”!f” !n son üç gün kıyağı

Uğur Yılmazer

Sinema Sokağı Sanat logo

 

Uğur Yılmazer
ugurylmzr@gmail.com

.

ifistanbul12-678x1024

Geçte olsa keşfettiğimiz !f İstanbul Uluslararası Bağımsız Filmler Festivali gerçekten çok şey kaçırdığımızı farkettik.14-24 Şubat arasında İstanbul’da Beyoğlu Cinemaximum Fitaş, İstinye Park Cinemaximum, Cinemaximum Budak, 28 Şubat -3 Mart arasında ise Ankara Cinemaximum CEPA ve İzmir’de ise Cinemaximum Forum Bornova izleyicisiyle buluşuyor. Maximum Kart sponsorluğunda Toronto’dan Venedik’e, Sundance’den Cannes’a, dünyanın önemli festivallerinde büyük ilgi görmüş filmlerin Türkiye galaları yapılacak. Bu festival İstanbul, Ankara ve İzmir’in eğlencesine, kültürüne renk katmayı amaçlıyor.
Leos Carax, Miguel Gomes, Jose Rivera, Reha Erdem, Richard Linklater, Hong Sang-soo, Noah Baumbach, Walter Salles, Xavier Dolan gibi önemli yönetmenleri ağırlıyor. Ayrıca 12 yaşını kutlayan !f İstanbul Uluslararası Bağımsız Filmler Festivali Hit Filmleri bu yıl ”Galalar”adı altında Digitürk sponsorluğunda yılın en çok beklenen filmlerini Türkiye’de ilk kez seyirciyle buluşturuyor

!f İlk kıyak olarak Bilet fiyatlarını artırılmadı .

İstanbul’da bilet ücretleri:
Hafta içi Gündüz Gösterimleri: 7 TL
Tam: 14 TL (Hafta içi 19:00 seansı ve sonrası ile hafta sonu tüm gün)
Öğrenci: 11 TL (Hafta içi 19:00 seansı ve sonrası ile hafta sonu tüm gün)
“Ev” Bölümü Filmleri: 7 TL
21:30 – 22:00 Seansları: 16 TL

Ankara ve İzmir’de ise bilet ücretleri:Adsız Hafta içi Gündüz Gösterimleri: 7 TL
Tam: 13 TL (Hafta içi 19:00 seansı ve sonrası ile hafta sonu tüm gün)
Öğrenci: 10,5 TL (Hafta içi 19:00 seansı ve sonrası ile hafta sonu tüm gün)
“Ev” Bölümü Filmleri: 7 TL
21:30 – 22:00 Seansları: 13 TL

İkinci kıyak olarak da Festivalin İstanbul’daki son üç gününde İstanbul ile eşzamanlı gösterilecek beş film, İstanbul’daki izleyicilerle aynı anda Anadolu’da 26 şehrin yanı sıra Lefkoşa, Gümrü, Erivan, Kudüs ve Ramallah’daki izleyicilere ulaşacak. Bu şehirlerdeki üniversiteler, dernekler, sanat insiyatifleri ve STK’lar örgütlendi ve kurulan bu yeni sinema ağına destek vererek projeyi şehirlerinde organize etmeye gönüllü oldu.

MUBI, !f ² ile ortaklaşa çalışarak seçilen beş filmi, festivalin son üç günü olan 22-23-24 Şubat’ta, internet üzerinden yüksek görüntü kalitesi ile aynı anda tüm ortak şehirlerde izleyicilere ulaşıyor. Film gösterimlerinden sonra yönetmenlerle yapılacak sohbetler internet üzerinden canlı izlenebilecek ve izleyiciler yönetmene soru gönderebilecek.

