”!f” !n son üç gün kıyağı

Uğur Yılmazer

Sinema Sokağı Sanat logo

 

Uğur Yılmazer
ugurylmzr@gmail.com

.

ifistanbul12-678x1024

Geçte olsa keşfettiğimiz !f İstanbul Uluslararası Bağımsız Filmler Festivali gerçekten çok şey kaçırdığımızı farkettik.14-24 Şubat arasında İstanbul’da Beyoğlu Cinemaximum Fitaş, İstinye Park Cinemaximum, Cinemaximum Budak, 28 Şubat -3 Mart arasında ise Ankara Cinemaximum CEPA ve İzmir’de ise Cinemaximum Forum Bornova izleyicisiyle buluşuyor. Maximum Kart sponsorluğunda Toronto’dan Venedik’e, Sundance’den Cannes’a, dünyanın önemli festivallerinde büyük ilgi görmüş filmlerin Türkiye galaları yapılacak. Bu festival İstanbul, Ankara ve İzmir’in eğlencesine, kültürüne renk katmayı amaçlıyor.
Leos Carax, Miguel Gomes, Jose Rivera, Reha Erdem, Richard Linklater, Hong Sang-soo, Noah Baumbach, Walter Salles, Xavier Dolan gibi önemli yönetmenleri ağırlıyor. Ayrıca 12 yaşını kutlayan !f İstanbul Uluslararası Bağımsız Filmler Festivali Hit Filmleri bu yıl ”Galalar”adı altında Digitürk sponsorluğunda yılın en çok beklenen filmlerini Türkiye’de ilk kez seyirciyle buluşturuyor

!f İlk kıyak olarak Bilet fiyatlarını artırılmadı .

İstanbul’da bilet ücretleri:
Hafta içi Gündüz Gösterimleri: 7 TL
Tam: 14 TL (Hafta içi 19:00 seansı ve sonrası ile hafta sonu tüm gün)
Öğrenci: 11 TL (Hafta içi 19:00 seansı ve sonrası ile hafta sonu tüm gün)
“Ev” Bölümü Filmleri: 7 TL
21:30 – 22:00 Seansları: 16 TL

Ankara ve İzmir’de ise bilet ücretleri:Adsız Hafta içi Gündüz Gösterimleri: 7 TL
Tam: 13 TL (Hafta içi 19:00 seansı ve sonrası ile hafta sonu tüm gün)
Öğrenci: 10,5 TL (Hafta içi 19:00 seansı ve sonrası ile hafta sonu tüm gün)
“Ev” Bölümü Filmleri: 7 TL
21:30 – 22:00 Seansları: 13 TL

İkinci kıyak olarak da Festivalin İstanbul’daki son üç gününde İstanbul ile eşzamanlı gösterilecek beş film, İstanbul’daki izleyicilerle aynı anda Anadolu’da 26 şehrin yanı sıra Lefkoşa, Gümrü, Erivan, Kudüs ve Ramallah’daki izleyicilere ulaşacak. Bu şehirlerdeki üniversiteler, dernekler, sanat insiyatifleri ve STK’lar örgütlendi ve kurulan bu yeni sinema ağına destek vererek projeyi şehirlerinde organize etmeye gönüllü oldu.

MUBI, !f ² ile ortaklaşa çalışarak seçilen beş filmi, festivalin son üç günü olan 22-23-24 Şubat’ta, internet üzerinden yüksek görüntü kalitesi ile aynı anda tüm ortak şehirlerde izleyicilere ulaşıyor. Film gösterimlerinden sonra yönetmenlerle yapılacak sohbetler internet üzerinden canlı izlenebilecek ve izleyiciler yönetmene soru gönderebilecek.

!f ² 2013: İstanbul’dan Canlı Filmleri
*Biz Birliğiz: Hacktivistlerin Hikâyesi
*Anlattığımız Hikâyeler
*Benim Çocuğum
*Savaş Cadısı
*Öldürme Eylem

!f İstanbul Uluslararası Bağımsız Filmler Festivali, 12 yıldır 70.000 kişilik izleyici kitlesiyle kültür sanat hayatına yeni bir soluk getiren, dünyanın her yanından farklı bakışları sinemaseverlerle buluşturan ve düzenlediği partiler, atölyeler ve çeşitli etkinliklerle programını zenginleştiren bir oluşum.
Her yıl İstanbul ‘da, Ankara’da ve İzmir’de Cinemaximum Sinemalarında Şubat ve Mart aylarında izleyicisiyle buluşan festival, filmleri farklı ve güncel temalar altında toplayarak izleyicisine ulaştırıyor.

