Velev ki!

 

Sinema Sokağı Sanat

Yazar : Şenay Tanrıvermiş  
İletişim :
  senayt@windowslive.com

 

AVM salonlarındaki filmlerde neymiş ayol, bakın devrim var ne güzel!

c3b6Direnişin ‘O’ biçimi sokaklardayken daha ne istenir Allah aşkına? Üstelikte ilk kez kendi hayatımızın başrolünde oynuyoruz. Şimdiye kadar kendi yaşamımıza seyirciydik. Hem de çok kanlı, gürültülü, korkunç, gerilimli ve entrika dolu hayatımızı çıt çıkarmadan seyrediyorduk. Galiba yeterince hatta yeterinden fazla sustuk ve sıra bize geldi. Halbuki birileri ‘susma sustukça sıra bize gelecek’ diye bağırıp duruyordu.

Bu kadar uzun sustuğumuz için Allah affetsin ama kendi vicdanımız affeder mi bilinmez. Biraz zor tabii! Roboski’yi bir bilim kurgu gibi izleyip yılbaşı ağaçlarımızı süsleyebildik! Cumartesi Anneleri’nin önünden transit geçerken vitrinlere baktık ama onları hayalet bir topluluk gibi yıllarca görmemeyi becerdik. LGBT’nin namuslu, gururlu, barışçı ve ders niteliğindeki eylemlerinden vebalıdan kaçar gibi kaçtık. Sivas’ta aklımızı, vicdanımızı, onurumuzu çıtır çıtır yaktılar, üzerine kebapçı açtılar ve biz her türlü aşağılanmaya bağışıklı yaratıklardan beterdik, hiç oralı olmadık.lgbt-manset1

Çocuklarımızı öldürdüler, sövdüler, dövdüler ve biz her seferinde kendimizi inkar ettik. Doğduğumuza pişman olduk ama anlamasınlar diye teşekkür ettik. Kızlarımıza, oğullarımıza tecavüzü hak gördüler, sık sık ırzımıza geçildi ve biz sadece onurumuzu, gururumuzu, vicdanımızı değil çocuklarımızın bedenlerini de armağan ettik ama yetmedi. Burunlarını soktular kesmedi, ellerini oramıza buramıza sokup kaç çocuk yapacağımızı, ne yiyip içeceğimizi dayattılar.

Bizleri etnik kökenlere, mezhep farklılıklara, cinsel tercihlere, yaşam biçimlerine göre kestiler, ayırdılar, böldüler ama olmayınca tek tek her bireyle uğraşmaya başladılar. Hapishanelerde, mahkemelerde, karakollarda yer kalmadı, yenisini ve hep daha büyüğünü yaptılar.

Her tarafa köprü, gökdelen, AVM, rezidans inşa ettiler ve sonunda içimizin temellerini kepçeyle, dozerle, ateşle yıktılar.

Ay aman ne olacaksa olsun artık dedik yahu! Yıllarca içine atıp artık susan iyi kalpli teyzeler gibi susamaz olduk, sokaklara düştük. Ülkenin bütün kirli çamaşırları ortalığa saçıldı. Çenemiz açıldı, çenemiz açıldıkça yüreğimiz ferahladı. Tamam, bizim de büyük hatalarımız oldu ama tazyikli sularla kendimize geldik. Çok sevdik ayol biz direnişi!

Velev ki ibneyiz ama alışın artık sokaklardayız, festival filmlerinde değil!

Dilenmekten yana değil direnmekten yana sloganlar atıyoruz ya çok iyi geliyor doğrusu!

Çok tavsiye ediyoruz, direnin ayol! Böyle birbirimizi ve kendimizi daha çok seviyoruz. Dünya yerinden oynasın ve ibneler özgür olsunlar istiyoruz. Bu daha başlangıç ve devam etmeyi düşünüyoruz. Dahası Zeki Müren’in askerleri olmaktan gurur duyuyoruz. Kısacası kahrolsun erkek egemen ciddiyet diyor suratınıza kahkahayı basıyoruz.

#direngeziparkı #Onuryürüyüşü #DireniyoruzAyol

Reklamlar

Uluslararası Boğaziçi Film Festivali Başlıyor

76

“Herkes Film Çekebilir” sloganıyla 14 – 30 Kasım 2013 tarihleri arasında İstanbul’da gerçekleşecek olan Uluslararası Boğaziçi Film Festivali, 14 Kasım 2013 Perşembe gecesi Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nda yapılacak açılış töreniyle başlıyor. 14 Kasım 1914 hâkim sinema tarihi algısı içerisinde Türk sinemasının başlangıcı sayılıyor. 30 Kasım 2009 ise Ahmet Uluçay’ın vefat tarihi. Bu iki önemli olaya öncelik vererek festival tarihini belirleyen festival ekibi, 100. yılını dolduran Türk Sinemasında yeni imkânlar ve yeni bakış açıları kazandırmayı hedefliyor. Etik, Estetik ve Teknik bütünlüğe sahip filmlerin kabul edildiği festivalde 60 kısa film yarışıyor. Festival bu sene ödüllerini kısa filmcilere dağıtacak.

