117. Dünya Sinema Gününüz kutlu olsun

.

”GÖZLERİMİZ KUSURSUZ OLSAYDI, SİNEMA OLMAZDI’

Bu söz bilimsel olarak sinemanın icadının tek koşulunu açıklıyor. İnsan gözünün yapısından kaynaklanan bir kusuru vardır. Görüntüler retina üzerine düştükten sonra belli bir süre kalır.

Eğer, görüntü retinaya düşer düşmez silinseydi bir değişimi, hareketi arka arkaya yeniden yaratmak mümkün olmayacaktı. Bir film seyrederken saniyede 24 adet durağan resim ardarda görülür. Bu resimlerin bir öncekinin yansıması retinadan silinmeden hızla birbirini izlemesi insanda kusursuz bir değişim yaratır.

İLK FİLM

Bugün 14 Kasım Dünya Sinema Günü; sinemanın başlangıcından günümüze tam 117  yıl geçti(1895-2012-). Lumiere Kardeşler kendi buluşlarıyla deneme niteliği taşıyan kısacık filmler çekerek yaşamımızda yer edecek olan bu sanatı dünyayla tanıştırdılar.Lumiere Kardeşler’in çektiği ilk film ve aynı zamanda tarihte kayıtlı ilk film bir trenin gara girişi idi.Bu kısa film dönemin kahvehanelerinden birinde ilk kez izleyici ile buluştuğunda, orada bulunan herkes trenin üzerlerine geldiğini zannederek kaçışırlar.

 

Kim Buldu? İlk Kez Kim İzledi
.
 Almanlar her ne kadar önceliği Fransızlara kaptırmayalım, sinemayı biz bulduk diye serzenişte bulunsalar da, sinemanın mucitleri akademik çevrelerce Lumiére Kardeşler olarak kabul ediliyor. Evet, şu bir gerçek ki, Almanyalı iki kardeş Max ve Emil Sklandowsky yaptıkları ilkel bir cihazla, Lumiére Kardeşler’den yaklaşık iki ay önce 1 Kasım 1895’te çalışmalarını insanlara sunmuşlardı ama bu icat bir projeksiyon makinesinden daha çok hareketli resim ve görüntüleri kabaca art arda gösteren bir aygıttı. Sinemadan anladığımız şeyin çok gerisinde olan bu buluş, sinemanın başlangıcı kabul edilemezdi.İlk sinema gösterimine yalnızca otuz kişi tanık oldu. Tarih 28 Aralık 1895’ti. Bu biletli otuz kişi, Paris’in Capucines Meydanı’nda bulunan binanın bodrum katında, Lumiére Kardeşlerle birlikte tarihe geçeceklerinden habersiz, yirmi dakikalık filmi izlediler. Lumiére Kardeşler, “L’Arroseur Arrousé” isimli kendi hortumuyla kendisini sulayan bahçıvanın yanı sıra fabrikalardan çıkan işçilere kadar, komik ve ilginç olaylardan oluşan bu filmi izleyicilerine sundu. Tabii ki daha sesli sinema icat edilmemişti. Duyulan sesler, izleyicilerin kahkahaları ya da yürüyen işçilerin kendilerini ezeceğini ya da hortumdan çıkan suyun kendilerini ıslatabileceğini düşünen izleyicilerin korku dolu mırıldanmalarıydı. Bu icat çok geçmeden kulaktan kulağa yayılacak, Lumiére Kardeşler sadece film gösteren ilk sinema salonunu açacaklardı.
.
Kurgu ve Hikâye Sinema Salonlarına Giriyor 
.
Çok geçmeden birileri bu eğlenceli görüntüler arasında neyin eksik olduğunu bulacaktı. Sinema, edebiyat ve tiyatro gibi alanlardan beslenecek, sinemaya hayal gücü, oyunculuk, karakter gelişimi, hikâye unsurları eklenecekti. Bu noktada 1903 yapımı The Great Train Robbery (Büyük Tren Soygunu) isimli filmin önemi büyük. Filmde, on dakika boyunca tek konu anlatılıyordu; tren soygunu, kaçış ve suçluların yakalanışı. Bu yapımın ardından filmlerin süreleri git gide uzayacak, konular ve karakterler daha etkileyici hale gelecekti. Sinemanın bu “Sessiz Dönem”i bu gün bile izlediğimizde bizi etkileyen çok sayıda yapıtı doğurdu. Bu dönemin izlemenizi tavsiye ettiğimiz başyapıtları Birth Of A Nation, The General, The Battleship Of Potemkin, The Passion of Joan Of Arc, Intolerance, Gold Rush, Metropolis ve The Cabinet of Dr. Caligari.
.
Türk Sineması 

