Lawless: Kanunsuzlar

ana logo

Feyza S. demir
fyzsdmr@gmail.com

lawless-banner-poster

Cannes Film Festivali’nde Altın Palmiye için yarışmış olan 2012 yapımı “Lawless”ın  yönetmen koltuğunda John Hillcoat, senarist olarak da ünlü müzisyen  Nick Cave’i görüyoruz. Film Birinci Dünya Savaşı sonunda ortaya çıkan ve İkinci Dünya Savaşı’nın nedenlerinden biri olan Büyük Buhran (1929) döneminde yaşamış, üçü de farklı kişilik özelliklerine sahip Bondurant Kardeşler’in gerçek hikayesinden uyarlanmış. “Hayatta kalanlar”dan olduğu için asla ölmeyeceğini düşünen bir adam Forrest Bondurant (Tom Hardy). Bu yüzden korkusuz. “Ama kimse bu dünyadan canlı gitmiyor.”

Bondurant Kardeşler içki yasağının olduğu günlerde, içki kaçakçılığı yaparak hayatlarını kazanmaktadırlar. Ancak en büyük kaçakçı devletin ta kendisidir ve bu yüzden biradelerin hükümetin adamlarıyla (Guy Pearce) yolları kesişir. Hem diğer çetelere hem de polislere karşı çetin bir savaş vermeleri gerekecektir.

lawless

Küçük kardeş Jack (Shia Labeouf) bir gün ünlü  gangster Floyd Banner’ı (Gary Oldman) görür ve bu olay onun için dönüm noktası olur. Artık Forrest’ın ona sunduklarıyla ve küçük kardeş olmakla yetinmeyecektir. Ancak ne Howard (Jason Clarke)  ve Forrest kadar güçlüdür ne de istediklerini almaya yetecek cesareti vardır. Tam da bu yüzden bu hikaye Jack’in hikayesidir. Filmin gizli kahramanı ise benim için Maggie’dir. (Jessica Chastain)

Bir gangster filminin ötesinde kardeşlerin kendi aralarındaki ilişkiyi ve ayakta durma çabalarını anlatan “Kanunsuzlar” suç, şiddet ve dram sevenlerin kesinlikle kaçırmaması gereken, sırf country müzikleri için bile izlenebilecek bir western filmi.

Reklamlar

Bizim Ressamlarımız

Uğur Yılmazer

Uğur Yılmazer
ana logo

  ugurylmzr@gmail.com

 

Bir Ülke Değisirken – Tanzimattan Cumhuriyete Türk Resmi  baslığıyla, 2011 yılında açılan sergi. Türk resim sanatının önemli isimlerinin yer aldığı bu koleksiyon özel yapılan salonunda sürekli teşirde.Yaklaşık 100 eserin yer aldığı sergi ilkleri de bünyesinde barındırıyor.Osman Hamdi Bey imzalı Naile Hanım portresi, Türkiye’de ilk defa   Halil Paşa’nı Paris fuarı’nda 1889’da sergilenen ve Bronz Madalya ile ödüllendirilen Madam X adlı eseri de ilk kez ödül belgesi ile sergileniyor.Bu ressemların yanı sıra Fikret Mualla, Şehzade Abdülmecid Efendi, Süleyman Seyyid, İbrahim Çallı, Hüseyin Avni Lifij ve İzzet Ziya gibi isimlerde sergide yerini alımış.

Bu özel koleksiyon Osmanlı Devleti’nden Türkiye Cumhuriyeti’ne uzanan modernleşme sürecini konu alıyor.Bu süreçte ki gelişmeler için öncelikle Osmanlı  batılılaşma döneminde resim eğitimi adına attığı adımları takip ederek başlamak gerek. Osmanlı dönemi  ilk resim dersleri Mühendishane-i Ber-i Hümayun’da daha sonra Mekteb-i Harbiye’de verildi.  19.yüzyılın ilk yarısında Avrupaya resim eğitimi için gönderilen öğrenciler daha sonra Asker ressamlar olarak anıldılar.Burada teknik resim, ışık gölge ve perspektif gibi alanlarla ilgili bilgilerini  geliştirirler.

Osmanlı ressamları özellikle Fransa da etkili olan gerçekçilik akımından etkilenmişlerdir. Bu dönem manzara resimlerinde Barbizon okulu ressamlarının esintilerini görülüyor. Birkaç isme değinecek olursak; Süleyman Seyyid ve Halil paşa da  Fransada aldıkları eğitim sonucu Sanay-i Nefise Mektebi’ne (Mimar sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi) büyük katkıları olmuştur. Süleymen Seyyid   perspektif alanında kendini geliştirrmiş , Natürmort resimler yapmıştır. Halil paşa ise bu dönemin İlk izlenimci ressamı olarak bilinir. Aslında tam bir izlenimci olmamıştır öncü sayılır. Fırça vuruşlarıyla ışık etkilerini yakalamış fakat desen ve çizgiden vazgeçmemiştir.