Reklamlar

Bizim Ressamlarımız

Uğur Yılmazer

Uğur Yılmazer
ana logo

  ugurylmzr@gmail.com

 

Bir Ülke Değisirken – Tanzimattan Cumhuriyete Türk Resmi  baslığıyla, 2011 yılında açılan sergi. Türk resim sanatının önemli isimlerinin yer aldığı bu koleksiyon özel yapılan salonunda sürekli teşirde.Yaklaşık 100 eserin yer aldığı sergi ilkleri de bünyesinde barındırıyor.Osman Hamdi Bey imzalı Naile Hanım portresi, Türkiye’de ilk defa   Halil Paşa’nı Paris fuarı’nda 1889’da sergilenen ve Bronz Madalya ile ödüllendirilen Madam X adlı eseri de ilk kez ödül belgesi ile sergileniyor.Bu ressemların yanı sıra Fikret Mualla, Şehzade Abdülmecid Efendi, Süleyman Seyyid, İbrahim Çallı, Hüseyin Avni Lifij ve İzzet Ziya gibi isimlerde sergide yerini alımış.

Bu özel koleksiyon Osmanlı Devleti’nden Türkiye Cumhuriyeti’ne uzanan modernleşme sürecini konu alıyor.Bu süreçte ki gelişmeler için öncelikle Osmanlı  batılılaşma döneminde resim eğitimi adına attığı adımları takip ederek başlamak gerek. Osmanlı dönemi  ilk resim dersleri Mühendishane-i Ber-i Hümayun’da daha sonra Mekteb-i Harbiye’de verildi.  19.yüzyılın ilk yarısında Avrupaya resim eğitimi için gönderilen öğrenciler daha sonra Asker ressamlar olarak anıldılar.Burada teknik resim, ışık gölge ve perspektif gibi alanlarla ilgili bilgilerini  geliştirirler.

Osmanlı ressamları özellikle Fransa da etkili olan gerçekçilik akımından etkilenmişlerdir. Bu dönem manzara resimlerinde Barbizon okulu ressamlarının esintilerini görülüyor. Birkaç isme değinecek olursak; Süleyman Seyyid ve Halil paşa da  Fransada aldıkları eğitim sonucu Sanay-i Nefise Mektebi’ne (Mimar sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi) büyük katkıları olmuştur. Süleymen Seyyid   perspektif alanında kendini geliştirrmiş , Natürmort resimler yapmıştır. Halil paşa ise bu dönemin İlk izlenimci ressamı olarak bilinir. Aslında tam bir izlenimci olmamıştır öncü sayılır. Fırça vuruşlarıyla ışık etkilerini yakalamış fakat desen ve çizgiden vazgeçmemiştir.

Bu dönem resme büyük katkılarda bulunmuş olan son halife Abdül Mecid efendi resimlerini de burda görmek mümkün osman hamdıolucak. Osmanlı ressamlar cemiyetinin de onursal başkanlığını yapmıştır.Ayrıca Osman Hamdiden ders almıştır. Osman Hamdi bey ise İstanbul Arkeoloji müzesi ve Sanayi Nefise mektebinin kurucusu olması yanında  ilk figürlü resimleri de o yapmıştır.Oryantalist resmin etkisinde kalmış .Batının doğu kurgusunu , resimlerinde farklı olarak ele almış ve bunu akademik üslupta yapmıştır.Resimlerinde kurgulayarak  çeşitli kompozisyonlar oluşturur. Bunun için fotoğraflardan da yararlanmıştır.

