Bir Eylül akşamı müzik ziyafeti..

Bir yandan dünya müziğinin klasikleşmiş örnekleri sokak ruhuyla sahnelere taşınırken bir yandan da son dönemde müzikseverlere sunduğu birbirinden enerjik besteleri ile dikkatleri üzerine çeken LENKA yepyeni albümü ile keyifli bir Eylül akşamı sunuyor.

LENKA’nın dillerden düşmeyen şarkılarını dinlemek ve sokak müzisyenlerinin çalacakları “Hit The Road Jack”, “Sweet Home Alabama” gibi kıpır kıpır parçalarına neşeyle eşlik etmek için 13 Eylül Cuma günü, KüçükÇiftlik Park Bahçe’ye!

LENKA

lenka-2Neşeli kimliği ve insanın içini ısıtan şarkıları ile müzik piyasasında çok özel bir yeri olan Avustralyalı şarkıcı ve söz yazarı LENKA, üçüncü albümü Shadows’un Avrupa turnesi kapsamında İstanbul’a geliyor.

Melodik besteleri ile albümlerinin hemen hemen her şarkısı hit olan nadir sanatçılardan biri olan LENKA’nın, 13 Eylül 2013, Cuma günü Küçükçiftlik Park Garden’da gerçekleştireceği İstanbul Konseri tam bir açık hava bahar festivali havasında geçecek.

Uninvited Jazz Band

Bünyesinde Çek Cumhuriyeti, Almanya, İngiltere ve Türkiye gibi dört farklı ülkeden üyeler bulunduran Uninvited Jazz Band, 20’ler ve 30’ların birbirinden hareketli ve eğlenceli Early Jazz ve Early Swing eserlerini kendilerine has tarzları ile yorumluyor.

Enerjisi hiç düşmeyen performansları ile sizi çok eskilere götürecek Uninvited Jazz Band, keyifli yolculukta oturamayacağımızı garanti ediyor…

Gypsy Swing Family

Gypsy Swing müziğini ülkemizde en iyi yorumlayan topluluklardan bir tanesi olan Gypsy Swing Family, etnik çeşitliliğin ön plana çıktığı performansları ile büyülüyor.

Setlerinde Django Reinhardt ve Stephane Grappeli gibi kulvarında efsaneleşmiş müzisyenlerin eserlerine de yer veren Gypsy Swing Family, hiç düşmeyen enerjileri ile bir müzik ziyafeti hazırlıyor…

Reklamlar

Pas ve Kemik Fragman

İrem Candar ‘nın ilk solo albümü “Erik Ağacı”

Sinema Sokağı Sanat logo

Barış Kekeç
baris@sinemasokak.com

.

Küçük yaşlarda başladığı müzik hayatında adını Türk rock müziğinin kilometre taşlarından Teoman ile yaptığı “Duş” ve “Bana Öyle Bakma” düetleri ile duyuran ve müzikseverlerden tam not alan İrem Candar, ilk solo albümü “Erik Ağacı” ile müzik sektörüne merhaba diyor.

16 Ocak’ta müzik marketlerde yerini alancak albümün habercisi “Bi’şey olsun”u geçtiğimiz aylarda yayımlayan ve listelere hızlı bir giriş yapan İrem Candar, albüm çıkışının hemen öncesinde de Gülşen Aybaba yönetmenliğinde çekilen, genç sanatçının kendini, aşkını ve çocukluğunu arayan bir kadını canlandırdığı albümün ikinci video klibi “Rüya”yı müzikseverlerin beğenisine sundu.

Sanatçının pop, jazz ve rock altyapıları ile dinleyicilere geniş bir müzikal kalite sunduğu “Erik Ağacı” albümünde yer alan tüm şarkıların sözleri İrem Candar imzası taşırken, besteleri de aynı zamanda albümün prodüktörü de olan Gürsel Çelik ve İrem Candar tarafından yapıldı.

“Erik Ağacı” albümü, albüm dinleyicilerle buluşmadan önce Türkiye’nin en sevilen dizilerinden “Behzat Ç”de yayınlanan ve müzikseverler tarafından çok beğenilen “Yoldan Geçen Adam”, albümün habercisi ve ilk video klibi “Bi’şey Olsun”, jazz tınıları ile süslenmiş “Nazlı Jazz” ve albümün 2. video klip şarkısı “Rüya” gibi birbirinden güzel 9 şarkıdan oluşuyor.