Bu dönem resme büyük katkılarda bulunmuş olan son halife Abdül Mecid efendi resimlerini de burda görmek mümkün osman hamdıolucak. Osmanlı ressamlar cemiyetinin de onursal başkanlığını yapmıştır.Ayrıca Osman Hamdiden ders almıştır. Osman Hamdi bey ise İstanbul Arkeoloji müzesi ve Sanayi Nefise mektebinin kurucusu olması yanında  ilk figürlü resimleri de o yapmıştır.Oryantalist resmin etkisinde kalmış .Batının doğu kurgusunu , resimlerinde farklı olarak ele almış ve bunu akademik üslupta yapmıştır.Resimlerinde kurgulayarak  çeşitli kompozisyonlar oluşturur. Bunun için fotoğraflardan da yararlanmıştır.

Görüldüğü gibi her bir ressam farklı resim teknikleri geliştirmiştir. Böylece yeni gelişmeye başlayan Osmanlı Türk sanatının ilk izleri bırakmışlardır. Bu sanatçıların çoğu çeşitli sergiler açarakta halkın resim beğenisinin oluşmasına katkı sağlamışlardır.

ibrahim çallı

Cumhuriyet dönemi öncesi 1914 kuşağı; İbrahim  Çallı, Namık İsmail, Hüseyin Avni Lifij,Feyhaman Duran, Nazmi Ziya, Hikmet Onat gibi isimler Türk resmine yenilikler getirirler. Bu sanatçılar İstanbul manzara resimleri yanı sıra Cumhuriyet ideolojisine uygun resimlerde yaparlar.Cumhuriyetin ilanı ile birlikte, sanat ve sanatçıyı destekleyecek sivil kurumların bulunmaması nedeniyle sanat devlet himayesine girer. Görsel ideoloji kapsamında devlet kendi ilkelerinin yayılması amacıyla sanatı destekler. Bu dönem resimlerinde  içerik ilk planda yerini alır. Milli mücadele dönemi, kurtuluş savaşı gibi konuları işlenmeye başlanmıştır.Buna ek olarak  Cumhuriyetin ilanı ile birlikte resimlerde kadın imgesi öne çıkar. Biraz da oryantalizme tepki olarak, kadının modernleşmesi serüvenini bu resimlerde görebiliriz.

Sonraki dönemde 1914 kuşağı ressemlarının  öğrencilerinden oluşan Müstakil ressamlar birliği benzer konularda farklı üsluplar deneyerek , İstanbul dışında açtıkları sergilerle resim sanatının yaygınlaşmasına katkı sağlamıştır.

Halife Abdül Mecid  1868-1944

İbrahim Çallı   1882-1960

Şeker Ahmet Paşa 1841-1907

Halil Paşa 1852 1857

Süleyman Seyyid 1842-1913

Osman Hamdi 1842-1910

U.y

Van için… devam ediyor.

Van Gölü Film Festivali 2012

Evet Van değince yüreğimiz burkulur fakat bu sefer güzel bir haberle karşımızda. İlk kez Uluslararası film festivali düzenlenecek. Geçtiğimiz Ağustos ayında çocuklar için Avrupa Film Festivali kapsamında etkinlik düzenlenmişti.

Diğer bölgelerden de yoğun göç alan Van da son zamanlarda sanatsal faaliyetlerin artığınız görüyoruz. Bu film festivaliyle de Uluslararası platformda kültürel olarak ön plana çıkartılmak isteniyor. Van’ın biraz da buna ihtiyacı var. Depremin etkisi atlatamamış halka moral kaynağı olması açısından VAN İÇİN… temasıyla destek sağlaması amaçlanmış.

Uluslar Arası Van Gölü Film Festivali, Barış ve Sinema derneği ile Bajar Kültür Sanat Danışmanlığı tarafından ortak yürütülmekle birlikte yerel yönetimler ve sponsorlukların desteğiyle amacına ulaşacaktır umarız…

1. Van Gölü Fil Festivali 16 – 22 Aralık 2012 tarihleri arasında yapılacak. Film festivali film ise başvuruları 12.11.2012 -08.12.2012 tarihleri arasında kabul edilecektir.

.

Ayrıntılı bilgiye burdan ulaşabilirsiniz  : Festival Sayfası

.

Uğur Yılmazer 

Temel Moskova’da Fragmanı

Temel’in macerası kaldığı yerden devam ediyor. 23 Kasım’da sinemalarda. Ve bu sefer Temel Sümela’nın şifresini çözdüm derken, Moskova’nın Şifresinin İçinde bulur kendini. Rus mafyası lideri Ivan Temelin kellesini ve altınlarını ister. Bunun için kiralık katil Abromoviç’i Trabzon’ gönderir. Başarısız olan Abromoviç’in peşinden Temel ve (Gangası) Turgay’ın Moskova’ya uzanan mecerası başlar. Bol bol yanlış anlaşılmalarla seyirciyi güldürmeyi başarıyor. Yine aynı kadro iş başında başrolde Alper Kul. Bunun yanı sıra Ruhi Sarı, Salih Kalyon, Aslıhan Güler ve Çetin Altay gibi isimler yer alıyor. Yönetmen koltuğunda Adem Kılıç yer alıyor.