Görüldüğü gibi her bir ressam farklı resim teknikleri geliştirmiştir. Böylece yeni gelişmeye başlayan Osmanlı Türk sanatının ilk izleri bırakmışlardır. Bu sanatçıların çoğu çeşitli sergiler açarakta halkın resim beğenisinin oluşmasına katkı sağlamışlardır.

ibrahim çallı

Cumhuriyet dönemi öncesi 1914 kuşağı; İbrahim  Çallı, Namık İsmail, Hüseyin Avni Lifij,Feyhaman Duran, Nazmi Ziya, Hikmet Onat gibi isimler Türk resmine yenilikler getirirler. Bu sanatçılar İstanbul manzara resimleri yanı sıra Cumhuriyet ideolojisine uygun resimlerde yaparlar.Cumhuriyetin ilanı ile birlikte, sanat ve sanatçıyı destekleyecek sivil kurumların bulunmaması nedeniyle sanat devlet himayesine girer. Görsel ideoloji kapsamında devlet kendi ilkelerinin yayılması amacıyla sanatı destekler. Bu dönem resimlerinde  içerik ilk planda yerini alır. Milli mücadele dönemi, kurtuluş savaşı gibi konuları işlenmeye başlanmıştır.Buna ek olarak  Cumhuriyetin ilanı ile birlikte resimlerde kadın imgesi öne çıkar. Biraz da oryantalizme tepki olarak, kadının modernleşmesi serüvenini bu resimlerde görebiliriz.

Sonraki dönemde 1914 kuşağı ressemlarının  öğrencilerinden oluşan Müstakil ressamlar birliği benzer konularda farklı üsluplar deneyerek , İstanbul dışında açtıkları sergilerle resim sanatının yaygınlaşmasına katkı sağlamıştır.

Halife Abdül Mecid  1868-1944

İbrahim Çallı   1882-1960

Şeker Ahmet Paşa 1841-1907

Halil Paşa 1852 1857

Süleyman Seyyid 1842-1913

Osman Hamdi 1842-1910

U.y

Bulut Atlası: Cloud Atlas

David Mitchell’ın aynı adlı romanından uyarlanan, aynı zamanda filmin yönetmenliğini de üstlenen Tom Tykwer ve Wachowski kardeşlerin senaryosunu yazdığı “Bulut Atlası” sinema severlerin bir süredir merakla beklediği büyük çaplı bir yapım. Birbiriyle yolları kesişen altı ayrı hikayeden oluşan film hayli geniş bir zaman dilimini içine alıyor: 19.yy’da bir kaşifin hikayesinden tutun da uzak gelecekteki primitif kabile yaşantısına kadar. Her hikaye ayrı ayrı alt metni olan ayrı ayrı kapılara açılıyor. Tam da bu sebeple her hikayenin birebir içine gireceğimiz kadar zaman tanımıyor bize yönetmen, kısa kısa gezintilere çıkarıyor. Çünkü filmin çok yoğun bir alt metni var, anlatmak istediklerinin yanında birbirlerine müzikle bağlanan ve tek başına bir film oluşturacak kadar iyi bu hikayeler aslında sadece bir aracı konumunda kalıyor. Tabi aynı zamanda film teknik bakımdan mükemmel diyebileceğimiz kadar güzel kurgulanmış ve iyi örgülenmiş bir imge sistemine de sahip.

Esasen roman bir distopya. Haliyle filmde sembolik anlatımlar çokca karşımıza çıkıyor. Hatta filmin kendisi sembolik bile diyebiliriz. Bu anlatımı daha akıcı bir şekle büründürüyor. Aynı zamanda eşitlik, özgürlük, inanç, iktidar gibi felsefe ve siyaset biliminin kilit konularına, eşcinsellik, din gibi toplumsal meselelere kendince bir açıklık getiriyor. Altı ayrı hikaye bütünlük içinde aslında hep aynı şeyi anlatıyor. Hatta bu durumu vurgulamak istercesine aynı oyuncular bir çok farklı rolde karşımıza çıkıyor. Oyuncuların ( ve tabi makyaj ekibinin) başarısı da burda ortaya çıkıyor; filmin akışına kapıldığınızda kimin kaç rolde oynadığını fark edemeyebiliyorsunuz. Hala gösterimde olduğundan konusundan ve temel önermesinden çok fazla bahsetmekten yana değilim çünkü filmin güzel yanı bunu izleyiciye direkt vermeyip izleyicinin kendisinin keşfetmesi için açık kapı bırakıyor olması. İzlemenizi kesinlikle tavsiye ederim. Zira vermek istediği mesajı olumlu bulup bulmamanızdan bağımsız olarak bir kaç defa izlenip uzun uzun analiz yapılmayı hak eden bir film.

