Emek Sineması siliniyor mu?

 

file_

Kültür ve Turizm Bakanı Ömer Çelik, Emek Sineması ile ilgili, “Sinemanın yıkılması söz konusu değil. Bu konuda hassasiyet gösteren vatandaşlarımızı ve aydınlarımızı takdirle karşılıyorum. Ancak sinemayı yok etmek diye bir şey yok.

Başka sinema salonlarının yapılmasından da söz ediliyor. Emek sineması orijinal haliyle yukarı katlara taşınıyor. Biz emek sinemasının içini güçlendiriyoruz. Bu yüzden emek sineması yıkılıyor, yok ediliyor tabirlerini doğru bulmuyorum.” dedi.

 

 

Bursa’da antik kent çokkk!!!

 1.jpg

 

Geçtiğimiz yıllarda Bursa Asfaltı üzerinde bulunan alana AVM yapmak için başlanılan inşaat
çalışmaları  sırasında ortaya çıkan kalıntılar nedeniyle Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu tarafından inşaat durdurulmuştu. Burada ortaya çıkan antik kente (Mryleia) ait kurtarma kazıları yapıldı.

Bursa Müze Müdürlüğü’nün alanda kazıların tamamlandığını rapor etmesi sonucunda, Avm inşaatına devam etmesine karar verildi. Kalıntıların korunması koşulu öne sürüldü.Uludağ Üniversitesi Arkeoloji Anabilim Dalı Başkanı Mustafa Şahin, bölgede yeterli sondaj yapılmadan kararın alındığını söyledi. Şahin, “Bölgede yeteri kadar sondaj yapılmadan inşaata izin verilmesi suçtur” derken, Mudanya Halk Meclisi sözcüsü Levent Kayak ise, “Kurul aldığı bu kararla kuzuyu kurda emanet etmiştir. Tarihi eserlerin bir firmanın malıymış gibi alışveriş merkezi altında sergilenmesi son derece yanlış bir karar. Halk meclisi olarak bütün hukuki yollara başvuruda bulunacağız” diye konuştu. Ayrıca 2010 yılında hazırladığı raporda arkeolojik sit alanının çok daha geniş tutulması gerekliliğinin altını çizmişti.

2012 Bursa Kültür ve Tabiat Varlıkları Koruma Bölge Kurulu bölgede incelemede bulunan koruma kurulu, tarihi Myrleia kentinin 3. derece sit alanı olarak kalmasını uygun bularak antik kent üzerine yapılan alışveriş merkezinin devam etmesi için inşaat izni verdi.

 

1. Derece Doğal  Sit
Bilimsel muhafaza açısından evrensel değeri olan, ilginç özellik ve güzelliklere sahip olması ve ender bulunması nedeniyle kamu yararı açısından mutlaka 2.jpgkorunması gerekli olan, korumaya yönelik bilimsel çalışmalar dışında aynen korunacak alanlardır….

2. Derece Doğal  Sit
Doğal yapının korunması ve geliştirilmesi yanında kamu yararı gözönüne alınarak kullanıma açılabilecek alanlardır.

3. Derece Doğal  Sit
Doğal yapının korunması ve geliştirilmesi yolunda, yörenin potansiyeli ve kullanım özelliği de gözönünde tutularak konut kullanımına da açılabilecek alanlardır.daha çok zarar gören alanlardır.
  Geniş bilgi için ( https://sinemasokagi.org/2013/03/08/sit-alanlari-koruma-ve-kullanma-kosullari/ )

 

Bursa Antik Kentler

Myrleia, Marmara Denizi ve Karadeniz kıyılarına Hellen göçleri döneminde (yaklaşık İÖ.700-550) Batı Anadolu’dan, İonia’daki Kolophon’dan gelen göçmenlerin bir kenti olarak Helenleştirilmiştir. Hellenistik Çağda, İÖ.3. yüzyıl sonunda, Makadenyo Kralı V.Philippos, Myrleia’yı ele geçirmiş ve yakıp yıkmıştır. Daha sonra yöreyi eniştesi de olan Bithynia Kralı I.Prousias’a armağan etmiştir. Kenti I.Prousias ya da oğlu II. Nikomedes (İÖ.149-120) olduğu da söylenmektedir.