 

SİNEMALAR, BENİM SİNEMALARIM

 Sinema Sokağı Sanat logo

Şenay Tanrıvermiş
senayt@windowslive.com
Sinema Editörü

 

Artık sinemaya, tiyatroya, sergiye, konsere ve sanatın birçok alandaki üretimine ulaşabilmek için AVM’lere girmek zorundayız. AVM’lere gitmek lanetlenmesi gereken suçlar, günahlar, ayıplardan değil elbette. Her çağın farklı dayatması ve kuşatması içinde üretiyor ve üretilenlere ulaşıyoruz. Bu çelişki ve çekişme içinde popülist ve elitist bölünmelerle yeniden yapılanıyor ve birçok güzel işi kaçırıyoruz.

Sistem içinde küçükte olsa güçlü kırılmaların yaşandığı bir ilkbahar ve yazdan sonra hakim olanı düzeni tüm eylemlerimiz ve alışkanlıklarımız çerçevesinde sorgulamamız ve meydan okumamız bizim elimizde değil mi? Öyleyse buyurun! Gittiğimiz salonları, mekanları, tercih ettiğimiz filmleri, girip çıktığımız, bir parçası olduğumuz aktivitelere rastgele bakalım!MINOLTA DIGITAL CAMERA

En son gittiğimiz sergi hangi salondaydı, hangi şirketin sanat küratörü tarafından belirlenmişti, kültürel vurgunculuk ve egemen sanat emperyalizmi kar öğesinin vazgeçilmez ince hesaplarıyla yapılmıyor mu? Kültür piyasaları, şirket yöneticisi mantığıyla çalışmıyor mu? Büyük şirketlerin birer sanat departmanı yok mu?

Dahası bu departmanlar sokakta kendi başına var olmaya, üretmeye, yaratmaya çalışan özgür sanatçıyı küçük esnaf durumuna düşürmedi mi, ya da yükseltmedi mi? Koskoca markaların reklam kapasiteleri, şirket sermayelerinin gücü, halkla ilişkileri, albenili vitrinleri karşısında birçok galeri, salon vs kapanmak, yok olmak zorunda kalmadı mı?

Zaten müzeler de zengin iş adamlarının kendi adlarına açtığı ve kendilerini açıkça çağdaş kültürün beğeni uzmanları ilan ettiği sofistike dükkanlar değil mi? Müzelerin, galerilerin, salonların şubeleri olması çok mu normal?

Evet, sanat özelleştirileli çok oldu ve bu her açıdan kötü sonuçlar da doğurmadı. Hatta üretimin yayılması ve alıcısına ulaşması açısından inkar edilemez kolaylıklar sundu. Tamam da durup dururken bu konu neden mi açıldı? Çünkü en son Emek sinemasıyla açıkça ilan edilen görüşün artık hemen hayata geçmesi gereğini hatırlatmak için yazıldı…

Elimizdeki son kaleleri güçlendirmek, desteklemek ve yaşatmak için. Kış geldi ve sinema salonları cazibesi de elbette arttı. Kaçınılmaz olarak AVM’lerin sunduğu imkanlar nedeniyle bu salonlar tercih ediliyor ve edilecek. Tabii ki gidelim izleyelim ve genellikle ana akım sinema filmlerini gösterime sokan bu salonların tadını çıkaralım. Ancak bu salonların bağımlısı olup birçok zorluk ve özveriyle çekilen ve salon bulamayan filmleri de takip etmeyi unutmayalım. Beyoğlu Sineması çok dolu ve özel bir film listesiyle bizleri bekliyor.

Gerçekten görülmesi gereken yerli ve yabancı program itinayla seçilmiş ve ilgi bekliyor. Ana motivasyonu sadece eğlence olmayan ve seyircisine düşünme, öğrenme, sorgulama öneren bir sinema. Üstelik bilet fiyatları AVM salonlarının neredeyse yarısı, fuayede satılan yiyecekler de çok daha ucuz. Kendinizi sadece müşteri değil biraz sanatsever hissetmenize sebep olan bir bütün…

Bu yüzden kapandıktan sonra yürüyüşler yapmak yerine şimdi iyi bir alternatif olarak tercih edilmeli ve gidilmelidir diye düşünüyoruz. En yeni, bağımsız ve büyük filmlerin bu küçük salonlarda oynadığı bilgisiyle Beyoğlu Sineması’nın programını web sayfasından sıkı sıkı takip ederek başka türlü izleme olanağı bulamayacağımız filmlere ulaşalım.