!f ² 2013: İstanbul’dan Canlı Filmleri
*Biz Birliğiz: Hacktivistlerin Hikâyesi
*Anlattığımız Hikâyeler
*Benim Çocuğum
*Savaş Cadısı
*Öldürme Eylem

!f İstanbul Uluslararası Bağımsız Filmler Festivali, 12 yıldır 70.000 kişilik izleyici kitlesiyle kültür sanat hayatına yeni bir soluk getiren, dünyanın her yanından farklı bakışları sinemaseverlerle buluşturan ve düzenlediği partiler, atölyeler ve çeşitli etkinliklerle programını zenginleştiren bir oluşum.
Her yıl İstanbul ‘da, Ankara’da ve İzmir’de Cinemaximum Sinemalarında Şubat ve Mart aylarında izleyicisiyle buluşan festival, filmleri farklı ve güncel temalar altında toplayarak izleyicisine ulaştırıyor.

Reklamlar

Django Unchained: Zincirsiz

ana logo

Feyza S. demir
fyzsdmr@gmail.com

Bugün 1 Şubat 2013. Yani günlerden Tarantino günü.

MV5BMjIyNTQ5NjQ1OV5BMl5BanBnXkFtZTcwODg1MDU4OA@@._V1_SX214_

Bugün Tarantino tutkunlarının uzun zamandan beri beklediği bir gündü. Çünkü bugün “Django Unchained (2012)” biraz gecikmeli de olsa ülkemizde gösterime girdi. Son filmi “Soysuzlar Çetesi” (Inglorious Basterds) 2009’da vizyona girmişti. Geçen yaklaşık 3 senede biz hala dönüp dönüp “Pulp Fiction”, “Kill Bill”, “Death Proof”, “Reservoir Dogs” ve diğer filmlerini izleyerek Tarantino’yu bekledik. Hiç kuşkumuz yoktu zaten. Yine enfes bir Quentin Tarantino filmi izledik. Üstelik bu kez bir Spagetti Western ile karşımızda. Daha ne olsun?

Tarantino elini hangi konuya atsa, o kendine has kokusunu üzerinde bırakıyor. Amerikan iç savaşından 2 yıl kadar önce Amerika’da geçen bir kölelik hikayesi düşünün ki buram buram Tarantino kokuyor. Ünlü yönetmen elbette bunu Inglorious Basterds’daki gibi yine tarihi kendince kurgulayarak yapıyor. Baş rollerinde Jamie Foxx, Christoph Waltz, Leonardo DiCaprio, Kerry Washington, ve Samuel L. Jackson yer alıyor. Adetttendir, Tarantino’nun kendisi de ufak bir rol alıyor.

Dr. King Schultz (Christoph Waltz) Tarantino’nun insanlarına has o umursamaz tavır içinde bir dişçi. Yani dişçi imiş. Şimdilerde ödül avcılığı yapmakta. Brittle kardeşleri ararken yolu onların eski kölesi Django (Jamie Foxx) ile kesişiyor ve iş bittikten sonra da ayrılmıyorlar. Hikaye burdan sonra zincirlerinden kurtulan Django’nun karsı Broomhilda’yı (Kerry Washington) Calvin Candie’nin (Leonardo DiCaprio) çifliğinden kurtarma sürecini işliyor. Film boyunca bize gerçekten mükemmel müzikler eşlik ediyor. Özellikle açılışda bizi karşılayan, filme adını da veren Luis Bacalov’un efsane şarkısı “Django” film bittikten sonra tekrar tekrar dinleme isteği uyandıran bir parça.

Son olarak, filmde çok ince detaylara yer verilmiş. Tarantino’nun evreninde, Django’nun “mavi” kıyafet seçmesi, yüzyıllarca görünmez hale getirilen, insan olarak dahi görülmeyen siyahilerin, günümüzde “görünür” hale gelebilmek için cafcaflı renklerde giysi giymesine bir atıf niteliğinde. Tabi, konu Tarantino olunca bu tip incelikleri filmin bir çok yerinde saklanmış olarak görmek mümkün.

Bir hafta sonu aktivitesinden çok öte, unutulmayacak bir film izlemek isterseniz, “Zincirsiz” alternatifi olmayan bir film.

İyi seyirler.

Fragman

”Monetin Bahçesine Joan Miro konuk oluyor”

Şenay Tanrıvermiş

 ana logo

 

Uğur Yılmazer
  ugurylmzr@gmail.com

joan

Sakıp Sabancı Müzesi İspanyol ressam Joan Miro’yu (1893-1983) ağırlamak için harekete geçti. Geride bıraktığımız 2012 yılında yaklaşık iki buçuk ay boyunca Monet’nin eserlerini ziyaretçiyle buluşturan Sabancı müzesi 2013 Şubat ayında benzer şekilde Miro sergisini açmayı planlıyor.