Tophane’den Çin’e yolculuk

Uğur Yılmazer

Uğur Yılmazer
ana logo

  ugurylmzr@gmail.com

 

                 “DUNHUANG’IN RENKLERİ: İpek Yoluna Açılan Büyülü Kapı”

Çin’in Dünya Kültür Mirasları listesindeki Dunhuang Mağaraları Sanatı Avrupada ilk defa sergilenecek.Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi, China Arts & Entertainment Group ve Dunhuang Akademisi tarafından düzenlenen sergi , 1987 yılında UNESCO tarafından, Dünya Kültür Mirası listesine dahil edilerek, koruma altına alınmış olan Dunhuang mağaraları (Mogao Taş Mağaraları) sanat eserlerini anlatmayı amaçlıyor. Burada yer alan resim ve heykeller MSGSÜ Tophane-i Amire Kültür ve Sanat Merkezi’nde yeniden canlandırılacak. Bunun yanı sıra drama, dans ve akademik konferans gibi etkinlikler düzenlenecek.

Sergi, 15 Kasım 2012- 7 Ocak 2013 tarihleri arasında ziyarete açık olacaktır.

Kısaca Dunhuang;
Dunhuang , Gansu eyaletinin tarihi açıdan önemli bir şehridir. İmparator Han Hanedanı imparatoru Wu tarafından MÖ. 111 yılında kurulan ve kültür merkezi olan bu şehir, ayrıca ticaret yolu üzerinde yer almaktaydı. Yüzyıllar boyu rahipler topladıkları heykelleri Dunhuang’a getirmiş, yolu buradan geçen bir çok gezgin arkalarında duvar resimleri bırakmıştır.

Burada ki mağaraları Mogao Mağaraları adı altında toplayabiliriz. 366 yılında başlayan Mogao Mağaraları’nın sayısı, sonraki genişletilmelerle sürekli artıyordu. 7. yüzyılda hüküm süren Tang hanedanı döneminde ise Mogao’da Buda heykellerinin bulunduğu binden fazla mağara vardı. Bu nedenle Mogao Mağaraları, “Bin Buda Mağarası” da olarak adlandırılır.

Dunhuang Mogao Mağaraları’nın korunma çalışmalarına Çin hükümeti tarafından büyük önem veriliyor. Dünyanın dört yanından Mogao Mağaraları’nı ziyaret eden turistlerin sayısı giderek artıyor. Tarihi eserleri korumak için Çin hükümeti, Mogao Mağaraları’nın karşısındaki Sanwei Dağı eteğinde Dunhuang Sanat Eserleri Sergi Merkezi’ni kurdu. Burada ziyaretçiler için taklit mağaralar oluşturuldu.
Bazı mağaralar kapalı durumda. Duvar resimlerinin bu kültür mirası zarar görüleceği düşünülüyor. Bu bağlamda orjinallerine uygun sanal sergiler düzenleniyor. (Hong kong şehir üniversitesi etkileşimli görüntüleme ve şekillendirme uygulama araştırma ofisi, Dunhuang araştırma enstitüsü ve Hong kong dostları organizasyonu tarafından oluşturulan Hong kong Dunhuang dostları’nın yönetim kurulu başkanı Gabriel Yu tarafından desteklenen ‘’Saf Dünya: Dunhuang Mogao Mağaraları’na girelim sergisi burada açılmıştır. Burada gelişmiş sanal görüntüleme tekniklerini kullanarak, dijital görüntü ve ses efekleriyle üç boyutlu ortamda sergilendi.)
Bu mağaralar Budizm kitaplarının sakladığı mağara keşfedildiği dönemler yağmalanmıştır. İngiltere, Fransa, Rusya, Hindistan, Almanya, Danimarka, İsveç, Kore Cumhuriyeti, Finlandiya ve ABD’de Mogao tarihi eserleri bulunuyor. Bu ülkelerdeki eserlerin sayısı, tümünün üçte ikisini oluşturuyor.

Sergi 5 ana bölüm olarak düzenlenmesi düşünülüyor.

Bölüm I: Mekansal olarak Dunhuang

Dunhuang İpek yolu üzerinde 40 derece kuzey enlemiyle 92 derece doğu boylamında Çin ve Batı kültürlerinin kesiştiği stratejik bir noktadadır. İmparator Han Hanedanı imparatoru Wu tarafından MÖ. 111 yılında kurulan Dunhuang, çok kültürlü bir şehir olarak her zaman önemini korumuştur. Dunhuang mağaraları bölgede; Mogao mağaraları, Batı Bin Buda mağaraları, Yulin mağaraları, Doğu Bin Buda mağaraları ve Subei şehrindeki 812 mağaradan oluşan tüm mağaraları kapsar.

