”!f” !n son üç gün kıyağı

Uğur Yılmazer

Sinema Sokağı Sanat logo

 

Uğur Yılmazer
ugurylmzr@gmail.com

.

ifistanbul12-678x1024

Geçte olsa keşfettiğimiz !f İstanbul Uluslararası Bağımsız Filmler Festivali gerçekten çok şey kaçırdığımızı farkettik.14-24 Şubat arasında İstanbul’da Beyoğlu Cinemaximum Fitaş, İstinye Park Cinemaximum, Cinemaximum Budak, 28 Şubat -3 Mart arasında ise Ankara Cinemaximum CEPA ve İzmir’de ise Cinemaximum Forum Bornova izleyicisiyle buluşuyor. Maximum Kart sponsorluğunda Toronto’dan Venedik’e, Sundance’den Cannes’a, dünyanın önemli festivallerinde büyük ilgi görmüş filmlerin Türkiye galaları yapılacak. Bu festival İstanbul, Ankara ve İzmir’in eğlencesine, kültürüne renk katmayı amaçlıyor.
Leos Carax, Miguel Gomes, Jose Rivera, Reha Erdem, Richard Linklater, Hong Sang-soo, Noah Baumbach, Walter Salles, Xavier Dolan gibi önemli yönetmenleri ağırlıyor. Ayrıca 12 yaşını kutlayan !f İstanbul Uluslararası Bağımsız Filmler Festivali Hit Filmleri bu yıl ”Galalar”adı altında Digitürk sponsorluğunda yılın en çok beklenen filmlerini Türkiye’de ilk kez seyirciyle buluşturuyor

!f İlk kıyak olarak Bilet fiyatlarını artırılmadı .

İstanbul’da bilet ücretleri:
Hafta içi Gündüz Gösterimleri: 7 TL
Tam: 14 TL (Hafta içi 19:00 seansı ve sonrası ile hafta sonu tüm gün)
Öğrenci: 11 TL (Hafta içi 19:00 seansı ve sonrası ile hafta sonu tüm gün)
“Ev” Bölümü Filmleri: 7 TL
21:30 – 22:00 Seansları: 16 TL

Ankara ve İzmir’de ise bilet ücretleri:Adsız Hafta içi Gündüz Gösterimleri: 7 TL
Tam: 13 TL (Hafta içi 19:00 seansı ve sonrası ile hafta sonu tüm gün)
Öğrenci: 10,5 TL (Hafta içi 19:00 seansı ve sonrası ile hafta sonu tüm gün)
“Ev” Bölümü Filmleri: 7 TL
21:30 – 22:00 Seansları: 13 TL

İkinci kıyak olarak da Festivalin İstanbul’daki son üç gününde İstanbul ile eşzamanlı gösterilecek beş film, İstanbul’daki izleyicilerle aynı anda Anadolu’da 26 şehrin yanı sıra Lefkoşa, Gümrü, Erivan, Kudüs ve Ramallah’daki izleyicilere ulaşacak. Bu şehirlerdeki üniversiteler, dernekler, sanat insiyatifleri ve STK’lar örgütlendi ve kurulan bu yeni sinema ağına destek vererek projeyi şehirlerinde organize etmeye gönüllü oldu.

MUBI, !f ² ile ortaklaşa çalışarak seçilen beş filmi, festivalin son üç günü olan 22-23-24 Şubat’ta, internet üzerinden yüksek görüntü kalitesi ile aynı anda tüm ortak şehirlerde izleyicilere ulaşıyor. Film gösterimlerinden sonra yönetmenlerle yapılacak sohbetler internet üzerinden canlı izlenebilecek ve izleyiciler yönetmene soru gönderebilecek.