Feyza S.demir

Tophane’den Çin’e yolculuk

Uğur Yılmazer

Uğur Yılmazer
ana logo

  ugurylmzr@gmail.com

 

                 “DUNHUANG’IN RENKLERİ: İpek Yoluna Açılan Büyülü Kapı”

Çin’in Dünya Kültür Mirasları listesindeki Dunhuang Mağaraları Sanatı Avrupada ilk defa sergilenecek.Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi, China Arts & Entertainment Group ve Dunhuang Akademisi tarafından düzenlenen sergi , 1987 yılında UNESCO tarafından, Dünya Kültür Mirası listesine dahil edilerek, koruma altına alınmış olan Dunhuang mağaraları (Mogao Taş Mağaraları) sanat eserlerini anlatmayı amaçlıyor. Burada yer alan resim ve heykeller MSGSÜ Tophane-i Amire Kültür ve Sanat Merkezi’nde yeniden canlandırılacak. Bunun yanı sıra drama, dans ve akademik konferans gibi etkinlikler düzenlenecek.

Sergi, 15 Kasım 2012- 7 Ocak 2013 tarihleri arasında ziyarete açık olacaktır.

Kısaca Dunhuang;
Dunhuang , Gansu eyaletinin tarihi açıdan önemli bir şehridir. İmparator Han Hanedanı imparatoru Wu tarafından MÖ. 111 yılında kurulan ve kültür merkezi olan bu şehir, ayrıca ticaret yolu üzerinde yer almaktaydı. Yüzyıllar boyu rahipler topladıkları heykelleri Dunhuang’a getirmiş, yolu buradan geçen bir çok gezgin arkalarında duvar resimleri bırakmıştır.

Burada ki mağaraları Mogao Mağaraları adı altında toplayabiliriz. 366 yılında başlayan Mogao Mağaraları’nın sayısı, sonraki genişletilmelerle sürekli artıyordu. 7. yüzyılda hüküm süren Tang hanedanı döneminde ise Mogao’da Buda heykellerinin bulunduğu binden fazla mağara vardı. Bu nedenle Mogao Mağaraları, “Bin Buda Mağarası” da olarak adlandırılır.

Dunhuang Mogao Mağaraları’nın korunma çalışmalarına Çin hükümeti tarafından büyük önem veriliyor. Dünyanın dört yanından Mogao Mağaraları’nı ziyaret eden turistlerin sayısı giderek artıyor. Tarihi eserleri korumak için Çin hükümeti, Mogao Mağaraları’nın karşısındaki Sanwei Dağı eteğinde Dunhuang Sanat Eserleri Sergi Merkezi’ni kurdu. Burada ziyaretçiler için taklit mağaralar oluşturuldu.
Bazı mağaralar kapalı durumda. Duvar resimlerinin bu kültür mirası zarar görüleceği düşünülüyor. Bu bağlamda orjinallerine uygun sanal sergiler düzenleniyor. (Hong kong şehir üniversitesi etkileşimli görüntüleme ve şekillendirme uygulama araştırma ofisi, Dunhuang araştırma enstitüsü ve Hong kong dostları organizasyonu tarafından oluşturulan Hong kong Dunhuang dostları’nın yönetim kurulu başkanı Gabriel Yu tarafından desteklenen ‘’Saf Dünya: Dunhuang Mogao Mağaraları’na girelim sergisi burada açılmıştır. Burada gelişmiş sanal görüntüleme tekniklerini kullanarak, dijital görüntü ve ses efekleriyle üç boyutlu ortamda sergilendi.)
Bu mağaralar Budizm kitaplarının sakladığı mağara keşfedildiği dönemler yağmalanmıştır. İngiltere, Fransa, Rusya, Hindistan, Almanya, Danimarka, İsveç, Kore Cumhuriyeti, Finlandiya ve ABD’de Mogao tarihi eserleri bulunuyor. Bu ülkelerdeki eserlerin sayısı, tümünün üçte ikisini oluşturuyor.

