Uğrak Yeri – Vincent River tiyatro

dsc8777-k

İnsanın en çok sevdiğin kişi en iyi tanıdığın kişi midir? Bilmem. Ya bir gün ardında “eski ve kullanılmayan” sırlar bırakarak kaybolursa? Olabilir. İki yabancıyı ne birleştirir? Sevmenin veya yaşadığın “şey”in yasak olduğunu hissetmek mi? Sanmam. Uğrak yeri; “mahalle baskısının” bireylerdeki psikolojik ve fizyolojik sonuçlarını sorguluyor. Bu baskıyı yaşatan bizler için, yaşayanların hayatına bir pencere açıyor.

.

Tarihler : 29 Mart 2013 Cuma ~ 26 Nisan 2013 Cuma
29 Mart ve 05, 12, 17, 19, 24, 26 Nisan – Saat : 20:30

Adres : Pürtelaş Mah. Meclis-i Mebusan Yokuşu No:15Kat:6 Fındıklı 34427  Beyoğlu İstanbul

Bilet Nereden Alınır : Biletix Çağrı Merkezi: 0216 556 98 00 Biletix Satış Noktaları, http://www.biletix.com, Craft

Web Adresi : www.crafttiyatro.com

.

Tiyatro Hakkında;

img8_140743

  • Yazan: Philip Ridley
  • Yöneten: Sami Berat Marçalı
  • Oynayanlar: İpek Bilgin, Barış Gönenen
  • Çeviren: Seda Yıldız
  • Yönetmen Yardımcısı: Gözde Kocaoğlu
  • Reji Asistanı: Gül Arıcı
  • Sahne Tasarım: Sami Berat Marçalı
Reklamlar

Babamın Cesetleri

 Sinema Sokağı Sanat logo

Şenay Tanrıvermiş
senayt@windowslive.com

 

Babamın Cesetleri adlı oyun ‘KREK’ e ilk gelen izleyici de büyük şaşkınlık yaratıyor çünkü klasik izleme alışkanlıklarının dışında bir teknik ve yapı söz konusu. Sanki sinema ve tiyatro sanatları aynı sahne de buluşturuluyor duygusu uyanıyor. Salondaki izleyiciye kulaklık dağıtılıyor önce ve camın arkasında kalan sahne ve sesler bu şekilde duyuluyor. Böylece seyirciyi oyuncudan ayıran o meşhur ‘dördüncü duvar’ hem yıkılmış oluyor hem de tekrar inşa ediliyor.

17. Yüzyıldan bugüne ve özellikle de Stanislavski ve Antoine tarafından uygulanan ‘dördüncü duvar’ saydam bir geçit gibi düşünülmüş. Çünkü bu tiyatro estetiğinde seyirci-oyuncu arasında bir ilişki yokmuş gibi davranılır. Sanki oyuncular kendilerini izleyen bir kitle yokmuşçasına oynarlar. Tabii bunun aksine seyirciyi de içine alan veya içine almayıp sadece seyirciye tiyatroda olduğunu hatırlatan yapılarda mevcuttur. yrE-babamin-cesetleri-krek-1

Ancak Berkun Oya seyici ve oyuncu arasında hayal edilen saydam duvarı boydan boya bir cam aracılığıyla görünür kılarak bir ölçüde çok daha gerçekçi ve diğer yandan çok daha anlatısal ve hatta sinemasal bir yapı inşa etmiştir. İşte bu yüzden yenilikçi, yaratıcı ve sarsıcı etkiler yaratmayı başarır. Sahneye video enstalasyonları, resimler, kısa filmler, klipler gibi çeşitli görseller konulmasına zaten çoktan alışan izleyici KREK’te bir ölçüde duvara çarpmaktadır. Kulaklıklar sayesinde yutkunma, iç çekme, mide gurultusu, sigara izmaritinin yanması gibi tiyatro sahnesinde en arkadaki izleyiciyle öndeki arasında aynı şekilde hissedilemeyecek seslerin hepsi bütün ayrıntılarıyla kulağınıza fısıldanır.