Bölüm II: 1000 Yıl Boyunca Dunhuang

Bu kısım farklı dönemlere ait sanat yapıtlarını sunarak Dunhuang’ın tarihsel değişim ve gelişimini anlatır. Dunhuang mağaraları sadece Çin kültürünü yansıtan bir sanat eseri değil; Yunan, Roma, Budist, Hinduist, Gandhara sanatları ve Orta Asya üslupları gibi Doğu ve Batı kültürlerinin birarada eridiği bir potadır. Sergi, Çinlilerle diğer halklar arasındaki toplumsal, politik, ekonomik, kültürel, bilimsel, teknolojik etkileşimleri göstermek açısından önem taşımaktadır.

Bölüm III: Buda’nın Nirvanası ve Tang Hanedanının Rüyası

Bu bölümde Orta-Tang hanedanlığına ait büyük Nirvana’ya Ulaşan Buda (Mogao mağaraları, 158 nolu mağara, batı duvarı) tasvir edilmektedir.

Bölüm IV: Harikulade Ustalık ve Özgün Görünüm

Bu bölümde farklı tarihsel dönemlere ait ve farklı üsluplara sahip dört Dunhuang mağarası canlandırılmaktadır.

Bölüm V: Etkileşimler

Bu bölümde, seyirciye Dunhuang sanatını daha iyi anlayabilmesi için eğitim kitapçıkları, sanat bulmacaları, fotografik görsel malzemeler, videolar, multimedia gösterileri gibi interaktif olanaklar sunulacaktır.

2012 Türkiye’de Çin yılı kapsamında Mimar Sinan Güzel Sanatlar üniversitesi çeşitli etkinlikler düzenlenecek.

Buradan etkinlik takvimine ulaşabilirsiniz. http://194.27.33.3/Tophane/content.aspx?id=300

İslam Bilim ve Teknoloji Tarihi Müzesi

 

Uğur  Yılmazer

 

 

İslam Bilim ve Teknoloji  Tarihi Müzesi

Bilim ve teknoloji tarihinin bütün insanlığa mal edilebilecek bir miras olması bu müzenin kuruluş esasını teşkil etmektedir. Şu iki noktada da ise hassas davranır.  İslam bilim ve teknoloji konusunda ki gelişmeler öylece birden ortaya çıkmadığı, geçmiş kültürlerin,  Yunanlılar ve Bizans dönemlerinden alınan bilgileri geliştirdikleri gerçeğini de göz önünde tutar.

Buranın kuruluşunda TÜBİTAK, TÜBA, İBB’nin  yanı sıra  J.W. Goethe üniversitesi Arap- İslam Tarihi Enstitüsü’nün yani bu enstitünün de kurucusu Prof. Dr. Fuat Sezgin’in payı büyüktür. Burası için Prof. Dr. Fuat Sezgin  Arap-İslam Bilimleri Enstitüsü için hazırladığı bilimsel araç ve gereçlerin benzerlerini yaptırarak müzenin açılışına ön ayak olmuştur. Burada ki eserlerin ufak bir kısmı orijinal diğerleri tariflere, çizimlere ve resimlere dayanılarak yapılmıştır. Müzede bulunan objeler  9. ve 16.yüzyıl arası dönemi kapsamaktadır.

Müze girişte bilim adına ilk girişimlerden bahsederek  başlar. Asıl bölümler üst kata çıkınca başlar. Uzun koridorlar şeklinde düzenlenmiş bölümlerde her iki yanda objeler sergilenmektedir. Yerlerin halı olması güzel bir karşılamanın ilk adımı diyebiliriz. Burada İslam’ın bilim adına teşviki, bakış açısı, deneyin önemi  gibi konularda dört dilde kısa bilgiler verilmiş. İslam bilim ve teknoloji gelişimleri modern dünyaya tanıtma yolunda orientalist çalışmalar yapan; Eduard Sachau, Joseph von Hammer-Purgstall  ve  islam bilim dünyasında ilk modelleme yapmayı başaran Erhard Wiedemann gibi önemli isimlere değinilmiştir

Alman orientalist  Franz Rosenthal   aslında müze çıkışında varacağımız noktayı bize girişte sunar ve şunları der ‘’Belki de kapsamı hızla genişleyen çeviri faaliyetlerini temellendirmek için Müslümanlara tıp, kimya gibi pozitif bilimlerle tanışmayı çekici gösteren ne pratik faydacılık ne de felsefi teolojik sorunlarla uğraşmalarına sebep olan teorik faydacılık yeterli olabilirdi.

