23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı Kutlu Olsun

SİNEMA SOKAĞI SANAT GAZETESİ 

23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı Kutlu Olsun

Kökleri Kuvayı Milliye’ye ve Ulusal Kurtuluş Savaş’ımıza dayanan Türkiye Büyük Millet Meclisimizin kuruluşunun 92. yılını kutlamaktayız. Ulusal Egemenliğimiz, 92 yıldır bağımsızlığımızın ve özgürlüğümüzün simgesi olmuştur.

23 Nisan 1920 tarihinde açılan TBMM, hem ülkemizin kurtuluşuna, hem de yeni bir devletin kuruluşuna öncülük eden tarihi bir olguya sahiptir. Çürümüş ve yozlaşmış bir imparatorluktan yepyeni bir Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulması, demokratik ve laik bir yönetim biçiminin gerçekleşmesi, çağdaş ve aydınlık bir yaşam biçiminin belirlenmesi ve bunun için yapılan tüm yenilikler, 23 Nisan 1920 tarihinde Mustafa Kemal’in liderlik ettiği TBMM’nin attığı adımlarla gerçekleşmiştir.

23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı egemenliğin ulusta olduğunun kabul edildiği bir gün olmakla birlikte, dünya çocuklarının katılımıyla kutlanan, barış ve kardeşlik gibi yüce değerlerin içtenlikle paylaşılmasına, dünyaya yayılmasına, farklı kültürde çocukların buluşmasına ve kaynaşmasına vesile olan ve dünyada kutlanan ilk çocuk bayramıdır.

Atatürk’ün tüm dünya çocuklarına armağan ettiği 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nı kutluyor, çocuklarımıza ve sizlere esenlikler diliyorum. Saygılarımla…

Atam izindeyiz… 

 Barış Kekeç
Genel Yayın Yönetmeni

.

.

Reklamlar

Cem Yılmaz, Emek Sineması protestosuna destek verdi

cem_yilmaz_1165

32. İstanbul Film Festivali kapanış töreninde konuşan ünlü şovmen Cem Yılmaz, Emek Sineması protestosuna destek verdi..

Ünlü şovmen, ödül vermek için çıktığı sahnede kısa bir konuşma yaparak Emek Sineması’nın yıkılmasına karşı olduğunu şu

“Benim sinema yaparken çok emek harcamadığımı düşünenler var, dogrudur; çünkü “Emek” harcanmaz. Bir haberim var. Emek Sineması’nı satın aldım. Keşke böyle olsaydı tabii. Teklif ettim, ama baktım ki Emek Sineması zaten bizimmiş”.

Cem Yılmaz’ın bu sözleri salonda uzun süre alkışlandı.

Törenden Kesit : 

Uğrak Yeri – Vincent River tiyatro

dsc8777-k

İnsanın en çok sevdiğin kişi en iyi tanıdığın kişi midir? Bilmem. Ya bir gün ardında “eski ve kullanılmayan” sırlar bırakarak kaybolursa? Olabilir. İki yabancıyı ne birleştirir? Sevmenin veya yaşadığın “şey”in yasak olduğunu hissetmek mi? Sanmam. Uğrak yeri; “mahalle baskısının” bireylerdeki psikolojik ve fizyolojik sonuçlarını sorguluyor. Bu baskıyı yaşatan bizler için, yaşayanların hayatına bir pencere açıyor.

.

Tarihler : 29 Mart 2013 Cuma ~ 26 Nisan 2013 Cuma
29 Mart ve 05, 12, 17, 19, 24, 26 Nisan – Saat : 20:30

Adres : Pürtelaş Mah. Meclis-i Mebusan Yokuşu No:15Kat:6 Fındıklı 34427  Beyoğlu İstanbul

Bilet Nereden Alınır : Biletix Çağrı Merkezi: 0216 556 98 00 Biletix Satış Noktaları, http://www.biletix.com, Craft

Web Adresi : www.crafttiyatro.com

.

Tiyatro Hakkında;

img8_140743

  • Yazan: Philip Ridley
  • Yöneten: Sami Berat Marçalı
  • Oynayanlar: İpek Bilgin, Barış Gönenen
  • Çeviren: Seda Yıldız
  • Yönetmen Yardımcısı: Gözde Kocaoğlu
  • Reji Asistanı: Gül Arıcı
  • Sahne Tasarım: Sami Berat Marçalı

”Sizin Serginiz ” Mamut Art Project

Uğur Yılmazer

Sinema Sokağı Sanat logo

 

Uğur Yılmazer
ugurylmzr@gmail.com

.

Mamut Art Project genç sanatçıları bir araya getiriyor..

Bir sergi açmayı düşünüp açamadıysan  büyük bir fırsat Mamut Art Project’le geliyor.  Mamut Art Project genç sanatçılara hak ettikleri şansı tanıyabilmek için kolları sıvadı.black-ilan2-son

Mamut Art Project’e hedefini  sanat piyasasını ve çalışma koşullarını tanımadan bu dünyaya adım atan sanatçıların kariyerlerinde bir başlangıç noktası oluşturabilmek, öğrenci olma ve kendini kanıtlamış bir sanatçı olma arasında bir en iyi geçiş dönemini yaratabilmek olarak belirledi.

Mamut Art Project’e katılacak sanatçılar özel bir jüri heyeti tarafından değerlendirilip beğeninize sunulacaktır. Ali Akay, Nil Yalter, Mustafa Taviloğlu, Marcus Graf ve Sedat Öztürk tarafından oluşan bu heyecan verici jüri sergiye katılmaya hak kazanacak yaklaşık 40 sanatçıyı belirleyecek. Başvurular, 1 Nisan 2013 tarihine kadar devam edecek.
Sanatçılardan kira alınmayacak ve her birine yaklaşık 10 metrekare sunum alanı verilecek. 5 gün sürecek olan sergimizde sanatçılara eserlerini sergileyebilecekler.