Joan Miro Ferra İspanyol Katalan ressam ayrıca heykeltraştır. Miro, “şiirleri resimleştiren, resimleri şiirleştiren sanatçı olarak” olarak da bilinir. Paris deki ilk dönemlerinde Fovizmin saf parlak renklerini Kübizmin şekilsel özellikleriyle ortaya koymuştur.Bunun yanı sıra erken dönem resimlerinde Cezanne, Van Gogh, Picasso, Mattisse isimlerin etkilerini de barındırmıştır.

la-lecon-de-skijoan-miro-1966            Joan%20Miro,%20The%20Tilled%20%20Field
Paris Artaud, Max Jacob, Tzara gibi isimlerle tanışınca kendisini sürrealist akımın içinde bulur. Artık formlar onun için bir son değildir. Bu yüzden Miro, 1925’de Sürrealistlerin ilk sergisine, bir çok imge ve deformasyona uğrayan şekilleri barındıran resimleriyle katılır.
Miro resimleri biraz Picasso , Dali ve Kandinsky resimlerini hatırlatsa da o çocuksu bakış açısını kaybetmemiştir. Resimlerini yüzlerde gülümseme oluşturan bir anlayışta ele almıştır.

Andre Breton onu şöyle anlatmıştır.
”Kişiliği bebeklik dönemine ait bir evrede duraklamış ve bu sayede kendisini tutarsızlıktan, sıkıcılıktan ve önemsiz hareketlerden korumuş, kendi kanıtlarına bilgece sınırlar koymuş biridir”

Joan%20Miro%206        JOAN%20MIRO%20FERRA%20(3)  dona-i-ocell-joan-miro-1982-barcelona

Ayrıca seramikçi, heykeltraş ve gravür sanatçısı olarak da bilinen Miro, döneminin edebiyatçılarıyla dostluk kurar. Rene Char, Jacques Prevert, Paul Eluard gibi yazın ustalarına esin veren ve birçok yazarın yapıtlarını resimler.

Joan Miro’nun baskı, resim ve heykellerinden oluşan sergisi 3 Mayıs-31 Ağustos 2008 tarihleri arasında Suna ve İnan Kıraç Vakfı Pera Müzesi’nde yapılmıştı.

rtrtre      Untitled-1

Bizim Ressamlarımız

Uğur Yılmazer

Uğur Yılmazer
ana logo

  ugurylmzr@gmail.com

 

Bir Ülke Değisirken – Tanzimattan Cumhuriyete Türk Resmi  baslığıyla, 2011 yılında açılan sergi. Türk resim sanatının önemli isimlerinin yer aldığı bu koleksiyon özel yapılan salonunda sürekli teşirde.Yaklaşık 100 eserin yer aldığı sergi ilkleri de bünyesinde barındırıyor.Osman Hamdi Bey imzalı Naile Hanım portresi, Türkiye’de ilk defa   Halil Paşa’nı Paris fuarı’nda 1889’da sergilenen ve Bronz Madalya ile ödüllendirilen Madam X adlı eseri de ilk kez ödül belgesi ile sergileniyor.Bu ressemların yanı sıra Fikret Mualla, Şehzade Abdülmecid Efendi, Süleyman Seyyid, İbrahim Çallı, Hüseyin Avni Lifij ve İzzet Ziya gibi isimlerde sergide yerini alımış.

Bu özel koleksiyon Osmanlı Devleti’nden Türkiye Cumhuriyeti’ne uzanan modernleşme sürecini konu alıyor.Bu süreçte ki gelişmeler için öncelikle Osmanlı  batılılaşma döneminde resim eğitimi adına attığı adımları takip ederek başlamak gerek. Osmanlı dönemi  ilk resim dersleri Mühendishane-i Ber-i Hümayun’da daha sonra Mekteb-i Harbiye’de verildi.  19.yüzyılın ilk yarısında Avrupaya resim eğitimi için gönderilen öğrenciler daha sonra Asker ressamlar olarak anıldılar.Burada teknik resim, ışık gölge ve perspektif gibi alanlarla ilgili bilgilerini  geliştirirler.

