7.Uluslararası Antalya Kum Festivali

Bu yıl yedincisi düzenlenen Antalya Kum heykel festivali başladı. Devasa boyutlarda kum heykeller farklı ülkelerden gelen heykeltraşlar tarafından kısa bir sürede yapıldı.74118

Lara Beach’te sergisi gerçekleşen bu etkinliği TC Kültür ve Turizm Bakanlığı, Antalya Büyükşehir Belediyesi, Muratpaşa Belediyesi, Antalya Tanıtım Vakfı ve Antalya Gazeteciler Cemiyeti’nin de aralarında bulunduğu pek çok kurum desteklemektedir.

Her yıl farklı temalarla karşımıza çıkan festival bu senenin teması İmparatorluklar olarak belirlemiş. Cengiz Han, Napolyon, Sezar, Fatih Sultan Mehmet, Kanuni Sultan Süleyman, Ulubatlı Hasan, Büyük İskender gibi önemli imparatorların kumdan heykellerini görmek mümkün. Bunun dışında çeşitli aktivite ve etkinliklerde düzenleniyor.

Ziyaretçiler özel olarak oluşturulan workshop alanında heykeltıraşlar eşliğinde bu ilginç sanatla tanışıp kendi eserlerini ortaya koyabiliyor.Sıcaktan bunalan ziyaretçiler için gece özel led aydınlatma sistemi ve müzik eşliğinde kum heykelleri görme imkanıda sağlanmış.Sergi 1 Mayıs tarihinde açıldı. Resmi açılış ise 1 Haziran tarihinde olucak.

Alarnetif sanatlar içinde en etkileyici olan kum heykel sanatını farklılığını hiçbir şeyin kalıcı olmadığı ve her şeyin bir gün yok olacağı felsefesinden alır.

190542_553374074685252_713673629_nuntitled571571_1

Etkinlik Global Design Art Works tarafından düzenlenmektedir..  http://www.gdaworks.com/

 

Reklamlar

Aşk Kırmızı yeni fragmanıyla daha da sabırsızlandırıyor

.

Özet :

Ferhat ve Zeynep, birlikte çok güzel bir hayat kurmuşlardır. Birbirlerini çok sevmektedirler. Ferhat saygın bir şirkette gelecek vadeden satış temsilcisidir. Ferhat çalıştığı şirketin organize ettiği bir iş toplantısı için birkaç çalışma arkadaşı ile Antalya’ya uçak ile gidecektir. Zeynep ile evlendiklerinden beri ilk ayrı kalışları

dır. Antalya’daki ilk gece, Ferhat, Nazlıgül ile karşılaşırlar. Bu kız, Ferhat’ın uzun yıllar önce ayrılmak zorunda kaldığı ilk aşkıdır. İlk gençliklerinde efsanevi bir aşk yaşamışlar, birbirlerini çok sevmişlerdir. Ancak, Nazlıgül’ün annesinin sevgilisi, aşıkların birbirlerinin izlerini kaybetmesini sağlamıştır. Ferhat karısını sevmektedir ve karısını aldatmaya hiç niyeti yoktur. Ama şimdi karşısındaki Nazlıgül’dür. Ya da şimdiki adıyla Nazlı. İlk aşkı.

 

Ayşe Nilgün Atılgan trafik kazası sonucu yaşamını yitirdi.

Şenay Tanrıvermiş

Barış Kekeç
ana logo

 baris@sinemasokak.com

 

SES ve sinema sanatçısı 57 yaşındaki Ayşe Nilgün Atılgan , Antalya‘da markete gitmek için yolun karşısına geçtiği sırada Mustafa Yakar yönetimindeki taksinin çarpması sonucu yaşamını yitirdi.cover

Kaza, dün 21.30 sıralarında İsmet Gökşen Caddesi’nde meydana geldi. Antalya’daki yakınlarına misafirliğe gelen Nilgün Atılgan, dün akşam alışveriş için evden çıktı. Markete gitmek için yolun karşısına geçmeye çalışan sanatçıya 57 yaşındaki Mustafa Yakar yönetimindeki 07  T 0077  plakalı taksi çarptı. Ağır yaralanan Ayşe Nilgün Atılgan, ambulansla Medical Park Park Hastanesi’ne götürüldü. Sanatçı, tüm çabalara rağmen kurtarılamadı. Polis sürücü Mustafa Yakar’ı gözaltına aldı.

Hem Sahnede hemde beyazperde

15 yıl önce vefat eden gazinocu Cengiz Tabakçı’nın eşi olan Ayşe Nilgün Atılgan, çeşitli gazinolarda sahneye çıkmıştı. 1970’li yılların beğenilen seslerinden olan sanatçı ‘Sana Bir Buse Vermedim Diye’, ‘Nerden Çıktın Karşıma’, ‘Çek Kayıkçı Kürekleri’ gibi şarkılarıyla ünlendi. Kadir İnanır, Salih Güney, Fikret Hakan gibi dönemin ünlü aktörleriyle birlikte 10’un üzerinde filmde rol alan sanatçı ‘Ah nerede’ adlı sinema filminde Tarık Akan ve Gülşen Bubikoğlu ile başrolleri paylaştı.

EKRANDA PAYLAŞILAN MAHREMİYET

.