Serginin özel gösterim gecesinde bir çok galeri sahibi, koleksiyoner ve küratör sergiye davet edilecek.

16 – 19 Mayıs 2013 tarihleri arasında Antrepo 3’e herkes davetli. Sergi  11:00 – 20:00 saatleri arasında ziyarete açık olacaktır. Mamut Art Project yurt dışında örnekleri olan “Affrodable Art” konsepti ile sanatseverlere uygun fiyatlara, özgün eser satın alma imkanı sağlanacak. Türkiye’de bu alanda düzenlenen ilk sergi  diyebiliriz. Başvurular, 1 Nisan 2013 tarihine kadar devam edecek.

.

.

2012 Yılında En Çok Satan Kitaplar

Uğur Yılmazer

Sinema Sokağı Sanat logo

Uğur Yılmazer
ugurylmzr@gmail.com

.

OD – İskender Pala  imagesCAQ3BN6Z1

Biliyorum,
“Biz bu ilden gider olduk,
kalanlara selam olsun,” demişti…
Yine Biliyorum,
“Bizim için hayır dua kılanlara selam olsun.” demişti…
Ve Sevgili’ye gittiği o geceden sonra adının dilden dile,
Aşkının gönülden gönüle dolaştığını da biliyorum…
Şimdilerde ona kimisi Âşık Yunus, Miskin Yunus…
Derviş “Yunus” Varsın onu da desinler.
Ve Türk yurtlarında, onu en çok “Bizim Yunus” diye çağırırlar.
Biliyorum…

 

Mânâ eri bu yolda melül olası değil,
Mânâ duyan gönüller hergiz ölesi
değil.

Ten fânidir, can ölmez
Çün, gitti geri gelmez
Ölür ise ten ölür
Canlar ölesi değil
Y.E.

 

Kimya Hatun – Sinan Yağmur   65688-arda-ya-sabri-ogreten-yazardan-yeni-kitapSinan yağmur 2

“Şems! Ey seyyarelerin en tekinsizi! Çarpacak bir beni mi buldun? İyi ki beni buldun. Hoş âmedî! Hoş âmedî! Seni arıyordum Şems! Ama dağıla dağıla. Seni bekliyordum Şems! Ama savrula savrula…

Allah’ım beni Şems ile yarala! Öyle yarala ki akan gözyaşlarım cehennemi söndürsün. Ağlamaktan kör olup görmesem de cennetini. Sen varsın ya!

Şems, Kimya’nın yüzüne doğru eğilirken, pencereden bir ışık huzmesi süzüldü odaya. Oda göz kamaştıracak bir şekilde ışıkla dolmuştu. Bir gül kokusu yayıldı odanın her yanına. Kimya başını pencereye doğru çevirdi. Hemen ayaklarını dizlerine, dizini ise karnına doğru çekti. Tıpkı bir bebeğin anne karnında durması gibi. Kimya yatağın içinde doğrulmaya çalıştı. Tebessüm etti. Dudağından; ‘Efendimiz… Efendimiz…’
Başı yastığın sağ ucuna düştü.”

Herkes kendi yüreğinin diline uygun kitaplar okur. Bu kitapta okuyucu, içinin içtenlikle dolu sesini duyacaktır. Her bir bakışı ömrünün Şems’ini arayan, her bir adımı özünün aşk kapısını aralayan, Kimya’nın sessiz ağıtına aşkın gözyaşları ile katılan, o saf yüreklerini okuyacaklar.

Sultanı Öldürmek – Ahmet Ümit  imagesCA3NAX3Zsultani-oldurmek 4

“Biri, sizi cinayet işlemekle suçladığında deliller bulur, tanıklar gösterir, bunun bir iftira olduğunu kanıtlamaya çalışırsınız, ama sizi itham eden kişi bizzat kendinizseniz, ne yaparsınız?”

Ahmet Ümit’in Nisan ayında yayınlanacak romanı Sultanı Öldürmek bu satırlarla başlıyor. Yıllardır aynı kadını bekleyen bir tarihçinin hikâyesi bu. Şahane bir aşk için harcanmış bir ömrün hikâyesi… Serhazinlerin son temsilcisi Müştak Serhazin’in başından geçen dört günlük tuhaf bir serüven. Sapında Fatih Sultan Mehmed’in tuğrası bulunan mektup açacağıyla öldürülmüş bir tarih profesörü… Bir aşk cinayeti mi? Yoksa kökleri “Ulu Hakan”ın şüpheli ölümüne uzanan bir entrika mı? Osmanlı devletinin bir imparatorluğa dönüştüğü o zaferler ve ihanetlerle dolu günlere yapılan sıradışı bir yolculuk. Ve bu heyecan verici yolculuk boyunca kulaklardan eksik olmayan o kadim soru: Tarih, geçmişte yaşananlar mıdır, yoksa tarihçilerin anlattıkları mı?

“…Ve Sultan Mehmed Han. Mehmed Han oğlu Murad Han oğlu Fatih Sultan Mehmed Han. İki karanın ve iki denizin hâkimi. Allah’ın yeryüzündeki gölgesi. Kostantiniyye’yi zapt eden padişah. Roma İmparatorluğu’nun doğal varisi, farklı dinlerden, farklı dillerden, farklı ırklardan yepyeni bir millet yaratma aşkıyla yanıp tutuşan kudretli hükümdar. Uçsuz bucaksız ovalarda at koşturan ordular. Kılıç sesleri, savaş naraları, korku çığlıkları. Ardı ardına düşen şehirler, ardı ardına yıkılan devletler, ardı ardına el değiştiren kaleler. Kırk dokuz yaşında dünyaya nam salmış bir hükümdar. Ve değişmez kader. Akşama kavuşan gün. Ecel şerbetini içen insan. Ve Fatih Sultan Mehmed’in şüpheli ölümü. Ve onun iki şehzadesi. İkiye bölünen saray, ikiye bölünen devlet, hiçbir şeyden haberi olmayan bir halk. Ve iki şehzadenin kanlı boğazlaşması sürerken saray odasında unutulan Fatih Sultan Mehmed Han’ın cansız bedeni…”

Ahmet Ümit, kusursuz bir kurguyla ele aldığı bu cinayet-aşk-tarih örgüsünde edebiyat okurlarının gözündeki ayrıcalıklı yerini bir kez daha sağlamlaştırıyor.