 

TEPENİN ARDI

Şenay Tanrıvermiş

Şenay Tanrıvermişana logo

senayt@windowslive.com

 

Emin Alper’in yönettiği film insanoğlunun kendini savunma içgüdüsüyle nasıl vahşileşebildiğinin, olmayan düşmanı nasıl üretebildiğinin, dahası kendi karanlık doğasından dolayı çevresine besleyemediği güvenin filmi… Tabii aslında çok daha fazlasını söylüyor muhtemelen. Türkiye politikasına denk düşen, içerde ve dışarıda düşmanlarımızın saldırıya hazır beklediği paranoyasına ayna tutan bir yaklaşım içeriyor. Kendi içlerindeki suçluların kahramanlık ve masumiyet öyküleri yüzünden sapla saman karışıyor. Kendi söyledikleri yalanların izinde doğru arayan bir ailenin körleşmiş gözleri karardıkça kararıyor.

Dede, baba, oğul ve bu ailenin işlerini ve hizmetini yapan bir kız ve oğulları olan çekirdek bir aile neredeyse filmin tüm kadrosu denilebilir. Dolayısıyla bir elin parmakları kadar insanın üzerinden işçi-patron ve iktidar ilişkisi gayet güçlü eylem ve sessizliklerle veriliyor. İktidar sahibi Faik ve oğullarının işçi ailesi üzerinde her türlü söz ve eyleme sahip olmaları bir yana, hepsinin birden işlerine geldiği için Faik’in hayali düşmanlarına inanması filmin odak noktasını oluşturuyor. Arada görülen koyun ve keçilerden başka, fondan geçen hayalet askerler ve gerçek komutanlar görülüyor sadece. Zaten korkuları besleyen düşmanlar tepenin ardındadır ve filmin evreninde görünmeyen kocaman bir düşman ordusu seyircinin kafasında hemen beliriverir.

Sadece bu bölge insanının değil genel olarak insanoğlunun sorunları çözmeye yaklaşımı soruna sebep olan hataları, yanlışları, kusurları ve varsa suçları kendinde aramak değildir. Herkesin bir ‘öteki’si vardır ve çoğunlukla suçlu ve problemli her zaman ötekidir. Yaratılan bu suni düşmanlıklar sayesinde insanlar kendilerini aklarlar, temize çekerler ve her zaman haklı çıkarlar. Bazı devletlerin kendilerine özellikle düşman yaratarak sanal politikalar üzerinden var olması ‘Tepenin Ardı’nın senaryosundan çok daha farklı çalışmaz. Kavgayı sistematik hale getirerek kenara çekilmek, gerçekten suçlu olanların kendilerini aklamaları için vazgeçilmezdir.Gündelik hayatın küçük kavgalarındaki yanlışlar bile çevrilen basit entrikalarla olmayan ötekine tüm suçu günahıyla boca edilir. Tüm kusur, suç, yanlış ve problem kaynağı olarak ‘öteki’nin mevcudiyeti adeta çok işlevli bir günah çıkarma, arınma ve temizlenme kaynağına dönüşür. İşte bu yüzden düşmana duyulan ihtiyaç kimi zaman dosta duyulan ihtiyaçtan çok daha kuvvetli olabilir.

İki ergen genç erkeğin heyecanları nedeniyle gelişen basit ve küçük olaylar aile büyüğünde biriken bir öfkeye neden olur. Ancak bu öfke yanlış yönlendirilmiş bir öfkedir ve artık akıtılması gereken nefret yanlış hedefe doğru ateş ettikçe işin içinden çıkılmaz gergin alan genişler, büyür. Böylece kısır döngü hızlanır ve bir kıvılcımla kocaman yangınların, yıkımların zemini hazırlanır. Neredeyse birilerinin kurban edilmesi zorunluluğa dönüşür. Gerçek suçlular, hayali düşmanların düşmanlıklarından medet umar hale gelirler. Tepenin Ardı içi öfke ve nefret dolu bir dedenin kin saçan tohumlarından sakatlanan oğul ve torunlarının hatalarıyla trajediye dönüşür. Gerilim ve çatışma politikasıyla kendi küçük çevresini sahiplenen dedenin zehirlediği iklimde artık kötülük ve düşmanlık sadece onun kontrolünde değildir. Her biri kendi iç dünyasında yaralı ve suçlu karakterlerin ortak bir düşmana karşı kenetlenmeleri kendileriyle yüzleşmekten daha kolay gelir.

Emin Alper ilk filmiyle sadece içerik açısından değil tutturduğu estetik ve form açısından da oldukça başarılıdır. Tepenin Ardı’nın neredeyse tüme yakını dışarıda çekilmiş ve western filmlere özgü bir doku ve atmosfer yakalanmıştır. Renk ve dokunun farklı ve ayrıcalıklı atmosferi ayrıca zenginlikli bir gerilim ortamı yaratmıştır. Kısacası yılın en özgün ve başarılı filmlerinden biri ödülleri toplamaya devam edecek gibi görünmektedir.

.

Şenay Tanrıvermiş