Cuma’nın filmi ‘Tatil Kitabı’

130430-tatilkitabı.widec

 

Türkiye Sineması’nın bağımsız örneklerini izleyicisiyle buluşturmak ve yaygınlaştırmak hedefiyle bir araya gelen Yeni Sinema Hareketi platformunun Beşiktaş Belediyesi işbirliğiyle başlattığı “Her Cuma Yeni Sinema” etkinliği, sinemaseverlerin yoğun katılımıyla devam ediyor..

Her Cuma Yeni Sinema etkinliğinde bu hafta, geçirdiği bir trafik kazasında hayatını kaybeden Seyfi Teoman’ın senaryosunu yazıp yönettiği “Tatil Kitabı” adlı filmi Levent Kültür Merkezi, Onat Kutlar Salonu’nda sinemaseverlerle buluşacak.

27. Uluslararası İstanbul Film Festivali “Ulusal Yarışma En İyi Film Ödülü”, 27. Uluslararası İstanbul Film Festivali “Ulusal Yarışma FIPRESCI ödülü”, 54. Taormina Film Festivali “Jüri Özel Ödülü”, 16. Artfilm Uluslararası Film Festivali “’Mavi Melek’ En İyi Film Ödülü”, 15. Palic Uluslararası Film Festivali “Gorki List Tolerance FIPRESCI Mansiyon Ödülü”, Montreal World Film Festivali İlk Filmler Yarışması “Bronz Zenith Ödülü”, Avrupa Film Ödülleri “Yılın En İyi Keşfi Adayı” ödüllerini kazanan film, çalışkan, hırslı ama ailesine karşı soğuk ve sert tavırlı bir limon tüccarı olan Mustafa ile ailenin diğer üyeleri arasındaki gerilimler üzerine kurulu olan hayatlarını konu ediniyor..

 

 

 

Reklamlar

EVİM SENSİN

Evim Sensin fragmanları aşk dolu romantik bir yapımı müjdeliyordu. Gerçek hayatta da sevgili olan Özcan Deniz ve Fahriye Evcen ise perde de birbirlerine çok yakışmış ve ışıklı bir çift olmuşlardı. Galiba biraz gözyaşı ve bolca sürpriz var dedirten fragmandan izleyiciye bir duygu akışı başarılmıştı. Dolayısıyla filme gidildi ve filmin türünün komedi olduğu kanısına varıldı ne yazık ki!

Film öyle mekanlar ve dekorlar içinde çekilmiş ki her haliyle bu coğrafya da çekildiğini inkar etmek için titizlikle uğraşıldığı görülüyor. Türkiye’de çekilen ancak Amerikan görünmek isteyen mekanlar ve karakterler aslında birbirine uyumlu ancak seyircisini de ithal etmesi gerekecek gibi duruyor. İnanılması güç ama bilardo oynuyorlar, ormandaki evlerinde yaşıyorlar ve göl kenarındaki evlerini aynen Amerikan filmlerinde olduğu gibi tek başına kolayca inşa ediyorlar. Ayrıca yabancı müzikler eşliğinde romantizm yapıyorlar ve derken aniden Fahriye Evcen bir Karadeniz şarkısı patlatıyor. Üstelik çokta iyi söylüyor gerçekten. Dahası filmin en büyük başarısı için Fahriye Evcen denilebilir açıktan; neredeyse tüm sahnelerde ya kıkırdıyor ya da ağlıyor. Oyuncuyu ağlamaya ve gülmeye hazırlayan duygu ve atmosfer inandırıcı olmadığı için başarısının altını çizmek gerekiyor. İstenileni başarıyla kotarıyor ve duru güzelliğiyle göz dolduruyor, fazlasıyla seyir zevki veriyor. Kısacası filmi çekilir kılıyor ve iyi senaryolar da ne performanslar çıkarabileceğinin sinyallerini müjdeliyor.

Tabii yine herkes villalarda oturuyor tıpkı dizilerdeki gibi. Hatta güya fakir oğlan İskender’in bile biraz dağınık bile olsa mis gibi villası ve kocaman bahçesi var. Üstelik kendisi filmdeki tanımıyla ‘amele’ ve ayrıca karavanı var, hatta üstü tam kapanmasa bile jipi de var. Yani film Türkiye gerçeklerini çok iyi gözlemlemiş, toplumsal gerçekçi bir film… Tüm bunlar yetmezmiş gibi bir de tavan yapmış bir özgüvene sahip İskender! Kodu mu oturtuyor, esiyor, gürlüyor, yürüyüşünden sadece kızlar değil yer gök etkileniyor. Zaten genel de ağır çekim de ve yükselen müzik eşliğinde yönetmen kendisinin reklamını yapıyor adeta! Kendi çektiği filmde kendi yakışıklılığından bu denli etkilenen belki de ilk yönetmen Özcan Deniz oluyor.