Aklından Bir Sayı Tut – John Verdon  imagesCAP5N303aklından bir sayı  tut 3

Bir adam, posta kutusuna bırakılmış imzasız bir mektup alır. Mektupta şöyle yazmaktadır: “Aklından herhangi bir sayı tut. 1 ila 1000 arasında herhangi bir sayı.” Adam öylesine 658 sayısını tutar. Not şöyle devam etmektedir: “Sırlarını nasıl bildiğimi göreceksin… Küçük zarfı aç.”

“Aldıklarını geri vereceksin Vermiş olduklarını aldığın zaman. Biliyorum ne düşündüğünü, Ne zaman uyuduğunu, Nereye gittiğini, Nereye gideceğini. Seninle bir randevumuz var, Bay 658.”

Sıradanlıklara meydan okuyan, anında başınızı döndürecek ve ilgi çekici karakterlerinin kalp atışlarını tüm gerçekliğiyle hissedeceğiniz bir kitap “Aklından Bir Sayı Tut” kolay kolay unutmayacağınız bir roman.

Küçük Mucizeler Dükkanı – DebbieMacomber  imagesCAHT1HF1 kucuk mucizeler dükkanı3

Kitapları bütün dünyada 140 milyondan fazla satan ve birçok dile çevrilen Debbie Macomber, yürek ısıtan romanlarıyla şimdi de Türkiye’de…

“Artık o eski tasasız kız değilim. Yaşadığım her günün değerini biliyorum. Çünkü hayatın ne kadar değerli olduğunu öğrendim… Hiçbir şeyi, özellikle de hayatı hafife almaz oldum. Artık hiçbir günümü boşa geçirmiyorum. Çektiğim acıların karşılıklarının olduğunu öğrendim…”

Hayatın içinden dört güçlü kadın… Küçük mucizeler, büyük umutlar Ve dostluğun iyileştirici gücüne dair sımsıcak bir hikâye…

Bu kitapta mutlaka kendinizden bir şeyler bulacaksınız!

Hz.Mevlana – Sinan Yağmur  askin-gozyaslari-2-mevlana

En mahrem bir gecenin, en matemli anında akıyordu gözyaşları. Sırların habercileri, hızına yetişemiyordu gözyaşlarının. Çok konuştuk, biraz da susalım. Susalım ve ağlaşalım. Aşkın Gözyaşları sağanağında, yitik cennetimize yol bulalım.

“5 Aralık 1273; Mevlâna gördüğü rüya ile kan ter içinde uyanır. Şems’in seneler önce kaldığı odaya girer. Taş duvarlar, tahta sedir, acem kilimi, odada her ne varsa hepsi Şems kokmaktadır. Bakışları duvarda gezinir. Senelerdir, hiçbir şeyin asılı olmadığı duvarda, bir levhayı fark eder. Okur yazıyı, kopar çığlık, atar kendini avluya. Karla kaplı taş zemine, yüzüstü düşüp bayılmıştır.”

Gözlerini Sımsıkı Kapat – John Verdon   gözlerini sımsıkı kapat

Aklından Bir Sayı Tut’un yazarından, İlk kitaptan çok daha iddialı yeni bir roman Sana Bir Sürprizim Var… Gözlerini Sımsıkı Kapat

New York’un en gözde dedektifiyken, basının kendisine yakıştırdığı isimden hep rahatsız olmuştu: Süper Dedektif. Bir bulmacayla karşılaştığında, mutlaka çözmek isterdi. Gurney’e göre her bulmacanın çözümü için mutlaka bir ipucu vardı.

Peki ya bu sefer yoksa?

Düğün günü öldürülen bir gelin… Ve olaya tanıklık eden yüzlerce davetli. Cinayeti kimin işlediği ortada, herkes kendinden emin ama ya hepsi zekice bir illüzyonla yanıltılıyorsa… Cinayet silahı dahil birçok detayda sürpriz akıl oyunlarını gördüğünde, Gurney tam bir psikopatla karşı karşıya olduğunu anlar.

Gurney şeytanın bile aklına gelmeyecek yöntemleri, soruları ve keskin bakış açısıyla soruşturmaya bambaşka bir boyut kazandıracaktır. Kim daha zeki; Gurney mi, yoksa müthiş bir illüzyondan ibaret katil mi? John Verdon’dan, akıl oyunlarının iç içe geçtiği, sıra dışı bir roman.

İki Cami Arasında Aşk – Mürvet Sarıyıldız  myrvet-saryldziki cami arasında aşk 5

18 yaşında kendi arzusu ile devşirilip payitahtta getirilen Sinan, Karaboğdan Seferi sırasında gördüğü Mihrimah Sultan’a âşık olur. Bu aşk, Sinan’a önce Prut Nehrini on üç günde geçilecek köprüyü yaptırır. Payitahtta dönüşte Mihrimah Sultan’ın evlendirilmesine karar verilir. Sinan ve Rüstem Paşa aday olur. Hürrem Sultan, siyasi nedenlerle kızı Mihrimah’ı Rüstem Paşa ile evlendirir. Elli yaşında ve evli olan Sinan, bu evlilik üzerine kendini sanatına verir. Sarayın baş mimarı olur. Aşkını payitahtta yaptığı hanlar, hamamlar ve camilere yansıtır. Özellikle de aşkını Edirnekapı ve Üsküdar’da yaptığı iki cami arasına gizler. Dünyaca ünlü mimar, Mimar Sinan’ın ve büyük aşkı Mihrimah Sultan’ı anlatan sürükleyici bir roman.

