Sağ Salim 2: Sil Baştan

10763547435_db0e68df98_m

2012’de vizyona giren ve beğeniyle karşılanan komedi filmi Sağ Salim’in devam filmi olan filmde Salih’in hikayesini izlemeye devam ediyoruz. Salim kimsesi olmayan bir cenazeyi memleketine götürmeye karar verir. Ancak bu yolculuk yolda karşılaştığı yol arkadaşı Nihal’le birlikte azılı katiller ve kötü adamlarla mücadele ettikleri bir maceraya dönüşür. Nihal’in annesi intikam için rehin alındığında ise işler iyice karışır.

Adamlarımız artık seri katil olarak aranmaktadır ve yakalanmamak için kılık değiştirmek zorunda kalırlar. Ne var ki bu da çözüm olmaz ve talihsizlikler iyice çığrından çıkar. Salim tekrar eline silah almak zorunda kalır, Nihal ise başı beladan kurtulmayan Salim’den uzaklaşıp annesini tek başına kurtarmak zorundadır. Salim ise yaşadığı bu büyük travmalar sonrasında artık ne ölümden ne de ölümden korkmaktadır, Nihal’i yalnız bırakmak istemez ve peşine düşer…

Yönetmenliğini yine Ersoy Güler’in yaptığı devam filminin başrolünde bir kez daha Burçin Bildik yer alıyor. Ona eşlik eden isimler ise Ezgi Asaroğlu, Hüseyin Avni Danyal, Nazlı Tosunoğlu ve Murat Akkoyunlu.

Reklamlar

Sağ Salim 2: Sil Baştan’ın Yeni Fragmanı Yayınlandı

2012 yılının en beğenilen komedi filmlerinden biri olan Sağ Salim devam filmiyle yeniden beyazperde de. Filmin yeni fragmanı internet ortamında yayına verildi..

 

FEMEN’den çok konuşulacak protesto..

F011238560
Fransa ‘nın başkenti Paris‘te eylem düzenleyen FEMEN üyeleri, Ukrayna Devlet Başkanı Viktor Yanukoviç’in fotoğraflarına işedi..

Vücutlarına “Yanukoviç defol!” yazan FEMEN üyeleri Ukrayna Büyükelçiliği önünde Devlet Başkanı Viktor Yanukoviç’in fotoğraflarına işedi. FEMEN’ciler protestonun ardından dağılırken, herhangi bir müdahale yaşanmadı..

Güler Sanat “Art Market Budapest, Uluslararası Çağdaş Sanatlar Fuarı”nda

Güler Sanat Art Market Budapest, Uluslararası Çağdaş Sanatlar Fuarın da Türkiye’yi temsil ediyor

Güler Sanat, 28 Kasım – 1 Aralık 2013 tarihleri arasında düzenlenecek Art Market Budapest 2013, Uluslararası Çağdaş Sanat Fuarı’nda, Ahmet Güneştekin, Bubi ve Macar sanatçı Istvan Orosz’un çalışmalarını sanatseverlerle buluşturuyor.unnamed (2)

Ankara’nın son yıllarda gelişen sanat dünyasının yenilikçi galerilerinden Güler Sanat, bu yıl üçüncüsü düzenlenen “Art Market Budapest, Uluslararası Çağdaş Sanatlar Fuarı” nda

Türkiye’yi temsil ediyor. Galeri, Avrupa’nın ve dünyanın sanat nabzını tutan fuar süresince, Macaristan’ın dünyaya açılan sanat penceresi olarak kabul edilen Istvan Orosz’un, özgün üslubuyla dünya çapında farklı bir sanatçı kimliğine sahip Bubi’nin ve Kasım ayında NewYork Marlborough Gallery’de solo sergisini açmaya hazırlanan Ahmet Güneştekin’in çalışmalarını sanatseverlere tanıtacak.

Sanatseverler, Güler Sanat Galerisi’nin standında Ahmet Güneştekin’in “Güneşe Açılan Kapılar” adlı başyapıtının yanı sıra, çoğu ilk defa sergilenecek tuval ve heykellerini, Bubi’nin heykelleri ile “Kafes” serisinden çalışmalarını ve anamorfik üslubu çağdaş sanata uyarlayan öncü isim Macar Istvan Orosz’un çalışmalarını yakından görme fırsatı bulacak.