!f ² 2013: İstanbul’dan Canlı Filmleri
*Biz Birliğiz: Hacktivistlerin Hikâyesi
*Anlattığımız Hikâyeler
*Benim Çocuğum
*Savaş Cadısı
*Öldürme Eylem

!f İstanbul Uluslararası Bağımsız Filmler Festivali, 12 yıldır 70.000 kişilik izleyici kitlesiyle kültür sanat hayatına yeni bir soluk getiren, dünyanın her yanından farklı bakışları sinemaseverlerle buluşturan ve düzenlediği partiler, atölyeler ve çeşitli etkinliklerle programını zenginleştiren bir oluşum.
Her yıl İstanbul ‘da, Ankara’da ve İzmir’de Cinemaximum Sinemalarında Şubat ve Mart aylarında izleyicisiyle buluşan festival, filmleri farklı ve güncel temalar altında toplayarak izleyicisine ulaştırıyor.

Reklamlar

BU FİLMLERE DİKKAT!

 Sinema Sokağı Sanat logo

Şenay Tanrıvermiş
senayt@windowslive.com

 

24 Şubat ’a kadar İstanbul’da ve daha sonra Ankara ve İzmir’de gösterime girecek filmler listesi gerçekten dopdolu ve son derece iddialı. Buyurun bizim seçtiklerimize;

  • Jin; En çok konuşulan ve merakla beklenen Reha Erdem filminin kadın kahramanı şimdiden birçok tartışmaya yol açıyor. Heyecan verici ve büyüleyici Erdem gözüyle Türkiye coğrafyasının güzellikleri, acıları, çıkmazları ve sürprizleri kaçırılmaması gerekenlerin en başında geliyor.
  • Öldürme Eylemi (The Act of Killing): Seyri zor ve keşifler bölümünün en ilginçlerinden biri olduğu biliniyor. Üslubu, estetiği ve konusuyla birçok yeniliği içinde taşıyan yepyeni bir seyir şöleni, kesinlikle kaçmaz!
  • Berberian Ses Stüdyosu (Berberian Sound Stüdyosu): Gerilim sevenler ve sesin sinema da nasıl kullanıldığını merak edenler için birebir.
  • Kutsal Motorlar (Holy Motors): Leos Carax’ın gösterime girdiği her yerde büyük övgüyle karşılaştığı Kutsal Motorlar’ın klasikleşeceğine kesin gözüyle bakılıyor. Yetmez mi?
  • Benim Çocuğum: Can Candan’ın belgeseli, LGBT bireylerin ailelerini konu ederek cesaret isteyen bir meseleyi masaya yatırıyor. Şaşırtıcı, zorlayıcı ve ezber bozan sorular sorduğu için izlenmeli.
  • Woody Allen: Bir Belgesel (Woody Allen: A Documentary); Fazla bir şey söylemeye gerek yok eğer Woody Allen hayranı iseniz, seyretmelisiniz.
  • Zerre: Erdem Tepegöz’ün Tarlabaşı’da annesiyle beraber yaşayan hasta bir kızın hikayesini anlattığı film gücünü hikayesinden çok görsel başarısından alıyor.
  • Frances Ha: Mürekkep Balığı ve Balina’yı sevmiştiniz değil mi? O halde aynı yönetmenin özgün zekasından yaratılan siyah beyaz New York’unu da seversiniz büyük ihtimalle.
  • Hayat Avcısı (The Imposter): Festivalin en ilgi gören ve konuşulanlarından biri. Yönetmen Bary Layton’ın belgeseli, belgeselden çok kurmaca tadında çekilmiş ilginç yapımlardan biri daha.
  • Hergün (Everyday): İngiliz yönetmen Michael Winterbottom yalın bir dille, küçük ve sıradan bir hikayeyi büyütmeyi başarıyor.

Aslında bu tarz seçkilerin sizi yönlendirmesine izin vermeyin ancak sinemasever iştahınızı açacak bu listeyi de tamamen göz ardı etmeyin.