Sergi 5 ana bölüm olarak düzenlenmesi düşünülüyor.

Bölüm I: Mekansal olarak Dunhuang

Dunhuang İpek yolu üzerinde 40 derece kuzey enlemiyle 92 derece doğu boylamında Çin ve Batı kültürlerinin kesiştiği stratejik bir noktadadır. İmparator Han Hanedanı imparatoru Wu tarafından MÖ. 111 yılında kurulan Dunhuang, çok kültürlü bir şehir olarak her zaman önemini korumuştur. Dunhuang mağaraları bölgede; Mogao mağaraları, Batı Bin Buda mağaraları, Yulin mağaraları, Doğu Bin Buda mağaraları ve Subei şehrindeki 812 mağaradan oluşan tüm mağaraları kapsar.

Bölüm II: 1000 Yıl Boyunca Dunhuang

Bu kısım farklı dönemlere ait sanat yapıtlarını sunarak Dunhuang’ın tarihsel değişim ve gelişimini anlatır. Dunhuang mağaraları sadece Çin kültürünü yansıtan bir sanat eseri değil; Yunan, Roma, Budist, Hinduist, Gandhara sanatları ve Orta Asya üslupları gibi Doğu ve Batı kültürlerinin birarada eridiği bir potadır. Sergi, Çinlilerle diğer halklar arasındaki toplumsal, politik, ekonomik, kültürel, bilimsel, teknolojik etkileşimleri göstermek açısından önem taşımaktadır.

Bölüm III: Buda’nın Nirvanası ve Tang Hanedanının Rüyası

Bu bölümde Orta-Tang hanedanlığına ait büyük Nirvana’ya Ulaşan Buda (Mogao mağaraları, 158 nolu mağara, batı duvarı) tasvir edilmektedir.

Bölüm IV: Harikulade Ustalık ve Özgün Görünüm

Bu bölümde farklı tarihsel dönemlere ait ve farklı üsluplara sahip dört Dunhuang mağarası canlandırılmaktadır.

Bölüm V: Etkileşimler

Bu bölümde, seyirciye Dunhuang sanatını daha iyi anlayabilmesi için eğitim kitapçıkları, sanat bulmacaları, fotografik görsel malzemeler, videolar, multimedia gösterileri gibi interaktif olanaklar sunulacaktır.

2012 Türkiye’de Çin yılı kapsamında Mimar Sinan Güzel Sanatlar üniversitesi çeşitli etkinlikler düzenlenecek.

Buradan etkinlik takvimine ulaşabilirsiniz. http://194.27.33.3/Tophane/content.aspx?id=300

İstanbul Modern’den Açıklama!

istanbul modern

İstanbul Modern hiçbir yere gitmiyor kültür sanat İstanbul 2 Numaralı Kültür Varlıkları Koruma Kurulu, onayladığı Galataport projesi çerçevesinde Eczacıbaşı Grubu’na ait İstanbul Modern Sanat Müzesi binasının kaldırılmasına kararı haberine İstanbul Modern’den yalanlama geldi.
İstanbul Modern’in üzerinde bulunduğu sahanın halka açık yeşil alan olarak düzenlenmesi planlandığı İstanbul Modern’in bulunduğu 8 bin metrekarelik sahanın

Galataport projesi kapsamında düşünülen meydanın bir parçası olacağı düzenlenmesinin planlandığı belirtildi.

Fakat İstanbul Modern’den gelen açıklamada Türkiye Denizcilik İşletmeleri ile 28 yıllık kira sözleşmelerinin olduğunu ve yerini aynen koruyacaklarına dair bir açıklama geldi.

İşte İstanbul Modern’in konuyla ilgili açıklaması:

İstanbul Modern’in Türkiye Denizcilik İşletmeleri ile 28 yıllık uzun dönemli kira sözleşmesi bulunmaktadır.

Kamuoyundan takip ettiğimiz üzere Galataport projesi kapsamında, İstanbul Modern’in yerinin aynen korunacağı belirtilmişti.