Istvan Orosz’un çalışmaları Aralık ayında Türkiye’de… Güler Sanat, fuarın ardından, Istvan Orosz’un eserlerini, Aralık ayı sonunda Ankara’da düzenleyeceği “Master of Deception” adlı sergi ile Türkiye’deki sanatseverlerle de bir araya getirecek. Sergide sanatçının, optik illüzyonları, var olmayan objeler ile çift anlamlı imgeleri kullandığı çalışmaları yer alacak.

Ayrıntılı bilgi için : Hande Yel – Grup 7 İletişim Danışmanlığı – 0212 292 13 13 / hyel@grup7.com.tr

Kendi Kendisiyle İlişki Yaşıyor

İngiliz fotoğrafçı Penelope Koliopoulou, kadın ve erkek her iki cinsiyeti de kendisinin üstlendiği bir ‘ilişkiler’ serisi hazırladı.

photo_839_11

Tanık olduğu, yaşadığı, sokakta gözlemlediği çiftlerden ilham aldığını söyleyen Koliopoulou, gerçek ilişkilerin romantik Hollywood filmlerindeki gibi ‘yapay’ olmadığını, bu nedenle de böyle bir çalışma hazırladığını söyledi.

Gerçek hayatta yaşanan ilişkilerde çiftlerin birbirinin pek çok farklı yönüne tanık olduğunu ama filmlerde ilişkilerin ‘mükemmelleştirildiğini’, bunun da insanları ‘aslında olmayan bir hayal’in peşinde sürüklediğini ifade eden Penelope Koliopoulou, “bu yüzden insanların yaşadıkları ilişkilerde mutsuz olduğuna inanıyorum” dedi.

Hem kadın hem de erkek olarak kendini ayrı karelerde çekip, daha sonra bu kareleri Photoshop aracılığıyla bir araya getiren genç fotoğrafçı, her iki cinsiyeti de kendisinin üstlenmesini de, ‘ilişki yaşayan insanların aslında çok benzer oldukları’ fikrinden yola çıkması olarak açıkladı.

“Bir tek çift bile bu fotoğraflarda kendini görebilirse düşündüklerimi başardım demektir” şeklinde konuşan Penelope Koliopoulou, filmleri bir kenara bırakıp gerçek hayatta karşınızdakiyle empati kurarak ilerleyin dedi.

 

SİNEMALAR, BENİM SİNEMALARIM

 Sinema Sokağı Sanat logo

Şenay Tanrıvermiş
senayt@windowslive.com
Sinema Editörü

 

Artık sinemaya, tiyatroya, sergiye, konsere ve sanatın birçok alandaki üretimine ulaşabilmek için AVM’lere girmek zorundayız. AVM’lere gitmek lanetlenmesi gereken suçlar, günahlar, ayıplardan değil elbette. Her çağın farklı dayatması ve kuşatması içinde üretiyor ve üretilenlere ulaşıyoruz. Bu çelişki ve çekişme içinde popülist ve elitist bölünmelerle yeniden yapılanıyor ve birçok güzel işi kaçırıyoruz.

Sistem içinde küçükte olsa güçlü kırılmaların yaşandığı bir ilkbahar ve yazdan sonra hakim olanı düzeni tüm eylemlerimiz ve alışkanlıklarımız çerçevesinde sorgulamamız ve meydan okumamız bizim elimizde değil mi? Öyleyse buyurun! Gittiğimiz salonları, mekanları, tercih ettiğimiz filmleri, girip çıktığımız, bir parçası olduğumuz aktivitelere rastgele bakalım!MINOLTA DIGITAL CAMERA

En son gittiğimiz sergi hangi salondaydı, hangi şirketin sanat küratörü tarafından belirlenmişti, kültürel vurgunculuk ve egemen sanat emperyalizmi kar öğesinin vazgeçilmez ince hesaplarıyla yapılmıyor mu? Kültür piyasaları, şirket yöneticisi mantığıyla çalışmıyor mu? Büyük şirketlerin birer sanat departmanı yok mu?