Türkiye ise sinema ile 1910 yılında tanıştı ve Türk Sineması gelişimine hala devam etmektedir. 1910 yılından bu yana ülkemizde de başarılı kısa ve uzun metraj çalışmaları yapılmaya devam edilmektedir. Başarı Türk yönetmen ve oyuncular ile zihinlerde efsaneleşen anlar,replikler ve enstantaneler ölümsüzleşmiştir.

Sinema Kültürü 

Sinema her şeyden önce bir sanat dalı olarak diğer tüm sanat dalları ile ve tarih, arkeoloji ve coğrafya gibi birçok bilim dalıyla doğrudan ilişkilidir. Sinema çoğu kez ilişkili olduğu alanlara hizmet de eder(belgesel vb..)

Sinema Endüstrisi 

.
Sinema hızlı gelişimi ile beraber aynı zamanda sektörleşti. Birçok sinema sanatçısının sanattan da öte bir ‘dil’ olarak varsaydığı sinema; yadsınamaz yükselişi ile ekonomik olarak da etkisini gösterdi ve dev bir sanayi haline geldi. Tüm dünyaca bilinen, kalbinin hollywood’da attığı sinema endüstrisi ayrıca zaman zaman ülkelerce başvurulan güçlü silahlardan biri haline geldi.

Reklamlar

Levent’te Sezonu Açtı , Her Cuma Yeni Sinema,

.

” Her Cuma Yeni Sinema ” sloganıyla Yeni Sinema Hareketi ve Beşiktaş Belediyesi tarafından düzenlenen film programı Levent Kültür Merkezi’nde başladı. Programın açılışı cuma akşamı Levent Kültür Merkezi’nde Serkan Acar’ın “Aşk ve Devrim” filmiyle yapıldı. Filmin gösterimine aralarındaDerviş Zaim, Belma Baş, Pelin Esmer, Hakkı Kurtuluş, Melik Saraçoğlu’nun da aralarında bulunduğu çok sayıda yönetmen ve yapımcının yanı sıra genç kuşak oyunculardan Altın Koza ödüllü Nilay Erdönmez de katıldı.

.

Kasım – Aralık 2012 Programı

Hafta

Tarih

Film

Yönetmen

    1.

9-15 Kasım

Aşk ve Devrim

Serkan Acar

    2.

16-22 Kasım

Atlıkarınca

İlksen Başarır

    3.

23-29 Kasım

Başka Dilde Aşk

İlksen Başarır

    4.

30 Kasım-6 Aralık

Bizim Büyük Çaresizliğimiz

Seyfi Teoman

    5.

07-13 Aralık

Çoğunluk

Seren Yüce

    6.

14-20 Aralık

Gelecek Uzun Sürer

Özcan Alper

    7.

21-27 Aralık

Köprüdekiler

Aslı Özge

    8.

28 Aralık-3 Ocak

Gölgeler ve Suretler

Derviş Zaim

 

.

“Her Cuma Yeni Sinema” programında her cuma yeni bir film gösterime giriyor. Bu cuma saat 19:00’da İlksen Başarır’ın yönettiği “Atlıkarınca” filminin ilk gösterimi yapılacak ve filmin ardından yönetmen ve oyuncular seyircilerin sorularını yanıtlayacak.

İletişim için:

Başak Arslan
basak.arslan@katadromart.com
0530 879 2882

.