Osmanlı ressamları özellikle Fransa da etkili olan gerçekçilik akımından etkilenmişlerdir. Bu dönem manzara resimlerinde Barbizon okulu ressamlarının esintilerini görülüyor. Birkaç isme değinecek olursak; Süleyman Seyyid ve Halil paşa da  Fransada aldıkları eğitim sonucu Sanay-i Nefise Mektebi’ne (Mimar sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi) büyük katkıları olmuştur. Süleymen Seyyid   perspektif alanında kendini geliştirrmiş , Natürmort resimler yapmıştır. Halil paşa ise bu dönemin İlk izlenimci ressamı olarak bilinir. Aslında tam bir izlenimci olmamıştır öncü sayılır. Fırça vuruşlarıyla ışık etkilerini yakalamış fakat desen ve çizgiden vazgeçmemiştir.

Bu dönem resme büyük katkılarda bulunmuş olan son halife Abdül Mecid efendi resimlerini de burda görmek mümkün osman hamdıolucak. Osmanlı ressamlar cemiyetinin de onursal başkanlığını yapmıştır.Ayrıca Osman Hamdiden ders almıştır. Osman Hamdi bey ise İstanbul Arkeoloji müzesi ve Sanayi Nefise mektebinin kurucusu olması yanında  ilk figürlü resimleri de o yapmıştır.Oryantalist resmin etkisinde kalmış .Batının doğu kurgusunu , resimlerinde farklı olarak ele almış ve bunu akademik üslupta yapmıştır.Resimlerinde kurgulayarak  çeşitli kompozisyonlar oluşturur. Bunun için fotoğraflardan da yararlanmıştır.

Görüldüğü gibi her bir ressam farklı resim teknikleri geliştirmiştir. Böylece yeni gelişmeye başlayan Osmanlı Türk sanatının ilk izleri bırakmışlardır. Bu sanatçıların çoğu çeşitli sergiler açarakta halkın resim beğenisinin oluşmasına katkı sağlamışlardır.

ibrahim çallı

Cumhuriyet dönemi öncesi 1914 kuşağı; İbrahim  Çallı, Namık İsmail, Hüseyin Avni Lifij,Feyhaman Duran, Nazmi Ziya, Hikmet Onat gibi isimler Türk resmine yenilikler getirirler. Bu sanatçılar İstanbul manzara resimleri yanı sıra Cumhuriyet ideolojisine uygun resimlerde yaparlar.Cumhuriyetin ilanı ile birlikte, sanat ve sanatçıyı destekleyecek sivil kurumların bulunmaması nedeniyle sanat devlet himayesine girer. Görsel ideoloji kapsamında devlet kendi ilkelerinin yayılması amacıyla sanatı destekler. Bu dönem resimlerinde  içerik ilk planda yerini alır. Milli mücadele dönemi, kurtuluş savaşı gibi konuları işlenmeye başlanmıştır.Buna ek olarak  Cumhuriyetin ilanı ile birlikte resimlerde kadın imgesi öne çıkar. Biraz da oryantalizme tepki olarak, kadının modernleşmesi serüvenini bu resimlerde görebiliriz.

Sonraki dönemde 1914 kuşağı ressemlarının  öğrencilerinden oluşan Müstakil ressamlar birliği benzer konularda farklı üsluplar deneyerek , İstanbul dışında açtıkları sergilerle resim sanatının yaygınlaşmasına katkı sağlamıştır.

Halife Abdül Mecid  1868-1944

İbrahim Çallı   1882-1960

Şeker Ahmet Paşa 1841-1907

Halil Paşa 1852 1857

Süleyman Seyyid 1842-1913

Osman Hamdi 1842-1910

U.y

Ahh be aaabi!