Eğer İslam dini başlangıçtan itibaren bilim rolünü dinin bütün bir insan hayatının asıl itici gücü olarak öne sürmemiş olsaydı. Bilim İslam’da böylesine merkezi bir konuma yerleştirilmiş, neredeyse  dini  bir saygı görmemiş  olmasaydı muhtemelen çeviri faaliyeti olduğundan daha az bilimsel, daha az sürükleyici ve daha ziyade yaşamak için zaruri olanı almaya bilinenden farklı bir şekilde sınırlanmış olarak kalırdı.’’   Bir anlamda eğitim daha iyi bir müslüman olmanında yoludur .

İlk bölüm astronomi alanında gelişmeleri anlatıyor. İslam kültür çevresindeki astronomik araçlar 9.yy son çeyreği den itibaren gelişmeye başlamış.  Bu alanda öncelikle karşımıza çıkan Yunanlılar dönemi kullanılan, güneş, ay,ve yıldızların konumunu belirleyen, zaman hesaplamaya yarayan usturlab denilen  alettir. Orjinallerinden yararlanılarak modellenen büyük küçük birçok usturlab ve yer küre sergilenmektedir.  Urve, halka, hücre, ümm, şebeke ve levha bölümlerinden oluşan usturlabın kullanışı şu şekildedir; Ufkun üzerindeki bir yıldızla hizalanırsa hareket eden ibre ile açısı belirlenir. Buradan alınan ölçü tabandaki levhanın coğrafi konumu temsil ettiği usturlabın öteki tarafına aktarılır. Göklerin haritası gibi olan bir yıldız giridi yıldızların konumunu gösterir. Yapılan ölçüm kullanılarak uçlar levhanın üstüne hizalanınca saat gibi usturlabtan zaman okunabilir. Abbasi dönemi  usturlab daha da geliştirilir. Mekke’nin yerini hesaplama bir anlamda matematiksel bir problemdi. Bunun yanı sıra namaz vakitlerinin hesaplanması da ustuplabın yön bulma ve zaman hesaplama konusunda  geliştirilmesine sebep olmuştur. Usturlabın yön bulma özelliği deniz yolculuğunu geliştirerek keşifler dönemi temellerini de oluşturmuştur.

Bu alanda önemli çalışmaları El-Fergani yapmış. Arz derecelerinin uzunluklarını hesaplamış; Güneş’in de, gezegenler gibi, ancak ters istikamette seyreden bir yörüngesi bulunduğunun, ilk defa farkına vardı. Ortaçağda Alfranganus adı ile anılan El-Fergani’nin, ‘Astronominin Unsurları’ isimli eseri, birçok defalar Latince’ye çevrildi. Bunun  yanı sıra İlk defa İslam bilginleri, Dünya’nın yuvarlak olup, ekseni etrafında döndüğü teorisini iddia ve ispat ettiler. Will Durant, “Histoire de la Civilisation L’age de la Fol” eserinde bu konuya ışık tutar:

“Biruni, Dünya’nın yuvarlaklığını hiç tereddüt etmeden kabul etmekle beraber, her şeyi arzın merkezine doğru çeken kuvveti de tesbit etti. Astronomi esaslarının; hem Arz küresinin, her gün kendi ekseni ve her sene Güneş etrafında döndüğünü, aksini tasavvur ederek açıklayabileceğini ileri sürer.”

Kur’an’dan, Arz’ın, sabit olmayıp, hareket ettiğine şahit olmuşlardı. NEML(27)/88
Sen dağları görür, onları yerinde sabit sanırsın. Halbuki onlar, bulut gibi hareket ederler. Bu, Allah’ın sanatıdır ki; O, her şeyi sağlam yapar. Şüphesiz O, yaptıklarınızdan haberdardır.

İkinci bölümüne geçtiğimizde  önemli astronomi rasathanelerin kuruluş tarihleri, yerler , planları , kullanılan aletler hakkındaçeşitli bilgiler ve modellemelerini görüyoruz. 9. yüzyılın ilk çeğreği  Halîfe El-Memun Bağdatta  ilk rasathaneyi kurdurmuştur. Avrupa da ise ilk rasathane 16.yüyılda karşımıza çıkar.

Abbasiler den sonra bu alanda İlhanlılar dönemi  önemli çalışmalarda olmuş  ve  13.yüzyılda  Merega rasathanesini kurulmuştur. Bu rasathane kullanılan aletlerin modelleri bu alanda sergilenmektedir. Bu aletlerin nasıl kullanıldığını bilgi ekranlarından öğreniyoruz. Gün dönümünün belirlenmesi , yıldızların enlem ve meridiyen derecelerini ölçmek, güneş ve ayın görünüşteki çapının  bulunması  ile ilgili birbirinden farklı bir çok alet burada görülebilir. Benzer şekilde üzerinde durulan rasathaneleri şöyle sıralayabiliriz; Timurlular dönemi ayrıca kendisi de astronom ola Uluğ bey tarafından yaptırılan  Semerkant rasathanesi  (1420 ) ,Osmanlı dönemi 3.Murat tarafından yaptırılan  İstanbul rasathanesi  ki (1375-80) gökbilimci, mühendis ve matematikçi olan Takiyüddin  rasathaneye çok katkısı olmuştur. Fakat bu rasathane kısa sürede kapanmıştır.