Dahası bu departmanlar sokakta kendi başına var olmaya, üretmeye, yaratmaya çalışan özgür sanatçıyı küçük esnaf durumuna düşürmedi mi, ya da yükseltmedi mi? Koskoca markaların reklam kapasiteleri, şirket sermayelerinin gücü, halkla ilişkileri, albenili vitrinleri karşısında birçok galeri, salon vs kapanmak, yok olmak zorunda kalmadı mı?

Zaten müzeler de zengin iş adamlarının kendi adlarına açtığı ve kendilerini açıkça çağdaş kültürün beğeni uzmanları ilan ettiği sofistike dükkanlar değil mi? Müzelerin, galerilerin, salonların şubeleri olması çok mu normal?

Evet, sanat özelleştirileli çok oldu ve bu her açıdan kötü sonuçlar da doğurmadı. Hatta üretimin yayılması ve alıcısına ulaşması açısından inkar edilemez kolaylıklar sundu. Tamam da durup dururken bu konu neden mi açıldı? Çünkü en son Emek sinemasıyla açıkça ilan edilen görüşün artık hemen hayata geçmesi gereğini hatırlatmak için yazıldı…

Elimizdeki son kaleleri güçlendirmek, desteklemek ve yaşatmak için. Kış geldi ve sinema salonları cazibesi de elbette arttı. Kaçınılmaz olarak AVM’lerin sunduğu imkanlar nedeniyle bu salonlar tercih ediliyor ve edilecek. Tabii ki gidelim izleyelim ve genellikle ana akım sinema filmlerini gösterime sokan bu salonların tadını çıkaralım. Ancak bu salonların bağımlısı olup birçok zorluk ve özveriyle çekilen ve salon bulamayan filmleri de takip etmeyi unutmayalım. Beyoğlu Sineması çok dolu ve özel bir film listesiyle bizleri bekliyor.

Gerçekten görülmesi gereken yerli ve yabancı program itinayla seçilmiş ve ilgi bekliyor. Ana motivasyonu sadece eğlence olmayan ve seyircisine düşünme, öğrenme, sorgulama öneren bir sinema. Üstelik bilet fiyatları AVM salonlarının neredeyse yarısı, fuayede satılan yiyecekler de çok daha ucuz. Kendinizi sadece müşteri değil biraz sanatsever hissetmenize sebep olan bir bütün…

Bu yüzden kapandıktan sonra yürüyüşler yapmak yerine şimdi iyi bir alternatif olarak tercih edilmeli ve gidilmelidir diye düşünüyoruz. En yeni, bağımsız ve büyük filmlerin bu küçük salonlarda oynadığı bilgisiyle Beyoğlu Sineması’nın programını web sayfasından sıkı sıkı takip ederek başka türlü izleme olanağı bulamayacağımız filmlere ulaşalım.

Nazım Hikmet Kültür Merkezi’nde ücretsiz film gösterimleri yapıldığını bilelim mesela. Program takip edilirse farklı bir içerik ve görüşle bir anlayış ve zihniyeti yaşatma çabalarını görelim.

İstanbul Modern ve Pera Müzesi salonlarının çok özel seçkilerini ve bazı filmler öncesi/sonrası sinemacılarla seyircinin buluşturulduğu harika programları kaçırmayalım.

Bu arada yazıda adı geçmeyen birçok dergicinin, sanatçının girişimleriyle kendi küçük salonlarında büyük filmler çevirdiklerini ve seyirciye ulaşmak için çok çalıştıklarını göz ardı etmeyelim.

Kısacası ana akım filmler kadar diğer film ve salonların da keyfini sürelim. Sadece festival zamanı hatırladığımız bazı salonları tüm sezon boyunca dolduralım ve sinemaya bazı şirketlerin tekelinden azıcık da olsa sıyırıp soluk aldıralım, soluk alalım. Siz de kendi salonlarınızı ve sunduğu imkanları paylaşın, birlikte zenginleşelim.