Hürriyet.

u

YANSIMALAR ”Bir grup müzik terapisi”

Müzik grubu 1990 yılında Aziz Şenol Filiz ve Birol Yayla tarafından kurulmuştur.Enstrümantal müzik yapan grup akustik dinginliğiyle sizi günlük yaşamın karışıklığndan alıp götürmektedir.

6 Nisan Cuma günü .21:30
Yer:Borusan Müzik Evi
Konser Ücreti :20TL

Grup Üyeleri
A. ŞENOL FİLİZ (Ney)
BİROL YAYLA gitar, (Tanbur)
MURAT USANMAZ (Gitar)
PINAR BAYRAKTAR (Viyolonsel)
ERDAL AKYOL (Kontrbas)
EDİZ HAFIZOĞLU (Vurmalı çalgılar)

Albümleri
Yansımalar (1991)
Bab-ı Esrar (1995)
Mahur (1998)
Serzeniş (2000)
Vuslat (2001)
Pervane (2004)
Mizrabin Nefesi (2007)

 

U.Y.

Zülfü Livaneli Konseri

6 Nisan’da Bostancı Gösteri Merkezi’nde saat 21.00 sevenleriyle buluşuyor.Bilet fiyatları 34.00 -78.00 tl .Arasında değişiyor.

Zülfü Livaneli, müziği ile birçok ulusal ve uluslararası ödül sahibi sanatçı 40. yılını kutluyor…

Sanatçı Hakkında…
1996 yılında Paris’te merkezi bulunan UNESCO (Birleşmiş Milletlerin Eğitim Kültür Bilim Kurulu) tarafından büyükelçilik verilen sanatçı Livaneli, 1978 yılında yaptığı “Nazım Türküsü” adlı albümde Nazım Hikmet’in şiirlerinden bestelediği şarkıları bir araya getirdi.

“Arafatta bir çocuk”, “Geçmişten Geleceğe Türküler”, “Sis”, “Orta Zekalılar Cenneti”, “Diktatör ile Palyaço”, “Sosyalizm öldü mü”, “Engereğin Gözündeki Kamaşma” ve “Bir Kedi, Bir Adam, Bir Ölüm” ve “Mutluluk” ve Leyla’nın Evi, Sevdalim Hayat, Son Ada ve Sanat Uzun, Hayat Kisa, Serenad kitaplarının yazarı olan Livaneli, hâlen Vatan Gazetesi’nde köşe yazarlığına devam etmektedir. Sanatçı uluslararası kültür çevrelerinde tanınmakta ve saygı görmektedir.(Wikp.)

U.Y.

Erkan Oğur: Anatolian Blues Project

Cemal Reşit Rey Konser Salonu CRR
Tarihler: 06 Nisan 2012 Cuma ~ 06 Nisan 2012 Cuma – Saat: 20:00
6 Nisan 2012 20:00

Erkan Oğur: Gitar, Kopuz
Turgut Alp Bekoğlu: Davul
Ozan Musluoğlu: Bas
Can Çankaya: Piyano
Engin Recepoğulları: Saksafon
Tarık Aslan yönetiminde Erbaneler: Nurullah Turgut, Vulkan Alp, Fırat Alkış

Telvin, bir mekân ise biz kapısını dışarıdan çaldık. Şans eseri kapı açıldı. İçeri girdik ve kapı üzerimize kapandı. İçeride kaybolduk. Dışarıya açılan kapıyı arıyoruz. Müzik geçmişe ait bir olgudur… Gelecekte müzik tabiki var olacaktır ancak gelecekteki müziğin varlığı geçmişine bağımlıdır.

1995 yılında İlkin Deniz ve Turgut Alp Bekoğlu ile biraraya gelip Telvin grubunu kuran Erkan Oğur, müzikle ilgili arayışlarını birlikte sürdürdürdüler. Bu arayış Telvin kavramının müzikteki ifadesi idi. 2006 yılında ilk albümlerini yayınlayan grup, on yıl boyunca aralıklarla, gerek ulusal ve uluslararası festivallerde, gerekse performans mekânlarında müziklerini icra ettiler.