Romalılar Myrleia, Apameia’yı ordu üssü olarak kullanmışlar, Roma’nın bir yavru kenti durumuna getirerek adına da Colonia Concordia Augusta Apameia demişlerdir. Bu kent de daha sonra işgale uğramış ve Montania adını almıştır. Kente Montaneia adını, ortaçağda, Latinler tarafından verilmiştir. Bu sözcük “Dağlık” anlamına gelmektedir. Mudanya’nın , Montaneia’nın bugünkü söyleniş biçimi olduğu sanılmaktadır.

M.Ö. 7.yüzyılda batıdan gelen Bitinyalıların yerleştiği yöre, Pergamon (Bergama) ve Roma yönetimlerinden sonra Bizanse egemenliği altına girmiştir. (2013 Yılında üzerine Avm inşa edilerek yok edilecektir.)

Adraneia / Hadriani (Orhaneli)

Orhaneli Bursa’nın 65 km. güneyinde, Adranos Çayı (Orhaneli Çayı) güney kıyısında bulunmaktadır. Burada İlk Çağda kurulan küçük kentin adı ise çeşitli kaynaklarda değişik biçimlerde geçer: Adraneia, Adriani, Hadriani, Atriani, Adranos, Edranos. Osmanlı döneminde ise Beyce olarak anılmıştır. Anadolu’da aynı adı taşıyan pek çok kent vardır. Bu nedenle Orhaneli’ni diğerlerinden ayırmak için Uludağ üzerindeki Hadriani anlamına gelen “Hadriani ad Olympus” denmiştir. Köylüler bugün yaygın olarak Adırnaz asını kullanırlar. Hatta dağlılara genellikle Adırnazlılar denir. Roma imparatoru Hadrianus tarafından MS 2. yüzyılda kurulmuştur. Özellikle av mahalli olarak kullanılan kentte, kuruluşu sırasında tapınak, okul yapıldığı söylenmekle birlikte, kent hakkında kaynaklarda fazla bilgiye rastlanmaz. Kent Ms 450’den başlayarak Orta Çağ boyunca psikoposluk merkezi olmuştur. Günümüzde Orhaneli Çal Tepe ile Kusumlar Köyü’ne giden yol arasında kare planlı, Roma dönemi duvar işçiliği ö zellikleri gösteren bir yapı kalıntısı bulunmaktadır. Bunun güneybatı yakınında küçük bir nekropol (mezarlık) bulunmaktadır. Kentte eski bir tapınak kalıntısı da vardır. Charles Texier kenti imparator Hadrianus’un kurduğunu, 1835 yılında gördüğü kalenin 3 kemerden oluşan bir girişi olduğunu yazar. Aynı yazar 70X48 metre ölçülerinde olan ve gymnasium (eğitim kurumu) olduğunu tahmin ettiği bir yapıyı da tarif eder.

Apollonia (Gölyazı)

Bursa’nın batısındaki Uluabat Gölü kıyısındaki bir yarımada üzerinde kurulu kent. Kentin adı Bergama krallığı döneminde yaşamış olan kraliçe Apollonis’den gelmiş olabilir.Diğer bir görüş de kentteki Apollon tapınağının kentin adında payının olmasıdır.Bu tapınak kentin yakınındaki Kız adası mevkiindeydi.Adında Apollon geçen diğer kentlerden ayrılması için Rhydacum Nehri (Orhaneli Çayı) üzerindeki Apollonia anlamında “Apollonia ad Rhyndacus” olarak anılmıştır. Kızadası’ndaki eski tapınak, Bizans döneminde manastıra dönüştürülmüştür. Bu tapınağın taşları sonradan Haydarpaşa Limanı’nın yapımında kullanılmıştır.