Nazım Hikmet Kültür Merkezi’nde ücretsiz film gösterimleri yapıldığını bilelim mesela. Program takip edilirse farklı bir içerik ve görüşle bir anlayış ve zihniyeti yaşatma çabalarını görelim.

İstanbul Modern ve Pera Müzesi salonlarının çok özel seçkilerini ve bazı filmler öncesi/sonrası sinemacılarla seyircinin buluşturulduğu harika programları kaçırmayalım.

Bu arada yazıda adı geçmeyen birçok dergicinin, sanatçının girişimleriyle kendi küçük salonlarında büyük filmler çevirdiklerini ve seyirciye ulaşmak için çok çalıştıklarını göz ardı etmeyelim.

Kısacası ana akım filmler kadar diğer film ve salonların da keyfini sürelim. Sadece festival zamanı hatırladığımız bazı salonları tüm sezon boyunca dolduralım ve sinemaya bazı şirketlerin tekelinden azıcık da olsa sıyırıp soluk aldıralım, soluk alalım. Siz de kendi salonlarınızı ve sunduğu imkanları paylaşın, birlikte zenginleşelim.

Keyifli seyirler…

 

Behzat Ç.: Ankara Yanıyor

9891075955_46e04d086f_b

 

Serdar Akar’ın yönettiği ve Erdal Beşikçioğlu, Sanem Çelik, Nejat İşler ile Aslı Tandoğan’ın oynadığı Behzat Ç.: Ankara Yanıyor, 01 Kasım 2013’de Tiglon Film dağıtımıyla Adam Film tarafından vizyona çıkarılıyor.

Behzat Ç.’nin yokluğunda Cinayet Büronun başına Himmet adında bir Başkomiser atanmıştır. Himmet, İçişleri Bakanının öldürülmesini fırsata dönüştürmeye karar verir ve ekibini Terörle Mücadeleye yardımcı olmaya yönlendirir. Başkomiser Himmet, bir bakkal ve Alman Konsolosluğunda görevli bir Almanın cinayetlerine önem vermeyince Behzat Ç. geçici olarak göreve çağrılır.

 

GalataPerform ile Yaz bakalım

GalataPerform’un 2006 yılından beri yürüttüğü Yeni Metin Yeni Tiyatro Projesi’nin OYUN YAZARLIĞI ATÖLYE programı 2 Kasım 2013 – 7 Mayıs 2014 tarihleri arasında gerçekleşiyor. Atölye, kendini tiyatroda yazarak ifade etmek isteyen herkese açık.

Katılımcıların Atölye kapsamında yazdıkları oyunlar arasından seçilenler, Mayıs ayında 3. Yeni Metin Yeni Tiyatro Festivali kapsamında profesyonel tiyatrocular eşliğinde sergilenecek.YMYT Atolye

Oyun yazımı atölyesi çağrısına cevap veren katılımcılar, Kasım ayından itibare GalataPerform’un Genel Sanat Yönetmeni tiyatrocu oyun yazarı ve yönetmen Yeşim Özsoy Gülan ve Bahçeşehir Üniversitesi Sinema Bölümü öğretim görevlisi ve Bakırköy Belediye Tiyatroları Dramaturgu Ceren Ercan önderliğinde “Çağdaş Tiyatro Atölyeleri” başlığı altında çalışmaya başlayacaklar. Atölyelerdeki diğer eğitmenler arasında Ankara Üniversitesi Dil & Tarih- Coğrafya Fakültesi Tiyatro Bölümü öğretim görevlisi Doç. Doktor Beliz Güçbilmez, Sorbonne Nouvelle Üniversitesi “Tiyatro”bölümü Lisans ve Yüksek Lisans mezunu Okan Urun da var.

25 hafta boyunca haftada 6 saat olarak gerçekleşecek atölyeler, 3 aşamalı olarak gerçekleşecek. Birinci aşama olan Kasım-Aralık aylarında katılımcılar dramatik yapı ve çağdaş tiyatro üzerine temel dersler alacaklar. Ocak-Mart ayları arasındaki ikinci aşamada yurt dışından gelen yabancı yazarların da bir uzun (masterclass) ve birkaç kısa atölye çalışması esnasında kendi oyunlarını geliştirmeye başlayacaklar. Atölyelerin üçüncü aşamasında katılımcılar eğitmenlerle birebir olarak kendi oyunları üzerinde çalışacaklar ve seçilen oyunlar Mayıs 2014te gerçekleşecek olan 3. Yeni Metin Yeni Tiyatro Festivali’nde değerlendirilecek.