Tasavvuf erbabı, halden hale geçmeye, karar haline doğru yürüyüşe “Telvin” diyor. Yunus Emre telvini şöyle anlatır; “Hak bir gönül virdi bana ha dimeden hayrân olurBir dem gelür şâdi olur bir dem gelür giryân olur”

Tutku, korku, aşk, hırs, nefs gibi insani zaaflardan, egolardan arındığımız noktada hâlâ müzik varsa, bu saf müziktir. Temalar, kainattaki müzik enerjisinin Anadolu’ya hediye edilen kısmına dayalı olarak biçimlenip, geniş doğaçlamalar içeren kendine özgü tavrıyla halden hale geçmeyi ifade etmiş, yaşamımızdaki müzik hallerinin de bir ifadesi olmuştur. Telvin, hem iddiasız hem de sınırsızdır…

Telvin’in bu hallerinden biri olan “Erkan Oğur, Anatolian Blues” bu sefer de 6 Nisan 2012 tarihinde Cemal Reşit Rey sahnesinde yeni bir yolculuğa çıkmaya hazırlanıyor!

Tarık Aslan yönetimindeki erbane takımı ile yola çıkan Anatolian Blues projesinde ise Telvin üçlüsüne saksafonda Engin Recepoğulları, kavalda Sinan Cem Eroğlu ve piyanoda Can Çankaya eşlik ediyor.

– 7 yaşından küçük çocuklar etkinliğe alınmamaktadır. 7 yaş ve üzeri bilete tabidir.

U.Y.

MARSİS

 Karadenizin içinden gelenler içinden Karadeniz gelenler” 6 Nisan Cuma günü LivanePub’da buluşuyor

Marsis, 2005 yılında Kadıköy, İstanbul’da kurulmuş bir etnik rock grubu’dur. 2008 yılında son halini alan grup, albüm çalışmalarına 2007 yılında başlamıştır ve albümü 2009 Mayıs ayında Kalan muzik etiketiyle çıkarmıştır. Birçok festival ve konserde çalan grup kendilerini “Karadeniz’in içinden gelenler ve içinden Karadeniz gelenler” olarak tanımlamaktadır.(W)

 

‎7 Nisan Cumartesi, 22:30 – Haymatlos’da /Beyoğlu İstiklal Caddesi Rumeli Han No:48 C Blok Kat:2 Beyoğlu. (Ağa Camii’nin yanındaki handa – Mango’nun karşı çaprazı)

 

 

Grubun Üyeleri

Korhan Özyıldız (Vokal)

Ceyhun Demir (Kemençe)

Mustafa Gökay Ferah (Tulum)

Çağatay Kadı (Elektrik Gitar)

Evren Arkman (Bas Gitar)

Yaşar Kadir Baş (Davul)

U.Y.

40. İstanbul Müzik Festivali

İstanbul Kültür Sanat Vakfı’nın (İKSV) ilk festivali İstanbul Müzik Festivali, 2012’de 40. yılını kutluyor. Bugüne kadar 3 bine yakın gösteriyle, Türkiye’den ve yurt dışından 40 bini aşkın sanatçıyı ağırlayan festivalin “Umut ve Kahramanlar” temasıyla hazırlanan 40. yıl özel programı, bir basın toplantısıyla açıklandı.

İstanbul’un’un klasik müzik yaşamının vazgeçilmez bir parçası olan İstanbul Müzik Festivali bu yıl İstanbul Kültür Sanat Vakfı’yla birlikte 40. yaşını kutluyor. Festival sponsorluğunu 2006 yılından beri Borusan Holding’in üstlendiği 40. İstanbul Müzik Festivali, 31 Mayıs–29 Haziran tarihleri arasında 750’nin üzerinde yerli ve yabancı sanatçıyı İstanbul’da ağırlayarak klasik müzikseverlere yine dopdolu bir Haziran ayı yaşatacak. 40. İstanbul Müzik Festivali, Hélène Grimaud’dan Anne-Sophie Mutter’e, Miloš’tan Gidon Kremer’e, Viyana-Berlin Oda Orkestrası’ndan Varşova Filarmoni Korosu’na, klasik müziğin birçok yıldızını İstanbul’da ağırlarken Avrupa’nın önde gelen koreograflarından Heinz Spoerli’nin veda turnesi kapsamında Zürih Balesi’nin iki özel gösterisine de ev sahipliği yapacak. Festivalde konserlerin yanı sıra, söyleşiler, eğitim çalışmaları ve anlatılar da düzenlenecek.