Keyifli seyirler…

 

GalataPerform ile Yaz bakalım

GalataPerform’un 2006 yılından beri yürüttüğü Yeni Metin Yeni Tiyatro Projesi’nin OYUN YAZARLIĞI ATÖLYE programı 2 Kasım 2013 – 7 Mayıs 2014 tarihleri arasında gerçekleşiyor. Atölye, kendini tiyatroda yazarak ifade etmek isteyen herkese açık.

Katılımcıların Atölye kapsamında yazdıkları oyunlar arasından seçilenler, Mayıs ayında 3. Yeni Metin Yeni Tiyatro Festivali kapsamında profesyonel tiyatrocular eşliğinde sergilenecek.YMYT Atolye

Oyun yazımı atölyesi çağrısına cevap veren katılımcılar, Kasım ayından itibare GalataPerform’un Genel Sanat Yönetmeni tiyatrocu oyun yazarı ve yönetmen Yeşim Özsoy Gülan ve Bahçeşehir Üniversitesi Sinema Bölümü öğretim görevlisi ve Bakırköy Belediye Tiyatroları Dramaturgu Ceren Ercan önderliğinde “Çağdaş Tiyatro Atölyeleri” başlığı altında çalışmaya başlayacaklar. Atölyelerdeki diğer eğitmenler arasında Ankara Üniversitesi Dil & Tarih- Coğrafya Fakültesi Tiyatro Bölümü öğretim görevlisi Doç. Doktor Beliz Güçbilmez, Sorbonne Nouvelle Üniversitesi “Tiyatro”bölümü Lisans ve Yüksek Lisans mezunu Okan Urun da var.

25 hafta boyunca haftada 6 saat olarak gerçekleşecek atölyeler, 3 aşamalı olarak gerçekleşecek. Birinci aşama olan Kasım-Aralık aylarında katılımcılar dramatik yapı ve çağdaş tiyatro üzerine temel dersler alacaklar. Ocak-Mart ayları arasındaki ikinci aşamada yurt dışından gelen yabancı yazarların da bir uzun (masterclass) ve birkaç kısa atölye çalışması esnasında kendi oyunlarını geliştirmeye başlayacaklar. Atölyelerin üçüncü aşamasında katılımcılar eğitmenlerle birebir olarak kendi oyunları üzerinde çalışacaklar ve seçilen oyunlar Mayıs 2014te gerçekleşecek olan 3. Yeni Metin Yeni Tiyatro Festivali’nde değerlendirilecek.

Davetli yabancı yazarlarla da (Fransa, Polonya, Ukrayna) gerçekleştirilen çalışmalar kısa ve uzun süreli atölyeler olarak devam edecek. Geçtiğimiz senelerde davetli olarak ders veren yazarlar arasında Fransa’nın ENSATT Üniversitesi Oyun Yazarlığı Bölüm Başkanı Enzo Cormann, İskoçya’daki Traverse Theatre’dan Linda McLeanve Peter Arnott, İspanya’dan Katalan Devlet Tiyatroları Genel Sanat Yönetmeni Sergi Belbel sayılabilir.

Yeni Metin Yeni Tiyatro atölye katılımcıları bugüne dek hem Türkiye’de hem de uluslararası alanda birçok başarıya imza attılar. Berliner Theatertreffen kapsamında, Türkiye’den son aşamaya kalan tek oyun, Yeni Metin Yeni Tiyatro kapsamında Hüseyin Alp Tahmaz’ın yazdığı “Kasaba” oyunu oldu. HeidelbergerYMYT ph  Melike &Felipe Barranco

Stückemarkt ’11 Festivali programına seçilen üç metinden ikisi de Yeni Metin Yeni Tiyatro kapsamında yazılan oyunlar oldu. Oyunu ile Avrupa’nın En İyi Genç Oyun Yazarı ödülünü alan Ahmet Sami Özbudak’ın “İz” ve Liseli Gençler Oyun Yazıyor Projesi’nden çıkan 17 yaşındaki yazar Fehime Seven’in “Türkiye Kayası” adlı oyunları festivalde okuma tiyatrosu olarak seyirciyle buluştu.