Davetli yabancı yazarlarla da (Fransa, Polonya, Ukrayna) gerçekleştirilen çalışmalar kısa ve uzun süreli atölyeler olarak devam edecek. Geçtiğimiz senelerde davetli olarak ders veren yazarlar arasında Fransa’nın ENSATT Üniversitesi Oyun Yazarlığı Bölüm Başkanı Enzo Cormann, İskoçya’daki Traverse Theatre’dan Linda McLeanve Peter Arnott, İspanya’dan Katalan Devlet Tiyatroları Genel Sanat Yönetmeni Sergi Belbel sayılabilir.

Yeni Metin Yeni Tiyatro atölye katılımcıları bugüne dek hem Türkiye’de hem de uluslararası alanda birçok başarıya imza attılar. Berliner Theatertreffen kapsamında, Türkiye’den son aşamaya kalan tek oyun, Yeni Metin Yeni Tiyatro kapsamında Hüseyin Alp Tahmaz’ın yazdığı “Kasaba” oyunu oldu. HeidelbergerYMYT ph  Melike &Felipe Barranco

Stückemarkt ’11 Festivali programına seçilen üç metinden ikisi de Yeni Metin Yeni Tiyatro kapsamında yazılan oyunlar oldu. Oyunu ile Avrupa’nın En İyi Genç Oyun Yazarı ödülünü alan Ahmet Sami Özbudak’ın “İz” ve Liseli Gençler Oyun Yazıyor Projesi’nden çıkan 17 yaşındaki yazar Fehime Seven’in “Türkiye Kayası” adlı oyunları festivalde okuma tiyatrosu olarak seyirciyle buluştu.

Geçmiş atölye katılımcılarının oyunları İstanbul sahnelerinde de oynamaya devam ediyor. Geçtiğimiz sezon Fehime Seven’in İstanbul Şehir Tiyatroları’nda sahnelenen “Türkiye Kayası” oyunu ve Ahmet Sami Özbudak’ın GalataPerform’da sahnelen “İz” adlı oyunları bu sezon da izleyici ile buluşmaya devam ediyor. Ayrıca geçen sene 2. Yeni Metin Yeni TiyatroFestivali’nde ‘sahnelenmiş oyun okuması’ yapılan Şenay Tanrıvermiş’in ilk oyunu “Dil”i bu sene GalataPerform sezon için hazırlıyor.

İlk oyunların değerlendirilmesine imkan sağlayan ve uluslar arası bağlantıları ve programıyla özgün bir atölye olma niteliğinde olan Yeni Metin Yeni Tiyatro Atölyelerine başvurmak için;

Başvuru Şartları:

  • 21 Ekim 2013 tarihine kadar yazdığınız bir oyunun ya da herhangi bir türde yazdığınız bir metnin 2 ile 10 sayfa arasındaki bir bölümünü yenimetinyenitiyatro@galataperform.com adresine özgeçmişinizle beraber gönderiniz.
  • 2013-2014 Yeni Metin Yeni Tiyatro Atölyeleri için kontenjan 25 kişiliktir. 2 katılımcıya burs verilecektir.
  • Mülakat tarihleri 23-24 Ekim günleridir. Randevular telefonla alınmaktadır. Tel: 0530 260 25 24

 www.galataperform.com

 

Berfo Ana belgeseli!

 Sinema Sokağı Sanat logo

Şenay Tanrıvermiş
senayt@windowslive.com
Sinema Editörü

 

 

Veysi Altay’ın yönetmenliğini yaptığı ’33 yıllık direniş- berfo ana’nın muhteşem belgeselinin sinemalarda oynamamasının normal olması ne kadar anormal değil mi? Her cumartesi günü önünden geçip görmemezlikten geldiğimiz kötürümleşmiş ve kötüleşmiş vicdanlarımıza son derece uygun düşüyordu adımlarımız.

Orada çocuklarının akıbetini merak eden ve bu ateşle yanan anneler bekliyordu ve büyük kalabalıklar onlara sokak eşyası, duvar süsü veya herhangi bir şehir atraksiyonu gözüyle bakıyordu. Yok yok hatta bakmıyordu bile. Yanlışlıkla görürüm korkusunun bilinçaltı savunmasıyla bakmıyorduk Cumartesi Anneleri’ne…berfo-ana-belgeseli-beyaz-perdede_250x250cutout

Veysi Altay kalabalıklardan olmamayı seçmiş ve artık simge bir isim olan Berfo Ana’nın bekleyişini, inadını, sabrını, mücadelesini belgesel çalışmasıyla somutlaştırmış. Ne güzel insanlar var değil mi hala? Ama ülke atmosferini, iklimini ve yakın tarihini işleyen bir filmin vizyonda yer bulmamasına ve bunun normal olmasına ne denmeli Allah aşkına?

