Berfo Ana belgeseli!

 Sinema Sokağı Sanat logo

Şenay Tanrıvermiş
senayt@windowslive.com
Sinema Editörü

 

 

Veysi Altay’ın yönetmenliğini yaptığı ’33 yıllık direniş- berfo ana’nın muhteşem belgeselinin sinemalarda oynamamasının normal olması ne kadar anormal değil mi? Her cumartesi günü önünden geçip görmemezlikten geldiğimiz kötürümleşmiş ve kötüleşmiş vicdanlarımıza son derece uygun düşüyordu adımlarımız.

Orada çocuklarının akıbetini merak eden ve bu ateşle yanan anneler bekliyordu ve büyük kalabalıklar onlara sokak eşyası, duvar süsü veya herhangi bir şehir atraksiyonu gözüyle bakıyordu. Yok yok hatta bakmıyordu bile. Yanlışlıkla görürüm korkusunun bilinçaltı savunmasıyla bakmıyorduk Cumartesi Anneleri’ne…berfo-ana-belgeseli-beyaz-perdede_250x250cutout

Veysi Altay kalabalıklardan olmamayı seçmiş ve artık simge bir isim olan Berfo Ana’nın bekleyişini, inadını, sabrını, mücadelesini belgesel çalışmasıyla somutlaştırmış. Ne güzel insanlar var değil mi hala? Ama ülke atmosferini, iklimini ve yakın tarihini işleyen bir filmin vizyonda yer bulmamasına ve bunun normal olmasına ne denmeli Allah aşkına?

Ethem’in, Ali İsmail’in, Abdullah’ın, Medeni’nin, Mehmet’in, Atakan’ın acılarına sahip çıkan bir kesimin duyarlılığına da bu yüzden şaşırıyor şaşıranlar. Berfo Ana’ya sahip çıkmadığınız, yalnız bıraktığınız, inkar ettiğiniz gibi bu gençlerin yüreği yangın analarını neden yalnız bırakmıyorsunuz öfkesi ve şaşkınlığı var birilerinde!

Berfo Ana daha yalnız bir kalabalığın içindeydi ama bugün anneler yavaş yavaş kucaklaşıyor sanki. Dün sana olan bugün benim başıma geldi başka bir biçimde acısıyla sarılıyor insanlar. Ayrıca ya başımıza gelirse tehdidin yakın durması tüm anneleri daha fazla görmek, duymak, anlamak zorunda hissettiriyor. Birileri hiç görmek istemese de Berfo Ana belgeseli gibi duyarlı işler toprağa düşüyor ve havalar değişiyor aniden.

Siz pırıltılı sinema salonlarında Berfo Ana’ya yer vermeseniz de, dönüp bakmasanız da hava da asılı acısıyla iklimini değiştiriyor gözyaşı bulutları. Aniden hava sıkışıyor, bulutlar çarpışıyor. Nedensiz değil yani! Sadece Ethem, Abdullah, Ali İsmail, Medeni, Mehmet, Atakan değil Berfo Ana’nın oğlu da bir anadan doğmuştur ve bu toprakların evladıdır duygusu dalgalanıyor etrafta. Yönetmen Veysi Altay ise “İyi ki anneler var. Anneler olmasaydı bu çalışmam olmayacaktı” diyor belgeselini anlatırken.

Ama biz bu filmleri kendi salonlarımızda izleyemiyoruz, sanki birilerinin spesifik ilgi alanı ya da hobisiyle ilgili bir filmmiş gibi. Sadece meraklısının ilgileneceği aslında önemsiz bir konuymuş gibi. Bizimle hiç ilgisi yok gibi…

Bu durumda sinema salonlarında kendi dramlarına yer vermeyen sistemin havalandırmaları ve ultra yeni teknolojik donanımları sadece havayı kirletmeye yarayabilir. Haberlerde Ethem’in annesini Sayfı Sarısülük’ün “onu vurduklarında beni de vurdular, katilini serbest bıraktıklarında bir kez daha vurdular” dediğini yayınlamazsanız hava bulanıyor tabii. Ali İsmail Korkmaz’ın annesi Emel Korkmaz: Ne umutlarla gitmişti Eskişehir’e.