Basilinopolis

İlk Çağ kenti Basilinopolis, Orhangazi’den Gemlik yönüne 5 km. mesafede bulunan Çeltikçi Köyü’nün bulunduğu alandadır. Doğu Roma İmparatorluğu’nun ilk yıllarındaki uygulamaya göre yeni bir kentin kurulması için de, imparator veya imparator ailesinden birinin girişimi gerekiyordu. Önce kurulacağı arazi satın alınıyor, kent ancak öyle kurulabiliyordu. Böylece imparator veya hanedan üyesi kente adını veriyordu. Bu konuda kaynaklarda rastladığımız en ilginç örnek, Basilinopolis’tir. Buranın imparator Julianus’un annesi Basilline tarafından MS 365 yılında kent statüsüne kavuşturulduğu anlaşılıyor. Nikaia(İznik) topraklarında olan bu eski kasabanın kent olması için, Nikaia’dan bir kısım halkın geldiği veya getirildiği anlaşılıyor. Bugünkü köyün içerisinde bulunan yazıtlı bir lahit parçasından başka, İlk Çağ kentinden günümüze herhangi bir kalıntı ve buluntu gelememiştir.

Kios / Prousias ad Mare (Gemlik)

Kios, kentin bitişiğindeki ırmağın adıdır.Körfez kıyısında MÖ 1390’da kurulduğu sanılan kentin kuruluş tarihi, İlk Çağ Hellen mitolojisinde ünlü bir destana dayanmaktadır. Bu destanın bir bölümüne göre; Doğu Karadeniz kıyısında Kolkhis kentinde bir kutsal ormandaki altın tüylü koç postunu ele geçirmek için yola çıkan Argo gemisindeki yiğitler yörede konaklarlarken, Herakles ile Polyphemos, yoldaşlarından ayrı düşer ve gemi, onları almadan yola çıkar. Böylece orada kalan Polyhemos, sonradan, Kios kentini kurmuştur.
Kios kenti, MÖ. 7. yüzyılda önce Frigya, sonrada Lydia krallıklarına , MÖ. 652’de de Kimmerlerin egemenliği altına girmiştir. MÖ. 6. yüzyıl ortalarında Kroisos tarafından tekrar Lydia topraklarına katılan Kios, aynı zamanda zengin bir liman ve ticaret kenti durumunda idi. Daha sonra Perslerin egemenliği altına giren kente, MÖ. 3. yüzyılda Bithynia kralı I. Prousias kendi adını vermiştir. Prousias, Bithynia krallarından ikisinin adıdır. Kent aynı adı taşıyan diğer Prusa isimli kentlerden ayırt edebilmek için kent, Prusa ad Mare (Deniz kenarındaki Prusa) adıyla da anılmıştır. MÖ 75’te Roma egemenliği altına giren kent, Bizans döneminde zengin bir zeytincilik ve ipekçilik merkezi durumuna gelmiştir. Kios binlerce yıldır birçok uygarlığa beşik etmesine karşılık, eskinin yıkılıp, yenisinin yapıldığı bir kent olduğundan, antik çağdaki kentten günümüze herhangi bir kalıntısı gelememiştir.

Lopadion (Uluabat)

Bursa’nın Karacabey ilçesinin 4 km. doğusundaki Apolyont Gölü’nün (Uluabat Gölü) batısında bulunan Uluabat köyünün yerinde idi. Lopadion Hellen dilinde çanak veya küçük çanak anlamındadır. Prof. Bilge Umar’a göre bu sözcük eski bir Anadolu dilinden gelmiş ve Hellen diline uydurulmuştur. Kentin ne zaman ve kimler tarafından kurulduğu bilinmemektedir. Tarihi kaynaklarda da ismi geçmemektedir. Günümüze Bizans dönemine ait bir köprü kalıntısı ile Orta Çağ sur kalıntıları dışında bir eser gelmemiştir.

