Güler Sanat “Art Market Budapest, Uluslararası Çağdaş Sanatlar Fuarı”nda

Güler Sanat Art Market Budapest, Uluslararası Çağdaş Sanatlar Fuarın da Türkiye’yi temsil ediyor

Güler Sanat, 28 Kasım – 1 Aralık 2013 tarihleri arasında düzenlenecek Art Market Budapest 2013, Uluslararası Çağdaş Sanat Fuarı’nda, Ahmet Güneştekin, Bubi ve Macar sanatçı Istvan Orosz’un çalışmalarını sanatseverlerle buluşturuyor.unnamed (2)

Ankara’nın son yıllarda gelişen sanat dünyasının yenilikçi galerilerinden Güler Sanat, bu yıl üçüncüsü düzenlenen “Art Market Budapest, Uluslararası Çağdaş Sanatlar Fuarı” nda

Türkiye’yi temsil ediyor. Galeri, Avrupa’nın ve dünyanın sanat nabzını tutan fuar süresince, Macaristan’ın dünyaya açılan sanat penceresi olarak kabul edilen Istvan Orosz’un, özgün üslubuyla dünya çapında farklı bir sanatçı kimliğine sahip Bubi’nin ve Kasım ayında NewYork Marlborough Gallery’de solo sergisini açmaya hazırlanan Ahmet Güneştekin’in çalışmalarını sanatseverlere tanıtacak.

Sanatseverler, Güler Sanat Galerisi’nin standında Ahmet Güneştekin’in “Güneşe Açılan Kapılar” adlı başyapıtının yanı sıra, çoğu ilk defa sergilenecek tuval ve heykellerini, Bubi’nin heykelleri ile “Kafes” serisinden çalışmalarını ve anamorfik üslubu çağdaş sanata uyarlayan öncü isim Macar Istvan Orosz’un çalışmalarını yakından görme fırsatı bulacak.

Istvan Orosz’un çalışmaları Aralık ayında Türkiye’de… Güler Sanat, fuarın ardından, Istvan Orosz’un eserlerini, Aralık ayı sonunda Ankara’da düzenleyeceği “Master of Deception” adlı sergi ile Türkiye’deki sanatseverlerle de bir araya getirecek. Sergide sanatçının, optik illüzyonları, var olmayan objeler ile çift anlamlı imgeleri kullandığı çalışmaları yer alacak.

Ayrıntılı bilgi için : Hande Yel – Grup 7 İletişim Danışmanlığı – 0212 292 13 13 / hyel@grup7.com.tr

Reklamlar

FEMEN’e bir destek de Hande’den

.

FEMEN’in Türk kadınlarına yaptığı “üstsüz eylem” çağrısı karşılık bulmaya devam ediyor.

Güntülü, Didem ve Bilgehan’dan sonra şimdi de Hande isimli genç kadın, vücudundaki “Diren ODTÜ” yazısıyla üstsüz poz vererek fotoğraf çektirdi.

FEMEN‘in Türkiye şubesinin “FEMEN Turkey” adıyla açılan Twitter hesabından yayınlanan fotoğrafla birlikte “Viva la Femen Turkey. Diren ODTÜ. Hande” mesajı paylaşıldı..

GalataPerform’un Yeni Metin Yazarlığı

YAZ BAKALIM!

GALATAPERFOM’UN YENİ METİN YENİ TİYATRO OYUN YAZARLIĞI ATÖLYELERİ BAŞLIYOR!

GalataPerform’un 2006 yılından beri yürüttüğü Yeni Metin Yeni Tiyatro Projesi’nin OYUN YAZARLIĞI ATÖLYE programı 2 Kasım 2013 – 7 Mayıs 2014 tarihleri arasında gerçekleşiyor. Atölye, kendini tiyatroda yazarak ifade etmek isteyen herkese açık.

Katılımcıların Atölye kapsamında yazdıkları oyunlar arasından seçilenler, Mayıs ayında 3. Yeni Metin Yeni Tiyatro Festivali kapsamında profesyonel tiyatrocular eşliğinde sergilenecek.fft64_mf1472206

Oyun yazımı atölyesi çağrısına cevap veren katılımcılar, Kasım ayından itibaren GalataPerform’un Genel Sanat Yönetmeni tiyatrocu oyun yazarı ve yönetmen Yeşim Özsoy Gülan ve Bahçeşehir Üniversitesi Sinema ve Tiyatro Bölümü öğretim görevlisi Ceren Ercan önderliğinde “Çağdaş Tiyatro Atölyeleri” başlığı altında çalışmaya başlayacaklar. Atölyelerdeki diğer eğitmenler arasında Ankara Üniversitesi Dil & Tarih- Coğrafya Fakültesi Tiyatro Bölümü öğretim görevlisi Doç. Doktor Beliz Güçbilmez, Sorbonne Nouvelle Üniversitesi “Tiyatro” bölümü Lisans ve Yüksek Lisans mezunu Okan Urun da var.