Bk

Mutlu günler dileğiyle

Şenay Tanrıvermiş

Yalçın Özgül
ana logo

  yalcinozgul@gmail.com

 

AŞK RÜYASI 1959

Muzaffer Tema, Muhterem Nur, Suphi Kaner, Muazzez Arçay, Ahmet Tarık Tekçe, Nilüfer Sezer ve Selahattin İçsel’den seçilmiş zamanın dev kadrolu “Aşk Rüyası” filmi 1959 yılında Hulki Saner tarafından çekildi. Türk sinemasında örneğini sıkça göreceğimiz, yabancı filmlerden uyarlama senaryoların, beyaz perdeye aktarma işlemlerinin moda olduğu dönemlerde, senaryocu Sadık Şendil filmin senaryosunu; Amerikalı yönetmen Billy Wilder’in (1906-2002) 1954 Yapımlı ve baş rollerini Humphrey Bogart (1899-1957), Audrey Hepburn (1929-1993), William Holden’ın (1918-1981) “Sabrina” filminden esinlenerek yazmıştır. Konusuna gelince…

Sabrina filmini seyreden yaşı müsait beyler ve bayanlar, görmeyenlere anlatsın. Kısa bir ipucu: Televizyon dizisi olarak izlediğimiz “Bir İstanbul Masalı” dizisinin benzeri bir film. Zaten bu dizi de bahsi geçen Sabrina filminden kopya.

AŞKIN KUDRETİ 1959

Yönetmenliğinden ziyade sekseni aşmış filmlerde oyunculuk gücü ile kendini gösteren büyük komedi oyuncusu Suphi Kaner (1933-1963) yönetmenliğe merak sarmış ve bu merakı sonunda pek de başarılı olmayan filmleri yönetmiştir. Bunlardan 1959 yılında çevirdiği “Aşkın Kudreti”, literatürlerde yer almayan bir film. Türker İnanoğlu’nun “5555 Afişle Türk Sineması” kitabında yer alan afişten, bu isimle bir film çevrildiğini anlıyoruz. Uyanık Film şirketine ait bu filmde, Şenol Şenay, Özkan Yılmaz, Mehmet Özeket, Sadettin Erbil başlıca rolleri paylaşmışlar. Suphi Kaner’in ne tür bir aşk yaşadığını ve onun kudretinin ne olduğunu bilemem ama, sinema aşkının çok büyük olduğunu ve bunun ona güç verdiği tartışılmaz. Kendisinde var olan sinema aşkının kudreti ile yaşamının son yıllarında yapımcılığa ve yönetmenliğe soyunan Kaner, ne acıdır ki içine düştüğü ekonomik kriz karşısında yenik düşmüş ve yaşamına intihar ederek son vermiştir. Çok genç yaşta sanata veda eden bu oyuncunun yokluğu, Türk Sinemasının çok büyük kaybıdır.

AŞKIN ACILARI 1959

Sinema tarihçilerimiz ve yazarlarımız beni bağışlasın. Hiçbir sanatsal değeri olmayan üç beş film çevirerek kendisine yönetmen süsü veren kişilerin bu ünvanla sinema tarihimizin içinde yer alması bana ters geliyor. Bunlardan biri de Hüseyin Kaşif. Üç film çekmiş. Muhterem Nur, Ahmet Mekin, Nezihe Becerikli, Atıf Kaptan, Salih Tozan gibi starlar da “Aşkın Acıları” filminde rol almışlar. Yaşantısı boyunca aşk acıları çekmiş olacak ki Hüseyin Şahin böyle bir senaryoyu yazmak ve çekmek ihtiyacını hissetmiş olabilir. Tabi aşk acıtır. Buna her türlü aşk dahil. Aşkın acıları içinde, Suphi Kaner’in ölümü açıkca yer almakta değil midir?

ÇALGI ÇENGİ ÜZERİNE

..