Tanrı Daima Tebdil-İ Kıyafet Gezer – Laurent Gounelle untitled836_Tanri_Daima_Tebdil-i_Kiyafet_Gezer

Mutluluğun kapını çalmasını bekleme, sen ona git Hayatını değiştirecek roman bu işte! Bir düşünün. İntihar etmek üzeresiniz. Bir adam hayatınızı kurtarıyor, ama karşılığında sizinle bir anlaşma yapıyor. Bundan sonra o ne söylerse sorgusuz sualsiz yapacaksınız. Kendi iyiliğiniz için… Çaresiz, kabul ediyorsunuz ve hayatınızın iplerini tıpkı bir kukla gibi başkasının ellerine bırakıyorsunuz. Ve hayatınız eskisinden çok daha güzel oluyor. Yine de şüpheleriniz var: Bu adam aslında kim? Çevresindeki gizemli kişilerin sırrı ne? Sizden aslında ne istiyor?

Tanrı Daima Tebdil-i Kıyafet Gezer, kendi kendimize koyduğumuz engelleri, korkularımızı ve önyargılarımızı nasıl aşacağımızın, kaderimiz sandığımız mutsuz bir yaşamı, bizi mutluluğa götüren bir yolculuğa nasıl dönüştüreceğimizin hikâyesi.

Şems-i Tebrizi – Sinan Yağmur   şems

Celaleddin’i Mevlana’laştıran Şemsi Tebrizi’nin Kitabı…

Yedinci ve en tesirli bıçak darbesi ensesine gelir boynu sağa doğru bükülmüştür. Dervişler yere kapanmasını bekleye dursun. Şems Hz. Peygamberin şu hadisini sesi boğuk mırıldanır: “Allah’a kavuşmayı isteyeni Allah da sever” Dervişlerden birisi sırtına tekmeyi vurur. Yüzüstü taş zemine kapanır, dudağı patlamış, dişleri zemine dökülmüştür Siyah feracesi kanlar içinde bordoya dönmüştür. Saçlarından tutarak kafasını kaldıran dervişin niyeti Şemsin başını gövdesinden ayırmaktır

Baş derviş engeller. Bırakın son nefesini versin. Sonra da en yakın bir kuyuya atın. Kıyafetine sarp atın. Avluyu yıkayın. Sabah ile yola çıkarız. Şems hala son nefesini vermemiştir Sille taşının üzerindeki başını hafifçe göğe kaldırır ve: “Allah ne güzel sevgilidir. Rabbim sana aşığım. Ve bu canı sana hediye ediyorum.” Mevlana içeri girer, mendili koklar eli titreyerek açar. İçinden san kağıda yazılmış bir not çıkar: “Yemin ederim ki ölümümün gözlerinin önünde olmasını isterdim. Gör ki aşk için ölmek ne demekmiş.” Mevlana olduğu yere düşüp bayılmıştır. Geceden sonra doğan ve kalplerin çöllerini cennetlere çeviren bir gözyaşı bu. Çoraklaşmış ve çöle dönmüş kalpler; açın sadrınızı! Aşkın gözyaşları, serin serin, sağanak sağanak, üzerimize damlıyor; bakın gökyüzüne, nasılda aşk yağıyor…

Can Boğazdan Çıkar – Mehmet Ali Bulut 1DA2B1F9-F1A1-3294-3BE88FCB1643A0A8can1jpg_h609

Beslenme şeklimiz hasta ediyor. Bir klinikte yapılan ankette “İnsan niçin hasta olur?” sorusuna; insanların yüzde yetmiş üçü “Allah sevdiğine hastalık verir!” şıkkını işaretlemiştir. Birçok insan hastalığı kaderimizin ya da genetik yapımızın kalıtsal bir sonucu olarak kabul eder. Bu nedenle beslenme şeklimizin bizi hasta edebileceğini aklımıza getirmeyiz! Motorların farklı yakıtla çalıştığı gibi… Hastalıklarımızın büyük bir kısmının yediklerimiz ve içtiklerimizden kaynaklandığı bilimsel anlamda da ispat edilmiştir. Kişilerin mizaçlarına uygun beslenmemesi, hastalıklara davetiye çıkarmaktadır. Yapılan bilimsel çalışmalarda, farklı motorlarda farklı yakıtlar kullanıldığı gibi; insanların da birbirinden farklı mizaç ve yapılara sahip olduğu, alınan gıdayı hazmettirecek enzimin her bünyede aynı güçte ifraz edilmediği belirlenmiştir.
Kan grubunuza göre beslenin. Bugün tüm dünyada, bu yeni bilgiler ışığında yeni bir beslenme tarzı önerilmekte; kişilerin, kan gruplarına (mizaçlarına) uygun beslenmeleri halinde şişmanlık ve hastalık probleminden kurtulacakları savunulmaktadır. Geleneksel tıp daha da ileri giderek her insanın kendine özgü sindirim sistemi ve enzimleri olduğu bilgisinden hareketle, kişiye özel beslenme programları önermektedir. Bilinçli beslenip sağlıklı yaşayın Kendi bünyenize göre bilinçli beslenmenin yol ve yöntemlerini öğrenerek sağlıklı yaşayın.

Nar Ağacı – Nazan Bekiroğlu  imagesCAITY75TimagesCAJYHYOG

Nazan Bekiroğlu’ndan Trabzon-Tebriz-Tiflis-Batum-İstanbul hattında geçen muhteşem bir roman.