25 hafta boyunca haftada 6 saat olarak gerçekleşecek atölyeler, 3 aşamalı olarak gerçekleşecek. Birinci aşama olan Kasım-Aralık aylarında katılımcılar dramatik yapı ve çağdaş tiyatro üzerine temel dersler alacaklar. Ocak-Mart ayları arasındaki ikinci aşamada yurt dışından gelen yabancı yazarların da bir uzun (masterclass) ve birkaç kısa atölye çalışması esnasında kendi oyunlarını geliştirmeye başlayacaklar. Atölyelerin üçüncü aşamasında katılımcılar eğitmenlerle birebir olarak kendi oyunları üzerinde çalışacaklar ve seçilen oyunlar Mayıs 2014te gerçekleşecek olan 3. Yeni Metin Yeni Tiyatro Festivali’nde değerlendirilecek.

Davetli yabancı yazarlarla da (Fransa, Polonya, Ukrayna) gerçekleştirilen çalışmalar kısa ve uzun süreli atölyeler olarak devam edecek. Geçtiğimiz senelerde davetli olarak ders veren yazarlar arasında Fransa’nın Ensatt Üniversitesi Oyun Yazarlığı Bölüm Başkanı Enzo Cormann, İskoçya’daki Traverse Theater’dan Linda McLean ve Peter Arnott, İspanya’dan Katalan Devlet Tiyatroları Genel Sanat Yönetmeni Sergei Belbel sayılabilir.

Yeni Metin Yeni Tiyatro atölye katılımcıları bugüne dek hem Türkiye’de hem de uluslararası alanda birçok başarıya imza attılar. Berlin Theater Treffen kapsamında, Türkiye’den son aşamaya kalan tek oyun, Yeni Metin Yeni Tiyatro kapsamında Hüseyin Alp Tahmaz’ın yazdığı “Kasaba” oyunu oldu. Heidelberger Stückemarkt ’11 Festivali programına seçilen üç metinden ikisi de Yeni Metin Yeni Tiyatro kapsamında yazılan oyunlar oldu.

Oyunu ile Avrupa’nın En İyi Genç Oyun Yazarı ödülünü alan Ahmet Sami Özbudak’ın “İz” ve Liseli Gençler Oyun Yazıyor Projesi’nden çıkan 17 yaşındaki yazar Fehime Seven’in “Türkiye Kayası” adlı oyunları festivalde okuma tiyatrosu olarak seyirciyle buluştu. Bu yıl Rusya’da gerçekleşecek olan İstanbul Tanıklıkları projesi kapsamında Yeni Metin Yeni Tiyatro projesi yazarları, Şenay Tanrıvermiş, Öznur Şahin, Ahmet Sami Özbudak, ve Burak Safa Çalış, Yeşim Özsoy Gülan önderliğinde, Gezi olaylarıyla ilgili kendi kişisel ‘tanıklık’larından yola çıkarak bir oyun yazacaklar. Oyunun okuması Kasım 2013’te Rusya’da ve akebinde İstanbul’da gerçekleşecek.

Geçmiş atölye katılımcılarının oyunları İstanbul sahnelerinde de oynamaya devam ediyor. Geçtiğimiz sezon Fehime Seven’in İstanbul Şehir Tiyatroları’nda sahnelenen “Türkiye Kayası” oyunu ve Ahmet Sami Özbudak’ın GalataPerform’da sahnelen “İz” adlı oyunları bu sezon da izleyici ile buluşmaya devam ediyor. Ayrıca geçen sene 2. Yeni Metin Yeni Tiyatro Festivali’nde ‘sahnelenmiş oyun okuması’ yapılan Şenay Tanrıvermiş’in ilk oyunu “Dil”i bu sene GalataPerform sezon için hazırlıyor.

İlk oyunların değerlendirilmesine imkan sağlayan ve uluslar arası bağlantıları ve programıyla özgün bir atölye olma niteliğinde olan Yeni Metin Yeni Tiyatro Atölyelerine başvurmak için;


Başvuru Şartları:

  • 21 Ekim 2013 tarihine kadar yazdığınız bir oyunun ya da herhangi bir türde yazdığınız bir metnin 2 ile 10 sayfa arasındaki bir bölümünü yenimetinyenitiyatro@galataperform.com adresine özgeçmişinizle beraber gönderiniz.
  • 2013-2014 Yeni Metin Yeni Tiyatro Atöyleri için kontenjan 25 kişidir. 2 katılımcıya burs verilecektir.
  • 
Mülakat tarihleri 23-24 Ekim günleridir. Randevular telefonla alınmaktadır. 
Tel: 0530 260 25 24

http://www.galataperform.com

 

Altın Koza’da Yarışacak Kısa Filmler Belli Oldu

4449323859_9761029e81_m

Adana Büyükşehir Belediyesi tarafından, 16 – 22 Eylül 2013 tarihleri arasında düzenlenecek olan 20. Uluslararası Adana Altın Koza Film Festivali kapsamında yapılacak, Ulusal Öğrenci Filmleri Yarışması ve Akdeniz Ülkeleri Kısa Film Yarışması finalistleri belli oldu.