Bulut Atlası: Cloud Atlas

David Mitchell’ın aynı adlı romanından uyarlanan, aynı zamanda filmin yönetmenliğini de üstlenen Tom Tykwer ve Wachowski kardeşlerin senaryosunu yazdığı “Bulut Atlası” sinema severlerin bir süredir merakla beklediği büyük çaplı bir yapım. Birbiriyle yolları kesişen altı ayrı hikayeden oluşan film hayli geniş bir zaman dilimini içine alıyor: 19.yy’da bir kaşifin hikayesinden tutun da uzak gelecekteki primitif kabile yaşantısına kadar. Her hikaye ayrı ayrı alt metni olan ayrı ayrı kapılara açılıyor. Tam da bu sebeple her hikayenin birebir içine gireceğimiz kadar zaman tanımıyor bize yönetmen, kısa kısa gezintilere çıkarıyor. Çünkü filmin çok yoğun bir alt metni var, anlatmak istediklerinin yanında birbirlerine müzikle bağlanan ve tek başına bir film oluşturacak kadar iyi bu hikayeler aslında sadece bir aracı konumunda kalıyor. Tabi aynı zamanda film teknik bakımdan mükemmel diyebileceğimiz kadar güzel kurgulanmış ve iyi örgülenmiş bir imge sistemine de sahip.

Esasen roman bir distopya. Haliyle filmde sembolik anlatımlar çokca karşımıza çıkıyor. Hatta filmin kendisi sembolik bile diyebiliriz. Bu anlatımı daha akıcı bir şekle büründürüyor. Aynı zamanda eşitlik, özgürlük, inanç, iktidar gibi felsefe ve siyaset biliminin kilit konularına, eşcinsellik, din gibi toplumsal meselelere kendince bir açıklık getiriyor. Altı ayrı hikaye bütünlük içinde aslında hep aynı şeyi anlatıyor. Hatta bu durumu vurgulamak istercesine aynı oyuncular bir çok farklı rolde karşımıza çıkıyor. Oyuncuların ( ve tabi makyaj ekibinin) başarısı da burda ortaya çıkıyor; filmin akışına kapıldığınızda kimin kaç rolde oynadığını fark edemeyebiliyorsunuz. Hala gösterimde olduğundan konusundan ve temel önermesinden çok fazla bahsetmekten yana değilim çünkü filmin güzel yanı bunu izleyiciye direkt vermeyip izleyicinin kendisinin keşfetmesi için açık kapı bırakıyor olması. İzlemenizi kesinlikle tavsiye ederim. Zira vermek istediği mesajı olumlu bulup bulmamanızdan bağımsız olarak bir kaç defa izlenip uzun uzun analiz yapılmayı hak eden bir film.

Feyza S.demir

Tophane’den Çin’e yolculuk

Uğur Yılmazer

Uğur Yılmazer
ana logo

  ugurylmzr@gmail.com

 

                 “DUNHUANG’IN RENKLERİ: İpek Yoluna Açılan Büyülü Kapı”

Çin’in Dünya Kültür Mirasları listesindeki Dunhuang Mağaraları Sanatı Avrupada ilk defa sergilenecek.Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi, China Arts & Entertainment Group ve Dunhuang Akademisi tarafından düzenlenen sergi , 1987 yılında UNESCO tarafından, Dünya Kültür Mirası listesine dahil edilerek, koruma altına alınmış olan Dunhuang mağaraları (Mogao Taş Mağaraları) sanat eserlerini anlatmayı amaçlıyor. Burada yer alan resim ve heykeller MSGSÜ Tophane-i Amire Kültür ve Sanat Merkezi’nde yeniden canlandırılacak. Bunun yanı sıra drama, dans ve akademik konferans gibi etkinlikler düzenlenecek.

Sergi, 15 Kasım 2012- 7 Ocak 2013 tarihleri arasında ziyarete açık olacaktır.