Televizyonda mahremiyetimiz epeyidir orasını burasını açıyordu, şimdilerde ise çırılçıplak karşımızda poz veriyor. Durmadan ser ve sır veriyordu, kesinlikle ağzında bakla ıslanmıyordu ama artık kendi özelinin pornografisini çekiyor da izleyeni yok! Bir yandan muhafazakarlık ekranlarda tavan yaparken diğer yandan muhafazakarlığın soyunup gösterecek yeri kalmadığından olsa gerek mahremiyetin iç organlarının röntgenleri kanal kanal dolaşıyor.

Mahremiyet adeta tinsel ve duygusal tatminin burçlara göre günlük yorumlarıyla hava durumu gibi hergün yayında. Sıkı takipte, 24 saat izleniyor ve ancak görülemiyor bir türlü. Mahremiyet, kanser hastaları için bulunan karakovon kuma balı gibi aranıyor aranıyor da bulunamıyor, ender rastlanıyor, çabuk kayboluyor, hemen bozuluyor.

Bulunduğu anda bütün programlar gezdirilip masaya yatırılıyor, enine boyuna, kuyusu kuytusuna, dibine derinine inceleniyor. Tartışıla tartışıla titizlikle, saygıyla ve son derece usulünce ırzına geçiliyor. Ancak yine de televizyon insanlığını yapıyor ve kaçınılmaz durumlar için seyirciye zevk almasını öğretiyor. Arkadan kahkaha efektleri yükseliyor, sen de gül diye! Fondan müzik patlıyor sen de heyecanlan, eğlen, dans et, hayat çok kısa diye! Önceden haber veriliyor, gafil avlanma diye…

Televizyon yaşamımızda öyle sadece bilgilendirmiyor, eğlendirmiyor. Evimizin rengine, kapısına, bacasına, desenine ve şekline karar veriyor. İçine size uygun eş arıyor, üstelik bunu görücü usülüyle yapıyor. Herşeyi düşünüyor sizin yerinize ve akşama ne pişireceğinizi bile tarifleriyle gösteriyor. Mahremiyetimimizin peşinden koşmak yerine değişimin, dönüşümün farkına varmalı ve belki de mehremiyetin ölümüne en azından bir mevlüt okutmalıyız. Tabii TV ekranlarından yapılmalı dini ritüellerimiz bile! O artık ailemizin büyüğü, herşeyi bileni, rehberi, bizim için herşeyi düşüneni… Bakın bir kaç örnekle TV’nin bizim için verdiği sonsuz hizmeti görün;

Görücü usülüyle evlenmek gibi son derece a-acayip bir usulsüzlüğün gelenek olduğu bir ülkede son beş yıldır evlenme programları haftanın hergünü bir sürü farklı kanalda birden devam ediyor. Buna ne demeli? Demeli mi dememeli mi, yoksa mahremiyetimiz komple canlı yayında takip edilmeli mi? Ama biz takip edilince de edilmeyince de fena oluyoruz artık, en iyisi paravanı açtırmadan kaderimize aşık olunmalı mı? Evlilik programlarındaki paravanı kırıp vurup devirmeli mi? Yoksa yoğun bakım ünitelerindeki paravanlar kadar arkasındaki cesete doğru mu gidiyor durumumuz ya da az birazdan düzelip odaya mı çıkıyor nasıl bilmeli? Reklamdan sonra, az sonra, şimdi!

Kafalar çok karışık! Artık bütün mutfaklar ‘yemekteyiz’ ve hepsinde şefler yarışıyor. Öyle akşama kuru fasulye pilav yapmak yok! En azından pirincin kokusuna, basmatisine, baldosuna, incesine, kalınına, esmerine ve beyazına uygun fasulye seçilmeli! Çünkü bu fasulye iki buçuk liraysa konumuzdan çok uzak. Fasulyenin menşei ve 80 çeşidi pilavına göre seçilmeli, ülkesinin usulünce pişirilmeli ve yerel baharatlarla çeşnilendirilmelidir. Evlilik programlarında paravan açılmadan pilav tarifi vermeye kalkanlar var da, o açıdan yani…

Kısmet bulma programlarından önce sabah nasıl giyinmeliyim programına katılıp kendini geliştiren izleyici, sadece izleyici değil bundan böyle. İnteraktif seyirci isterse istediği stüdyoya gidiyor, bilgileniyor, eğleniyor ve üstüne günlük parasını alıp eve dönüyor. İzleyici olmak hakkıyla yapılırsa bir meslek yani! En mahrem bildiğimiz evlilik kararımızdan tutunda içimize giyeceğimiz kilotlu veya kilotsuz çorabın tonuna ve yatak odası problemlerimizi doktorlar heyetiyle gözümüzün önünde çözmeye varana kadar içimizdeler. Artık insanoğlunun kendi ilişkilerini kendisinin anlamlandırması, benliğinin ve kendine özgü gizlisi, sırları olmasının imkanı kalmadığı bir zamanda mümkünse herkes duygu, düşünce ve bedenini kamuyla ekranlarda paylaşmalıdır! Bu benim özelim, mahremim denen antikalarınız varsa özellikle insanoğlunun yararına göstermelisiniz. Çünkü artık böylesine nadide değerlere rastlanmıyor, madem siz de var sadece kendinize saklamamalı ve paylaşmalısınız mahreminizi ekranlarda.

.

Şenay Tanrıvermiş