Sinematek sitesinin amblemi altında “Herkes Sinema Yapabilir” sözcüğü yer almakta. Hayır kardeşim yalnış… Herkes sinema yapamayacağı gibi senaryo da yazamaz oyunculuk da yapamaz… 2010 yılı yapımı Çalgı Çengi filminde olduğu gibi.
Oldum olası Yeşilçam sinemasının o özellikle siyah-beyaz filmlerini özler olduğumu her zaman söylemiş ve bunun da arkasında olduğunu hep vurgulamıştım. Bu filmleri bugünün şartları altında incelemeye alsak, mutlak çok abartılı ve hatalı ve hatta abuk sabuk sahnelerin olduğunu mutlak görürüz. Ancak, senaryo-yönetmen-oyuncu üçgeninin de güzelliğini inkar edemeyiz. Burada bu güzellikleri anlatmak oldukça uzun bir zaman alacağını düşünerek gelelim biz Çalgı- Çengi’ye.
Salih ve Gürkan, düğün, kına gecesi gibi organizasyonlarda müzisyenlik yaparak hayatını kazanan Ankaralı iki teyze oğludur. Gürkan (Ahmet Kural) ve Salih (Murat Cemcir) bir ikili olarak, sıra altı bir organizatörün kendilerine pasladığı virane işlerle ekmek doğrultmaya çalışmaktadırlar.

Teyze oğulları, alışık oldukları üzere yine Bağcılar-Güneşli hattında bir yerlerde ve muhtemelen yer altındaki bir düğün salonuna doğru yola çıkarlar. Gittikleri yerde kendilerini karşılayan düğün sahibinin, hazırlanmaları için kendilerini evin kömürlüğüne bırakması, o güne kadar itilip kakılmaya alışmış kardeşler için bile ciddi hayal kırıklığıdır, fakat bu sefer “kulis”te davetsiz misafirleri olacaktır.

Aynı saatlerde, iki maföz tip, yakaladıkları banka güvenlik görevlisini gözden uzak bir yerde sorgulamak üzere bu izbe mahalle köşesinde bulabildikleri en kuytu mekan olan kömürlüğe tıkmışlardır. Güvenlik görevlsinin dengesiz mayfa elemanına diklenmesi sonucu öldürülmesi, kardeşlerin müzisyenlik hayatını kaydırır. Artık cesedi sahiplenmekle, kendi cesetlerini teslim etmek arasında bir seçim yapmak durumundadırlar. Maföz tipler vurdukları adamın cesedini sabaha dek ortadan kaybetmelerini isteyince, teyze oğulları en akıllıca fikir olarak ancak cesedi sırtlayıp eve götürmeyi bulurlar. Evlerinde bir cesetle ikamete başlayan teyze oğullarının bu misafirperverliği, cesedin kapalı kaldığı yerde fena halde sıkılması ile kısa sürecektir.
Müzisyen karakterli iki şarkıcının sözüm olan kara mizah olan bu filmin senaryosunu da yazan ve yöneten Selçuk Aydemir genç bir adam ve aynı zamanda İTÜ Uçak Mühendisliği bölümünden mezun. Kariyerini kısa film ve dizi yönetmenliği ile yapmış iki sinema filmini de yönetmiş. Ne var ki herkes yönetmenlik de yapamıyormuş. Çalgı-Çengi’ye Film demeye bin şahit ister, Oyunculardan Ahmet Kural ve Murat Cemcir’inde pek başarılı bir tip çizdikleri söylenemez. İkisinin de genelde dizi oyunculuğu yapmış oyuncu oluşundan kaynaklanan bir acemilikleri var. Sekiz hafta gösterimde kalan ve 60.000 seyircinin 500 bin lira para bıraktığı bu fim hakkında sinema yazarı Kerem Akça’nın şu eleştirisine yer vermek istiyorum.

Çalgı Çengi” için film demeye bile bin şahit ister. Ülkemizin sektörel açılımında izlemeye alıştığımız ‘çöp güldürülerinden biri zira bu. Böylece son dönemde gördüğümüz “Günah Keçisi” ve “Kutsal Damacana Dracoola” gibi en azından alanına hakim denemelerin dahi çok gerisinde kalıyor. Tuluat tiyatrosu ya da TV şovu olarak sunulsa bile bu kadroyla kendini kurtaramayacak bir proje bu. Yani hiçbir platforma uygun değil.