Geçmiş atölye katılımcılarının oyunları İstanbul sahnelerinde de oynamaya devam ediyor. Geçtiğimiz sezon Fehime Seven’in İstanbul Şehir Tiyatroları’nda sahnelenen “Türkiye Kayası” oyunu ve Ahmet Sami Özbudak’ın GalataPerform’da sahnelen “İz” adlı oyunları bu sezon da izleyici ile buluşmaya devam ediyor. Ayrıca geçen sene 2. Yeni Metin Yeni TiyatroFestivali’nde ‘sahnelenmiş oyun okuması’ yapılan Şenay Tanrıvermiş’in ilk oyunu “Dil”i bu sene GalataPerform sezon için hazırlıyor.

İlk oyunların değerlendirilmesine imkan sağlayan ve uluslar arası bağlantıları ve programıyla özgün bir atölye olma niteliğinde olan Yeni Metin Yeni Tiyatro Atölyelerine başvurmak için;

Başvuru Şartları:

  • 21 Ekim 2013 tarihine kadar yazdığınız bir oyunun ya da herhangi bir türde yazdığınız bir metnin 2 ile 10 sayfa arasındaki bir bölümünü yenimetinyenitiyatro@galataperform.com adresine özgeçmişinizle beraber gönderiniz.
  • 2013-2014 Yeni Metin Yeni Tiyatro Atölyeleri için kontenjan 25 kişiliktir. 2 katılımcıya burs verilecektir.
  • Mülakat tarihleri 23-24 Ekim günleridir. Randevular telefonla alınmaktadır. Tel: 0530 260 25 24

 www.galataperform.com

 

Berfo Ana belgeseli!

 Sinema Sokağı Sanat logo

Şenay Tanrıvermiş
senayt@windowslive.com
Sinema Editörü

 

 

Veysi Altay’ın yönetmenliğini yaptığı ’33 yıllık direniş- berfo ana’nın muhteşem belgeselinin sinemalarda oynamamasının normal olması ne kadar anormal değil mi? Her cumartesi günü önünden geçip görmemezlikten geldiğimiz kötürümleşmiş ve kötüleşmiş vicdanlarımıza son derece uygun düşüyordu adımlarımız.

Orada çocuklarının akıbetini merak eden ve bu ateşle yanan anneler bekliyordu ve büyük kalabalıklar onlara sokak eşyası, duvar süsü veya herhangi bir şehir atraksiyonu gözüyle bakıyordu. Yok yok hatta bakmıyordu bile. Yanlışlıkla görürüm korkusunun bilinçaltı savunmasıyla bakmıyorduk Cumartesi Anneleri’ne…berfo-ana-belgeseli-beyaz-perdede_250x250cutout

Veysi Altay kalabalıklardan olmamayı seçmiş ve artık simge bir isim olan Berfo Ana’nın bekleyişini, inadını, sabrını, mücadelesini belgesel çalışmasıyla somutlaştırmış. Ne güzel insanlar var değil mi hala? Ama ülke atmosferini, iklimini ve yakın tarihini işleyen bir filmin vizyonda yer bulmamasına ve bunun normal olmasına ne denmeli Allah aşkına?

Ethem’in, Ali İsmail’in, Abdullah’ın, Medeni’nin, Mehmet’in, Atakan’ın acılarına sahip çıkan bir kesimin duyarlılığına da bu yüzden şaşırıyor şaşıranlar. Berfo Ana’ya sahip çıkmadığınız, yalnız bıraktığınız, inkar ettiğiniz gibi bu gençlerin yüreği yangın analarını neden yalnız bırakmıyorsunuz öfkesi ve şaşkınlığı var birilerinde!

Berfo Ana daha yalnız bir kalabalığın içindeydi ama bugün anneler yavaş yavaş kucaklaşıyor sanki. Dün sana olan bugün benim başıma geldi başka bir biçimde acısıyla sarılıyor insanlar. Ayrıca ya başımıza gelirse tehdidin yakın durması tüm anneleri daha fazla görmek, duymak, anlamak zorunda hissettiriyor. Birileri hiç görmek istemese de Berfo Ana belgeseli gibi duyarlı işler toprağa düşüyor ve havalar değişiyor aniden.