Başkan Vekili Zihni Aldırmaz, ülkemizdeki güzel sanatlar ile iletişim fakültelerinin sinema – televizyon bölümlerine devam eden öğrencilerin katılabildiği ve filmlerin kurmaca, belgesel, canlandırma ve deneysel dallarında değerlendirildiği Ulusal Öğrenci Filmleri Yarışması’nda bu yıl, çeşitli üniversitelerden 42 filmin yarışmaya hak kazandığını belirtti.

Ulusal Öğrenci Filmleri Yarışması’nda her dört dalda en iyi film seçilen esere 7.500 TL ödül verilecek.

Devlet Tiyatroları kapanmanın eşiğine geldi..

maxresdefault

Cumhuriyet’in ilk yıllarından itibaren varlığını sürdüren Devlet Tiyatroları (DT), Devlet Opera ve Balesi (DOB) artık tarihe karışıyor. Kapanmanın eşiğine gelen Devlet Tiyatroları..

İstanbul’da Emek Sineması’nın yıkılma kararıyla başlayan, Ankara’da Akün Sahnesi binasının satışa çıkarılmasıyla devam eden sahne kapanma sürecinin ardından sırada devlet tiyatro, opera ve balenin özelleştirilmesine geldi.

Başbakan Erdoğan’ın daha önce yaptığı bir konuşmada “Devlet eliyle tiyatro olmaz” diyerek Devlet Tiyatroları’nın özelleştirileceğinin işaretini vermesinin ardından Kültür ve Turizm Bakanlığı harekete geçti. Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından hazırlanan yasa taslağı ile kapatılacak genel müdürlükler özerk bir yapıda kurulacak Türkiye Sanat Kurumu bünyesine alınacak. Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü ile Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğü çalışanlarından yaşları gelenlerin emeklilikleri istenecek. Ankara ve İstanbul gibi büyük merkezlerdeki sanatçılar bölge müdürlüklerine ya da İl Kültür ve Turizm Müdürlüklerine gönderilecek.

22 ayrı bölgede 58 sahnesiyle yılda en az iki milyon izleyiciyi ağırlayan Devlet Tiyatroları 64 yılı geride bıraktı. Bugün ise AKP hükümetinin “devletin tiyatrosu olur mu” başlığı ile açtığı tartışma Devlet Tiyatroları’nın zarar ettiği ve özelleştirilmesi gerektiği iddialarıyla sürüyor.

Söz konusu tehlikeye dikkat çekmek için hazırlanan video ise AKP’nin talan ve yağma politikalarında sıranın Devlet Tiyatroları’na geldiğinin en açık göstergesi oldu.

”!f” !n son üç gün kıyağı

Uğur Yılmazer

Sinema Sokağı Sanat logo

 

Uğur Yılmazer
ugurylmzr@gmail.com

.

ifistanbul12-678x1024

Geçte olsa keşfettiğimiz !f İstanbul Uluslararası Bağımsız Filmler Festivali gerçekten çok şey kaçırdığımızı farkettik.14-24 Şubat arasında İstanbul’da Beyoğlu Cinemaximum Fitaş, İstinye Park Cinemaximum, Cinemaximum Budak, 28 Şubat -3 Mart arasında ise Ankara Cinemaximum CEPA ve İzmir’de ise Cinemaximum Forum Bornova izleyicisiyle buluşuyor. Maximum Kart sponsorluğunda Toronto’dan Venedik’e, Sundance’den Cannes’a, dünyanın önemli festivallerinde büyük ilgi görmüş filmlerin Türkiye galaları yapılacak. Bu festival İstanbul, Ankara ve İzmir’in eğlencesine, kültürüne renk katmayı amaçlıyor.
Leos Carax, Miguel Gomes, Jose Rivera, Reha Erdem, Richard Linklater, Hong Sang-soo, Noah Baumbach, Walter Salles, Xavier Dolan gibi önemli yönetmenleri ağırlıyor. Ayrıca 12 yaşını kutlayan !f İstanbul Uluslararası Bağımsız Filmler Festivali Hit Filmleri bu yıl ”Galalar”adı altında Digitürk sponsorluğunda yılın en çok beklenen filmlerini Türkiye’de ilk kez seyirciyle buluşturuyor

!f İlk kıyak olarak Bilet fiyatlarını artırılmadı .