Uğur  Yılmazer

 

 

 

 

Yalnızlığın bir diğer ifadesi sokak çocukları .Aman bir yerde karşılaşmayalım koşa koşa kaçarız.Konuşmayız.Görmezden geliriz.Yada iyi niyetinde olsa bir şey istedi mi düşünürüz kendimizi yardımcı olmamak konusunda ikna ederiz. Anlayacağınız bir çok ön yargı sınavından geçmemiz gerekir. Ulaşmak zordur onlara derinlerdedir .Karanlıklar da yüzerler.Seni içine çeker ama bir şey yapamazsın.Gözleri uçsuz bucaksızdır. Kaybedecek bir şeyleri yoktur.Kendilerini çoktan kaybetmiş sayarlar .Konuştu mu şiir gibi konuşurlar .Onlar şehrin sahipleridir .Sokaklar onlarındır.Kimsesizdir çoğu anne ve babasını kaybetmiştir veya anne ve babası onu kaybetmiştir.Umutlarıyla birlikte şehrin sokaklarında kaybolmuştur sokak çocukları . Ara ki bulasın…

Bazen öylece üsten bakarak ahkam keserek konuşuruz. Bu düşüncelerimiz ağzımızdan çıkar çıkmasına da tekrar kulaklarımızdan geri girer. Biz düşüncelerimizin kapılarını bile açmaya korkuyoruz. Orda öyle rahatız ki yumuşacık koltuklarımızda ,sıcak evimizde bunların dışına çıkamıyoruz.Kendi ihtiyaçlarımızı çoğaltıp duruyoruz hiç bitmek tükenmek bilmeden oysaki başkalarını tercih etmek daha kolay. Uykudayız uyutuluyoruz.Sadece arzularımız oluyoruz. Hayatın içinden koparılıyoruz. Tane tane…
Hiç durup kendimizi sarsmıyoruz. Sarsacak şeyleri yeterince göz önüne getirmiyor ,derinlere gömüyoruz.Oysaki bu veya buna benzer konular bizi içten çürütüyor haberimiz yok.Ağaca dolanan sarmaşık misali.

Bu konu ile ilgili projeler gündem de kendine yer bulamıyor.Ankara’da sokakta çalışarak yaşamını sürdüren; mendil satan boya yapan çocukların ,sokak çocuklarının yararlanabileceği sosyal tesis var.Bu tesislerin çoğaltılması dileğiyle.
Konu ile ilgili düşünülesi ;
Yerde olanlara merhametli olun ki, gökte olanlar da size merhamet etsinler (Tirmizî, Birr 16)

Film öneri; Sır çocukları ,Kayıp cennet insanları

Ve bir şiir. Bedirhan Gökçe
Uçurtması gökyüzünde asılı kalan çocuk
bilyelerini rüyalarında unutan çocuk,
ve oyuncaklarını masal kahramanlarına kaptıran çocuk.
sayfa no: yok
cilt no: yok
hane no: yok
ana adı?
ben sokak çocuğuyum abi
hani şu uçurtması asılı kalan çocuk varya,
bilyelerini rüyalarında unutan çocuk,
ve oyuncaklarını masal kahramanlarına kaptıran çocuk

u

Bedri Rahmi Eyüboğlu

Öylece geçerken tranvayla yine dikkatimi çekmişti Karaköy tarafından Bedri Rahmi Eyüboğlu .Bu sefer dahada yorgundu.Rengi solmuş.Yanlızlıktan olsa gerek .Bir hal hatır sormaya gittim ki hiç de iyi görmedim kendisini .Gün gittikçe daha da kötü oluyodu.

Evet.Bahsettiğim Aksu İşhanında duvar kabartması ( Karaköy/İstanbul Seni seviyorum).Restore edilmeye ihtiyacı var .Göz göre göre dökülüp gidiyor.Bir kaç restore girişimi olsada etkili olmamış.

Yetkili ve ilgililere tarihi mirasa sahip çıkmaya davet ediyoruz.