Üstelik iki kulağınıza birden! Kulaklıkların yaratacağı sanılan mekanik etki oyun başlar başlamaz seyirciyle oyuncu arasında gerçekçi bir paylaşıma olanak sağlıyor. Böylece oyuncular herkes duysun diye bağırıp çağırmadığı ve minimal oynayabildikleri için çok gerçekçi ve doğal oynayabiliyorlar.

In-yer-face akımının seyirciyi edilgen değil etken kılmayı hedeflediği izleme eylemi, Berkun Oya tiyatrosunda izleyiciyi arada bırakıyor. Aradaki şeffaf duvar nedeniyle seyircinin seyirciliği netleşirken, duvarın görünür ve görüntüyü geçirir olması arafta kalma duygusu uyandırıyor. Böylece yabancılaştırma efekti oluşur, oysa oyun metninin klasik yapısı yabancılaştırmaya hiç izin vermeyen bir biçime sahiptir. Oyunculukların da doğal olması nedeniyle ‘mış’ gibi yapan değil, hisseden ve karakterlerin içten hız aldıkları performanslar sergilenir. Yani sıfır yabancılaştırma efekti ve etkisi yaratacak kadar gerçekçi oynanır. Aksiyon, oyuncuların bedensel eylemleriyle ilerlemez, daha çok duygusal ve ruhsal motivasyonla gerçekleşir.

Yani seyirciye oynuyor gibi değil sanki camın arkasında gerçekten öyle oluyor ve öyle yaşıyor gibi oynarlar. Tüm bunlar dördüncü duvar ilkesini bir kez daha inşa eder, güçlendirir. Ancak saydam ve hayali olması gereken dördüncü duvar, şeffaf yapısıyla görünür kılınarak farklı bir yabancılaştırma söz konusudur artık. Ayrıca sinemanın beyaz camını çağrıştırması da bir nevi türler ve alanlar buluşması ve kesişmesine imkan verir. Öyle ki bir araç aracılığıyla duyulan sesler mekanik bir etki yarattığı ve oyuncular camın arkasında uynadığı için sinemasal bir benzeşme yanılmasına gidilir. Öte yandan camın arkasındaki oyuncular canlıdır ve çıplak gözle görmenize karşın dokunulmaz ve erişilmezdir.

Lars Von Trier ‘in tiyatro sahnesindeymiş gibi çektiği ve oynattığı Dogville ve Manderlay filmlerinin bir başka hali gibi. Lars Von Trier sinema da tiyatro yapmıştı, Berkun Oya ise tiyatro da sinema yapıyor. Çünkü türler karışıyor KREK’te; tiyatro sahnesine sinema soğukluğu, mesafesi, yüzeyi ve derinliği katılıyor ancak içinde tiyatro yapılıyor. Oyunun içindeki gerçeklikle, seyircinin gerçekliğini ayıran duvar, bu gerçekliğe görünür, dokunulur ve analiz edilebilir bir somutluk kazandırıyor.

İKİNCİ KATTA YALNIZLAR KULÜBÜ

.

İkinci Kat adlı tiyatronun Yalnızlar Kulübü oyununda sergilenen birbirinden mükemmel performanslar seyirciye gerçek bir ziyafet niteliğinde. Büyülüyorlar, şaşırtıyorlar, yükseldikçe yükseltiyorlar oyunu ve izleyiciyi. Küçücük salonun azıcık seyircisi kendi içinde kalabalıklaşıyor birden, çünkü herkesi derinleştiriyorlar, yüzleştiriyorlar, hatırlatıyorlar, sorguluyorlar nazikçe ve incelikli bir terapiye sokuyorlar neredeyse. İşte belki de bu yüzden bin bir soru, duygu karmaşası ve fikirle sizi de ‘Yalnızlar Kulübü’nün bir üyesi gibi hissettiriyorlar ustalıkla.