İstanbul’da bilet ücretleri:
Hafta içi Gündüz Gösterimleri: 7 TL
Tam: 14 TL (Hafta içi 19:00 seansı ve sonrası ile hafta sonu tüm gün)
Öğrenci: 11 TL (Hafta içi 19:00 seansı ve sonrası ile hafta sonu tüm gün)
“Ev” Bölümü Filmleri: 7 TL
21:30 – 22:00 Seansları: 16 TL

Ankara ve İzmir’de ise bilet ücretleri:Adsız Hafta içi Gündüz Gösterimleri: 7 TL
Tam: 13 TL (Hafta içi 19:00 seansı ve sonrası ile hafta sonu tüm gün)
Öğrenci: 10,5 TL (Hafta içi 19:00 seansı ve sonrası ile hafta sonu tüm gün)
“Ev” Bölümü Filmleri: 7 TL
21:30 – 22:00 Seansları: 13 TL

İkinci kıyak olarak da Festivalin İstanbul’daki son üç gününde İstanbul ile eşzamanlı gösterilecek beş film, İstanbul’daki izleyicilerle aynı anda Anadolu’da 26 şehrin yanı sıra Lefkoşa, Gümrü, Erivan, Kudüs ve Ramallah’daki izleyicilere ulaşacak. Bu şehirlerdeki üniversiteler, dernekler, sanat insiyatifleri ve STK’lar örgütlendi ve kurulan bu yeni sinema ağına destek vererek projeyi şehirlerinde organize etmeye gönüllü oldu.

MUBI, !f ² ile ortaklaşa çalışarak seçilen beş filmi, festivalin son üç günü olan 22-23-24 Şubat’ta, internet üzerinden yüksek görüntü kalitesi ile aynı anda tüm ortak şehirlerde izleyicilere ulaşıyor. Film gösterimlerinden sonra yönetmenlerle yapılacak sohbetler internet üzerinden canlı izlenebilecek ve izleyiciler yönetmene soru gönderebilecek.

!f ² 2013: İstanbul’dan Canlı Filmleri
*Biz Birliğiz: Hacktivistlerin Hikâyesi
*Anlattığımız Hikâyeler
*Benim Çocuğum
*Savaş Cadısı
*Öldürme Eylem

!f İstanbul Uluslararası Bağımsız Filmler Festivali, 12 yıldır 70.000 kişilik izleyici kitlesiyle kültür sanat hayatına yeni bir soluk getiren, dünyanın her yanından farklı bakışları sinemaseverlerle buluşturan ve düzenlediği partiler, atölyeler ve çeşitli etkinliklerle programını zenginleştiren bir oluşum.
Her yıl İstanbul ‘da, Ankara’da ve İzmir’de Cinemaximum Sinemalarında Şubat ve Mart aylarında izleyicisiyle buluşan festival, filmleri farklı ve güncel temalar altında toplayarak izleyicisine ulaştırıyor.

BU FİLMLERE DİKKAT!

 Sinema Sokağı Sanat logo

Şenay Tanrıvermiş
senayt@windowslive.com

 

24 Şubat ’a kadar İstanbul’da ve daha sonra Ankara ve İzmir’de gösterime girecek filmler listesi gerçekten dopdolu ve son derece iddialı. Buyurun bizim seçtiklerimize;

  • Jin; En çok konuşulan ve merakla beklenen Reha Erdem filminin kadın kahramanı şimdiden birçok tartışmaya yol açıyor. Heyecan verici ve büyüleyici Erdem gözüyle Türkiye coğrafyasının güzellikleri, acıları, çıkmazları ve sürprizleri kaçırılmaması gerekenlerin en başında geliyor.
  • Öldürme Eylemi (The Act of Killing): Seyri zor ve keşifler bölümünün en ilginçlerinden biri olduğu biliniyor. Üslubu, estetiği ve konusuyla birçok yeniliği içinde taşıyan yepyeni bir seyir şöleni, kesinlikle kaçmaz!
  • Berberian Ses Stüdyosu (Berberian Sound Stüdyosu): Gerilim sevenler ve sesin sinema da nasıl kullanıldığını merak edenler için birebir.
  • Kutsal Motorlar (Holy Motors): Leos Carax’ın gösterime girdiği her yerde büyük övgüyle karşılaştığı Kutsal Motorlar’ın klasikleşeceğine kesin gözüyle bakılıyor. Yetmez mi?
  • Benim Çocuğum: Can Candan’ın belgeseli, LGBT bireylerin ailelerini konu ederek cesaret isteyen bir meseleyi masaya yatırıyor. Şaşırtıcı, zorlayıcı ve ezber bozan sorular sorduğu için izlenmeli.
  • Woody Allen: Bir Belgesel (Woody Allen: A Documentary); Fazla bir şey söylemeye gerek yok eğer Woody Allen hayranı iseniz, seyretmelisiniz.
  • Zerre: Erdem Tepegöz’ün Tarlabaşı’da annesiyle beraber yaşayan hasta bir kızın hikayesini anlattığı film gücünü hikayesinden çok görsel başarısından alıyor.
  • Frances Ha: Mürekkep Balığı ve Balina’yı sevmiştiniz değil mi? O halde aynı yönetmenin özgün zekasından yaratılan siyah beyaz New York’unu da seversiniz büyük ihtimalle.
  • Hayat Avcısı (The Imposter): Festivalin en ilgi gören ve konuşulanlarından biri. Yönetmen Bary Layton’ın belgeseli, belgeselden çok kurmaca tadında çekilmiş ilginç yapımlardan biri daha.
  • Hergün (Everyday): İngiliz yönetmen Michael Winterbottom yalın bir dille, küçük ve sıradan bir hikayeyi büyütmeyi başarıyor.