Kısaca Dunhuang;
Dunhuang , Gansu eyaletinin tarihi açıdan önemli bir şehridir. İmparator Han Hanedanı imparatoru Wu tarafından MÖ. 111 yılında kurulan ve kültür merkezi olan bu şehir, ayrıca ticaret yolu üzerinde yer almaktaydı. Yüzyıllar boyu rahipler topladıkları heykelleri Dunhuang’a getirmiş, yolu buradan geçen bir çok gezgin arkalarında duvar resimleri bırakmıştır.

Burada ki mağaraları Mogao Mağaraları adı altında toplayabiliriz. 366 yılında başlayan Mogao Mağaraları’nın sayısı, sonraki genişletilmelerle sürekli artıyordu. 7. yüzyılda hüküm süren Tang hanedanı döneminde ise Mogao’da Buda heykellerinin bulunduğu binden fazla mağara vardı. Bu nedenle Mogao Mağaraları, “Bin Buda Mağarası” da olarak adlandırılır.

Dunhuang Mogao Mağaraları’nın korunma çalışmalarına Çin hükümeti tarafından büyük önem veriliyor. Dünyanın dört yanından Mogao Mağaraları’nı ziyaret eden turistlerin sayısı giderek artıyor. Tarihi eserleri korumak için Çin hükümeti, Mogao Mağaraları’nın karşısındaki Sanwei Dağı eteğinde Dunhuang Sanat Eserleri Sergi Merkezi’ni kurdu. Burada ziyaretçiler için taklit mağaralar oluşturuldu.
Bazı mağaralar kapalı durumda. Duvar resimlerinin bu kültür mirası zarar görüleceği düşünülüyor. Bu bağlamda orjinallerine uygun sanal sergiler düzenleniyor. (Hong kong şehir üniversitesi etkileşimli görüntüleme ve şekillendirme uygulama araştırma ofisi, Dunhuang araştırma enstitüsü ve Hong kong dostları organizasyonu tarafından oluşturulan Hong kong Dunhuang dostları’nın yönetim kurulu başkanı Gabriel Yu tarafından desteklenen ‘’Saf Dünya: Dunhuang Mogao Mağaraları’na girelim sergisi burada açılmıştır. Burada gelişmiş sanal görüntüleme tekniklerini kullanarak, dijital görüntü ve ses efekleriyle üç boyutlu ortamda sergilendi.)
Bu mağaralar Budizm kitaplarının sakladığı mağara keşfedildiği dönemler yağmalanmıştır. İngiltere, Fransa, Rusya, Hindistan, Almanya, Danimarka, İsveç, Kore Cumhuriyeti, Finlandiya ve ABD’de Mogao tarihi eserleri bulunuyor. Bu ülkelerdeki eserlerin sayısı, tümünün üçte ikisini oluşturuyor.

Sergi 5 ana bölüm olarak düzenlenmesi düşünülüyor.

Bölüm I: Mekansal olarak Dunhuang

Dunhuang İpek yolu üzerinde 40 derece kuzey enlemiyle 92 derece doğu boylamında Çin ve Batı kültürlerinin kesiştiği stratejik bir noktadadır. İmparator Han Hanedanı imparatoru Wu tarafından MÖ. 111 yılında kurulan Dunhuang, çok kültürlü bir şehir olarak her zaman önemini korumuştur. Dunhuang mağaraları bölgede; Mogao mağaraları, Batı Bin Buda mağaraları, Yulin mağaraları, Doğu Bin Buda mağaraları ve Subei şehrindeki 812 mağaradan oluşan tüm mağaraları kapsar.

Bölüm II: 1000 Yıl Boyunca Dunhuang

Bu kısım farklı dönemlere ait sanat yapıtlarını sunarak Dunhuang’ın tarihsel değişim ve gelişimini anlatır. Dunhuang mağaraları sadece Çin kültürünü yansıtan bir sanat eseri değil; Yunan, Roma, Budist, Hinduist, Gandhara sanatları ve Orta Asya üslupları gibi Doğu ve Batı kültürlerinin birarada eridiği bir potadır. Sergi, Çinlilerle diğer halklar arasındaki toplumsal, politik, ekonomik, kültürel, bilimsel, teknolojik etkileşimleri göstermek açısından önem taşımaktadır.