Ethem’in, Ali İsmail’in, Abdullah’ın, Medeni’nin, Mehmet’in, Atakan’ın acılarına sahip çıkan bir kesimin duyarlılığına da bu yüzden şaşırıyor şaşıranlar. Berfo Ana’ya sahip çıkmadığınız, yalnız bıraktığınız, inkar ettiğiniz gibi bu gençlerin yüreği yangın analarını neden yalnız bırakmıyorsunuz öfkesi ve şaşkınlığı var birilerinde!

Berfo Ana daha yalnız bir kalabalığın içindeydi ama bugün anneler yavaş yavaş kucaklaşıyor sanki. Dün sana olan bugün benim başıma geldi başka bir biçimde acısıyla sarılıyor insanlar. Ayrıca ya başımıza gelirse tehdidin yakın durması tüm anneleri daha fazla görmek, duymak, anlamak zorunda hissettiriyor. Birileri hiç görmek istemese de Berfo Ana belgeseli gibi duyarlı işler toprağa düşüyor ve havalar değişiyor aniden.

Siz pırıltılı sinema salonlarında Berfo Ana’ya yer vermeseniz de, dönüp bakmasanız da hava da asılı acısıyla iklimini değiştiriyor gözyaşı bulutları. Aniden hava sıkışıyor, bulutlar çarpışıyor. Nedensiz değil yani! Sadece Ethem, Abdullah, Ali İsmail, Medeni, Mehmet, Atakan değil Berfo Ana’nın oğlu da bir anadan doğmuştur ve bu toprakların evladıdır duygusu dalgalanıyor etrafta. Yönetmen Veysi Altay ise “İyi ki anneler var. Anneler olmasaydı bu çalışmam olmayacaktı” diyor belgeselini anlatırken.

Ama biz bu filmleri kendi salonlarımızda izleyemiyoruz, sanki birilerinin spesifik ilgi alanı ya da hobisiyle ilgili bir filmmiş gibi. Sadece meraklısının ilgileneceği aslında önemsiz bir konuymuş gibi. Bizimle hiç ilgisi yok gibi…

Bu durumda sinema salonlarında kendi dramlarına yer vermeyen sistemin havalandırmaları ve ultra yeni teknolojik donanımları sadece havayı kirletmeye yarayabilir. Haberlerde Ethem’in annesini Sayfı Sarısülük’ün “onu vurduklarında beni de vurdular, katilini serbest bıraktıklarında bir kez daha vurdular” dediğini yayınlamazsanız hava bulanıyor tabii. Ali İsmail Korkmaz’ın annesi Emel Korkmaz: Ne umutlarla gitmişti Eskişehir’e.

Daha 19 yaşındaydı. 20’sinde bile değildi. Elinde ne taş, ne de sopa vardı. Katilleri maalesef belli ama gizleniyor. Kaç kamera kaydı var. Neden o görüntüler siliniyor? Bu çocuk onlara ne yaptı? Katiller sokakta dolaşıyor, masum çocuklar öldüresiye dövülüyor. Devlet büyüklerinin vicdanları sızlamıyor mu? Tek isteğim, katiller bulunduğu zaman gözüme bakmaları.

Acaba bakabilecekler mi? Çok hayalleri vardı oğlumun dediğinde siz ekrana koymazsanız gizli fırtınalar kopuyor ve hava bozuluyor tabii. Artık iklim kolay kolay Akdeniz olmaz ve gülümsemek hiç kolay değildir bu hava da.

Mehmet Ayvalıtaş’ın annesi Fadime Ayvalıtaş’ın bu sözleri yerine Usta’nın öyküsünü izletirseniz denge bozuluyor ve havalar aniden soğuyabiliyor tabii. Fadime anne: Başbakan her geçen gün yaramı daha da kanatıyor. Acaba kendi evladı ölse böyle konuşabilir miydi? Hep yaram kanıyor.

Sekizinci ayda askere gidecekti toprağa verdim dediğinde hiçbir kanal bu sözleri yayınlamazsa başka kanallar açılabiliyor. Ve tabii hava da bozuluyor, iklim de değişiyor. Medeni Yıldırım’ın annesi Fehriye Yıldırım şöyle anlatıyor acısını ve ekranlarda yer bulamıyor sözleri; 18’i bitmiş, 19’unun ilk günüydü.

Medeni’min katili bellidir. Başbakan Medeni’nin katilini getirsin elimize versin. Oğlum eline taş bile almamış. İnşallah rüyasına girer Başbakan’ın.’ Yayınlanmayınca acılar, saklanınca, unutturulmaya çalışılınca havadaki kirlenme bulaşıyor herkese ve sık sık sıkboğaz ediyor basınçlı kirlilik.