Aslında bu tarz seçkilerin sizi yönlendirmesine izin vermeyin ancak sinemasever iştahınızı açacak bu listeyi de tamamen göz ardı etmeyin.

Hükümet Kadın

 

Şenay Tanrıvermişana logo
senayt@windowslive.com

 

Sermiyan Midyat’ın yazıp yönettiği film her haliyle Vizontele’yi çağrıştırıyor. İşleyişi, müzik seçimi ve kullanımı, çorak ve sarı toprakların fon olduğu coğrafya, dahası oyuncu kadrosu bile neredeyse aynı olunca ister istemez Vizontele anımsanıyor film boyunca. Aslında son derece ilgi çekici, farklı ve gerçekliği olan bir öyküsü var Midyat’ın. Üstelik kendisinin de rol aldığı senaryo son derece sıcak, samimi ve doğal espri anlayışıyla seyirciyi hemen kucaklayacak kadar zengin ve üretken bir dille yazılmış. Ancak memlekette Demet Akbağ’dan başka belediye başkanı karısını oynayacak oyuncu yok mu gerçekten? Konu güneydoğu da geçiyorsa ve belediye başkanı diye bir karakter varsa, karısını da Demet Akbağ oynamalıdır diye bir gizli kaide mi var? Belki de BKM yapımı filmler de başka türlüsünün düşünülmesi çoktan yasaklandı da bizim haberimiz yok! Vizontele gibi büyük gişe yapan bir film karakterini bambaşka yeni bir yapımda benzer bir rolle tekrar seyirciye sunarsanız hemen Siti Ana ve Xate Ana birbirine karışıyor.

hukumetkadinafis-21

Ancak Vizontele’nin içeriğinde hiç yeri olmayan çok önemli ve değerli bir konuya parmak basıldığını belirtmekte ve Midyat’ın hakkını teslim etmekte elbette boynumuzun borcu olmalıdır. Erkek egemen topraklarda eğitimsiz ancak iyi yürekli bir kadının hizmet etme mücadelesi esaslı ve etkileyici sahnelerle veriliyor. Çocuklarının arasında olası bir husumet oluşmasın ve kocasının hayali gerçekleşsin diye başkanlık koltuğuna oturuyor. Okuma yazma bilmeyen Xate Ana 14 yaşında evlendirilmiş bölge kadınlarından herhangi biri olarak, tüm kızların okumasını, zorla ve erken evlendirilmemesini açıktan tekrar tekrar söylüyor. Finali başlık parası karşılığı evlendirilmek istenen genç kızlarla yapması bölge gerçeğini eğlenceli ve umut vererek tamamlamasını sağlıyor. Mardin’de geçen filmde farklı din, dil, ırktan toplulukların her birinin diğerine ‘öteki’ olmadan yaşayabilmesinin verimliliği ve zenginliğine dikkat çekiliyor. İlk önce Ercan Kesal’ın ağzından ‘öteki’ olmadan var olmanın imkansızlığı, değersizliği ve kısırlığı güzelce öğretiliyor. Ortalarda bir yerde torununun ağzından aynı sözlerle mesaj tekrarlanıyor. Aslında bu kadar çok tekrar fazla gelse dahi cümlelerin çok didaktik bir ton içermemesi sayesinde vaziyet az çok kurtarılıyor.

Darbelerin insanlar üzerindeki olumsuz ve yıkıcı etkisinden, Ankara’nın ilgisizliği ve ulaşılmazlığından, bölge coğrafyasının zorlayıcı ve hapsedici yapısından kesitler verilirken olaylara kadın kahramanın gözünden bakılması renkli ve farklı bir tat yakalanmasını sağlıyor. Türkçe Kürtçe karışımı bir dil kullanılan öyküde kadınlar ekseninden ezilmişliğin, çaresizliğin ve eğitimsizliğin acısı eğlenceli bir anlatımla zenginleştiriliyor. Aslında politik hicvi ve ironisi eski Yeşilçam filmlerini anımsatsa da sağlam bir dramatik yapı oluşturulamadığından boşluklar doldurulamıyor. Midyat’ın canlandırdığı karakter ise Şener Şen’in eski filmlerindeki kötü adam tiplemelerine çağrışımlar yapıyor. Vizontele ve güçlü bir Yeşilçam etkisiyle ortaya karışık ancak eğlenceli bir film çıkartılıyor.