Yaşam ritminizi bulmanız gerektiğini söyleyen oyunda Demet Sağlam’ı Hasibe Eren oynuyor. Kursiyerleri ise Heves Duygu Tüzün, Tevfik Şahin, Bedir Bedir, Pınar Çağlar Gençtürk ve Güçlü Yalçıner metni birbirinden kusursuz performanslarla canlandırıyorlar. Oyun yazarının Sami Berat Marçalı adlı genç bir tiyatro aşığı olduğunu öğrenmek ve böylesine güncel, enerjik, gerçekçi ve çok katmanlı bir metinin bizden olmasını bilmek ayrıca çok iyi geliyor doğrusu. Çünkü gayet evrensel bir konuyu son derece gerçekçi, eğlenceli ve tempolu bir bütünlükte yaratabilmek ve sunabilmek elbette bilgi, birikim ve beceri gerektiriyor. Demek ki aranan taze kanlar tiyatromuzda çoğalıyor ve seyircisini beslemeyi de beceriyor. Kısacası oyunun tamamen yerli bir yapım olması ve küçücük salonda kocaman dünyalar yaratılması ve izleyiciyi de buna ortak bir duygu ve düşünce evrenine taşıması umutlandırıyor, neşelendiriyor, sevindiriyor.

Oyunun başında 20 derste hatıralar eşliğinde dürüstlük ve kişinin kendini açması üzerine çalışılacağı açıklanıyor. Çalışmalar sırasında oynanan her oyun, sorulan her soru, verilen her cevap seyircinin de kendisine iç sesiyle sorup cevaplandırdığı testlere dönüşüyor. Çünkü mekan ve izleyici ilişkisi oyuncuyla seyirciyi bütünleyen, birleştiren bir yapıya sahip ve böylece arada bir kopukluk söz konusu olmuyor. Hatta ayağınızı biraz fazla uzatırsanız oyunculardan birine çarpabilir, derin bir nefesle iç geçirirseniz diyalog akışına karışabilirsiniz duygusu farklı bir sorumluluk ve keyif sunuyor. Kısmen de olsa seyirci de sahnenin bir parçası halinde neredeyse rol alıyor oyunda. Bu kadar iç içe olununca, arada sahne-seyirci mesafesi olmayınca ve ışık oyunlarıyla bir taraf karartılıp diğer taraf ön plana çıkarılmayınca neredeyse siz de oynadığınız sanrısı ciddileşiyor. Üstelik Demet Sağlam karakterinin oyunun başında seyirciyle teke tek soru cevap kısmı sizi en baştan konunun seyircisi değil bir parçası gibi hissettiriyor. Bundan sonrasında Demet’in sahnedeki arkadaşlarına sorduğu her soruyu üzerinize almanız otomatik gelişiveriyor. Teste siz de tabi olunca oyunun etkisi ve etkisinin derinliği arttıkça artıyor. Yani bir oyun izlemiyorsunuz sadece, bir maceraya atılıyorsunuz sanki ve sizi nereye götüreceklerini bilmediğiniz içsel bir yolculukta salondaki herkes birbirine eşlik ediyor.

Bir buçuk saatin hiç anlamadan geçtiği, son derece sıradan bir konunun aynı oranda ilginçleşebildiği ve tüm oyucuların duygu akışını seyirciye ustalıkla geçirdiği, kısacası kaçırılmaması gereken ‘Yalnızlar Kulübü’ günümüz insanının birçok duygu ve düşüncesini hiç suçlamadan, aklamadan, karalamadan su yüzüne çıkarıyor…

Aynaya bakmak yerine İkinci Kat’a gitmek bazı akşamlar için reçete olarak yazılıyor tarafımızdan…

.

Şenay Tanrıvermiş 

‘Bana da cami verin, ben de orada imam olayım!’