Siz pırıltılı sinema salonlarında Berfo Ana’ya yer vermeseniz de, dönüp bakmasanız da hava da asılı acısıyla iklimini değiştiriyor gözyaşı bulutları. Aniden hava sıkışıyor, bulutlar çarpışıyor. Nedensiz değil yani! Sadece Ethem, Abdullah, Ali İsmail, Medeni, Mehmet, Atakan değil Berfo Ana’nın oğlu da bir anadan doğmuştur ve bu toprakların evladıdır duygusu dalgalanıyor etrafta. Yönetmen Veysi Altay ise “İyi ki anneler var. Anneler olmasaydı bu çalışmam olmayacaktı” diyor belgeselini anlatırken.

Ama biz bu filmleri kendi salonlarımızda izleyemiyoruz, sanki birilerinin spesifik ilgi alanı ya da hobisiyle ilgili bir filmmiş gibi. Sadece meraklısının ilgileneceği aslında önemsiz bir konuymuş gibi. Bizimle hiç ilgisi yok gibi…

Bu durumda sinema salonlarında kendi dramlarına yer vermeyen sistemin havalandırmaları ve ultra yeni teknolojik donanımları sadece havayı kirletmeye yarayabilir. Haberlerde Ethem’in annesini Sayfı Sarısülük’ün “onu vurduklarında beni de vurdular, katilini serbest bıraktıklarında bir kez daha vurdular” dediğini yayınlamazsanız hava bulanıyor tabii. Ali İsmail Korkmaz’ın annesi Emel Korkmaz: Ne umutlarla gitmişti Eskişehir’e.

Daha 19 yaşındaydı. 20’sinde bile değildi. Elinde ne taş, ne de sopa vardı. Katilleri maalesef belli ama gizleniyor. Kaç kamera kaydı var. Neden o görüntüler siliniyor? Bu çocuk onlara ne yaptı? Katiller sokakta dolaşıyor, masum çocuklar öldüresiye dövülüyor. Devlet büyüklerinin vicdanları sızlamıyor mu? Tek isteğim, katiller bulunduğu zaman gözüme bakmaları.

Acaba bakabilecekler mi? Çok hayalleri vardı oğlumun dediğinde siz ekrana koymazsanız gizli fırtınalar kopuyor ve hava bozuluyor tabii. Artık iklim kolay kolay Akdeniz olmaz ve gülümsemek hiç kolay değildir bu hava da.

Mehmet Ayvalıtaş’ın annesi Fadime Ayvalıtaş’ın bu sözleri yerine Usta’nın öyküsünü izletirseniz denge bozuluyor ve havalar aniden soğuyabiliyor tabii. Fadime anne: Başbakan her geçen gün yaramı daha da kanatıyor. Acaba kendi evladı ölse böyle konuşabilir miydi? Hep yaram kanıyor.

Sekizinci ayda askere gidecekti toprağa verdim dediğinde hiçbir kanal bu sözleri yayınlamazsa başka kanallar açılabiliyor. Ve tabii hava da bozuluyor, iklim de değişiyor. Medeni Yıldırım’ın annesi Fehriye Yıldırım şöyle anlatıyor acısını ve ekranlarda yer bulamıyor sözleri; 18’i bitmiş, 19’unun ilk günüydü.

Medeni’min katili bellidir. Başbakan Medeni’nin katilini getirsin elimize versin. Oğlum eline taş bile almamış. İnşallah rüyasına girer Başbakan’ın.’ Yayınlanmayınca acılar, saklanınca, unutturulmaya çalışılınca havadaki kirlenme bulaşıyor herkese ve sık sık sıkboğaz ediyor basınçlı kirlilik.

Ölene kadar belki oğlu gelir diye kapısı açık bekleyen Berfo Ana gerçeğine salonları, ekranları kapatırsanız iklim Akdeniz olmuyor hiç ve kolay kolay gülümseyemiyor kimse…

Aşkın Göz Yaşları

 Sinema Sokağı Sanat logo

 Yalçın Özgül
 yalcinozgul@gmail.com
 Ankara Temsilcisi 

Zengin bir işadamı olan babanın iflası üzerine, sırf babasının ticari itibarının kurtarılması için sevmediği bir adamla evlendirilen Gül’ün (Muhterem Nur) dramatik öyküsünü senaryolaştırmış Nejat Saydam. Bununla da yetinmemiş Kosta Psaros’un kamerasıyla filmi yönetmiş. Gene 1959 yılında “Aşkın Gözyaşları” adı altında çekilen bu filmde, çok gözyaşı dökülmüş.