Yine de Midyat’ın kadın kahraman gözünden ve üstelik ağlatmayarak anlatmayı denediği ‘Hükümet Kadın’ iyi niyetli ve samimi bir yapım olarak izlenmeyi hak ediyor.

2012’NİN EN İYİ DİZİLERİ

 

Yazar : Şenay Tanrıvermiş  
İletişim :
  senayt@windowslive.com

 
2012’nin en iyilerini seçmeye devam ediyoruz. En iyilerin birçoğu hala devam etmekte çünkü
onlar en iyiler gerçekten. Elbette her izlenen gerçekten iyi değil çünkü seyircinin nabzına
göre şerbet vermek, ucuz taktikler ve klişe mesajlarla kitleyi tatmin etmek yaratıcılıktan çok
ezberciliktir. Ancak yine de seyirci çoğunlukla iyi işlere bir şekilde sahip çıkıyor gerçeği de
yüreklere su serpiyor. Tabii ‘Veda’ gibi yakın tarihle yüzleşmeye cesaret eden kaliteli, zarif
ve detaycı bir yapımın ise kısa sürede tutunamayarak geçip gitmesi de çok üzücü.

Bu listede olmayıp izlenme oranları yüksek dizilerin bazılarını şiddeti onayladığı ve
teşvik ettiği gerekçesiyle, bazılarını siyasi atmosferdeki yaralardan beslendiği ve toplumu
kamplaştırmaya yönelik ajite mesajları gerekçesiyle, bazılarını ise içerikte iyi ve temiz
niyetlerine karşın işleyişteki aksaklıklar gerekçesiyle koymadık.

En baştan yazalım bu seçki tamamen kişiseldir, tüm seçkilerin ne olursa olsun kişisel
olmaktan kaçabilmesinin imkansızlığına bir örnek gibi…

1-KUZEY GÜNEY; Kıvanç Tatlıtuğ’un iyice devleştiği dizi de tüm oyuncular gösterdikleri
müthiş performanstan dolayı anlatının içini ve hatta bazı boşluklarını bile doldurmakla
kalmıyor, virtüöziteleriyle seyir zevkine zevk katıyorlar. Ülkemizin aile yapısına farklı sosyo-
ekonomik seviyelerden çeşitlemelerle sunduğu iç bakış ve derinlik dizinin esaslı kalemler
elinden yazıldığını ispatlıyor. Ferhat’ın da ölümüyle rahatlayan dizi tekrar yükselmeye devam
ediyor. 2013’ün Çarşamba akşamlarını çoktan kapatmış bile…

2-İŞLER GÜÇLER; Ahmet Kural, Murat Cemcir, Sadi Celil Cengiz gibi yepyeni yaratıcı
isimler aslında dizi gecelerine taptaze bir soluk kattılar ve ilaç gibi geldiler. Dizinin sımsıcak,
özgün, şaşırtıcı ve çok eğlenceli bir tat yakalayabilmesi nedeniyle aslında belki de birinciliği
hak ettiğini itiraf etmeliyiz. Komik ama ucuz ya da klişe tekrarlardan değil. Çok fazla örnek
alınası ve cesur bir metin İşler Güçler… tıfıtıfıtıtıfıtıtıfıtıfı…

3- BEHZAT Ç. BİR ANKARA POLİSİYESİ: TV dünyasına fenomen karakter Behzat Ç.’yle
büyük katkı sunan, sokaktaki muhalefeti somutlaştırıp en kritik meselelere yürekli analizler
getiren, sistemin bağırsaklarını ortalığa seren ve ezilenlerin sessiz çığlığını duyuran Erdal
Beşikçioğlu’nun büyük hizmeti teşekkürden fazlasını hak ediyor. Behzat Ç. üzerine tezler
yazılan ve TV tarihine şimdiden geçen bir kahraman olarak ihtiyaç duyulan He-man veya
Süperman kategorisinden girdi dünyamıza…

4-MUHTEŞEM YÜZYIL: Diziyi eleştirmeyen kalmadı derken Başbakan’ın da fetva ve
itirazlarına maruz kalan dizi çok emek verilerek hazırlanan göz kamaştırıcı bir prodüksiyon.
En azından alışılmadık ölçüde zengin oyuncu kadrosu, dekoru, kostümü ve yapıyı oluşturan
tüm öğeleriyle masalsı bir cazibe sunuyor seyirciye. Memleketin asıl sorunu olabilecek kadar
tartışma yaratıyor, yazdırıyor, çizdiriyorsa içinde farklı bir ton, ses barındırmasındandır.

5- YALAN DÜNYA; 2013’e bir dolu spekülasyonla giren ve tüm açıklamalara karşın
yayından kaldırılacak mı söylentilerinden kurtulamayan dizinin en büyük sorunu yayınlanma
şeklindeki belirsizlik maalesef. Ne kadar eleştirilirse eleştirilsin, sit-com ile tuluat tiyatrosu
arasında bir yerde duran ve absürt karakterlerle kayda değer analizler ve eleştiriler yapan

dizinin eğlendirdiği inkar edilemez. Karakterler öylesine başarılı, gerçek, enerjik ve yeni ki
neredeyse her biri reklam dünyasında da stereotip olarak amaca hizmet edebiliyor. Daha ne
olsun?