Ölene kadar belki oğlu gelir diye kapısı açık bekleyen Berfo Ana gerçeğine salonları, ekranları kapatırsanız iklim Akdeniz olmuyor hiç ve kolay kolay gülümseyemiyor kimse…

GalataPerform’un Yeni Metin Yazarlığı

YAZ BAKALIM!

GALATAPERFOM’UN YENİ METİN YENİ TİYATRO OYUN YAZARLIĞI ATÖLYELERİ BAŞLIYOR!

GalataPerform’un 2006 yılından beri yürüttüğü Yeni Metin Yeni Tiyatro Projesi’nin OYUN YAZARLIĞI ATÖLYE programı 2 Kasım 2013 – 7 Mayıs 2014 tarihleri arasında gerçekleşiyor. Atölye, kendini tiyatroda yazarak ifade etmek isteyen herkese açık.

Katılımcıların Atölye kapsamında yazdıkları oyunlar arasından seçilenler, Mayıs ayında 3. Yeni Metin Yeni Tiyatro Festivali kapsamında profesyonel tiyatrocular eşliğinde sergilenecek.fft64_mf1472206

Oyun yazımı atölyesi çağrısına cevap veren katılımcılar, Kasım ayından itibaren GalataPerform’un Genel Sanat Yönetmeni tiyatrocu oyun yazarı ve yönetmen Yeşim Özsoy Gülan ve Bahçeşehir Üniversitesi Sinema ve Tiyatro Bölümü öğretim görevlisi Ceren Ercan önderliğinde “Çağdaş Tiyatro Atölyeleri” başlığı altında çalışmaya başlayacaklar. Atölyelerdeki diğer eğitmenler arasında Ankara Üniversitesi Dil & Tarih- Coğrafya Fakültesi Tiyatro Bölümü öğretim görevlisi Doç. Doktor Beliz Güçbilmez, Sorbonne Nouvelle Üniversitesi “Tiyatro” bölümü Lisans ve Yüksek Lisans mezunu Okan Urun da var.

25 hafta boyunca haftada 6 saat olarak gerçekleşecek atölyeler, 3 aşamalı olarak gerçekleşecek. Birinci aşama olan Kasım-Aralık aylarında katılımcılar dramatik yapı ve çağdaş tiyatro üzerine temel dersler alacaklar. Ocak-Mart ayları arasındaki ikinci aşamada yurt dışından gelen yabancı yazarların da bir uzun (masterclass) ve birkaç kısa atölye çalışması esnasında kendi oyunlarını geliştirmeye başlayacaklar. Atölyelerin üçüncü aşamasında katılımcılar eğitmenlerle birebir olarak kendi oyunları üzerinde çalışacaklar ve seçilen oyunlar Mayıs 2014te gerçekleşecek olan 3. Yeni Metin Yeni Tiyatro Festivali’nde değerlendirilecek.

Davetli yabancı yazarlarla da (Fransa, Polonya, Ukrayna) gerçekleştirilen çalışmalar kısa ve uzun süreli atölyeler olarak devam edecek. Geçtiğimiz senelerde davetli olarak ders veren yazarlar arasında Fransa’nın Ensatt Üniversitesi Oyun Yazarlığı Bölüm Başkanı Enzo Cormann, İskoçya’daki Traverse Theater’dan Linda McLean ve Peter Arnott, İspanya’dan Katalan Devlet Tiyatroları Genel Sanat Yönetmeni Sergei Belbel sayılabilir.

Yeni Metin Yeni Tiyatro atölye katılımcıları bugüne dek hem Türkiye’de hem de uluslararası alanda birçok başarıya imza attılar. Berlin Theater Treffen kapsamında, Türkiye’den son aşamaya kalan tek oyun, Yeni Metin Yeni Tiyatro kapsamında Hüseyin Alp Tahmaz’ın yazdığı “Kasaba” oyunu oldu. Heidelberger Stückemarkt ’11 Festivali programına seçilen üç metinden ikisi de Yeni Metin Yeni Tiyatro kapsamında yazılan oyunlar oldu.

Oyunu ile Avrupa’nın En İyi Genç Oyun Yazarı ödülünü alan Ahmet Sami Özbudak’ın “İz” ve Liseli Gençler Oyun Yazıyor Projesi’nden çıkan 17 yaşındaki yazar Fehime Seven’in “Türkiye Kayası” adlı oyunları festivalde okuma tiyatrosu olarak seyirciyle buluştu. Bu yıl Rusya’da gerçekleşecek olan İstanbul Tanıklıkları projesi kapsamında Yeni Metin Yeni Tiyatro projesi yazarları, Şenay Tanrıvermiş, Öznur Şahin, Ahmet Sami Özbudak, ve Burak Safa Çalış, Yeşim Özsoy Gülan önderliğinde, Gezi olaylarıyla ilgili kendi kişisel ‘tanıklık’larından yola çıkarak bir oyun yazacaklar. Oyunun okuması Kasım 2013’te Rusya’da ve akebinde İstanbul’da gerçekleşecek.