Miletopolis /Mileda

Bursa-İzmir karayolunun üzerinde, Mustafakemalpaşa ilçesinin 5 kilometre kuzeybatısında, Üç Kurnalar ve Melde Bayırı olarak da bilinen yerde kurulmuştur. Kentin Miletos, Kyzikos ve Athena antik kentlerinden göç edenlerce kurulduğu üzerinde durulmaktadır. Kent, adı nedeniyle Miletoslularla ilişkilidir. Miletopolis ismi Luwi dilinden gelmiş ve Hellen diline uydurulmuştur. Kentin kuruluşu ile ilgili bilgiler çok sınırlıdır. MÖ 1. yüzyılda burada Milada isimli bir topluluk yaşıyordu. Miletopolis’in tarihte ilk kez ismi MÖ 100’de duyulmuştur. MÖ. 85’de Romalı komutan Caius Flavius Fimbria, Pontus devleti kralı Mithradates’i Rhyndakos çayı (Orhaneli Çayı) kıyısında yenmiştir. MÖ.400’den sonra adına sikke bastırmış, MS. 300’de Kyzikos başpiskoposluğuna bağlı bir piskoposluk merkezi olmuştur. Günümüze, Orta Çağ sur kalıntıları, Roma çağına ait mimari parçalar ve keramikler dışında herhangi bir buluntu gelememiştir. 1974 yılında Bursa-İzmir karayolu yapımında yarılan tepeden Hadrianus dönemine ait bir tapınak kalıntısı ortaya çıkmasıyla keşfedilmiştir.

Myrleia / Apameia / Montaneia (Mudanya)

Myrleia, Marmara Denizi ve Karadeniz kıyılarına Hellen göçleri döneminde (yaklaşık MÖ. 700-550), Batı Anadolu’da İonia’daki Kolophon’dan (İzmir yakınlarındaki Değirmendere) gelen göçmenlerin bir kenti olarak Helenleştirilmiştir. Hellenistik Çağda, MÖ. 3. yüzyıl sonunda, Makedonya Kralı V. Philippos, Myrleia’yı ele geçirmiş ve yakıp yıkmıştır. Daha sonra yöreyi akrabası olan Bithynia Kralı I. Prousias’a armağan etmiştir. Yeniden kurulan kent Prousias’ın karısının adından dolayı Apameia adını almıştır.
Kente Montaneia adı, Orta Çağda, Latinler tarafından verilmiştir. Bu sözcük “Dağlık” anlamına gelmektedir. Mudanya’nın, Montaneia’nın bugünkü söyleniş biçimi olduğu sanılmaktadır. Antik kentten günümüze görünür herhangi bir kalıntı gelememiştir.

Nikaia (İznik)

İznik’in yerindeki ilk kent, İlk Çağın erken döneminde kurulmuş, MÖ. 4. yüzyılda yıkılmıştır. Nikaia’yı yeniden kurup geliştiren, İskender’in ardıllarından komutan-kral Lysimakhos’tur. Kentin adı da Lysimakhos’un eşinin adından gelmektedir. Kent Hellenistik, Roma ve Bizans dönemlerinde, çağının sosyal, kültürel ve dinsel özelliklerini yansıtan, şehir surları su yolları, tiyatro, kiliseler ve anıtsal mezarlarla imar edilmiş, Roma ve Bizans dönemlerinde (MS 325 ve 787) I. ve II. Konsül toplantıları yapılarak, tarihsel olaylara sahne olmuştur. Kent yakınlarındaki Karadin, Çiçekli, Yüğücek ve Çakırca Höyüklerinde M.Ö. 2500 yıllarına inen uygarlık izlerine rastlanmıştır. MÖ. 293’te Bithynia Krallığı’na bağlanan ve bir süre Bithynia Krallığı’nın başkenti olan Nikaia daha sonra Roma’nın önemli bir yerleşimi olarak varlığını sürdürmüştür. İznik’te Türkler öncesi döneme ait kalıntıların başlıcaları Kent Surları, Tiyatro, Ayia Sofiya Kilisesi , Koimesis (Meryem’in Göğe uçuşu) Kilisesi , Senato Sarayı kalıntıları, Beştaş/Casius Anıtı ve Ayios Trifanos Kilisesi’dir.