Balkan Savaşı döneminde başlayıp I. Dünya Savaşı’na uzanan bir öykü…

Trabzon’dan ve Tebriz’den doğup birbirlerine doğru yol alan iki hayat; önce deli akan sonra durgunlaşan iki ırmak… Aslında çok ırmak… Tebriz’in en büyük, en asil halı tüccarının deli fişek oğlu Settarhan ve Trabzonlu inci tanesi Zehra…
Ateşin bakışlı ateşin duruşlu; ırmağını kendi bildiğince alev ateş akıtmayı seçen bir genç kız Azam. Adı ne aşk ne de dostluk olan bir duyguyla Settarhan’ın ırmağına dolanan Batumlu kitapçı Sophia. Acıyla yoğrulan, yoğruldukça durulaşan, kendi varlıklarını sevdiklerinin varlığında eriten Büyükhanım ve Hacıbey…
Ve hep kendi içine doğru akan, kendi ırmağını gencecik yaşta milleti için kurutan, Trabzon’un “kırık kafiyesi” İsmail, ah İsmail…

İki büyük savaşın savurup yeniden şekillendirdiği hayatlar, muhaceret, mücadele, kader, farklı inançların aktığı ortak zemin, üç ülke ve üç sevda Nazan Bekiroğlu’nun mürekkebi aşk olan kaleminde buluştu. “Nar Ağacı” hayal kadar zengin, roman kadar güzel, tarih kadar gerçek bir hikâye… İncelikle işlenmiş karakterleri, son derece zengin detayları ve dönemi anlatmadaki maharetiyle okuyanı çarpacak ve yıllarca unutulmayacak bir kitap…

 Şah Mat – Mario Mazzanti sadassahmat-250x370

Polisle satranç oynayan bir seri katil…

Suç psikiyatristi olarak polise destek vermekte olan Claps’in suçluların davranış profilini inceleyerek olası şüphelileri tespit etmek gibi çetin bir görevi vardır. Ancak bu sefer ortadaki cinayet hiç de basit değildir. Karşısında acımasız, kararlı, unutulmak istemeyen ve şehrin korkulu rüyası olmayı amaçlayan bir seri katil vardır. Çözüm hep avuç içinde gibidir ama bir türlü ulaşılamamaktadır, aşılan her bir basamak katilin ininin derinliklerine dalmaktan başka bir işe yaramaz.

”!f” !n son üç gün kıyağı

Uğur Yılmazer

Sinema Sokağı Sanat logo

 

Uğur Yılmazer
ugurylmzr@gmail.com

.

ifistanbul12-678x1024

Geçte olsa keşfettiğimiz !f İstanbul Uluslararası Bağımsız Filmler Festivali gerçekten çok şey kaçırdığımızı farkettik.14-24 Şubat arasında İstanbul’da Beyoğlu Cinemaximum Fitaş, İstinye Park Cinemaximum, Cinemaximum Budak, 28 Şubat -3 Mart arasında ise Ankara Cinemaximum CEPA ve İzmir’de ise Cinemaximum Forum Bornova izleyicisiyle buluşuyor. Maximum Kart sponsorluğunda Toronto’dan Venedik’e, Sundance’den Cannes’a, dünyanın önemli festivallerinde büyük ilgi görmüş filmlerin Türkiye galaları yapılacak. Bu festival İstanbul, Ankara ve İzmir’in eğlencesine, kültürüne renk katmayı amaçlıyor.
Leos Carax, Miguel Gomes, Jose Rivera, Reha Erdem, Richard Linklater, Hong Sang-soo, Noah Baumbach, Walter Salles, Xavier Dolan gibi önemli yönetmenleri ağırlıyor. Ayrıca 12 yaşını kutlayan !f İstanbul Uluslararası Bağımsız Filmler Festivali Hit Filmleri bu yıl ”Galalar”adı altında Digitürk sponsorluğunda yılın en çok beklenen filmlerini Türkiye’de ilk kez seyirciyle buluşturuyor

!f İlk kıyak olarak Bilet fiyatlarını artırılmadı .

İstanbul’da bilet ücretleri:
Hafta içi Gündüz Gösterimleri: 7 TL
Tam: 14 TL (Hafta içi 19:00 seansı ve sonrası ile hafta sonu tüm gün)
Öğrenci: 11 TL (Hafta içi 19:00 seansı ve sonrası ile hafta sonu tüm gün)
“Ev” Bölümü Filmleri: 7 TL
21:30 – 22:00 Seansları: 16 TL

Ankara ve İzmir’de ise bilet ücretleri:Adsız Hafta içi Gündüz Gösterimleri: 7 TL
Tam: 13 TL (Hafta içi 19:00 seansı ve sonrası ile hafta sonu tüm gün)
Öğrenci: 10,5 TL (Hafta içi 19:00 seansı ve sonrası ile hafta sonu tüm gün)
“Ev” Bölümü Filmleri: 7 TL
21:30 – 22:00 Seansları: 13 TL

İkinci kıyak olarak da Festivalin İstanbul’daki son üç gününde İstanbul ile eşzamanlı gösterilecek beş film, İstanbul’daki izleyicilerle aynı anda Anadolu’da 26 şehrin yanı sıra Lefkoşa, Gümrü, Erivan, Kudüs ve Ramallah’daki izleyicilere ulaşacak. Bu şehirlerdeki üniversiteler, dernekler, sanat insiyatifleri ve STK’lar örgütlendi ve kurulan bu yeni sinema ağına destek vererek projeyi şehirlerinde organize etmeye gönüllü oldu.

MUBI, !f ² ile ortaklaşa çalışarak seçilen beş filmi, festivalin son üç günü olan 22-23-24 Şubat’ta, internet üzerinden yüksek görüntü kalitesi ile aynı anda tüm ortak şehirlerde izleyicilere ulaşıyor. Film gösterimlerinden sonra yönetmenlerle yapılacak sohbetler internet üzerinden canlı izlenebilecek ve izleyiciler yönetmene soru gönderebilecek.