Bölüm III: Buda’nın Nirvanası ve Tang Hanedanının Rüyası

Bu bölümde Orta-Tang hanedanlığına ait büyük Nirvana’ya Ulaşan Buda (Mogao mağaraları, 158 nolu mağara, batı duvarı) tasvir edilmektedir.

Bölüm IV: Harikulade Ustalık ve Özgün Görünüm

Bu bölümde farklı tarihsel dönemlere ait ve farklı üsluplara sahip dört Dunhuang mağarası canlandırılmaktadır.

Bölüm V: Etkileşimler

Bu bölümde, seyirciye Dunhuang sanatını daha iyi anlayabilmesi için eğitim kitapçıkları, sanat bulmacaları, fotografik görsel malzemeler, videolar, multimedia gösterileri gibi interaktif olanaklar sunulacaktır.

2012 Türkiye’de Çin yılı kapsamında Mimar Sinan Güzel Sanatlar üniversitesi çeşitli etkinlikler düzenlenecek.

Buradan etkinlik takvimine ulaşabilirsiniz. http://194.27.33.3/Tophane/content.aspx?id=300

Skyfall

Sam Mendes’in yönetmiş olduğu james bond serisinin 23. filmi Skyfall nefes kesen macerası bu sefer Türkiye, Çin ve İngiltere ekseninde geçiyor. Türkiye çekimleri İstanbul, Adana ve Fethiye’de gerçekleştirildi.

Oyuncu kadrosu Daniel Craig, Judi Dench, Javier Bardem, Ralph Fiennes, Naomie Harris, Bérénice Marlohe, Ben Whishaw, Albert Finney gibi isimlerden oluşuyor.

Yaratıcısı Ian Fleming, kitapları için eğlenceden daha fazla bir amacı ve içeriği olmadığını söylese de James Bond filmleri her zaman çok fazla ilgi çekmiş ve tartışılmıştır. Casusluğu, ajanlık yaptığı ülke ile düşmanlar arası siyaseti, özgür dünyayla Sovyetler Birliği ayrımı, ideolojik olarak Bond’un ulusal kimliğinin yüceltilmesi (Anglosakson ırkın tartışılmaz üstünlüğüne yapılan vurgu), lüks ve refah kodlarının parlatılması, mutlaka ele geçirilen kadın imgesi, şiddetin meşrulaştırılması ve erkek cinselliğinin aşırılığı her zaman farklı türde eleştirilere ve iltifatlara neden olmuştur. Filmin başarısı da zaten bu denli zengin öğeyi içinde barındırmasından kaynaklanır. Hem izleyiciye görsel şölenler sunar, hem de takibi keyifli bir casusluk hikayesi! Asla izleyicinin sıkılmasına izin vermez, zaman tanımaz ve neşeli müziğiyle filmden koparmaz. Her ne kadar sanatsal olarak bir değer taşımadığı söylense de Bond filmleri sinema sanatının sunduğu en özel eğlencelerden biridir.
.
Dağlara tırmanmak, uçurumlardan ve nefes kesen manzaralardan kaymak, huzur bulmak için golf oynamak ve güzel kızları fethetmek gibi gayet heyecanlı, riskli, pahalı, şatafatlı ve çoğunlukla hızlı zevkleri olan Bond’u izlemek kime zevk vermez ki? Yukarıda sayılan ideolojik ve sosyolojik mesajların çelişkili, yalan ya da yanlış yönlendirmelerle dolu olması kimin umurunda olabilir ki? Dünya sinema tarihin en uzun soluklu serisi üçüncü kez Daniel Craig’in karizmatik enerjisiyle can buluyor ve Bond 50’nci yılını adrenalin dolu maceralarla kutluyor ve kutlatıyor. Tüm dünya da büyük gişe hasılatlarıyla serinin en iyisi olduğu iddiası giderek güçlenirken ülkemizde İstanbul sahneleri ile ilgili yorumlar da filmden bağımsız büyüdükçe büyüyor.