6- KAYIP ŞEHİR: Ekranlarda temsilinin yapılmaya değer görmediği ‘öteki’lerden
kahramanlar yaratan dizi, içinde birçok yenilik barındırdığı için kesinlikle alkışı hak ediyor.
Kalıp yargıların acımasız baskısı altında var olmaya çalışan insanların da görülmeye,
gösterilmeye değer olduğunu anlatan Kayıp Şehir direkt izleyicinin yüreğine temas ediyor.
Ezilenlerin, itilenlerin ve sesine itibar edilmeyenlerin zorlu dünyası etkilemeye devam ediyor.

7- LEYLA İLE MECNUN; Geleneksel anlatı mitleriyle günümüz dilini buluşturan, birçok
anlatı tekniğini iç içe geçiren özgün ve özel işlerden birisi olmaya devam ediyor. Mahalle
kültürü gibi aslında klasik, klişe ve dar olabilecek bir uzamı, anlatımda yarattığı zikzaklarla
alabildiğine genişleterek sürekli izleyicisine sürprizler sunuyor ve vaat ediyor. Post modern
türün sonsuz yaratıcılığına, en iyi örnek herhalde Leyla ile Mecnun. Kemik kitlesini
azaltmadan uzun süre var olmayı başarması da bunu ispatlıyor zaten.

8- BİR ERKEK BİR KADIN: Aslında iki sevgilinin ilişkisi üzerine yazılan bir metnin
ülkemizde tutmayacağı sanılır. Oysa Demet Evgar ve Emre Karayel kaçıncı sezonlarını
tamamlıyorlar. Adaptasyon olmamasına karşın, taklit ya da özenti gibi durmamasın da elbette
oyuncuların payı çok büyük. Sadece iki oyuncunun tiyatro tadı veren performanslarıyla
seyirciyi kendine bağlayabilmesin de ikinci büyük etken ise, ikilli ilişkilerin delirtici
çıkmazlarından çıkartılan komedidir. Konuşulmasına hiç alışık olmadığımız oysa yaşamın
hayati ve merkezi konularından birini, yani bol bol seksi merkeze koymaları ise hiç şaşırtıcı
olmaması gerekirken çok şaşırtıcı geliyor yine de. Belki de ayıp şeyler konuştukları için yasak
çiğneyen çocuklar gibi fazlasıyla şaşırtıyor, eğlendiriyor.

9- KARADAYI: Kenan İmirzalıoğlu olunca reyting de oluyor besbelli. Çetin Tekindor
gibi ekrana çok yakışan bir usta ve Bergüzar Korel gibi bir güzel yüzle 70’li yıllar da fona
giydirilince Kenan’ı izlemenin dayanılmaz hazzı çoğaldıkça çoğalıyor. Kaldı ki hızlı başlayıp
çabuk sönen dizilerin aksine iddiasız girip parladıkça çetrefilleşen bir yapısı var. Sanki
kitlesini daha da genişletecek gibi duruyor. Bergüzar’ın oyunculuğunda ise boş bakmalardan
öteye geçen bir ilerleme bariz fark ediliyor. Darısı Tuğba Büyüküstün’ün başına!

10- UMUTSUZ EV KADINLARI; Orjinalini seyreden herkes gibi ‘bu dizi bizi bozar’
gibi bir önyargımız vardı. Çünkü sofraya tuzu geç getirince dayak yemesi normal sayılan
bir toplumda, namus cinayetlerinin ata sporuna dönüştüğü günlerdeyiz. Aşk yaşamında
bunalımlar yaşayan, bu yüzden depresyona giren, adam öldüren, hırsızlık yapan, komşunun
kocasına yan gözle bakan kadınların ülkesinde olmadığımızdan ‘iki bölümde biter’
düşüncesiydik. Ancak olay örgüsünü birebir aynen çalıştırdığı halde mekan, üslup ve
oyunculuk kaydırmaları, detaylı çalışılan bir dille birleşince dizi aldı başını yürüdü. Açıkçası
sunmasını bilince Müslüman mahallesinde salyangozun yok sattığını öğrettiler.
.
.

Bizim Ressamlarımız

Uğur Yılmazer

Uğur Yılmazer
ana logo

  ugurylmzr@gmail.com

 

Bir Ülke Değisirken – Tanzimattan Cumhuriyete Türk Resmi  baslığıyla, 2011 yılında açılan sergi. Türk resim sanatının önemli isimlerinin yer aldığı bu koleksiyon özel yapılan salonunda sürekli teşirde.Yaklaşık 100 eserin yer aldığı sergi ilkleri de bünyesinde barındırıyor.Osman Hamdi Bey imzalı Naile Hanım portresi, Türkiye’de ilk defa   Halil Paşa’nı Paris fuarı’nda 1889’da sergilenen ve Bronz Madalya ile ödüllendirilen Madam X adlı eseri de ilk kez ödül belgesi ile sergileniyor.Bu ressemların yanı sıra Fikret Mualla, Şehzade Abdülmecid Efendi, Süleyman Seyyid, İbrahim Çallı, Hüseyin Avni Lifij ve İzzet Ziya gibi isimlerde sergide yerini alımış.