!f ² 2013: İstanbul’dan Canlı Filmleri
*Biz Birliğiz: Hacktivistlerin Hikâyesi
*Anlattığımız Hikâyeler
*Benim Çocuğum
*Savaş Cadısı
*Öldürme Eylem

!f İstanbul Uluslararası Bağımsız Filmler Festivali, 12 yıldır 70.000 kişilik izleyici kitlesiyle kültür sanat hayatına yeni bir soluk getiren, dünyanın her yanından farklı bakışları sinemaseverlerle buluşturan ve düzenlediği partiler, atölyeler ve çeşitli etkinliklerle programını zenginleştiren bir oluşum.
Her yıl İstanbul ‘da, Ankara’da ve İzmir’de Cinemaximum Sinemalarında Şubat ve Mart aylarında izleyicisiyle buluşan festival, filmleri farklı ve güncel temalar altında toplayarak izleyicisine ulaştırıyor.

Bulut Atlası: Cloud Atlas

David Mitchell’ın aynı adlı romanından uyarlanan, aynı zamanda filmin yönetmenliğini de üstlenen Tom Tykwer ve Wachowski kardeşlerin senaryosunu yazdığı “Bulut Atlası” sinema severlerin bir süredir merakla beklediği büyük çaplı bir yapım. Birbiriyle yolları kesişen altı ayrı hikayeden oluşan film hayli geniş bir zaman dilimini içine alıyor: 19.yy’da bir kaşifin hikayesinden tutun da uzak gelecekteki primitif kabile yaşantısına kadar. Her hikaye ayrı ayrı alt metni olan ayrı ayrı kapılara açılıyor. Tam da bu sebeple her hikayenin birebir içine gireceğimiz kadar zaman tanımıyor bize yönetmen, kısa kısa gezintilere çıkarıyor. Çünkü filmin çok yoğun bir alt metni var, anlatmak istediklerinin yanında birbirlerine müzikle bağlanan ve tek başına bir film oluşturacak kadar iyi bu hikayeler aslında sadece bir aracı konumunda kalıyor. Tabi aynı zamanda film teknik bakımdan mükemmel diyebileceğimiz kadar güzel kurgulanmış ve iyi örgülenmiş bir imge sistemine de sahip.

Esasen roman bir distopya. Haliyle filmde sembolik anlatımlar çokca karşımıza çıkıyor. Hatta filmin kendisi sembolik bile diyebiliriz. Bu anlatımı daha akıcı bir şekle büründürüyor. Aynı zamanda eşitlik, özgürlük, inanç, iktidar gibi felsefe ve siyaset biliminin kilit konularına, eşcinsellik, din gibi toplumsal meselelere kendince bir açıklık getiriyor. Altı ayrı hikaye bütünlük içinde aslında hep aynı şeyi anlatıyor. Hatta bu durumu vurgulamak istercesine aynı oyuncular bir çok farklı rolde karşımıza çıkıyor. Oyuncuların ( ve tabi makyaj ekibinin) başarısı da burda ortaya çıkıyor; filmin akışına kapıldığınızda kimin kaç rolde oynadığını fark edemeyebiliyorsunuz. Hala gösterimde olduğundan konusundan ve temel önermesinden çok fazla bahsetmekten yana değilim çünkü filmin güzel yanı bunu izleyiciye direkt vermeyip izleyicinin kendisinin keşfetmesi için açık kapı bırakıyor olması. İzlemenizi kesinlikle tavsiye ederim. Zira vermek istediği mesajı olumlu bulup bulmamanızdan bağımsız olarak bir kaç defa izlenip uzun uzun analiz yapılmayı hak eden bir film.

Feyza S.demir

Hasankeyf -Hısn Keyba-Hısn Keyfa -Sab’at aghval-Hısn Logub

Uğur  Yılmazer


Tozlu raflar arasından Hasankeyf dosyasını sık sık çıkartmakta fayda var. Geçtiğimiz günlerde Eylül ayı Sınır tanımaz heykeltraşlar platformunun düzenlediği “Uluslararası Tarihi Hasankeyf Taş Heykel Sempozyumu” ile gündeme gelmişti. Bu etkinlik her yıl aynı tarihlerde 1- 30 Eylül arası geleneksel olarak tekrarlanacak. Dokuz ülkeden 12 heykeltraş boyları 2-3 metreyi bulan heykeller yaptılar. Bu heykellerin çoğunu da Ilısu baraj gölü suların altına terk ettiler. Hasankeyf’in dünyanın ortak mirası olduğunu belirtmek istediler.

Çünkü kısmını şöyle özetleyebiliriz; Batman’a bağlı tarihi bir ilçe olan Hasankeyf ayrıca Mezopotamya bölgesinde bulunmaktadır. Birçok medeniyete ev sahipliği yapmıştır. Hz.Ömer (ra) devrinde islam toprakları arasına katılmış. Daha sonra Emeviler, Bizans imparatorluğu, Sasaniler, Abbasiler, Hamdaniler, Mervaniler, Artuklular, Eyyübiler, Akkoyunlar ve Osmanlılar gibi birçok topluluğun kaynaştığı merkez olmuştur. Cami, Kilise, saray ve şehir kalıntılarıyla günümüze ulaşmıştır. Artuklu dönemi 1101-1232 yılları arası hakimiyet sağladığı dönemde imar faliyetleri başlamıştır. Ortaçağın en büyük köprüsü Dicle köprüsü, Hasankeyf kalesi, Büyük saray Artuklu dönemine aittir. 1232-1260 yılları arasında Eyyübiler ise kaledeki Ulu camii, El-Rızk camii, Sultan Süleyman camii, Koç camii, Kızlar camii, Küçük camii, İmam Abdullah Zaviyesi, Küçük saray gibi eserler bırakır. Akkoyunlular Zeynel bey türbesi ile de bu kültürel miras bize emanet edilir.