Geçmiş atölye katılımcılarının oyunları İstanbul sahnelerinde de oynamaya devam ediyor. Geçtiğimiz sezon Fehime Seven’in İstanbul Şehir Tiyatroları’nda sahnelenen “Türkiye Kayası” oyunu ve Ahmet Sami Özbudak’ın GalataPerform’da sahnelen “İz” adlı oyunları bu sezon da izleyici ile buluşmaya devam ediyor. Ayrıca geçen sene 2. Yeni Metin Yeni Tiyatro Festivali’nde ‘sahnelenmiş oyun okuması’ yapılan Şenay Tanrıvermiş’in ilk oyunu “Dil”i bu sene GalataPerform sezon için hazırlıyor.

İlk oyunların değerlendirilmesine imkan sağlayan ve uluslar arası bağlantıları ve programıyla özgün bir atölye olma niteliğinde olan Yeni Metin Yeni Tiyatro Atölyelerine başvurmak için;


Başvuru Şartları:

  • 21 Ekim 2013 tarihine kadar yazdığınız bir oyunun ya da herhangi bir türde yazdığınız bir metnin 2 ile 10 sayfa arasındaki bir bölümünü yenimetinyenitiyatro@galataperform.com adresine özgeçmişinizle beraber gönderiniz.
  • 2013-2014 Yeni Metin Yeni Tiyatro Atöyleri için kontenjan 25 kişidir. 2 katılımcıya burs verilecektir.
  • 
Mülakat tarihleri 23-24 Ekim günleridir. Randevular telefonla alınmaktadır. 
Tel: 0530 260 25 24

http://www.galataperform.com

 

Altın Koza’da Yarışacak Kısa Filmler Belli Oldu

4449323859_9761029e81_m

Adana Büyükşehir Belediyesi tarafından, 16 – 22 Eylül 2013 tarihleri arasında düzenlenecek olan 20. Uluslararası Adana Altın Koza Film Festivali kapsamında yapılacak, Ulusal Öğrenci Filmleri Yarışması ve Akdeniz Ülkeleri Kısa Film Yarışması finalistleri belli oldu.

Başkan Vekili Zihni Aldırmaz, ülkemizdeki güzel sanatlar ile iletişim fakültelerinin sinema – televizyon bölümlerine devam eden öğrencilerin katılabildiği ve filmlerin kurmaca, belgesel, canlandırma ve deneysel dallarında değerlendirildiği Ulusal Öğrenci Filmleri Yarışması’nda bu yıl, çeşitli üniversitelerden 42 filmin yarışmaya hak kazandığını belirtti.

Ulusal Öğrenci Filmleri Yarışması’nda her dört dalda en iyi film seçilen esere 7.500 TL ödül verilecek.

Kutsal Motorlar

 Sinema Sokağı Sanat logo

Şenay Tanrıvermiş
senayt@windowslive.com
Sinema Editörü

 

En baştan söylemekte fayda var; ana akım sinemaya ait olmayan bu film hiç sıkmıyor ve seyirciye başından sonuna sürprizler sunuyor. Fantastik, bilim kurgu, dram, komedi ve müzikal türleri birbiri içinde eritirken az ama öz diyaloglarıyla tam yürekten vuruyor ve seyirciye unutulmaz bir sinema şöleni sunuyor. Türünün kaygan olması gibi olay örgüsünün ve dramatik yapısının da esnek olması kutsal bir iş çıkartıyor ortaya. Dolayısıyla filmin konusunu özetlemek, temasını ve mesajlarını veya cümlesini bulmaya, anlamaya çalışmaktan vazgeçip, ötesine geçmek ve keyfini sürmek gerekiyor.20380135.jpg-r_640_600-b_1_D6D6D6-f_jpg-q_x-xxyxx

Sezgilere, duygulara ve söze sığmayan düşüncelere özgü bir ironik şiir dize dize akıyor sanki. Ancak bir yandan da filmin temel aldığı bir ana karakter etrafında akan gerçeküstü olaylar tuhaf bir şekilde benimseniyor, inandırıyor. Belki de inanma ihtiyacını aşan olaylar zinciri fazlasını verdiği için film kendine tutsak alıyor seyirciyi. Artık Leos Carax’ın hafiften Godard’ı anımsatan kendi dünyasının izleyicisi olma gayreti başlıyor. Gayret deyince filmin yorucu bir temposu ya da seyirciyi çözümlemeye zorlayan olaylar düğümü de söz konusu değil. Sadece belki bu noktada bütünlük kazandırılamadığı veya bütünlüğünü ifade etmediği ya da edemediği için eleştirilebilir. Ayrıca sessiz sinemadan bugüne sinema tarihinin farklı dönem ve türlerine hatta Transformers’a özel ve fazladan saygı duruşunda bulunan film bir rüya gibi düşünülürse bütünlükte kazanıyor.