u.y

45. SİYAD Türk Sineması Ödülleri

Şenay Tanrıvermiş

ana logo

Uğur Yılmazer ugurylmzr@gmail.com

 

 

sıyad

Sinema yazarları derneği 2012 yılının en iyilerini seçti. Geçtiğimiz akşam Cemal Reşit Rey konser salonu’nda düzenlenen gösterişli törenle,  SİYAD Türk sineması ödülleri sahiplerini buldu.

yeralti-zeki-demirkubuz

tepeninard

 

 

 

 

250_18574_tepenin-ardi-istanbul-ve-tribeca-film-festivalinde-yarisacak

Zeki Demirkubuz en iyi yönetmen seçilirken , Yeraltı filmi ile de beş ödül toplayarak geceye damgasını vurdu.

 

 45.Siyad Türk Sineması ödülleri

En iyi film:” Tepenin Ardı”

En iyi Senaryo: Emin Alper (Tepenin Ardı)

En iyi Kurgu: Zeki Demirkubuz (Yeraltı)

En iyi Erkek oyuncu :Engin Günaydın (Yeraltı)araf

En iyi Yardımcı Erkek oyuncu :Mehmet Özgür(Tepenin Ardı)

En iyi Kadın oyuncu: Neslihan Atagül (Araf)

En iyi Yardımcı Kadın oyuncu : Nihal Yalçın (Yeraltı)

En iyi Kısa film: Sessiz- Be Deng (Rezan Yeşilbaş)

Belgesel Film :Ben Uçtum  Sen Kaldın (Mizgin Müjde Arslan)

Yabancı Film : Aşk /Amour (Michael Haneke)2369281

Görüntü Yönetmeni : Türksoy  Gölebeyi (Yeraltı), Sanat yönetmeni :Osman Özcan (Araf),

Müzik : Demir Demirkan- Paolo Poti (Zenne)

Babamın Sesi ve Gözetleme Kulesi filmleri ise Altın Koza daki başarısını burada gösteremedi.Geceden ödülsüz ayrıldı.

 

46184_1         O

 

 

Görev tamamlandı.

Kanatlı Denizatı Broşu,  Uşak arkeoloji müzesin de 2006 yılında sahtesiyle değiştirilmişti. Interpol aracılığıyla Almanya’da bir müzede bulunan eserin Lidya Kralı Krezüs’e ait olduğu düşünülüyor. Bakanlık uzmanları ve akademisyenlerin araştırmaları sonucu bu eserin orijinal olduğuna kanaat getirildi. Eserin Türkiye’ye ait olduğu konusunda anlaşmaya varılarak, eserin iadesi için yasal süreç başlatıldı. Uşak Arkeoloji müzesine dönüyor gibi. Uşak’ta yeni yapılan arkeoloji müzesi tamamlanıncaya kadar bir müddet Ankara’daki bir müzede sergilenmesi söz konusu.

.

Benzer eserler.(Uşak Arkeoloji Müzesi)

Uşak Güre tümülüsleri hakkında geniş bilgi için : youtube.com

.
uy

Hasankeyf -Hısn Keyba-Hısn Keyfa -Sab’at aghval-Hısn Logub

Uğur  Yılmazer


Tozlu raflar arasından Hasankeyf dosyasını sık sık çıkartmakta fayda var. Geçtiğimiz günlerde Eylül ayı Sınır tanımaz heykeltraşlar platformunun düzenlediği “Uluslararası Tarihi Hasankeyf Taş Heykel Sempozyumu” ile gündeme gelmişti. Bu etkinlik her yıl aynı tarihlerde 1- 30 Eylül arası geleneksel olarak tekrarlanacak. Dokuz ülkeden 12 heykeltraş boyları 2-3 metreyi bulan heykeller yaptılar. Bu heykellerin çoğunu da Ilısu baraj gölü suların altına terk ettiler. Hasankeyf’in dünyanın ortak mirası olduğunu belirtmek istediler.