Yeteneksiz ve rollerine uyumsuz oyuncuların varlığı da bu durumu uçurumdan aşağı sürükleyen ana etkenler olmuş belli ki. Yönetmen Aydemir’in en basitinden açı-karşı tekniği ile sonuç alma arzusunun ise ‘genel plan-orta plan’ arasında gidip geleceğim’ derken bunu yapaylaştırmasına yol açtığı gözlemlenebiliyor. Böylece herhangi bir anlatı stilini bünyesine alamayan “Çalgı Çengi”, nasıl başarıldıysa popüler sinemanın genel geçer kalıplarını bile uygulayamaz hale getirilebilmiş.

.
Yalçın Ozgül

Yalçın Özgül ve Yeşilçam

.

Özel Dosya

Araştırmacı sinema yazarı Yalçın Özgül çok yakında Yeşilçam’a Hayat Veren o mütiş yazılarıyla Sinema Sokağı’da olacak 

Çalışmalarından bazıları 

 “Türk Sinema Filmleri Ansiklopedisi ” isimli çalışması, T.C. Kültür Bakanlığı Sinema Telif Hakları Genel Müdürlüğü’nce destek görmüştür. Bu çalışmasının yanı sıra; “Yeşilçam’a Hayat Veren Romanlar”, “Unutma Unutama Beni” ve “12 Eylül’ün Yeşilçam’a Yansıması” isimli çalışmalarının yazımı devam etmektedir….

.

.

.

Sinema Sokağı 5 yaşında

.

Bundan bir beş önce tam da bugün ” Hayat Sokaklarda ” söylemiyle tek başıma yola çıktım , daha sonradan katılan birbirinden değerli arkadaşlarımızla bu güne kadar geldik  ,   Bir çok kişi ve kuruluşlardan övgü ve destek aldık teşekkürler . Gazetemiz  Özgün yapımları , dürüst habercilik anlayışı ve yayınladığı kaliteli yayınlarıyla  farkını belli eden ve başarı grafiğini her geçen gün yükselten gazetemiz, bu çizgisini koruyup daha da güçlendirerek yayın hayatına devam etmeyi hedeflemektedir. Ve  beşinci yılımızı kutluyoruz işte! Siz okuyucularımızla hep beraber, daha nice yıllara diyerek ten .

.

5 Yılda bir çok sosyal sorumluluk projelerine destek verdik

.

  • Sinema Sokağı Yeşil  Doğaya Dokunma Dedik , demeye de devam ediyoruz 
  • Sinema Sokağı Tarih  Kültür Mirasına Sahip Çıktık  , çıkmaya da  devam ediyoruz 

.

5 yıl önce ve bugün Ve hiç pişman değilim Sinema Sokağı Sanat ‘nın bahsini etmekten!

.

Sinema Sokağı Sanat Gazetesini okuduğunuz için teşekkür ederiz.

.

.
Saygılarımla
Barış Kekeç

 

Kamuoyuna Duyurulur

.

Kamuoyuna Duyurulur

 

Sayfamızın ismini kullanarak bazı kişiler tarafından korsan yayın yapılmaktadır. Bu yayınlar kuruluşumuzla bir bağı yoktur. Sinema Sokağı isminin kullanım hakları ve  Metin, grafik, logolar, simgeleri , resimler, dijital yüklemeler ve yazılımlar gibi Sinema Sokağı web sitesindeki tüm içerik ve içeriklerin Sinema Sokağı malıdır ve Türkiye telif hakkı yasalarının koruması altındadır. 

.

Gizlilik Politikamızda açıkca belirtilmiştir

.

4. madde İşbu kuruluş teşhir edilen ticari markalar, hizmet markaları, ticari isimler, logolar ve diğer menşe belirtici işaretler (“Ticari Markalar”) Sinema Sokağı  veya bunları Sinema Sokağı  işbu kuruluş kullanma hakkını vermiş olan üçüncü şahıslara aittir. Burada yer alan hiçbir şey, kuruluş veya kullanana, işbu kuruluşu teşhir edilen herhangi bir Ticari markayı, ürünü, görsel ve/veya işitsel dökümanları, yazılımı, Ticari markanın sahibinin yazılı müsaadesi olmadan kullanma hakkını vermek şeklinde yorumlanamaz.

.

Saygılarımızla 

Sinema Sokağı Yönetimi

.

.

.