.

 

Yılın Kadın Sanatçısı

sinema sokağı
Özel hayatıyla magazin basınına sürekli malzeme olsa da, Katy Perry’nin göz ardı edilemeyecek bir müzik kariyeri var.
Katy Perry, Billboard dergisi tarafından Yılın Kadın Sanatçısı seçildi. Billboard’un geleneksel her sene müzik dünyasındaki en yetenekli ve güçlü kadına verdiği ‘Yılın Kadın Sanatçısı’ ödülü, bu yıl Katy Perry’nin oldu. Ödülü geçtiğimiz yıllarda Reba McEntire, Beyonce, Fergie ve Taylor Swift gibi isimler evine götürmüştü.

Katy Perry ödülünü 30 Kasım’da New York’ta düzenlenecek törenle alacak.

.

Duygu

Bahse Yokum!

.
Bruce Willis, Rebecca Hall, Catherine Zeta-Jones’un başrollerinde oynadığı ve Stephen Frears’in yönettiği komedi dram türünde kategorize edilerek tanıtılan ‘Bahse Var mısın?’, filmin başında izleyiciye anlatının gerçek olduğunu neşeli ve alaylı bir üslupla müjdeliyor. Gerçek bir hikaye izleyeceğini öğrenmenin getirdiği artı değer ve yine filmin sonunda gerçek karakterlerin hayatlarına nasıl devam ettiklerine dair verilen bilgiler Amerikan rüyasının aslında gerçek olduğunu mu söylemeye çalışıyor acaba? Amerikan rüyasından daha büyük bir kabus ve yalan olabilir mi kitleleri uyutmak için? Hollywood bir kez daha imkansızı istersen başarabileceğini, hayatın sürprizlerle dolu olduğunu, eninde sonunda herkesin keşfedileceği bir olağanüstü yeteneği olduğunu, başarıya giden yolda her türlü hırsızlık, haksızlık ve rekabetin olağan olduğunu şarkılarla, danslarla, hoş adamlar ve güzel kadınlarla anlatıyor. Üstelik başına ve sonuna bu filmin gerçekten de gerçek olduğunu neredeyse ispatlamışçasına yazıyor ve okutuyor.
.
Filmin kahramanı genç, güzel, ateşli, hırslı, uzun bacaklı, saçları ahenkli, neşeli maceraperest bir striptizci ve bu alametifarika striptiz yapmaktan vazgeçerek temiz bir yolda kariyer yapmaya karar kılıyor. Temiz bir hayat tanımlamasında Las Vegas’a gitmek, bolca para, çokça eğlence, epeyi heyecan ve değişik bir yaşam var. Sanki tüm diğer insanlar az paralı, sıkıcı, durağan ve sıradan bir iş aşkıyla yanıp tutuşuyormuşçasına karakterimiz bu istekleri nedeniyle sevimli, zeki, farklı ve özel gösteriliyor. Yeni hayatına kumarbaz mı, tefeci mi, bahisçi mi olduğu belli olmayan ama anlatı boyunca sonuna kadar onaylanan bir adamın yanında başlıyor. Temiz yaşamında insanlara kumar oynatmayı (acaba bahis denilirse daha mı az kulak ve vicdan tırmalar?) ve böylece helalinden çok para kazanmayı normalleştiriyor Bahse Var mısın? Harflerle ve sayılarla arası iyi olduğu için bu işte çok başarılı oluyor hemencecik. Harfler ve sayılar modern dünyanın tüm sırlarını çözmeye yaran dualar kadar şifre ve kod bozan, yazan, çizen yeni anahtarlar mı değil mi zaten? Ayrıca kot şortunun ve kovboy çizmelerinin uzun bacaklarındaki şık duruşu elinde kapı gibi jokerleri…