Gelin görün ki bu bölge haçlı seferlerine, Moğol istilalarına karşı korunmuş. Biz bu mirası koruyamamış ; 1967 yılında burada iskan izni vererek Hasankeyf’i hırpalamaya başlamışız. Halk doğal olarak evlerini, bağlarını, bahçelerini çevredeki harabelerden faydalanarak yapmıştır. 1978 tarihinde ise sit bölgesi ilan edilmiş fakat definecilerin yağmalarından kurtulamamıştır.

Prof. Dr. Zeynep Ahunbay’ın Dünya Kültür Mirası Ölçütleri Açısından Hasankeyf ve Kurtarılma Olasılıkları başlıklı eski makalesinden bu konuyu daha da derinleştirebiliriz; UNESCO’nun 1721 Kasım 1972’de Paris’te toplanan Genel Konferansında Dünya Kültürel ve Doğal Mirasını Korumayla ilgili bir metin hazırlanmıştır. Türkiye bu anlaşmayı 1983 yılında onaylayarak sisteme katılmıştır.
Şu anda ülkemizden dokuz anıt ve sit Dünya Mirası Listesinde bulunmaktadır. Bunlardan Göreme ile Pamukkale doğal ve kültürel sit ; Truva, Hattuşaş, Nemrut dağı , KsantosLetoon, İstanbul , Divriği Ulu camii ve Turhan Melik Darüşşifası, Safranbolu kültürel sit olarak listede yer almaktadır.
Dünya Mirası değeri taşıyan doğal varlıkların, anıt ve sitlerin seçimi ve korunması ile ilgili kural ve koşulları düzenleyen tüzük Dünya mirası Listesi Sözleşmesi olarak anılmaktadır. Dünya Mirası Listesine yeni önerilerin yapılabilmesi için gerekli dosyalar Kültür Bakanlığı tarafından UNESCO’ya iletilmektedir. Kültür bakanlığı himayesinde 1. Derecede arkeolojik ve kentsel sit alanı olan Hasankeyf uluslararası düzeyde tanınmasının gerektiğine, doğal tarihi, mimari, özellikleriyle, sonsuza dek yaşatılması bütün insanlığın yararına olduğuna inanıyoruz.
Hasankeyf’in baraj tehdidi altında olması Kültür bakanlığının bu girişimi başlatması için belki bir engel gibi görülebilir. Ancak Kültür Bakanlığı’nın yasa gereği kanatları altında olan anıt ve sitleri gerçekten koruma görevini eyleme geçirmesi, Hasankeyf gibi özel bir ivedilikle Dünya Mirası listesine aday olarak önermesi, şimdiye dek ihmal edilmiş olan bir görevi yerine getirmek olacaktır.
Hasankeyf’in Dünya Mirası siti olmayı hangi gerekçelerle hakettiğini açıklamak, belki onun yaşam hakkını elinden almak isteyenlerin gözlerini açacak, vicdanlarını biraz rahatsız ederek, kurtarma çareleri aramayı kabul etmeleri yönünde ikna edecektir.
Dünya kültürel mirası Listesine alınmak üzere önerilen kültür varlıklarında aranan özelliklerden en az ikisine sahip olması koşulu aranmaktadır.
1.maddesine göre kültürel miras anıtlar, yapı grupları ve sitlerden oluşmaktadır. İnsanın yaratıcı dehasının üst düzeyde bir temsilcisi olması Hasankeyf bünyesinde bulunan Zeynel Bey Türbesi, Süleyman Camii, Köprü ve Kale gibi başyapıt niteliğindeki anıtlarla seçkinleşen bir sittir. Tek tek ele alındığında özellikle kale kapıları ve köprü gibi anıtlar dönemlerinin üstün tasarımları, eşsiz yapıtlarıdır. Nitekim köprü 40m’lik ana açıklığıyla geleneksel yöntemlerle aşılamayan bir strüktür uygulaması olmuştur.
2.Dünyanın bir kültür bölgesinde veya bir dönemde mimarlık veya teknoloji, anıtsal sanatlar, kent planlama veya peyzaj tasarım alanlarında önemli gelişmelere, insani değer alışverişlerine tanıklık etmesi.
Mezopotamya gibi eski dünyanın, insanlık tarihinin beşiği olan bir bölgede bulunan Hasankeyf, Roma çağından Büyük Selçuklulara kadar değişik kültürlerin etkisinde yaşadığı bir yerleşmedir. Artuklu , Eyyübi ve Akkayonlu dönemlerinin bölgesel etkileri yansıtan mimari mirası, burada farklı kültürlerin karşılığını ve bir kaynaşma potası oluştuğunu göstermektedir. Doğudan buraya gelen sanatkarlar, örneğin İran’dan gelen Zeynel bey Türbesi mimarı, bir taş diyarı Hasankeyf’e sırlı tuğla mimari geleneğinin o sırada geçerli olan biçimini getirmiş, Timur’un başkenti Semerkant’ta benzerleri yapılan bir mimarlık ürünü sunmuştur. Böylece 15.yüzyılda Semerkant’tan İstanbul ‘a kadar uzanan coğrafyada, ortak beğeniler oluşmuş seçkin usta ve sanatkarlar çalışmıştır. Bu ilişkileri kurmak ve anlamak uygarlık tarihi açısından büyük önem taşımaktadır. Ayrıca benzer duyarlılıklar insanları birbirine yaklaştırmakta, geçmişte olduğu gibi bugün de insanlar bu eserler karşısında heyecan duymaktadır.
3.Yaşayan veya yok olan kültür geleneğinin veya uygarlığının ünik veya olağan üstü, ender rastlanan bir temsilcisi olması.
Hasankeyf artık yaşamayan birkaç kültürün izlerini taşıyan ve üzeri yakın çağ kentleşmesiyle zedelenmiş ünik bir ortaçağ kentidir. Coğrafi yeri nedeniyle Suriye ve İran mimarilerinin etkilerine açık olmuştur. Roma ve öncesi kültürlere ait izler henüz tam araştırılmadığından alanın zengin bulgular vermesi umut edilmektedir.
4. Bir yapı tipinin seçkin örneği, ya da insanlık tarihinin önemli bir aşamasını veya aşamalarını gösteren bir mimari ve teknolojik bütünün veya peyzajın örneği olması.
Hasankeyf Anadolu Türk Mimarlığı açısından ilginç yapılar barındırmaktadır. Kızlar camii olarak adlandırılan yapı , benzeri henüz bilinmeyen ilginç bir anıt mezar tipolojisine sahiptir. Zeynel Bey Türbesi, silindirik gövdesi, sırlı tuğla kaplı beden duvarları ve çift cidarlı kubbesiyle, Orta Asya , İran etkileri taşımaktadır. Ayrıca bilinen tek kayalara oyulmuş cami Hasankeyftedir.
5.Geri dönülmez bir değişim karşısında hassaslaşmış olan bir kültürün veya kültürlerin temsilcisi olan , geleneksel insan yerleşimi veya arazi kullanımının seçkin bir örneği olması.
Hepsi tam ayrıştırılarak saptanamamış kültür katmanlarından en belirgin olanlar Roma, Bizans, Artuklu, Eyyübi ve Akkoyunlu dönemleridir.
Bu madde altına güncel olarak şunu ekleyebiliriz Hasankeyf’teki arkeolojik kazının başkanlığını yürüten Batman Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Abdusselam Uluçam , kazılarda Hasankeyf’in 12 bin yıl öncesinin tarihine ulaşıldığı ancak bu yıl yapılan kazının en önemli sonucunun 12.yüzyılda Artuklu döneminde kullanılmış arıtma sistemi olduğu söylendi. Bu döneme ait bir kanalizasyon sistemi ortaya çıkarıldığını ve atıkların üçlü arıtma sistemi ile Dicle Nehrine ulaştığı belirtildi.
6.Uluslararası önem taşıyan sanatsal veya edebi eserler, inançlar, yaşayan gelenekler ve olaylarla doğrudan veya dolaylı olarak ilgili olmak.
Komite bu ölçütü özel durumlarda ve diğer kültürel ve doğal ölçütlerle birlikte değerlendirerek listeye alınma için kullanabileceğini belirtmiştir.
Hasankeyf’in çeşitli efsanelerle ilişkileri bulunmaktadır. Bütün insanlığın veya büyük dinlerin inançlarında bulunan Eshab-ı Keyf’in yedi uyurlar mağaralarının burada olduğu söylencesi vardır.