Çünkü kısmını şöyle özetleyebiliriz; Batman’a bağlı tarihi bir ilçe olan Hasankeyf ayrıca Mezopotamya bölgesinde bulunmaktadır. Birçok medeniyete ev sahipliği yapmıştır. Hz.Ömer (ra) devrinde islam toprakları arasına katılmış. Daha sonra Emeviler, Bizans imparatorluğu, Sasaniler, Abbasiler, Hamdaniler, Mervaniler, Artuklular, Eyyübiler, Akkoyunlar ve Osmanlılar gibi birçok topluluğun kaynaştığı merkez olmuştur. Cami, Kilise, saray ve şehir kalıntılarıyla günümüze ulaşmıştır. Artuklu dönemi 1101-1232 yılları arası hakimiyet sağladığı dönemde imar faliyetleri başlamıştır. Ortaçağın en büyük köprüsü Dicle köprüsü, Hasankeyf kalesi, Büyük saray Artuklu dönemine aittir. 1232-1260 yılları arasında Eyyübiler ise kaledeki Ulu camii, El-Rızk camii, Sultan Süleyman camii, Koç camii, Kızlar camii, Küçük camii, İmam Abdullah Zaviyesi, Küçük saray gibi eserler bırakır. Akkoyunlular Zeynel bey türbesi ile de bu kültürel miras bize emanet edilir.


Gelin görün ki bu bölge haçlı seferlerine, Moğol istilalarına karşı korunmuş. Biz bu mirası koruyamamış ; 1967 yılında burada iskan izni vererek Hasankeyf’i hırpalamaya başlamışız. Halk doğal olarak evlerini, bağlarını, bahçelerini çevredeki harabelerden faydalanarak yapmıştır. 1978 tarihinde ise sit bölgesi ilan edilmiş fakat definecilerin yağmalarından kurtulamamıştır.