Radikal gazetesinden İpek İzci’ye konuşan Behzat Ç karekterini canlandıran Erdal Beşikçioğlu, şehir tiyatroları ile ilgili tartışmalara katıldı. Beşikçioğlu, ‘Olamaz! Yani buna muhakkak müdahale ederler. Bu iş, bir laboranta “Gel şu ameliyata gir” demek gibi bir şey. Saflık bu… Ya da çok zekiler, bu işi bitirmek istiyorlar. O zaman bana da bir cami verin, ben de orada bir imam olayım! Yanlış bir kafa bu..’ diye konuştu.sinema sokağı

İşte Beşikçioğlu’nun o açıklamaları

Konservatuvar öğrencileri mezun olunca, ya Devlet Tiyatroları’na (DT) giriyor ya da özel tiyatrolara veya dizi/film işlerine yönelerek yani kendi başlarının çaresine bakıyorlar, değil mi?
Evet ve hep böyle değil midir zaten? Ya memur olursun ya maceraya atılırsın. Devlet Tiyatroları, o konuda bu öğrencilerin çoğuna harçlığını çıkartacak bir kurumdur. Bu çocukların hepsi okurken, harçlıklarını Devlet Tiyatroları’ndan almıştır. Ama dedim ya, devletin parasıyla deneyemezsiniz.

Devletin parasıyla özgür olunabiliyor mu?
Düşünce konusunda tabii ki özgürdür. Zaten şu sıralardaki hükümetin düşünceye bir sınır getirme düşüncesini düşünmek dahi istemiyorum. En son bu, Şehir Tiyatroları felaketi benim canımı çok sıktı. Olamaz böyle bir şey.

O ZAMAN BANA DA BİR CAMİ VERİN BEN DE İMAM OLAYIM
Ama olmak üzere…
Olamaz! Yani buna muhakkak müdahale ederler. Bu iş, bir laboranta “Gel şu ameliyata gir” demek gibi bir şey. Saflık bu… Ya da çok zekiler, bu işi bitirmek istiyorlar. O zaman bana da bir cami verin, ben de orada bir imam olayım! Yanlış bir kafa bu… Kaldı ki şu ana kadar bambaşka işlerle ilgilenmiş adamlar gelecek ve o tekstleri okuyacaklar. Nasıl okuyacaklar? Ne yapacaklar? ‘Cin Ali’nin Serüvenleri’ni mi oynayacaklar? Ne biliyorlar, literatürleri ne? Kaç tane oyun okumuşlar? Ben olsam o tiyatroya gittiğimde o adama kafa atarım. Herkes kendi işini, bildiği işi yapsın bu memlekette! Ayşenil Şamlıoğlu vardı orada, Devlet Tiyatroları’ndan gelmiştir ve DT adabı, üslubu ve ahlakıyla hareket eder her zaman. Bu kadının ahlakını hiçbir belediye sorgulayamaz! Ayşenil, devletin verdiği sanatçı unvanına sahiptir. Bak, hükümetin demiyorum, devletin diyorum. Sanat, bambaşka bir durumdur. Biz ömrümüzü vermişiz bu işe. Neden?

Neden?
Bir hikâyeyi anlatmak, seyirciye bir felsefeyi vermek, bir durumu aktarmak, bir düşünceyi empoze edebilmek için uğraşmışız. Çok mu tehlikeliyiz ki biz? O kadar tehlikeli değiliz, merak etmesinler. Umarım Kadir Topbaşimzalamamıştır o değişikliği. Bir sanatçıyı kimse durduramaz zaten, ben fikrimi sokakta dahi söylerim. Bunu sokak tiyatrosuyla da yapabilirim, hiç mekân olmasına da gerek yok. Benim dilimin kemiği yok. Bunu şunun için söyledim: Bir ülkenin soytarısı yoksa eğer, o ülkenin kralı o krallığı yönetemez. Ben konuşacağım ki o bilgilenecek. Ben konuşacağım ki o sorgulayacak. Bir insan kendini sorgulamazsa bir yere varamaz.

Şehir Tiyatroları üzerinden konuşursak, siz kamuoyunun bu gibi olaylara karşı yeterince tepki gösterdiğini düşünüyor musunuz?
Hayır. Böyle durumlarda, hepimize düşen birtakım görevler vardır. Mesela bu konuda köşe yazarlarının mutlak kılıçları çekmesi gerekiyor.