Hasankeyf ‘in bulunan tarihi eserleri taşımak, benzerlerini yapmak mümkün fakat bu eserler kendilerini ifadeden yoksun olacaklar. Bulundukları yer ile var oldular. Geçirdiği dönemlerden anılarıyla, taşıyla toprağıyla, tarihi kültürel mirası, faunasıyla şimdiki gibi hissetirmeycek.
Üç tarafı denizlerle çevrili ülkemizde GAP projesi dahilinde yaklaşık 40 yıl ömrü olucak Ilısı Barajı ile 12 bin yıllık medeniyetlerin mirasını sular altına mı terkedeceğiz …

Uğur YILMAZER

Sinemada Artık Büyük Bir Oyuncu Var : Cinemaximum

.mh_isbankasi_cinemaximum

Türkiye İş Bankası’nın kredi kartı Maximum ve Mars Entertainment Group büyük bir işbirliğine imza atıyor. 21 ilde, 49 lokasyonda 440 salonu bulunan tüm Mars Entertainment Group ve AFM Sinemaları, artık Cinemaximum adıyla hizmet verecek.

Bu büyük işbirliğini duyurmak üzere İş Bankası Genel Müdür Yardımcısı Yalçın Sezen ve Mars Entertainment Group Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Muzaffer Yıldırım’ın ev sahipliğinde 19 Nisan Perşembe günü saat 10:00′da Levent Cinemaximum Kanyon’da basın toplantısı düzenleniyor.

.BK

.

.

 

Titanic’in batışının 100. yıldönümü

 

Titanik’in bir buz dağına çarpıp Kuzey Atlantik’in sularına gömülmesinin 100. yıl dönümünde, dijital ortamda gemi hakkında 200 binden fazla belge yayımlandı.

BBC’nin haberine göre belgeler, 15 Nisan 1912’deki faciada yaşamını yitiren 1500’den fazla kişinin yanı sıra kazazedelerle ilgili bilgi içeriyor.
Belgeler arasında, aralarında Titanik’in kaptanı Edward J. Smith’inkinin de olduğu çok sayıda vasiyetname, sorgu yargıcının soruşturma yazıları, denizden toplanan 330 cesede dair belgeler ve geminin resmi yolcu listesi de yer alıyor.
Yolcu listesinde gemideki tüm yolcuların isimleri, yaşları, uyrukları ve meslekleri kaydedilmiş.
“Ancestry.co.uk.” sitesi tarafından derlenen koleksiyona erişim, 31 Mayıs 2012 tarihine kadar ücretsiz olacak.
Sitede 700’den fazla kişiyi kurtaran Carpathia gemisinin yolcu listesi de yayımlandı.
Belfast’ta inşa edilen ve asla batmayacağı düşünülen Titanik, 10 Nisan 1912’de New York’a doğru yola çıkmış, ancak 15 Nisan’da bir buz dağına çarparak 2228 yolcu ve mürettebatıyla Kuzey Atlantik’in sularına gömülmüştü.
Titanik’in enkazı, 1985 yılında Kanada’nın Newfoundland bölgesinin 645 kilometre açığında, deniz bilimci Robert Ballard tarafından bulunmuştu.
.
BK