Zengin kız Leyla ise neredeyse saflık derecesinde iyi kalpli, çocuk gibi konuşan, biraz şaşkın, dünyadan habersiz, hafif Ayşecik ve bolca Yeşilçam karakterinin karışımı. Zaten bir yerde Türkan Şoray performansı yaparak ayrıca referans verip gönderme yapmaktan kaçınılmıyor. Anlamlı anlamsız kıkırdamaları, ilgisiz şirinlikleri ve bolca kostüm eşliğindeki Leyla bir karakter olmaktan çok klişe tiplerden birine bürünüyor. Zaten filmdeki tüm karakterler için aynı şey söz konusu. Yüzeysel ve derinlikleri olmayan ve eğer varsa gösterilmeyen ezbere bildiğimiz tiplemeler anlatının her yerinde boy gösteriyor. Örneğin kaçık doktor, karikatürize edilmiş yakın arkadaş çevresi, kötü kalpli eski sevgili, aşıkları izlerken rakı içen iyi kalpli büfeci adeta bütün mahallelinin ana karakterlerin aşkları için yanıp tutuştuğu Yeşilçam klasiklerinden fırlayıp gelmişler gibi duruyorlar. Ancak her biri hiç inandırıcı olmayan olay örgüsü içinde bir kez daha sırıtmaktan başka hiçbir işe yaramıyor.

Aslında teknik olarak kurgusu, çekimleri ve kamera hareketleri temiz ve iyi kotarılmış bir iş olsa da, senaryo öylesine kopuk ve yetersiz ki filmi kurtaramıyor. Senaryonun uyarlama olduğu ve kötü faturanın bu anlamda Deniz’e çıkartılmaması gerektiği elbette doğrudur, ancak sinemanın yönetmen sanatı olduğu ve uyarlamanın da yine aynı elden çıktığı da dikkat çekiyor. Sonuçta bol mendille gidilen eski melodramlardan biri olmayı hedefleyen ‘Evim Sensin’ neredeyse komik hallere düşüyor ve komedi türüne daha çok göz kırpıyor.
Hala aşka inanlara armağan edilen filmin aşk anlayışı köksüz, kopuk, kolaj ve taklit olduğu için anlatısına inandıramıyor.

.

Şenay Tanrıvermiş 

KOZANOĞLU (1967)

Şenay Tanrıvermiş

Yalçın Özgül
ana logo

  yalcinozgul@gmail.com

 

KOZANOĞLU Ayşe Şasa‘nın senaryosu ve Atıf Yılmaz‘ın rejisiyle hayat bulur. Yeşilçam sinemasında tarihi fantazya altıncı kez seyirci karşısına çıkar. Filmin müziklerini Abdullah Naili Bayşu ile beraber Orhan Şencebay yapmışlar, film karelerine şörüntüleri kaydeden de Şani Turanlı olmuş. Dadaş Filmin sahibi Kadir Kesemen yapımcılığını üstlenmiş bu filmin oyuncuları arasında;

Yılmaz Şüney (1937-1984) (Kozanoğlu Hüseyin), Suna Keskin (Esma), Tuncer Necmioğlu (1936-2006) (Ataullah Ağa), Hülya Duyar (Binnaz), Candan İsen (Zehra), Cahit Irşat (1915-1971) (Nasuh Paşa), İhsan Yüce (1930-1991) (Eşkıya Ebubekir), Danyal Topatan (1916-1975) (Softa Halil), Kani Kıpçak (1911-1984) (Ormancı Deli Ali), Asım Nipton (1915-1972), Hasan Ceylan (1922-1980), Hakkı Haktan (Çolak Osman), Osman Türkoğlu (1902-1967), Erdoğan Akduman, Mehmet Büyükşünşör (Balçıklı Süleyman), Mümtaz Ener (1909-1989) (Demirci Hasan, Aydemir Akbaş (Mahkum) yer almışlardır.