Müze, bölümlerinde ilgili alanlar hakkında orientalist çalışmalar yapan isimlerin ahşap kabartma portrelerine yer veriyor. Bu isimler ve yaptıkları çalışmalar hakkında kısa bilgi veriyor. Astronomi alanında ise  İtalyan oryantalist Carlo Alfonso Nallino ilk islam astronomi tarihi yazarı  olarak karşımıza çıkar.

Sonraki  bölümünde ise birbirinden  ilginç materyallerle çalışan farklı saatler ( güneş saat, mum saati, su saati, fil saati  ) yer almaktadır. En dikkat çeken modelleme ise Takiyüddinin  çanlı, zemberekli saati.

Üst katta ki son iki bölüm ise savaş aletleri ve tıp üzerine düzenlenmiş. Savaş aletleri bölümünde dikkat çeken  El tüfeği 14.yüzyıl  İslam dünyasına mal ediliyor. Hasan çelebi tarafından yapılan roket bunun yanısıra farklı top tipleri, biyolojik bombalar(içlerine yılan ve akrep gibi tehlikeli hayvanlar doldurulup mancınıkla fırlatılan kaplar), mancınık sistemleri 14.yüzyılın sonlarında Avrupa da yayılan modellerin öncüllerini oluşturuyor.

  Son bölümde ise tıp üzerine yapılan çalışmalar ve kullanılan aletler sergilemiş. İslam medeniyeti tıp alanında büyük ilerlemeler kaydetmiştir. Dünyada bilinen ilk katarakt ameliyatını, asıl ismi Ebu’l-Kasım Ammâr b. Ali el-Mevsılî  (10yy) olan ve İslâm tarihinde kısaca Ammâr, batıda ise “Canamusalı” olarak tanınan müslüman tıp âlimi yapmıştır. Bu alimin geliştirdiği ameliyat malzemeleri ve kulak, burun, boğaz, diş, ortapedi, sinir hastalıklarında kullanılan malzemeler sergileniyor . Bir diğer isim İbn-i Sina onun El-Kanun Fi’t-Tıbb eseri 12.yüzyılda Latinceye çevrilmiş ve 17.yüzyıla kadar Avrupa tıp bilimini etkilemiştir. Aynı şekilde El-Razi’nin El havi eseri  tıp ansiklopedisi olarak Avrupalı araştırmacılar bu gelişmeleri tıp yöntemlerini onaylamış uygulamıştır.

Alt katta indiğimizde ise  İslam bilginlerinin tanıttığı 100 kadar  taşa sahip maden koleksiyonu  ilk bölümü oluşturur. İkinci bölümde fizik başlığı altında El-Cezeri ve Takiyüddin  icatları üzerinde durulmuş Robotik bilimin babası sayılan El-Cezeri hidrolik cihazlar tasarlamasıyla Leonardo da Vinci’i bile etkilemiştir. Su pompaları, gemi değirmenleri, teraziler, fıskiyeler ve dahası tarife göre yapılmış icatlar burada yer alıyor.

Üçüncü bölümde ise Matematik, Geometri, Mimari, Şehircilik  alanındaki gelişmeler yer almış. Cebir konusunda Yunanlılar, Hintliler, Babiller  dönemleri yapılan çalışmaları 8.yüzyıl da harmanlanmıştır. Batılı yazarlar, İslam matematikçilerini, Yunan matematiğini sadece ortaya koymuş olmakla vasıflandırıyorlarsa, yeni araştırmalar bunun yanlışlığını ortaya koyuyor.Roma rakamları’nın yerini, bugün hala kullandığımız Arap rakamları aldı. Sıfır, ilk defa olarak icat edilip kullanılmaya başlandı. Roma rakamları 3888 (MMMDCCCLXXXVIII) gibi bir sayıyı ifade ederken hantallaşmakla kalmamış dört işlemde çeşitli karışıklıklara da yol açmıştır. Matematik tarihinde sıfırın bulunması bir devrimdir. Arapça  Es-sifr (sıfır)  İngilizceye ‘’cypher’’ diye yerleşmiştir.

Mimari alanında ise  Mustansıriye medresesi ,Süleymaniye camii, Kurtuba camii, Adil Melike Turhan hastanesi gibi yapıların modelleri üzerinden bilgi verilmiştir.