Daha 19 yaşındaydı. 20’sinde bile değildi. Elinde ne taş, ne de sopa vardı. Katilleri maalesef belli ama gizleniyor. Kaç kamera kaydı var. Neden o görüntüler siliniyor? Bu çocuk onlara ne yaptı? Katiller sokakta dolaşıyor, masum çocuklar öldüresiye dövülüyor. Devlet büyüklerinin vicdanları sızlamıyor mu? Tek isteğim, katiller bulunduğu zaman gözüme bakmaları.

Acaba bakabilecekler mi? Çok hayalleri vardı oğlumun dediğinde siz ekrana koymazsanız gizli fırtınalar kopuyor ve hava bozuluyor tabii. Artık iklim kolay kolay Akdeniz olmaz ve gülümsemek hiç kolay değildir bu hava da.

Mehmet Ayvalıtaş’ın annesi Fadime Ayvalıtaş’ın bu sözleri yerine Usta’nın öyküsünü izletirseniz denge bozuluyor ve havalar aniden soğuyabiliyor tabii. Fadime anne: Başbakan her geçen gün yaramı daha da kanatıyor. Acaba kendi evladı ölse böyle konuşabilir miydi? Hep yaram kanıyor.

Sekizinci ayda askere gidecekti toprağa verdim dediğinde hiçbir kanal bu sözleri yayınlamazsa başka kanallar açılabiliyor. Ve tabii hava da bozuluyor, iklim de değişiyor. Medeni Yıldırım’ın annesi Fehriye Yıldırım şöyle anlatıyor acısını ve ekranlarda yer bulamıyor sözleri; 18’i bitmiş, 19’unun ilk günüydü.

Medeni’min katili bellidir. Başbakan Medeni’nin katilini getirsin elimize versin. Oğlum eline taş bile almamış. İnşallah rüyasına girer Başbakan’ın.’ Yayınlanmayınca acılar, saklanınca, unutturulmaya çalışılınca havadaki kirlenme bulaşıyor herkese ve sık sık sıkboğaz ediyor basınçlı kirlilik.

Ölene kadar belki oğlu gelir diye kapısı açık bekleyen Berfo Ana gerçeğine salonları, ekranları kapatırsanız iklim Akdeniz olmuyor hiç ve kolay kolay gülümseyemiyor kimse…

Reklamlar

117. Dünya Sinema Gününüz kutlu olsun

.

”GÖZLERİMİZ KUSURSUZ OLSAYDI, SİNEMA OLMAZDI’

Bu söz bilimsel olarak sinemanın icadının tek koşulunu açıklıyor. İnsan gözünün yapısından kaynaklanan bir kusuru vardır. Görüntüler retina üzerine düştükten sonra belli bir süre kalır.

Eğer, görüntü retinaya düşer düşmez silinseydi bir değişimi, hareketi arka arkaya yeniden yaratmak mümkün olmayacaktı. Bir film seyrederken saniyede 24 adet durağan resim ardarda görülür. Bu resimlerin bir öncekinin yansıması retinadan silinmeden hızla birbirini izlemesi insanda kusursuz bir değişim yaratır.

İLK FİLM

Bugün 14 Kasım Dünya Sinema Günü; sinemanın başlangıcından günümüze tam 117  yıl geçti(1895-2012-). Lumiere Kardeşler kendi buluşlarıyla deneme niteliği taşıyan kısacık filmler çekerek yaşamımızda yer edecek olan bu sanatı dünyayla tanıştırdılar.Lumiere Kardeşler’in çektiği ilk film ve aynı zamanda tarihte kayıtlı ilk film bir trenin gara girişi idi.Bu kısa film dönemin kahvehanelerinden birinde ilk kez izleyici ile buluştuğunda, orada bulunan herkes trenin üzerlerine geldiğini zannederek kaçışırlar.