Devlet Tiyatroları’nın kapatılması da konuşulmuştu bir dönem.
Yaklaşık 4.5 senedir Devlet Tiyatroları’nda kapalı gişe oynayan ‘Bir Deli’nin Hatıra Defteri’ oyununu oynuyorum. 7 – 8 lira karşılığında beni seyredebiliyor bu halk. Böyle bir imkânı bu insanların elinden niye alıyorsunuz siz? Başka bir özel tiyatroda bunu yapamazsınız ki! Bilet fiyatınız en az 30 lira olmalı ki maliyetinizi çıkarın. Devlet Tiyatroları’nı kapatma fikri, düşünceyi parçalamak anlamına gelir. Parçalanan düşünce de kolay takip edilmez, kaos çıkar. Her zaman bir kurumun o disiplin üzerinde söz sahibi olması gerekir. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nde de Devlet Tiyatroları bu söz hakkına sahiptir. Bilirkişidir…

Kapatılmalı diyenlerin tezlerinden biri şu: Yıllardır hiçbir oyunda yer almayan bir oyuncu, maaşını almaya devam ediyor.
Bunlar cahillik işte. Daha önce belki o insan kapalı gişe oynayan ve salonları dolduran oyunlarda başrol oynadı. Ama yıllar sonra da kast dışında kaldı. Ne yapacağız? Belki o insan oynamıyor ama fikren destek veriyor projeye. Bir oyuncunun sahneye çıkma zorunluluğu yoktur ki. Bu, kostümden tutun da aldığınız nefese kadar üretim içerisinde olduğumuz bir hikâyedir. İlla oynamak zorunda değilsiniz. Devlet Tiyatroları’nı bu şekilde eleştiren insanlar var, evet ama onlar cahil provokatörler.

Keşanlı Ali Destanı Adana Tiyatro Festivalinde Sahne Alacak

Sabancı Vakfı, Kültür ve Turizm Bakanlığı ve Devlet Tiyatroları işbirliğiyle düzenlenen Devlet Tiyatroları-Sabancı Uluslararası Adana Tiyatro Festivali, yerli ve yabancı tiyatro topluluklarının oyunlarını sanatseverlerle buluşturuyor.

Sabancı Vakfı, Kültür ve Turizm Bakanlığı ve Devlet Tiyatroları işbirliğiyle düzenlenen Devlet Tiyatroları-Sabancı Uluslararası Adana Tiyatro Festivali, yerli ve yabancı tiyatro topluluklarının oyunlarını sanatseverlerle buluşturuyor.

Festivalin ilk haftasında, Sadri Alışık Tiyatrosunun “Keşanlı Ali Destanı” oyunu ile İstanbul Devlet Tiyatrosu’nun “Sidikli Kasabası” oyunu Hacı Ömer Sabancı Kültür Merkezi’nde sahnelenecek.

Adana Tiyatro Festivali’nin ilk konuğu, 28 – 29 Mart tarihlerinde Sadri Alışık Tiyatrosu olacak. Tiyatro, Haldun Taner’in ölümsüz eseri “Keşanlı Ali Destanı”nı 40 kişilik dev kadrosu ve orkestrası ile sahneye taşıyacak. “Keşanlı Ali Destanı”, büyük kentin varoşlarında yaşayan insanların öykülerini, iktidar, çıkar, aşk ilişkileri çevresinde gelişen olayları eğlenceli bir dille ele alıyor.

30 Mart – 2 Nisan tarihleri arasında ise İstanbul Devlet Tiyatrosu, müzikal dünyasının Oscar’ı olan Tony Ödülleri’ne 10 dalda aday olan ve “en iyi müzik”, “en iyi metin” ödülleriyle başarısı tescillenen ünlü Broadway müzikali “Sidikli Kasabası”nı sahneleyecek. Müzikal, dünyanın ısınıp suların azalmasıyla birlikte tuvalete girmenin özel bir şirketin denetimine verildiği ve tuvalet parasını ödeyemeyenlerin gizemli Sidikli Kasabası’na gönderildiği bir dünyayı sahneye taşıyor. Sidikli Kasabası müzikali, bu dünyada yeşeren bir aşk hikayesinin etrafında başlayan isyanı eğlenceli bir masal gibi anlatıyor.