O ki sanatını böyle anlatmıştı.
Bedri Rahmi’nin Atölyesinin Girişinde Asılı Yeminde;

Bugüne kadar resim sanatı alanında
Yapılagelmiş olanları inceleyeceğime
Kendini bütün dünyaya kabul ettirmişler
Arasında beni en çok saranlarını ayırarak
Onlara kendi aramalarımı, denemelerimi
Katacağıma
Alışılagelmiş, basmakalıp, hazırlop
Klişeleşmiş çiğnene çiğnene tadı tuzu
Kalmamış hiçbir şeyi tekrarlamayacağıma
Elimden çıkan her çizgiye
Her lekeye
Her renge
Her beneğe
Kendi aklımı
Kendi tecrübemi
Kendi tasamı
Kendi ömrümü, yüreğimi basacağıma
Aldığım nefes, içtiğim su, bastığım toprak
Gözüm, kulağım, burnum,
Elim, belim, dilim, derim üstüne
Yemin ederim
Yemini bozduğum gün
Burdan giderim

Kısa Bilgi
Bedri Rahmi Eyuboğlu (1911, Görele – 21 Eylül 1975, İstanbul), dünyaca ünlü Türk ressam ve şairdir.
Güzel Sanatlar Akademisi’nde başlayıp Paris’te sürdürdüğü resim öğreniminin ardından yurda dönmüş ve yaşamı boyunca Güzel Sanatlar Akademisi’nde ders vermiştir. Yazma, gravür, seramik, heykel, vitray, mozaik, hat, serigrafi, litografi gibi birçok formlarda eserler üreten sanatçı, geleneksel süsleme ve halk el sanatlarında seçtiği motifleri yapıtlarında Batı’nın teknikleriyle birleştirerek kullandı. Şiirlerinde de halk kaynağından beslendi; masallardan, söylencelerden, türkülerden yararlanarak, doğa tutkusunu, insan sevgisini, yaşama sevincini, toplumsal sorunları yansıttı. En ünlü şiiri, Karadut adlı aşk şiiridir.
Milletvekili Mehmet Rahmi Eyüboğlu’nun oğlu, Türk aydınlanmasının öncülerinden Sabahattin Eyüboğlu ve ilk kadın mimarlardan Mualla Eyüboğlu’nun kardeşi, ressam Eren Eyüboğlu’nun eşidir.

 

Fidana sormuşlar: – Niçin büyürsün?
– Tohum itiyor, demiş.

Tohuma sormuşlar: – Niçin itersin?
– Toprak rahat bırakmıyor! demiş.

Toprağa sormuşlar: – Niçin tohumla uğraşırsın?
– Sebebini toprak olduğun zaman kulağına söylerim, demiş.

Nara sonmışlar: – Tanelerin kaç tane?
– Yiyenler saysın bana ne, demiş ? …

Güle sormuşlar: -Niçin kokarsın?
– Bu benim ibadetimdir, demiş.

– Kavakağacı sen hiç dua etmez misin? demişler.
– Nasıl etmem demiş; benim boyumun yarısı toprağa gömülüdür.
Benim topraktaki parçam dua eder; ben secde ederim!

Kavağın dibini kazmışlar. Kavak devrilmiş ve devrilirken kavak ağacının dua ettiğini duymuşlar.

Bir buluta sormuşlar: – Güzel bulut, sen niçin ele avuca sığmazsın?
– Ele düşersem beni ata benzetenler arabaya koşar. Bakraca benzetenler kuyuya atar. Ayıya benzetenler oynatır. Mendile benzetenler burunlarını silerdi! demiş.

Yıldızlara sormuşlar: – Niçin bizden bu kadar uzaklarda yanar tükenirsiniz?
– Ya sizin göz bebekleriniz demişler, niçin biz açılırken onlar kapanır?

B. Rahmi

İstanbul Modern’den Açıklama!

istanbul modern

İstanbul Modern hiçbir yere gitmiyor kültür sanat İstanbul 2 Numaralı Kültür Varlıkları Koruma Kurulu, onayladığı Galataport projesi çerçevesinde Eczacıbaşı Grubu’na ait İstanbul Modern Sanat Müzesi binasının kaldırılmasına kararı haberine İstanbul Modern’den yalanlama geldi.
İstanbul Modern’in üzerinde bulunduğu sahanın halka açık yeşil alan olarak düzenlenmesi planlandığı İstanbul Modern’in bulunduğu 8 bin metrekarelik sahanın

Galataport projesi kapsamında düşünülen meydanın bir parçası olacağı düzenlenmesinin planlandığı belirtildi.