 

Kim Buldu? İlk Kez Kim İzledi
.
 Almanlar her ne kadar önceliği Fransızlara kaptırmayalım, sinemayı biz bulduk diye serzenişte bulunsalar da, sinemanın mucitleri akademik çevrelerce Lumiére Kardeşler olarak kabul ediliyor. Evet, şu bir gerçek ki, Almanyalı iki kardeş Max ve Emil Sklandowsky yaptıkları ilkel bir cihazla, Lumiére Kardeşler’den yaklaşık iki ay önce 1 Kasım 1895’te çalışmalarını insanlara sunmuşlardı ama bu icat bir projeksiyon makinesinden daha çok hareketli resim ve görüntüleri kabaca art arda gösteren bir aygıttı. Sinemadan anladığımız şeyin çok gerisinde olan bu buluş, sinemanın başlangıcı kabul edilemezdi.İlk sinema gösterimine yalnızca otuz kişi tanık oldu. Tarih 28 Aralık 1895’ti. Bu biletli otuz kişi, Paris’in Capucines Meydanı’nda bulunan binanın bodrum katında, Lumiére Kardeşlerle birlikte tarihe geçeceklerinden habersiz, yirmi dakikalık filmi izlediler. Lumiére Kardeşler, “L’Arroseur Arrousé” isimli kendi hortumuyla kendisini sulayan bahçıvanın yanı sıra fabrikalardan çıkan işçilere kadar, komik ve ilginç olaylardan oluşan bu filmi izleyicilerine sundu. Tabii ki daha sesli sinema icat edilmemişti. Duyulan sesler, izleyicilerin kahkahaları ya da yürüyen işçilerin kendilerini ezeceğini ya da hortumdan çıkan suyun kendilerini ıslatabileceğini düşünen izleyicilerin korku dolu mırıldanmalarıydı. Bu icat çok geçmeden kulaktan kulağa yayılacak, Lumiére Kardeşler sadece film gösteren ilk sinema salonunu açacaklardı.
.
Kurgu ve Hikâye Sinema Salonlarına Giriyor 
.
Çok geçmeden birileri bu eğlenceli görüntüler arasında neyin eksik olduğunu bulacaktı. Sinema, edebiyat ve tiyatro gibi alanlardan beslenecek, sinemaya hayal gücü, oyunculuk, karakter gelişimi, hikâye unsurları eklenecekti. Bu noktada 1903 yapımı The Great Train Robbery (Büyük Tren Soygunu) isimli filmin önemi büyük. Filmde, on dakika boyunca tek konu anlatılıyordu; tren soygunu, kaçış ve suçluların yakalanışı. Bu yapımın ardından filmlerin süreleri git gide uzayacak, konular ve karakterler daha etkileyici hale gelecekti. Sinemanın bu “Sessiz Dönem”i bu gün bile izlediğimizde bizi etkileyen çok sayıda yapıtı doğurdu. Bu dönemin izlemenizi tavsiye ettiğimiz başyapıtları Birth Of A Nation, The General, The Battleship Of Potemkin, The Passion of Joan Of Arc, Intolerance, Gold Rush, Metropolis ve The Cabinet of Dr. Caligari.
.
Türk Sineması 

Türkiye ise sinema ile 1910 yılında tanıştı ve Türk Sineması gelişimine hala devam etmektedir. 1910 yılından bu yana ülkemizde de başarılı kısa ve uzun metraj çalışmaları yapılmaya devam edilmektedir. Başarı Türk yönetmen ve oyuncular ile zihinlerde efsaneleşen anlar,replikler ve enstantaneler ölümsüzleşmiştir.

Sinema Kültürü 

Sinema her şeyden önce bir sanat dalı olarak diğer tüm sanat dalları ile ve tarih, arkeoloji ve coğrafya gibi birçok bilim dalıyla doğrudan ilişkilidir. Sinema çoğu kez ilişkili olduğu alanlara hizmet de eder(belgesel vb..)