Muhterem Nur’un akıttığı bu yaşlara zaman zaman kötü adam (aslında çok temiz yürekli ve sevecen biri olan sanatçı “Yankesici Kız” filminin galasına giderken geçirdiği trafik kazasında yaşamını yitirmiştir) Ahmet Tarık Tekçe bile üzülmüştür herhalde. Kemal Kan, Aysel Tanju, Semih Sezerli, sevimli yüzü ve kilosuyla hafızalarımızdan silinmeyecek olan Necdet Tosun, Asım Nipton, Hadi Hün ve ismi gibi şirin Arap teyzemiz olan Dursune Şirin de rol almışlar.Başlıksız-1

Film o yıllarda en çok izlenen filmlerin başında yer almıştır. Film afişinden anlayacağımız kadarıyla, devrin yakışıklı aktörü Kemal Kan’a aşık olan Muhterem Nur, A. Tarık Tekçe’den devamlı dayak yemekte ağzı burnu kan içinde kalmakta. Burada Aysel Tanju’da olduğuna göre seyr eyleyin siz filmi.

Yeşilçam Sinemacılığında senaryocularımızın yazdıkları hikayelerde; zengin kız-fakir erkek, zorla evlendirilen kız ve tecavüze uğrayan kadın imajlarına sık sık rastlanır. Kız fakirdir ancak sevdiği erkek zengindir. Babasının işlerinin daha düzenli yürüyebilmesi için, komşu holdingin kızı ile evlendirilir veya tersi durum. Kız zengin ve şımarıktır, fakir yaşlı annesinden başka kimsesi olmayan şoförlük yapan erkeğe aşık olmuştur, zengin aile karşı çıkar.

Aşkın kudretini, acılarını, gözyaşlarını gördük okuduk biraz da seyrettik (mi), arkasından benzincinin aşkını da öğrendik sonunda. Bununla bitmedi, daha ne aşklar seyredeceğiz Yeşilçam sinemamız ve filmciliğimiz olduğu sürece. “Karımın Aşkı”, senaryosunu Namık Kılıçoğlu yazdığı ve Seyfi Haveri’nin rejisini yaptığı kalabalık kadrolu bir film. Film afişinde “Herkesin Zevkle Seyredeceği NEFİS BİR FİLM” yazıyor. Haydi bakalım; önce şöyle bir kadroya göz atalım.

Kazım Koşkan’ın görüntülediği kadroda, Muzaffer Nebioğlu, Gülay Gençay, Hayrettin Akbay, Muammer Gözalan, Melike Cemali, Mualla Sürer, Ahmet Tağmat, Hülya Gözalan, Turgut Aktaş, Hikmet Serçe, Meliha Yalçın, Sıtkı Akçatepe, Mürüvvet Sim ve Zafer Önen. “Kocasının kardeşiyle ilişkiye girip büyük bir aşk yaşayan kadının öyküsü” konu ediliyor. İyi Film şirketinin yapımcısı Namık Kılıçoğlu filmin yapımına katkı sağlamış, Kasım İnaltekin de filmin şarkılarını bestelemiş.

Agah Özgüç, “Türk Filmleri Sözlüğü 1. Cilt” ve “Türk Film Yönetmenleri Sözlüğü” isimli çalışmalarında “Karımın Sevgilisi “ adı altında yer almış, ancak bu filmle ilgili afiş ise “Karımın Aşkı” olarak basılmıştır. “5555 Afişle Türk Sineması”. Buradan yola çıkarak film ismini, afişte yer alan isme rağbet ederek buraya aktardım.

Agah Özgüç’ün “Türk Filmleri Sözlüğü” kitabının (Kasım 1998) 1. cildinde konu ile ilgili filmde senaryonun Seyfi Havaeri’ye ait olduğu belirtilmektedir. Halbuki film afişinde ise görünen isim Namık Kılıçoğlu’dur.

 

Yeryüzü sofrası gökkuşağını aşağı indirdi!