Prof. Dr. Zeynep Ahunbay’ın Dünya Kültür Mirası Ölçütleri Açısından Hasankeyf ve Kurtarılma Olasılıkları başlıklı eski makalesinden bu konuyu daha da derinleştirebiliriz; UNESCO’nun 1721 Kasım 1972’de Paris’te toplanan Genel Konferansında Dünya Kültürel ve Doğal Mirasını Korumayla ilgili bir metin hazırlanmıştır. Türkiye bu anlaşmayı 1983 yılında onaylayarak sisteme katılmıştır.
Şu anda ülkemizden dokuz anıt ve sit Dünya Mirası Listesinde bulunmaktadır. Bunlardan Göreme ile Pamukkale doğal ve kültürel sit ; Truva, Hattuşaş, Nemrut dağı , KsantosLetoon, İstanbul , Divriği Ulu camii ve Turhan Melik Darüşşifası, Safranbolu kültürel sit olarak listede yer almaktadır.
Dünya Mirası değeri taşıyan doğal varlıkların, anıt ve sitlerin seçimi ve korunması ile ilgili kural ve koşulları düzenleyen tüzük Dünya mirası Listesi Sözleşmesi olarak anılmaktadır. Dünya Mirası Listesine yeni önerilerin yapılabilmesi için gerekli dosyalar Kültür Bakanlığı tarafından UNESCO’ya iletilmektedir. Kültür bakanlığı himayesinde 1. Derecede arkeolojik ve kentsel sit alanı olan Hasankeyf uluslararası düzeyde tanınmasının gerektiğine, doğal tarihi, mimari, özellikleriyle, sonsuza dek yaşatılması bütün insanlığın yararına olduğuna inanıyoruz.
Hasankeyf’in baraj tehdidi altında olması Kültür bakanlığının bu girişimi başlatması için belki bir engel gibi görülebilir. Ancak Kültür Bakanlığı’nın yasa gereği kanatları altında olan anıt ve sitleri gerçekten koruma görevini eyleme geçirmesi, Hasankeyf gibi özel bir ivedilikle Dünya Mirası listesine aday olarak önermesi, şimdiye dek ihmal edilmiş olan bir görevi yerine getirmek olacaktır.
Hasankeyf’in Dünya Mirası siti olmayı hangi gerekçelerle hakettiğini açıklamak, belki onun yaşam hakkını elinden almak isteyenlerin gözlerini açacak, vicdanlarını biraz rahatsız ederek, kurtarma çareleri aramayı kabul etmeleri yönünde ikna edecektir.
Dünya kültürel mirası Listesine alınmak üzere önerilen kültür varlıklarında aranan özelliklerden en az ikisine sahip olması koşulu aranmaktadır.
1.maddesine göre kültürel miras anıtlar, yapı grupları ve sitlerden oluşmaktadır. İnsanın yaratıcı dehasının üst düzeyde bir temsilcisi olması Hasankeyf bünyesinde bulunan Zeynel Bey Türbesi, Süleyman Camii, Köprü ve Kale gibi başyapıt niteliğindeki anıtlarla seçkinleşen bir sittir. Tek tek ele alındığında özellikle kale kapıları ve köprü gibi anıtlar dönemlerinin üstün tasarımları, eşsiz yapıtlarıdır. Nitekim köprü 40m’lik ana açıklığıyla geleneksel yöntemlerle aşılamayan bir strüktür uygulaması olmuştur.
2.Dünyanın bir kültür bölgesinde veya bir dönemde mimarlık veya teknoloji, anıtsal sanatlar, kent planlama veya peyzaj tasarım alanlarında önemli gelişmelere, insani değer alışverişlerine tanıklık etmesi.
Mezopotamya gibi eski dünyanın, insanlık tarihinin beşiği olan bir bölgede bulunan Hasankeyf, Roma çağından Büyük Selçuklulara kadar değişik kültürlerin etkisinde yaşadığı bir yerleşmedir. Artuklu , Eyyübi ve Akkayonlu dönemlerinin bölgesel etkileri yansıtan mimari mirası, burada farklı kültürlerin karşılığını ve bir kaynaşma potası oluştuğunu göstermektedir. Doğudan buraya gelen sanatkarlar, örneğin İran’dan gelen Zeynel bey Türbesi mimarı, bir taş diyarı Hasankeyf’e sırlı tuğla mimari geleneğinin o sırada geçerli olan biçimini getirmiş, Timur’un başkenti Semerkant’ta benzerleri yapılan bir mimarlık ürünü sunmuştur. Böylece 15.yüzyılda Semerkant’tan İstanbul ‘a kadar uzanan coğrafyada, ortak beğeniler oluşmuş seçkin usta ve sanatkarlar çalışmıştır. Bu ilişkileri kurmak ve anlamak uygarlık tarihi açısından büyük önem taşımaktadır. Ayrıca benzer duyarlılıklar insanları birbirine yaklaştırmakta, geçmişte olduğu gibi bugün de insanlar bu eserler karşısında heyecan duymaktadır.
3.Yaşayan veya yok olan kültür geleneğinin veya uygarlığının ünik veya olağan üstü, ender rastlanan bir temsilcisi olması.
Hasankeyf artık yaşamayan birkaç kültürün izlerini taşıyan ve üzeri yakın çağ kentleşmesiyle zedelenmiş ünik bir ortaçağ kentidir. Coğrafi yeri nedeniyle Suriye ve İran mimarilerinin etkilerine açık olmuştur. Roma ve öncesi kültürlere ait izler henüz tam araştırılmadığından alanın zengin bulgular vermesi umut edilmektedir.
4. Bir yapı tipinin seçkin örneği, ya da insanlık tarihinin önemli bir aşamasını veya aşamalarını gösteren bir mimari ve teknolojik bütünün veya peyzajın örneği olması.
Hasankeyf Anadolu Türk Mimarlığı açısından ilginç yapılar barındırmaktadır. Kızlar camii olarak adlandırılan yapı , benzeri henüz bilinmeyen ilginç bir anıt mezar tipolojisine sahiptir. Zeynel Bey Türbesi, silindirik gövdesi, sırlı tuğla kaplı beden duvarları ve çift cidarlı kubbesiyle, Orta Asya , İran etkileri taşımaktadır. Ayrıca bilinen tek kayalara oyulmuş cami Hasankeyftedir.
5.Geri dönülmez bir değişim karşısında hassaslaşmış olan bir kültürün veya kültürlerin temsilcisi olan , geleneksel insan yerleşimi veya arazi kullanımının seçkin bir örneği olması.
Hepsi tam ayrıştırılarak saptanamamış kültür katmanlarından en belirgin olanlar Roma, Bizans, Artuklu, Eyyübi ve Akkoyunlu dönemleridir.
Bu madde altına güncel olarak şunu ekleyebiliriz Hasankeyf’teki arkeolojik kazının başkanlığını yürüten Batman Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Abdusselam Uluçam , kazılarda Hasankeyf’in 12 bin yıl öncesinin tarihine ulaşıldığı ancak bu yıl yapılan kazının en önemli sonucunun 12.yüzyılda Artuklu döneminde kullanılmış arıtma sistemi olduğu söylendi. Bu döneme ait bir kanalizasyon sistemi ortaya çıkarıldığını ve atıkların üçlü arıtma sistemi ile Dicle Nehrine ulaştığı belirtildi.
6.Uluslararası önem taşıyan sanatsal veya edebi eserler, inançlar, yaşayan gelenekler ve olaylarla doğrudan veya dolaylı olarak ilgili olmak.
Komite bu ölçütü özel durumlarda ve diğer kültürel ve doğal ölçütlerle birlikte değerlendirerek listeye alınma için kullanabileceğini belirtmiştir.
Hasankeyf’in çeşitli efsanelerle ilişkileri bulunmaktadır. Bütün insanlığın veya büyük dinlerin inançlarında bulunan Eshab-ı Keyf’in yedi uyurlar mağaralarının burada olduğu söylencesi vardır.