Sinema Endüstrisi 

.
Sinema hızlı gelişimi ile beraber aynı zamanda sektörleşti. Birçok sinema sanatçısının sanattan da öte bir ‘dil’ olarak varsaydığı sinema; yadsınamaz yükselişi ile ekonomik olarak da etkisini gösterdi ve dev bir sanayi haline geldi. Tüm dünyaca bilinen, kalbinin hollywood’da attığı sinema endüstrisi ayrıca zaman zaman ülkelerce başvurulan güçlü silahlardan biri haline geldi.

Levent’te Sezonu Açtı , Her Cuma Yeni Sinema,

.

” Her Cuma Yeni Sinema ” sloganıyla Yeni Sinema Hareketi ve Beşiktaş Belediyesi tarafından düzenlenen film programı Levent Kültür Merkezi’nde başladı. Programın açılışı cuma akşamı Levent Kültür Merkezi’nde Serkan Acar’ın “Aşk ve Devrim” filmiyle yapıldı. Filmin gösterimine aralarındaDerviş Zaim, Belma Baş, Pelin Esmer, Hakkı Kurtuluş, Melik Saraçoğlu’nun da aralarında bulunduğu çok sayıda yönetmen ve yapımcının yanı sıra genç kuşak oyunculardan Altın Koza ödüllü Nilay Erdönmez de katıldı.

.

Kasım – Aralık 2012 Programı

Hafta

Tarih

Film

Yönetmen

    1.

9-15 Kasım

Aşk ve Devrim

Serkan Acar

    2.

16-22 Kasım

Atlıkarınca

İlksen Başarır

    3.

23-29 Kasım

Başka Dilde Aşk

İlksen Başarır

    4.

30 Kasım-6 Aralık

Bizim Büyük Çaresizliğimiz

Seyfi Teoman

    5.

07-13 Aralık

Çoğunluk

Seren Yüce

    6.

14-20 Aralık

Gelecek Uzun Sürer

Özcan Alper

    7.

21-27 Aralık

Köprüdekiler

Aslı Özge

    8.

28 Aralık-3 Ocak

Gölgeler ve Suretler

Derviş Zaim

 

.

“Her Cuma Yeni Sinema” programında her cuma yeni bir film gösterime giriyor. Bu cuma saat 19:00’da İlksen Başarır’ın yönettiği “Atlıkarınca” filminin ilk gösterimi yapılacak ve filmin ardından yönetmen ve oyuncular seyircilerin sorularını yanıtlayacak.

İletişim için:

Başak Arslan
basak.arslan@katadromart.com
0530 879 2882

.

Bk

Sinema Sokağı 5 yaşında

.

Bundan bir beş önce tam da bugün ” Hayat Sokaklarda ” söylemiyle tek başıma yola çıktım , daha sonradan katılan birbirinden değerli arkadaşlarımızla bu güne kadar geldik  ,   Bir çok kişi ve kuruluşlardan övgü ve destek aldık teşekkürler . Gazetemiz  Özgün yapımları , dürüst habercilik anlayışı ve yayınladığı kaliteli yayınlarıyla  farkını belli eden ve başarı grafiğini her geçen gün yükselten gazetemiz, bu çizgisini koruyup daha da güçlendirerek yayın hayatına devam etmeyi hedeflemektedir. Ve  beşinci yılımızı kutluyoruz işte! Siz okuyucularımızla hep beraber, daha nice yıllara diyerek ten .

.

5 Yılda bir çok sosyal sorumluluk projelerine destek verdik

.

  • Sinema Sokağı Yeşil  Doğaya Dokunma Dedik , demeye de devam ediyoruz 
  • Sinema Sokağı Tarih  Kültür Mirasına Sahip Çıktık  , çıkmaya da  devam ediyoruz 

.

5 yıl önce ve bugün Ve hiç pişman değilim Sinema Sokağı Sanat ‘nın bahsini etmekten!

.

Sinema Sokağı Sanat Gazetesini okuduğunuz için teşekkür ederiz.

.

.
Saygılarımla
Barış Kekeç