Bu özel koleksiyon Osmanlı Devleti’nden Türkiye Cumhuriyeti’ne uzanan modernleşme sürecini konu alıyor.Bu süreçte ki gelişmeler için öncelikle Osmanlı  batılılaşma döneminde resim eğitimi adına attığı adımları takip ederek başlamak gerek. Osmanlı dönemi  ilk resim dersleri Mühendishane-i Ber-i Hümayun’da daha sonra Mekteb-i Harbiye’de verildi.  19.yüzyılın ilk yarısında Avrupaya resim eğitimi için gönderilen öğrenciler daha sonra Asker ressamlar olarak anıldılar.Burada teknik resim, ışık gölge ve perspektif gibi alanlarla ilgili bilgilerini  geliştirirler.

Osmanlı ressamları özellikle Fransa da etkili olan gerçekçilik akımından etkilenmişlerdir. Bu dönem manzara resimlerinde Barbizon okulu ressamlarının esintilerini görülüyor. Birkaç isme değinecek olursak; Süleyman Seyyid ve Halil paşa da  Fransada aldıkları eğitim sonucu Sanay-i Nefise Mektebi’ne (Mimar sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi) büyük katkıları olmuştur. Süleymen Seyyid   perspektif alanında kendini geliştirrmiş , Natürmort resimler yapmıştır. Halil paşa ise bu dönemin İlk izlenimci ressamı olarak bilinir. Aslında tam bir izlenimci olmamıştır öncü sayılır. Fırça vuruşlarıyla ışık etkilerini yakalamış fakat desen ve çizgiden vazgeçmemiştir.

Bu dönem resme büyük katkılarda bulunmuş olan son halife Abdül Mecid efendi resimlerini de burda görmek mümkün osman hamdıolucak. Osmanlı ressamlar cemiyetinin de onursal başkanlığını yapmıştır.Ayrıca Osman Hamdiden ders almıştır. Osman Hamdi bey ise İstanbul Arkeoloji müzesi ve Sanayi Nefise mektebinin kurucusu olması yanında  ilk figürlü resimleri de o yapmıştır.Oryantalist resmin etkisinde kalmış .Batının doğu kurgusunu , resimlerinde farklı olarak ele almış ve bunu akademik üslupta yapmıştır.Resimlerinde kurgulayarak  çeşitli kompozisyonlar oluşturur. Bunun için fotoğraflardan da yararlanmıştır.

Görüldüğü gibi her bir ressam farklı resim teknikleri geliştirmiştir. Böylece yeni gelişmeye başlayan Osmanlı Türk sanatının ilk izleri bırakmışlardır. Bu sanatçıların çoğu çeşitli sergiler açarakta halkın resim beğenisinin oluşmasına katkı sağlamışlardır.

ibrahim çallı

Cumhuriyet dönemi öncesi 1914 kuşağı; İbrahim  Çallı, Namık İsmail, Hüseyin Avni Lifij,Feyhaman Duran, Nazmi Ziya, Hikmet Onat gibi isimler Türk resmine yenilikler getirirler. Bu sanatçılar İstanbul manzara resimleri yanı sıra Cumhuriyet ideolojisine uygun resimlerde yaparlar.Cumhuriyetin ilanı ile birlikte, sanat ve sanatçıyı destekleyecek sivil kurumların bulunmaması nedeniyle sanat devlet himayesine girer. Görsel ideoloji kapsamında devlet kendi ilkelerinin yayılması amacıyla sanatı destekler. Bu dönem resimlerinde  içerik ilk planda yerini alır. Milli mücadele dönemi, kurtuluş savaşı gibi konuları işlenmeye başlanmıştır.Buna ek olarak  Cumhuriyetin ilanı ile birlikte resimlerde kadın imgesi öne çıkar. Biraz da oryantalizme tepki olarak, kadının modernleşmesi serüvenini bu resimlerde görebiliriz.

Sonraki dönemde 1914 kuşağı ressemlarının  öğrencilerinden oluşan Müstakil ressamlar birliği benzer konularda farklı üsluplar deneyerek , İstanbul dışında açtıkları sergilerle resim sanatının yaygınlaşmasına katkı sağlamıştır.

Halife Abdül Mecid  1868-1944

İbrahim Çallı   1882-1960

Şeker Ahmet Paşa 1841-1907

Halil Paşa 1852 1857

Süleyman Seyyid 1842-1913

Osman Hamdi 1842-1910

U.y