.
Yoksa başarısında patronu Dink’e yaptığı oynaşın, kışkırtmanın, yoldan çıkarmaya çalışmasının hiç payı yok! Ne de olsa artık kirli geçmişini geride bırakmış ve temiz bir yaşama yelken açmış bir genç kız oluyor kahramanımız. Her ne kadar Dink karısını sevdiğini söylese de boşanması için ikna etmeye çalışması ise temiz aşkının net bir ispatı sayılıyor. Dink karısından ayrılmayınca ve kahramanımızı işinden kovunca temiz ve saf genç kız boş durmuyor ve bambaşka genç bir adama aşık oluyor. Maşallah biriyle oynaşırken diğeriyle telefonlaşması ise yine kahramanın aşk dolu yüreğinin bocalamasına ve iyilik dolu yüreğinin herkese yer açtığına işaret sayılıyor.
.
Daha sonra filmin kötü kahramanı başka bir kumarbaz, tefeci veya bahisçi iş adamıyla çalışmaya başlıyor sırf heyecan olsun diye. Filmin kötü adamının, kötü adam olmasının sebebi ise farklı bir eyalette olması, dolayısıyla iyi kahramanın yasal olarak yaptığı işlerin yasadışı kabul edilmesi… Dink’in Las Vegas’ta yaptığını New York’ta yapması anlaşılmaz bir şekilde küçümseniyor, ayıplanıyor ve yargılanıyor. Böylece heyecan yükseliyor. Kahraman kızımız öylesine iyi niyetli, aktif, dinamik ve neşeli ki birçok insana bahis oynatıyor heyecan maksatlı. Başta Dink’i ve sonra sevgilisini bırakıp kötü adamın iyi kalpli yardımcısı oluveriyor. Bu arada yeni genç sevgilinin de başını bazı yasadışı işlerini yaptırarak belaya sokuyor. Tabii istemeden, tam olarak bilmeden veya bilmezden gelerek! Her neyse işte! Hollywood’un çatlak kadın klişesine göre hem alçakgönüllü hem çok güzel ve hem de acayip zeki kadınları asla isteyerek değil ya sakarlıkları ya da aşırı hassas ve düşünceli oldukları için problemlere sebebiyet verirler.
.
Zaten hikmetinden sual olunmaz Hollywood sinemasında sorunlar elbette çözülür. Gerekirse hiç umulmadık sıradan karakter şifre kırar, en vicdansız ve entrikacısı vicdana gelir ve her zaman güzel bir müzik çalar… Bahis oynadıkları finalle mutlu sona bağlanan film önceden müjdeli haberi veriyor ve kahraman genç kızımız üzerine bahis oynadıkları ve oynattıkları takım için şöyle diyor; ‘Hak ettiği mi düşünüyorum, bu yüzden kazanacaklar.’ Elbette kazanıyorlar ve filmin başrol oyuncuları müthiş danslarıyla seyirciyi iyice mest ediyor. Koskoca starların müthiş dans performanslarını, komik ve şirin hareketlerini armağan ediyor Hollywood bir kez daha. ‘Ay ay Bruce Willis’e bak, nasıl da çılgın, of of off Catherine Zeta-Jones ne de güzel kıvırıyor’ dedirtiyorlar.
.
Bahse Var mısın şansı, kumarı, illegal ticareti, haksız rekabeti onaylamamışçasına izleyiciye eninde sonunda zenginlik, mutluluk ve başarı bulacakları gibi zehirli ve gizli mesajlar veriyor. İşte bu yüzden kısa süreli mutluluklar için bu tip filmler hararetle tavsiye edilir ve ediliyor zaten.