Farklı görsel sanat disiplinlerinden beslenen film parça parça öykülerden oluşuyor ve parçalar bir karakterde vücut bulduğu gibi ilintisiz olaylar birbirine göndermeler ve linklerle ekleniyor. Bu açıdan bazen eklektik dursa da genel olarak her zerrenin bütünü sağlamlaştırdığı tuhaf bir atmosfer oluşuyor, büyülüyor. Filmin anlatmaktan çok hissettirmek istediği sıkışmışlık ve hüzün yine filmden alıntı muhteşem bir cümleyle özetlenebilir; “Cehennemin dibinde bir balo sergiliyoruz. Hepimiz sarhoşuz. Ölü ve sarhoş…”

Rolden role giren ve her yeni rolle başka bir macerada sürükleyen Denis Lavant’ın oyunculuğu hem virtüöz bir oyuncunun hünerlerini göstermesi hem de oyuncunun çıkmazını, oynama aşkını ve bu aşkın öldürücü, yorucu, hüzünlü ve bir o kadar da anlaşılmaz zevklerini anlattığı bir temelle bir kez daha kutsanıyor. Yani Denis Lavant’a yazılmış bir güzelleme olarak tüm oyuncu sevdalılarının dertlerini de övgü ve saygı dolu bir methiyeyle yüceltiyor yönetmen. Yaşamak için her rolün hakkını vermek, başka hayatlara değmek ve bilmediğin ruhlara girip çıkmak zorunda olan oyuncu sadece oyuncu bir karakteri anlatmakla yetinmiyor sanki. Sıradan hayatların bütün ciddiyetle oynanan rollerine soru işaretleri ve gölgeler düşürüyor. Dahası Crononberg’in ‘existence’ ve ‘videodrome’ başyapıtlarında olduğu gibi insanoğlunun varoluşuna dair sorular sorarken makineleşen insanı ve insanlaşan makineleri müthiş estetik sahnelerle resmediyor. Sonuçta gülünç duruma düşen insanoğlunun çıkmazı gülümsetirken üzüyor.

Carax, filmin ardında bir hikaye olmadığını, birbirine bağlanmış bazı imgeler ve duygular olduğunu söylese de bir bütün oluşturmaya eşikte durduğu için engellenemez şekilde karakterin canlandırdığı kişiliklere bu şekilde yaklaşılıyor. Çünkü bu yanılsama seyir sırasında ve sonrasında da seyircinin kafasında birbirine yaklaşıyor, hatta kimi zaman iç içe geçiyor ya da yönetme söyleşisinde ele vermek istemediği gizi filminde de tam açık etmeden sık sık fısıldayıp kaçıyor gibi… Farkında olmadan bolca ‘gibi, sanki, belki’ gibi kelimelerin kullanılması da bundandır ‘herhalde’. Evet bu filmde hiçbir şey kesin, net ve gerçekçi değil ancak yeterince fulu ve sürreal de değil. Allah aşkına nedir o zaman konu diyorsanız hayal gücünün sınırlarını zorlayan imgelerin toplandığı bir sezgiler havuzunda çağdaş bir rüya olarak özetlenebilir ‘belki’. Sezgilerin semboller, masallar ve kabuslarla dansıdır ‘sanki’. Çağımız sanatçılarının ortak bilinçaltı deşifre kodlarının tablosudur ‘gibi’…

Bence gidin yani!

Roger Waters / 4 Ağustos 2013

roger

 

Rock müziğin efsane grubu Pink Floyd’un kurucusu Roger Waters, “The Wall” turnesiyle 7 yılın ardından Karnaval.com medya sponsorluğunda yeniden İstanbullularla buluşacak.

4 Ağustos 2013 tarihinde İTÜ Arena’da konser verecek olan Roger Waters, daha önce 2006 yılında geldiği ‘The Dark Side Of the Moon’ turnesiyle İstanbul’da 17 bin kişilik muhteşem hayran kitlesiyle o yazın en unutulmaz konserine imza atmıştı.

The Wall turnesi, şimdiye kadar gerçekleştirdiği 192 konserle, 380 milyon dolar bilet satış elde etti ve 28 ülkede 3,3 milyon kişiye ulaştı.

Turnenin Avrupa konserleri Temmuz’da Belçika’da başlayacak. 25 konser verecek olan Roger Waters, Yunanistan’ın ardından 4 Ağustos’ta İstanbul’da olacak. The Wall turnesi Eylül ayında Fransa’da noktalanacak.