ÇUKUROVA ÜNİVERSİTESİ ÖĞRENCİLERİ KUKLA YAPIMINI ÖĞRENİYOR

Festivalin ilk atölye çalışması, Hakan Dündar ve Boğaçhan Sözmen’in yönetiminde, 28 Mart tarihinde düzenlenen “Atık Malzemeler ile Kukla Yapımı ve Oynatımı” olacak.

Atölyede, oyunculuk ve kukla ilişkisi, kukla oynatım teknikleri, oyuncak ve kukla arasındaki fark ve benzeşimler, televizyon ve sahnede kuklanın kullanımı konuları ele alınacak. Adana Devlet Tiyatrosu’nun çalışma stüdyosunda gerçekleşecek atölye çalışmasına Çukurova Üniversitesi Devlet Konservatuvarı Tiyatro Bölümü öğrencileri katılacak.

 

BK

YERİN ALTINDA

Yazan
SEMA GÖKTAŞ

Yöneten
TAYFUN ERARSLAN

OYUNCULAR

CANAN ERENER ŞEN
FATİH ÖZYİĞİT
GERÇEK ÖZKÖK YAĞCI
ZAFER ÖNCÜL

İzmir Devlet Tiyatrosu nda sahnelenen oyunda, Türkiye de senaryodan gerçeğe dönüşen felaketlerin sarstığı insanların hayatından kesitler var.Her renkten insanın felaketlerle beraber yaşaması,yaşayabilmeyi başarması görselleştiriliyor.Sahne tasarımıyla dikkat çeken oyunda dekor ile oyuncular bütünleşiyor.Bazı sahnelerde dekor oyunculardan daha hızlı hareket ediyor.

Dünyayı sarsan felaketlerin Türkiye deki yansımasında bir grup birbirinden çok farklı insanın hayatta kalmak,insan olmak,primer dürtülerle savaşmak üzerine tepkilerinin altı çiziliyor.Bu modern trajikomik hikayede kendimize bir yer bulmak hiç zor değil.

Tozlar altından çıkan yeni bir tiyatro

Tiyatro dünyasının kalbi Kadıköy yepyeni bir tiyatroya daha kavuşuyor. ‘Ak’la Kara Tiyatro’ eski bir Broadway sinemasının, bakımsız, ilgisiz, tozlar altında kalmış büyülü dünyasını, yeniden canlandırıyor.
Tiyatro Ak’la Kara’nın sanat dünyasına kazandırdığı özel mekana, tiyatroseverle buluşmadan önce hak ettiği saygı gösterildi. Eskimiş sahnesi, fuayesi, büfesi ve koridorlarıyla uzun yıllar unutulmuş olan mekanın yeniden nefes almaya çok ihtiyacı vardı.

Ak’la Kara Tiyatro’nun geçmişten günümüze sanatın soluğunu taşıyan salonu, Bahariye Caddesine cepheli; Akyıldız Pasajı içinde iki girişli.

2011-2012 sezonu için sonbaharda perdelerini açmaya hazırlanan tiyatronun programında, birbirinden bağımsız projeler var. Programda komediden illüzyona, çocuk oyunundan gerilime kadar tüm türler sıralanıyor.

TOM, DİCK ve HARRY (Ray Cooney) Vodvil tiyatrosunun tartışmasız en büyük yazarının son oyunlarından biri Türkiye’de ilk defa sahneleniyor. HALDUN DORMEN Süpervizörlüğünde sahneye konacak oyun sezonun en iddialı komedisi.

FARE KAPANI (Agatha Christie) Polisiye gerilimin kraliçesinden sürpriz sonuyla muhteşem bir oyun. Tiyatro tarihinde en uzun sure (59 yıl ve hala Londra St. Martin Tiyatrosunda oynanmakta olup Guinness rekorlar kitabına geçti. Bundan 30 yıl once Dormen Tiyatrosunda yalnızca 1 sezon oynayan bu oyun yükselen polisiye-gerilim sevgisiyle bu sezonun en çok konuşulacak yapımlarından biri olacak.