Dördüncü ve beşinci bölümde ise Optik, Kimya, Coğrafya alanları ele alınmış. İbnü’l-Heysem ile başlayan optik çalışmalarının Kemâlüddîn El-Fârîsî devam ettirmiştir. Gökkuşağının oluşumuna açıklık getirmiş ve görüntünün oluşumu hakkında ışık üzerinden sistematik deneyler yapmıştır. El Farisi eserinden Leonardo da Vince de yararlanmıştır. İbn-i Heysem fotoğrafın ilk modelini, bir nevi “karanlık oda”yı ilk defa dener. Işığın kırılmasının sebeplerini, hava ve su gibi çeşitli ortamlara dayandırır. Camera obscura’nın  (karanlık odanın) asıl mucididir. Heysem’in buluşlarına 15. ve 16. yüzyılda Avrupa da rastlanıyor.

Dr. Sigrid Hunke; Heysem’i
“Bu ‘dahi İslam bilgini’nin Batı’ya yaptığı tesirler muhteşemdir. Onun optik-fizik alanında nazariyeleri, yeni çağ ortalarına kadar ‘Avrupai ilme’ hakim olur. İngiliz Roger Bacon‘dan, Alman Witello‘ya varıncaya kadar geçen devre boyunca, bütün optik, ‘Alphazen’in(İbn-i Heysem) nazariyelerine dayanır. Galile Teleskobu’nun arkasında, Alhazen’in büyük gölgesi durur.

Ayrıca İbn el-Heysem ışığın kırılma sürecini mekanik terimler cinsinden tanımlamıştır. Ona göre, “iki ortamın ayrılma yüzeyi boyunca geçen ışık parçacıklarının hareketi, kuvvetlerin bileşke yasasına uyar. Bu yaklaşım daha sonraları Newton tarafından yeniden keşfedilerek işlenmiştir.

Kimya bölümünde ise El-Razi’nin değişiyle ‘’Her sanat kendi aletlerine sahiptir.’’ Buradan hareketle  imbikler,  damıtma kapları, deney tüpleri, maden fırınları ve farklı gül suyu damıtma araçları bu  bölümde yer alır. Latin kimyasının temelini Yunanca değil bilakis Arapça orijinal eserlerin tercümesi sağlamaktadır.

Beşeri coğrafya alanında ise İbn-i Batuta İlk ve ortaçağın en büyük seyyahı; tarihi, coğrafi, etnik ve kültür tarihçiliğini ilgilendiren konularda önemli eserler verir.

Yunan eserlerine olan ilgi bir anlamda Rönesansı tetiklemiştir.Bu ilgi ise müslümanlar tarafından Toledo da başlatılmıştır. Burada Arapça metinler Latinceye tercüme edilmiştir.

Gherardo da Cremona  İbn-i Sina tarafından hazırlanan tıbbı incelemeler hakkında çeviriler yapan birçok isimden sadece biridir. Şu nokta önemli ki Toledo’ya bir çok konuda bilgi edinmek gelen bilim insanları vardı. Alman Herman, Aristo’nun Rhetoric adlı eserini Arapça kaynaklardan tercüme ediyor. Arap çevirisini de Abrous tarafından yapılan yorumlar var. Bu yorumlar ayrı olarak belirtilmiş. Yunan eserlerinin içine giren yeni fikirler mevcut. Bir anlamda bilgi tamamlanıyor. Yunan bilim adamlarının çalışmaları devam ettirilmiş ta ki yol gösterene kadar.

Bilinçli bir ihmal sürecinden geçtik. Bunları hatırlatması bakımından İslam Bilim Teknoloji Tarihi Müzesi büyük bir adım atmıştır.

Müzeyi gezdikten sonra şunu rahatlıkla söyleyebiliriz; İslam medeniyetleri birçok buluşa yol açacak temeli oluşturmuş ve yol göstermiştir.

Müzenin dikkatinizi çeken bir tarafı mutlaka olacaktır. Her yaştan insanın gezebileceği şekilde düzenlenmiş. Ufak tefek eksikleri bulunuyor.Sinevizyon salonundan yararlanılamıyor. Zamanla yıpranmış bilgi panoları ve bazı televizyonları bozuk bazıları da sadece Türkçe veya İngilizce olarak ayarlanmış bu ufak sorunlarda ortadan kalktığında ziyaretçilerine daha açıklayıcı bilgiler sunma olanağını sürdürecektir.

 u.y

Ziyaret Gün ve Saatleri:Salı günü haricinde diğer günler, [09:00-16:30] saatleri arasında ziyarete açıktır.

Ziyaret Ücretleri:[17] Yaş altı ve [65] yaş üzeri ücretsiz. Diğer tüm ziyeretçilere 5 TL`dir.

İletişim bilgileri

İlçe: Sirkeci

Adres: Has Ahırlar Binası – Gülhane Parkı, Sirkeci

Web: http://www.ibttm.org

Telefon:0212 528 80 65

19. Altın Koza Film Festivali ödülleri ve sahipleri.

.

