmek için uğraşmışız. Çok mu tehlikeliyiz ki biz? O kadar tehlikeli değiliz, merak etmesinler. Umarım Kadir Topbaşimzalamamıştır o değişikliği. Bir sanatçıyı kimse durduramaz zaten, ben fikrimi sokakta dahi söylerim. Bunu sokak tiyatrosuyla da yapabilirim, hiç mekân olmasına da gerek yok. Benim dilimin kemiği yok. Bunu şunun için söyledim: Bir ülkenin soytarısı yoksa eğer, o ülkenin kralı o krallığı yönetemez. Ben konuşacağım ki o bilgilenecek. Ben konuşacağım ki o sorgulayacak. Bir insan kendini sorgulamazsa bir yere varamaz.

Şehir Tiyatroları üzerinden konuşursak, siz kamuoyunun bu gibi olaylara karşı yeterince tepki gösterdiğini düşünüyor musunuz?
Hayır. Böyle durumlarda, hepimize düşen birtakım görevler vardır. Mesela bu konuda köşe yazarlarının mutlak kılıçları çekmesi gerekiyor.

Devlet Tiyatroları’nın kapatılması da konuşulmuştu bir dönem.
Yaklaşık 4.5 senedir Devlet Tiyatroları’nda kapalı gişe oynayan ‘Bir Deli’nin Hatıra Defteri’ oyununu oynuyorum. 7 – 8 lira karşılığında beni seyredebiliyor bu halk. Böyle bir imkânı bu insanların elinden niye alıyorsunuz siz? Başka bir özel tiyatroda bunu yapamazsınız ki! Bilet fiyatınız en az 30 lira olmalı ki maliyetinizi çıkarın. Devlet Tiyatroları’nı kapatma fikri, düşünceyi parçalamak anlamına gelir. Parçalanan düşünce de kolay takip edilmez, kaos çıkar. Her zaman bir kurumun o disiplin üzerinde söz sahibi olması gerekir. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nde de Devlet Tiyatroları bu söz hakkına sahiptir. Bilirkişidir…

Kapatılmalı diyenlerin tezlerinden biri şu: Yıllardır hiçbir oyunda yer almayan bir oyuncu, maaşını almaya devam ediyor.
Bunlar cahillik işte. Daha önce belki o insan kapalı gişe oynayan ve salonları dolduran oyunlarda başrol oynadı. Ama yıllar sonra da kast dışında kaldı. Ne yapacağız? Belki o insan oynamıyor ama fikren destek veriyor projeye. Bir oyuncunun sahneye çıkma zorunluluğu yoktur ki. Bu, kostümden tutun da aldığınız nefese kadar üretim içerisinde olduğumuz bir hikâyedir. İlla oynamak zorunda değilsiniz. Devlet Tiyatroları’nı bu şekilde eleştiren insanlar var, evet ama onlar cahil provokatörler.