Konu: Olaylar Osmanlı’nın şerileme döneminde şeçer. Kozanlı Hüseyin (Yılmaz Şüney) ile savaşta bir kolunu yitiren babası Çolak Osman’la (Hakkı Haktan) tarlalarını sürerlerken Karahasanoğlu Beşir Beyin adamları şelir. Başlarında Çomar Bölükbaşı (Haydar Karaer) vardır. Karahasanoğlu’nun emriyle eşkıya takibine çıkılacağından at ve yem istenir. Köyleri haraca kesen Kara Hasanoğlu’nun itlerine direnir. Evde arama yapan Çomar, Hüseyin’in bacısı Zehra’ya tecavüz etmek ister. Zehra’nın çığlıkları üzerine yetişen Hüseyin onu kurtarır. Çomar’ı yakalayıp döverken etrafı sarılır. Saldırşanlar Hüseyin’i yaralar, babası Çolak Osman’ı da öldürürler.

Hüseyin, bacısı Zehra’yı köylülerden Süleyman Emmiye teslim edip dağa çıkar. Dağlarda ün yapmış eşkıya Kıllı Ebubekir’in (İhsan Yüce) çetesine katılır. Çomarı ilk karşılaştığı yerde öldürüp babasının intikamını alacaktır. Çolak Osman’ın oğlu Hüseyin, dağda eşkıya Kozanoğlu’dur artık. Namı tüm bölşeye yayılmıştır. Osmanlı’nın kellesini istediği bir Şaki, köylünün şözündeyse bir kahramandır. Kanlısı Çomar’ı bir köye saldırırken yakalar. Onu öldürmez, köylülere bırakır. Köy halkı Çomar’ı paramparça eder. Karahasanoğlu (Kani Kıpçak), eşkıya Kıllı Ebubekir Ağa’ya haber salıp bir elçi şönderilmesini ister. Ebubekir, bu şörevi can borcu olduğu Kozanoğlu’na verir. Kozanoğlu bir çatışma sırasında Ebubekir’i ölümden kurtarmıştır. Kozanoğlu, Şafakla Karahasanoğlu’nun konağına doğru yola çıkar. Konakta büyük bir şenlik vardır. Karahasanoğlu, şüzel kızı Esma’yı (Suna Keskin) bazı çıkar ilişkileri olduğu vezir Raşıp Paşa’ya verecektir. Esma bu evliliğe şiddetle karşıdır. Ağabeyi Ataullah Ağa’ya (Tuncer Necmioğlu), “Raşıp Paşa’nın karısı olmaktansa o eşkıyanın koynuna şirmeyi tercih ederim diyen Esma, kesin tavrını ortaya koysa da çaresizdir.

Kozanoğlu, Ebubekir Ağa adına elçi olarak şeldiği konakta Esma‘yı şörür şörmez aşık olmuştur. Ataullah’ın karşılayıp misafir ettiği Kozanoğlu, Karahasanoğlu’nun huzuruna çıkarılır. Ataullah da babasının yanındadır. Kozanoğlu’na ismi sorulduğunda, “Hüseyin,” der. Karahasanoğlu, Ebubekir’e götürülmek üzere hediyeler verirken, bir de haber gönderir. Kozanoğlu denilen eşkıyanın kellesini istemektedir. Kozanoğlu’nun bu olaydan sonra, Karahasanoğlu’nun iti olan Ebubekir’le uzlaşması artık mümkün değildir. Yolları ayrılmıştır. Ebubekir‘i terk edip kendi çetesini kurar. Artık azılı iki düşmandırlar. Ebubekir adamlarıyla Nasuh Paşa’nın (Cahit Irgat) kervanına bir suikast düzenler ve kızı Binnaz’ı (Candan İsen) kaçırır. Ebubekir paşaya ve devlet sancağına karşı çıkanın Kozanoğlu olduğunu etrafa yayar. Softaoğlu Halil (Danyal Topatan), Kozanoğlu’nu bulup onun zor durumda olduğunu bildirir. Birlikte, kaçırılan paşa kızını kurtaracaklardır. Dağda Binnaz’ı oynatan Ebubekir’den silah zoruyla kız teslim alınır. Kozanoğlu, Binnaz’ı kasabanın konağının yakınlarında bırakır. Nasuh Paşa, dağdaki silahlı kişilerin yakalanması için emir verir. Yakalanıp zindana atılanlar arasında Kozanoğlu da vardır. Softa Halil, tüfekçi Hasan Usta, hepsi teslim olmuştur. Kızını şakilerin elinden kurtaran Kozanoğlu’nu Nasuh Paşa görmek ister. Huzuruna çıkarıldığında onu bağışlar ve kapısında asker yapmak ister. Fakat Kozanoğlu, Hasan Usta’nın yanında nakkaşlık mesleğini öğrenecektir.