ÖZEL PROJELER DE VAR

Geçtiğimiz yıldan itibaren her sene programını bir tema üzerine kurgulamaya başlayan İstanbul Müzik Festivali’nin bu yılki teması, “Umut ve Kahramanlar” olacak. Titiz bir repertuar taraması sonucunda oluşturulan festival programı, “kahramanlık ve umut” gibi iç içe geçmiş iki kavram etrafında seçilmiş eserler ve özel konser projeleri ile dinleyicilerin beğenisine sunuluyor. Konserlerin yanı sıra festivalde “İstanbul Müzik Festivali Genç Solistini Arıyor”, “Genç Ustalar ve Kahramanları” ile Özel Karaköy Rum İlkokulu’nda yapılacak “Açık Konservatuvar” gibi özel projeler ve ustalık sınıfları da gerçekleştirilecek.

TOPLAM 23 KONSER


AÇILIŞ TÖRENİ VE KONSERİ
31 Mayıs Perşembe | Haliç Kongre Merkezi | 19.00

ANNE-SOPHIE MUTTER – VİYANA-BERLİN ODA ORKESTRASI
1 Haziran Cuma | Lütfi Kırdar Uluslararası Kongre ve Sergi Sarayı | 20.00

FESTİVALDE İKİ GECE ÜST ÜSTE ZÜRİH BALESİ
4 Haziran Pazartesi ve 5 Haziran Salı | Aya İrini Müzesi | 20.00

CHRISTINA PLUHAR ve L’ARPEGGIATA İLE “DÜNYADAN DANSLAR”
6 Haziran Çarşamba | Aya İrini Müzesi | 20.00

AMSTEL QUARTET İLE MOZART’TAN BRAHMS’A
7 Haziran Perşembe | Hollanda Başkonsolosluğu Bahçesi | 21.00

“MÜZİĞİN KADIN KAHRAMANLARI”
8 Haziran Cuma | Süreyya Operası | 20.00

TEKFEN FİLARMONİ ORKESTRASI
9 Haziran Cumartesi | Aya İrini Müzesi | 20.00

“BENYAMİN SÖNMEZ’İN ANISINA”
11 Haziran Pazartesi | Aya irini Müzesi | 20.00

ÇELLİSTANBUL’LA AYA İRİNİ MÜZESİ’NDE BİR GECE
13 Haziran Çarşamba | Aya İrini Müzesi | 20.00

KUDSİ ERGUNER TOPLULUĞU VE DOULCE MÉMOİRE ENSEMBLE
14 Haziran Perşembe | Aya İrini Müzesi | 20.00

RENAUD CAPUÇON, DANIEL MÜLLER-SCHOTT, ANIKA VAVIC
18 Haziran Pazartesi | Aya İrini Müzesi | 20.00

“GENÇ USTALAR VE KAHRAMANLARI”
19 Haziran Salı | Cemal Reşit Rey Konser Salonu | 20.00

DÜNYACA ÜNLÜ BİR YILDIZ: HÉLÈNE GRIMAUD
22 Haziran Cuma | Aya İrini Müzesi | 20.00

FAZIL SAY’DAN BİR DÜNYA PRÖMİYERİ: “MEZOPOTAMYA”
23 Haziran Cumartesi | Haliç Kongre Merkezi | 20.00

KLASİK GİTARIN YENİ KAHRAMANI MILOS
25 Haziran Pazartesi | İstanbul Üniversitesi Rektörlük Binası | 20.00

ANA MOURA’NIN FADO’LARI
26 Haziran Salı | İstanbul Arkeoloji Müzeleri Avlusu | 21.00

KAPANIŞ KONSERİ: VİYANA ODA ORKESTRASI
29 Haziran Cuma | Aya İrini Müzesi | 20.00

Hürriyet Kültür Sanat.

U.Y.