En iyi film: Babamın Sesi (Orhan Eskiköy, Zeynel Doğan)
Yılmaz Güney ödülü: Şimdiki Zaman (Belmin Söylemez)
Yönetmen: Pelin Esmer (Gözetleme Kulesi)
Senaryo: Orhan Eskiköy (Babamın Sesi)
Kadın oyuncu: Nilay Erdönmez (Gözetleme Kulesi)
Erkek oyuncu: Engin Günaydın (Yeraltı), İlyas Salman (Lal Gece)
Yardımcı kadın oyuncu: Nihal Yalçın (Yeraltı ve Araf), Laçin Ceylan (Gözetleme Kulesi)
Yardımcı erkek oyuncu: Menderes Samancılar (Gözetleme Kulesi)
Görüntü yönetmeni: Özgür Eken (Gözetleme Kulesi)
Müzik: Verilmedi.
Sanat yönetimi: Osman Özcan (Araf)
Kurgu: Siirt’in Sırrı (İnan Temelkuran, Kristen Stevens)
Türkan Şoray umut veren genç kadın oyuncu: Neslihan Atagül (Araf)
Umut veren genç erkek oyuncu: Barış Hacıhan (Araf)
İzleyici ödülü: Lal Gece (Reis Çelik)
SİYAD jürisi en iyi film: Şimdiki Zaman (Belmin Söylemez)
Film-Yön jürisi en iyi yönetmen: Erden Kıral (Yük)/ özel ödül: Belmin Söylemez (Şimdiki Zaman)
Jüri Özel: Siirt’in Sırrı
Jüri Özendirme ödülü: Evin Demirhan (Siirt’in Sırrı belgesilde hikayesi anlatılan kadın güreşçi)

.

 Uğur Yılmazer 

Kara Şövalye Yükseliyor mu?

Uğur  Yılmazer

 

 

 

Kara Şövalye yükseliyor filmi ile Batman son kez izleyici karşısına çıkacak.27 Temmuzda türkçe dublaj ve ımax seçeneğiyle de sinemalarda olucak.

Bu son filmde bizi birçok süpriz bekliyor gibi . Batman bir müddet ortadan kaybolmak zorunda kalmıştır.Fakat Gotham şehri karışmaya başlıcaktır . Hırsız bir kedi kız ( Anne Hathaway) ortaya çıkacaktır.
Bir çok kişinin jokerle karşılaştırmaya çalıştığı Batman ve Robin filminde silik bir karakter olarak Sarmaşık kadın (Uma Thurman) yanında koruma olarak yerini alan Bane (Nino) karşımıza çıkar. Batman Bane için bir saplantıdır. Çocukluğundan korku adı altında beliren yarasa slüetidir. Çizgi roman okurlarının bildiği gibi Bane hapishanede büyür bir çok zorluk karşısında durur. Kendini geliştirir. Hapishanede katliamlara neden olur.Bunun sonucu bir kobay olarak kullanılır. Venom (fiziksel güç arttırıcı ) enjeksiyonu ile tanışmış olur. Böylelikle Bane kaos adamı haline gelir.Joker Heath Ledger’ın mükemmel oyunculuğuyla ön plana çıkmış bir karakter olmuştu.Gösteri adamıydı.Gözü karaydı.Ama Batmanle dövüşemezdi. Bane Batmanin bir dengi olarak görülüyor.Bu yüzden Bane’in(Tom Hardy) Gotham hakkında ki acımasız planları Batmanı ortaya çıkaracaktır.gerçekten bu son filmi Christopher Nolan nasıl bir sonla bağlıcak merak konusu. Aynı zamanda başarılı yönetmenin el ve ayak izi de artık Hollywood’daki ünlüler kaldırımında yerini aldı.

<

Bane hakkında ayrıntılı bilgi için : http://yarasa-adam-batman.blogspot.com/2011/07/bane.html

u

Her bir isim ‘’AKSİYON’’

Cehennem Melekleri 2 ( The Expendables 2) filmi birincisine göre daha göz dolduruyor.İlk filmi ile aksiyon ,macera severlerin büyük beğenisini toplamıştı.Jason Statham, Jet Li,Sylvester Stallone, Bruce Willis, Arnold Schwarzenegger,Mickey Rourke,Dolph Lundgren,Steve Austin,Eric Roberts,Terry Crews,Charisma Carpenter,David Zayas,Gary Daniels,Giselle ıtié,Randy Couture,Hank Amos,Amin Joseph gibi isimlerin yer aldığı oyuncu kadrosuna yine unutulmaz bir isim eklenir. Jean-Claude Van Damme kötü adam rolünde filmdeki yerini alır.Tabi Chuck Norris de görmezden gelmemek lazım.
Filmde ufak tefek saheler dışında effekt kullanılmamış .Patlama sahneleri ilk filmde olduğu gibi etkileyici olarak karşımıza çıkıyor.

Bu kadar efsane ismi bir filme sığdırmak zor . Bir çok filmi bulunan bu isimleri büründükleri karakter içinde belli sahnelerde en iyi performanslarında seyredicez. Ve üçüncüsününde çekilmesi beklenen filme yine birkaç sürpriz ismin dahil olabileceği düşünülüyor.

U