Nasuh Paşa, Karahasanoğlu Beşir’i idam ettirir. Kendisim öldürmek isteyen düşmanının Karahasanoğlu olduğunu öğrenmiştir, Nasuh Paşa’nın vergi toplayacak, asayişi sağlayacak bir adama ihtiyacı vardır. Tekrar Kozanoğlu’nu huzuruna çağırır ve görevi ona verir. Paşa’nın emriyle, bundan böyle yeni mütesellim Kozanoğlu’dur. Davullarla halka duyurulur bu. Görevine başlayan Kozanoğlu, savaş hazırlığı içinde olan devletin sefer akçesini almak için konağa gittiğinde Ataullah yoktur. Orada, ilk görüşünde vurulduğu Esma’yla karşılaşır yine. Kozanoğlu, onu haremdeki kızlardan biri sanmaktadır, ona sarılarak aşkını itiraf eder. Ama bunun mümkünü yoktur. :Ben Karahasanoğlu’nun kızı, Ataullah’ın bacısı Esma’yım, ben sana yoldaş olamam, kaç buralardan,” deyip çaresizlik içinde Kozanoğlu’nun kollarından sıyrılır.

Ebubekir Ataullah’ın emriyle cami şadırvanında Kozanoğlu’na pusu kurar. Ebubekir, bir kılıç darbesiyle ölür, Kozanoğlu ise ağır yaralıdır. Nasuh Paşa’nın konağında iyileşir. Bir atlı saraydan ferman getirmiştir. Padişah’ın emriyle Kozanoğlu tevkif edilip karşılanacaktır. Nasuh Paşa, oğlu gibi sevdiği Kozanoğlıu’na kaçmayı teklif ederse de bunu ona kabul ettiremez. Kadı, askerleriyle gelir, Kozanoğlu’nu teslim alıp zindana attırır. Ataullah, zindana konuşmaya geldiği Kozanoğlu’na kaçıp buralardan gitmesi için para teklif eder. Fakat Kozanoğlu şerefiyle ölecektir, satılık değildir. Demir parmaklıklar arasından Ataullah’ın yüzüne tükürür.

Ataullah’ı bir telaş alır. Doğru Kadı Efendi’ye gider. Kozanoğlu’nun yarşılanması sırasında halkın mahkemeyi basmasından korkmaktadır. Kadı Efendi’ye baskı yapar. Kozanoğlu zindanda boğdurulacaktır. Bir zamanlar Kozanoğlu’nun can yoldaşı olan Sofla Halil de Ataullah’tan yanadır. Kozanoğlu’nun boğdurulacağı gece Hasan Usta, adamlarıyla zindanı basar. Hasan Usta askerlerin saldırısıyla yaralanırken, Kozanoğlu onu bırakmaz, birlikle kaçarlar.

Olayların ardından Kozanoğiu azledilir, yerini yeni mütesellim Ataullah alır. Ve Ataullah emir buyurur. Zindanda isyan çıkarıp kaçan Kozanoğlu’nun dirisini getirene altmış kese altın ihsan edecektir. Softa Halil, adamlarını toplar, Kozanoğlu’nu Hasan Usta’nın mezarı başında bulur, Softa Halil; “İşte, sana ordu topladım. Padişaha bile cenk açarız,” derken bir işaretle çevresi sarılır. Onu kalleşçe, kıskıvrak yakalayıp götürürlerken Kozanoğlu sorar; “Kardeşliği kaça sattın, Softa ağam?”
Çarşı meydanında ulema, askerler ve halk toplanmıştır. Kozanoğlu asılacaktır. Kadı, hazırladığı fetvayı okuyup son sözünü sorar. Kosanoğlu, darağacından halka yaşlı gözlerle bakıp son sözünü söyler. Ve ayağının altındaki iskemleye bir tekme atar. Ataullah infazdan sonra askerlerin arasında uzaklaşmaya çalışırken, Softa Halil de korku içinde kaçmaya çalışır. Halk askerlere saldırır. Meydanda kan gövdeyi götürmektedir, İsyan çıkmıştır… (Agah Özgüç)

Yalçın Özgül ve Yeşilçam

.

Özel Dosya

Araştırmacı sinema yazarı Yalçın Özgül çok yakında Yeşilçam’a Hayat Veren o mütiş yazılarıyla Sinema Sokağı’da olacak 

Çalışmalarından bazıları 

 “Türk Sinema Filmleri Ansiklopedisi ” isimli çalışması, T.C. Kültür Bakanlığı Sinema Telif Hakları Genel Müdürlüğü’nce destek görmüştür. Bu çalışmasının yanı sıra; “Yeşilçam’a Hayat Veren Romanlar”, “Unutma Unutama Beni” ve “12 Eylül’ün Yeşilçam’a Yansıması” isimli çalışmalarının yazımı devam etmektedir….

.

.

.