Hasankeyf ‘in bulunan tarihi eserleri taşımak, benzerlerini yapmak mümkün fakat bu eserler kendilerini ifadeden yoksun olacaklar. Bulundukları yer ile var oldular. Geçirdiği dönemlerden anılarıyla, taşıyla toprağıyla, tarihi kültürel mirası, faunasıyla şimdiki gibi hissetirmeycek.
Üç tarafı denizlerle çevrili ülkemizde GAP projesi dahilinde yaklaşık 40 yıl ömrü olucak Ilısı Barajı ile 12 bin yıllık medeniyetlerin mirasını sular altına mı terkedeceğiz …

Uğur YILMAZER

Titanic’in batışının 100. yıldönümü

 

Titanik’in bir buz dağına çarpıp Kuzey Atlantik’in sularına gömülmesinin 100. yıl dönümünde, dijital ortamda gemi hakkında 200 binden fazla belge yayımlandı.

BBC’nin haberine göre belgeler, 15 Nisan 1912’deki faciada yaşamını yitiren 1500’den fazla kişinin yanı sıra kazazedelerle ilgili bilgi içeriyor.
Belgeler arasında, aralarında Titanik’in kaptanı Edward J. Smith’inkinin de olduğu çok sayıda vasiyetname, sorgu yargıcının soruşturma yazıları, denizden toplanan 330 cesede dair belgeler ve geminin resmi yolcu listesi de yer alıyor.
Yolcu listesinde gemideki tüm yolcuların isimleri, yaşları, uyrukları ve meslekleri kaydedilmiş.
“Ancestry.co.uk.” sitesi tarafından derlenen koleksiyona erişim, 31 Mayıs 2012 tarihine kadar ücretsiz olacak.
Sitede 700’den fazla kişiyi kurtaran Carpathia gemisinin yolcu listesi de yayımlandı.
Belfast’ta inşa edilen ve asla batmayacağı düşünülen Titanik, 10 Nisan 1912’de New York’a doğru yola çıkmış, ancak 15 Nisan’da bir buz dağına çarparak 2228 yolcu ve mürettebatıyla Kuzey Atlantik’in sularına gömülmüştü.
Titanik’in enkazı, 1985 yılında Kanada’nın Newfoundland bölgesinin 645 kilometre açığında, deniz bilimci Robert Ballard tarafından bulunmuştu.
.
BK