SİHİRBAZ- MODERN ZAMANLARDA BİR MASAL (Özgür Özdural) Başarısını Balkan Ülkeleri Close-Up İlüzyon şampiyonluğuyla taçlandıran Özgür Özdural ; 6 kişilik ilüzyonist ekibiyle birlikte sahnede sihir gösterileriyle dramayı birleştirerek Fransız ilüzyonist Harry LaFontain’in hayatını sunuyor.

1. Uluslararası İstanbul Sinema Sokak Amatör Tiyatro Festivali kayıtlar başladı

1. Uluslararası İstanbul  Sinema Sokak Amatör Tiyatro Festivali

.

Açıklama, “Hep tiyatro, genç tiyatro” söylemi ile  06 Ağustos 2011  tarihinde başlayacak etkinliğe, İstanbul`da bulunan profesyonel ve amatör tiyatro grupları ile lise ve üniversite tiyatro topluluklarının katılımının beklenmektedir

Etkinliğe İstanbul dışından da başvuruların yapılabilecektir , Sinema sokağın ev sahipliği yapacağı etkinlikte, gençlerin sahnelerdeki varlığına tanık olmayı ve izleyiciyi genç sanatçılar ve sanatçı adaylarıyla buluşturmanın hedeflemaktedir..

Ülkemizde sanata gösterilen ilgi’nin düşük olması ve hızla hayatımıza giren teknoloji’nin biz insanları hızla bizden uzaklaştırmaması, yalnızlaştırmaması ve yozlaştırmaması için inadına SANAT inadına Tiyatro ; Tek dileğimiz ülkemizde Sanat’ın insanları uyarması ve daha daha sorgulayan bir birey haline getirmesidir…

.

.

SANATI SANATLA YAŞAMAK VE AYAĞIMIZ YERE BASARAK TİYATRO YAPMAK TEK HEDEFİMİZ…

.

.

NOT : Bütün tiyatro gruplarına Duyuru tiyatro oyunlarınızın ön bilgilerini , taslanı dergi@sinemasokağı.com adresine göderiniz . Oyunları hazırlamak için ekiplere süre tanınacaktır…

.

.

(  Başvurmak isteyenlerin, başvuru formu için bizimle iletişime geçmesini

bekliyoruz. Ayrıca bizimle iletişim kurabileceğiniz telefon numaraları ve

mail adresi de aşağıda verilmiştir. Son başvuru tarihi 01 Ağustos 2011  )

Başvuruları Sayfamız üzerinden ve dergi@sinemasokak.com ‘dan
yapabilirsiniz

Tel : 0545 521 23 45

.

Hadi Seyirci Kalmayın Sahneye Buyrun 1.Sinema Sokağı Sanat Amatör Tiyatro Festivali ‘ne

.

ETKİNLİKLERE KATILIM ÜÇRETSİZDİR

.

.

.

.

.

AKBANK ÇOCUK TİYATROSU

EN MUTLU KİM

7/21/28  MAYIS  11:30

Yavuz Pekman’ın yazdığı, Hayrettin Arslanoğlu’nun yönettiği müzikli çocuk oyunu “En Mutlu Kim” ile küçük büyük herkese çocuk olmanın değerini ve hep çocuk kalabilmenin sırrını anlatan Akbank Çocuk Tiyatrosu bu senede oyunlarını özel olarak tasarlanan “sahne vagonda” sahneledi. Sahnelediği 41 oyunla birkez daha onbinlerce çocuğa tiyatronun neşesini, keyfini ve hüznünü taşıyan Akbank Çocuk Tiyatrosu sadece çocukların değil dedelerin, annelerin ve babalarında en çok ilgi gösterdiği etkinlik oldu turne boyunca. Artık hiç tereddüt etmeden söyleyebilirizki Akbank Çocuk Tiyatrosunun her gittiği ilde ve ilçede yolunu gözleyen çocuklar var… Yaşları ne kadar küçük olursa olsun tiyatromuzu ve oyuncularımızı daha ilk görüşte tanıyıp bir anda onların en yakın arkadaşı olan minikler…

ETKİNLİK DETAYI TARİH SAAT Tam Öğrenci
Akbank Çocuk Tiyatrosu 7 / 21 / 28 Mayıs Cumartesi 11:30 6,00 3,00

.
.
.
.