 Sinema Sokağı Sanat logo

Şenay Tanrıvermiş
senayt@windowslive.com
Sinema Editörü

 

Özel Haber..

İnançlı ya da inançsız bu coğrafyada büyüyen insanlar akşamüstü Ramazan ayında yükselen ney sesinden, bazı ezberden bilinen ilahilerden, iftar saatine yakın etrafa yayılan sessiz ve huzurlu bekleyişten nasibini almıştır. Evinde ya da komşusunda iftarı bekleyen birilerine denk gelinmiştir. Tuhaf bir duygu yoğunluğu hiç bilinmeyen hücrelere kadar sinmiştir habersizce. Benzer sofralar aynı tınılarla kurulunca ortak bilinç altıda inceden inceye ortak ve gizli bir ruhu beslemiştir, yapılandırmıştır.

Ne güzel de olmuştur aslında. Çünkü aslında rezidanslara, korumalı sitelere ve çift havuzlu, tenis kortlu toplu konutlara geçilmeden önce komşuda pişmiş ve hep bize de düşmüştür. Komşu komşunun külüne muhtaç olmayı ayıp değil kardeşlik bilmiştir. Olan olmayana ikram ederken hissettirmeden davet vermiş, misafirliğe icabet etmekten gocunmamıştır.

Sonra devir değişmiş ve Çelik’in saçları uzamıştır. Ağaoğulları ata binmiş kılıç kuşanmıştır.Yeryüzü sofrası

Fos Bulut’tan adamlar Yiğit sayılmıştır. Pos bıyıklı pala Remziler arkadan saldırıp kahraman olmuş, terfi etmiştir. Tecavüz ve kadın cinayetleri bir çeşit yaygın spor gibi sokaklarda yapılır olmuştur. İnsanlar daha yüksek, daha geniş, daha derin, daha otoparklı, daha güvenlikli, daha peyzajlı, daha AVM’li, daha spor salonlu ve daha yalnız hayatlara çekilmiştir.

Artık kapı çalıp komşuya gitmek özeline müdahale, mahalle baskısı veya demode hareketlerdir. Bütün trendlerin hızla eskidiği bir anda, güzel bir ağaç kesilmiş ve kan kaybından ölmek üzere olan toplum ruh kazanmış, her tarafından filiz patlatmıştır.

Plazalardan, rezidanslardan, gecekondulardan, apartmanlardan, sitelerden, konaklardan, yalılardan, parklardan, bahçelerden, barakalardan, çadırlardan insanlar fırlamış ve ‘dur’ demiştir. Kesilecek kol, kırılacak kanat, dayanacak yürek ve sabredecek sabır kalmamıştır artık. Yeryüzü sofrası kurulmuş ve paylaşarak çoğalmıştır herkes.

Bir lokma bin çeşide bölünmüş ve bölünmesi beklenen topluluklar sofrada birbirine yer açmış, bütün olmuştur. Tanıdık tanımadık, niyetli niyetsiz, güzel çirkin, zengin fakir, genç yaşlı, kadın erkek yan yana oturup birbirine ekmeği uzatmış, tabağına bir kaşıkta kendi çeşidinden koymuştur.

Genişleyen ve zenginleşen ‘yeryüzü sofrası’ şiir yazar, şarkı söyler, gökyüzünü boyar gibi gökkuşağını caddeye indirmiştir. Taş olan kalpler, çürümüş değerler, yozlaşmış ideolojiler, yaptırımcı zihniyetler bu sofra karşısında ezilmiş, azalmış ve birazcık insanlığı varsa yapanlar mutlaka yaptığından gizli gizli utanmıştır mutlaka. Yıllarca batı özentisi olmakla herkesin birbirini suçladığı memlekette birden bire kaynağı kendi kültüründen fışkıran bastırılmış bir sofra herkesi yan yana getirmiştir.

Sonrası devam etmektedir, edecektir. Bu yazı zaten geçmişe yapılan bir güzelleme asla değildir ancak zorla başkası olmaya zorlanan bir toplumun kendisi olma çabasıdır.

Başkası olma kendin ol Türkiye, böyle çok daha güzelsin..

#direngeziparkı