.

Şenay Tanrıvermiş

Dabbe mi ?

.
Filmi dün izledim ve  Hasan Karacadağ filmi ve bekleneceği gibi yine cin suistimali , klişe senaryo, rezalet oyuncu performansları, çakma sahneler, ucuz kurgu numaralarıyla korku yaratma çabaları ve tabiki üç kuruşluk efekler.Fragmandanda anlaşılacağı gibi panarolmal activity’nin taklidini yapmış.

Dabbe  paranormal activity ‘nin türkiye versyonu gibi bakış acılar farklı ama baktıkları yer yanı  , çekim yöntemleri bile aynı  Film nasıl mıydı ? şöyle deyim korku filmi olmasına rağmen ben gülmekten izleyemedim filmi salonda komedi filmi oynuyormuş gibi kahkahalar yükseliyordu..

Boş zamanı olan kişiler için ilk tercih olabilir

.

.

.

D.K.

Titanic’in batışının 100. yıldönümü

 

Titanik’in bir buz dağına çarpıp Kuzey Atlantik’in sularına gömülmesinin 100. yıl dönümünde, dijital ortamda gemi hakkında 200 binden fazla belge yayımlandı.

BBC’nin haberine göre belgeler, 15 Nisan 1912’deki faciada yaşamını yitiren 1500’den fazla kişinin yanı sıra kazazedelerle ilgili bilgi içeriyor.
Belgeler arasında, aralarında Titanik’in kaptanı Edward J. Smith’inkinin de olduğu çok sayıda vasiyetname, sorgu yargıcının soruşturma yazıları, denizden toplanan 330 cesede dair belgeler ve geminin resmi yolcu listesi de yer alıyor.
Yolcu listesinde gemideki tüm yolcuların isimleri, yaşları, uyrukları ve meslekleri kaydedilmiş.
“Ancestry.co.uk.” sitesi tarafından derlenen koleksiyona erişim, 31 Mayıs 2012 tarihine kadar ücretsiz olacak.
Sitede 700’den fazla kişiyi kurtaran Carpathia gemisinin yolcu listesi de yayımlandı.
Belfast’ta inşa edilen ve asla batmayacağı düşünülen Titanik, 10 Nisan 1912’de New York’a doğru yola çıkmış, ancak 15 Nisan’da bir buz dağına çarparak 2228 yolcu ve mürettebatıyla Kuzey Atlantik’in sularına gömülmüştü.
Titanik’in enkazı, 1985 yılında Kanada’nın Newfoundland bölgesinin 645 kilometre açığında, deniz bilimci Robert Ballard tarafından bulunmuştu.
.
BK

Sokak Dansı 3D

New York’ta yaşayan bir grup dansçı Moose (Adam G. Sevani) ve Natalie (Sharni Vinson) ile beraber çalışmaya başlayınca kendilerini dünyanın en iyi sokak dansçılarının karşısında bulurlar. Karşı karşıya geldikleri yarışmayı kazanan grup tüm hayallerine kavuşurken kaybeden taraf elindeki her şeyi kaybedecektir. Luke (Rick Malambri) ailesinden kalan vasiyeti korumaya çalışırken, Natalie kalbine mi yoksa mantığına mı güveneceğini bilemez. Grubun en yeni ve etkileyici üyesi Moose ise eğitimi ile tutkusu arasında bir seçim yapmak zorundadır

Tür : Romantik / Dram / Müzik
Gösterim Tarihi : 4 Mart 2011
Yönetmen : Jon Chu
Senaryo : Amy Andelson , Emily Meyer
Yapım : 2010, ABD , 107 dk.

Oyuncular

Rick Malambri (Luke) , Adam G. Sevani (Moose) , Sharni Vinson (Natalie) , Alyson Stoner (Camille) , Keith Stallworth (Jacob) , Kendra Andrews (Anala)

Barış Kekeç