MASUMİYET MÜZESİ GERÇEK Mİ, GERÇEK SANAL MI?

Şenay Tanrıvermiş

Şenay Tanrıvermişana logo

senayt@windowslive.com

 

Masumiyet Müzesi adlı Orhan Pamuk romanı, roman olma sebebiyle kurmaca bir eserdir. Kurmaca bir eserin gerçek bir müzesinin olması ise günümüz dünyasındaki hiperrealite gerçeğinin gerçekten daha gerçek olduğunun örneklerinden sadece biridir. Orhan Pamuk adeta bir Tanrı gibi yarattığı karakterlerin sadece kaderlerini yazmamış hayata dair ne kadar ayrıntı varsa düşünmüş, eşyalarını tek tek ve özenle toplamış, yaşadıklarını varsaydıkları bir ev almış, içini yaşanmışlık süsü veren fotoğraflarla ispatlamıştır.

Alabildiğine samimi ve gerçek bir atmosfer yaratılmıştır. Bugün rahmetli Füsun’un ve Kemal’in yaşamışlıkları kendi ailemizden rahmetli olmuş yakınlarımızdan daha gerçektir. Örneğin rahmetli babamın içtiği sigara izmaritleri çöpe atılmıştır, içkiler ve bardaklar yıkanıp arındırılarak sıradanlaşmıştır, kıyafetleri ona buna dağıtılmıştır, yatağı toplanmıştır ve ona ait dağınıklık derlenip toplanarak bitirilmiştir. Oysa Masumiyet Müzesi gezildiğinde Füsun ve Kemal’e ait hatıralar ve anlar dondurulmuş, biriktirilmiş olarak karşılar sizi. Füsun ve Kemal’in yaşamları o denli gerçek ve tazedir ki kendi gerçekliğiniz yanında sahte kalır. Az gelir, yetmez.

Çünkü kurgusal kişilerin gerçek dünyaları, bilincimizde gerçekle kurmacayı karıştırmamıza neden olur. Sanal ile gerçek arasındaki sınırlar kaybolur ve gerçeğin süssüz, abartısız, yetersiz görüntüsü gerçeğin gerçekliğine gölge düşürür. Masumiyet Müzesi kahramanlarının yaşam öyküsünü anlatan bir kitapları, kitabı doğrulayan bir evleri, evin içinde koskoca bir yaşam arşivi ve sokağında Füsun’ların evine gelen binlerce ziyaretçisi vardır.

Yaşayan insanların evlerine daha az ziyaretçi geldiğine göre Füsunların evinden nasıl şüpheye düşülebilir ki? Kişinin kendi hayatı ve gerçeğinden şüphe duyması çok daha mantıklı görünmektedir apaçık.
Eğer inatla Füsun ve Kemal’in kurmaca karakterler olduğunu düşünüyor iseniz bir yandan da kendi içinde yaşadığınız evrenin varlığından, artık olayların olup olmadığından ve her türlü işaret, kod ve göstergeden oluşan yaşamınızdan da şüphelenmelisiniz. Kendi kurmaca yaşamlarımızdan ve ne kadarını kontrol edip aktif olabildiğimizden de rahatsızlık hissetmeliyiz. Yaşadıklarımızın ne kadarı aldanışlardan ve inkarlardan oluşuyor?

Günün birkaç saatini internet aracılığıyla sanal alemde geçirdikten sonra akşam saatlerini televizyonun sunduğu sanal dünyada geçiren karakterlerin varoluşsallığı çok büyük muamma değil mi? Üstelik içinde yaşanılan konutlar Amerikan simulasyonu yaşam biçimleri dayatmışken Masumiyet Müzesi kahramanları çok daha orjinal, özgün ve biricik görünmüyorlar mı? Bu açıdan bir hayalin gerçekleşmesi gerçeğin ta kendisine dönüşmüştür. Orhan Pamuk hayallerin hayata geçmesi ve eşyaların kudretini bizlere ispatlayarak sanalı realiteye çevirmiş, realitenin içeriğinden şüpheye düşürmüştür.

Acaba yalancı dünya diyen Neşet Ertaş rahmet mi istiyor yazının sonunda?

Reklamlar