Fakat İstanbul Modern’den gelen açıklamada Türkiye Denizcilik İşletmeleri ile 28 yıllık kira sözleşmelerinin olduğunu ve yerini aynen koruyacaklarına dair bir açıklama geldi.

İşte İstanbul Modern’in konuyla ilgili açıklaması:

İstanbul Modern’in Türkiye Denizcilik İşletmeleri ile 28 yıllık uzun dönemli kira sözleşmesi bulunmaktadır.

Kamuoyundan takip ettiğimiz üzere Galataport projesi kapsamında, İstanbul Modern’in yerinin aynen korunacağı belirtilmişti.

Hürriyet.

u

Büyük Sanatçıların Gizli Hayatları

Şenay Tanrıvermiş

Uğur Yılmazer
ana logo

  ugurylmzr@gmail.com

 

Yazar Elizabeth Lunday’in BüyükSanatçıların Gizli Hayatları adlı kitabında sanatçılların farklı hikayelerini anlatıyor. Çevirisini Sevim Okyay yaptığı kitaptaki resimleri ise Mario zucca çizmiştir.

Kitaptan bir kaç hikaye…

– Manet’nin evliliği onun güzel kadınlara gözlerini dikip bakmasını hiç engellemedi. bir gün bir paris sokağında, suzanne’ın yakında oturduğunun farkında olmadan, genç ve güzel bir kadının peşine düşmüştü. karısının onu gördüğünü anlayınca yanına gitti ve büyük bir soğukkanlılıkla ,”onu sen sandım” dedi.

– Rembrandt karısının hatırasına sadık kalmış olabilir ama ev işlerini yapan Geertge dircx’in varlığının pek baştan

çıkarıcı olduğu anlaşıldı ve birkaç yıl içinde sevgili oldular. Derken yeni hizmetçisi güzel Hendrickje stoffles gözüne çarptı. Hamile Hendrickje, günah içinde yaşama gerekçesiyle kilise meclisinin önüne sürüklenirken, Geertge’yi de sepetledi.

– Caravaggio, işçilere kısa bir süre önce gömülmüş bir cesedi tutarak kendisine poz vermelerini emretti. Kokuya dayanamayınca cesedi bıraktıkları zaman ressam hançerini çekti ve onlardan gene önceki gibi durmalarını istedi.

– Bazen öfkesi patlak verir ve tuvallerine palet bıçağıyla saldırırdı. arkadaşları ağaçlarda sarkan paramparça tuvaller bulurdu, çünkü Cezanne onları pencereden dışarı fırlatmıştı.

– Henri matisse hukuk stajyeri olarak çalışmaktan o kadar sıkılmıştı ki, bir bezelye fırlatma çubuğu ve çiğnenip top haline getirilmiş kağıtlarla, penceresinden, geçenleri taciz etmeye koyuldu.

– Gerçek bir pasaklı olan Picasso, kağıt, makbuz, tuval, boş şişe ve ekmek kabuğundan oluşan yüksek yığınlar arasında çalışır ve yaşardı.

– Karısı onun için yazdığı şiirlerle birlikte gömüldükten birkaç yıl sonra, Gabriel Rosetti onun cesedini mezardan çıkardı ve saçlarına dolanmış şiirleri çözdü ki onları ilk kitabında basabilsin.(ntv)

1. Uluslararası İstanbul Sinema Sokak Amatör Tiyatro Festivali kayıtlar başladı

1. Uluslararası İstanbul  Sinema Sokak Amatör Tiyatro Festivali

.

Açıklama, “Hep tiyatro, genç tiyatro” söylemi ile  06 Ağustos 2011  tarihinde başlayacak etkinliğe, İstanbul`da bulunan profesyonel ve amatör tiyatro grupları ile lise ve üniversite tiyatro topluluklarının katılımının beklenmektedir

Etkinliğe İstanbul dışından da başvuruların yapılabilecektir , Sinema sokağın ev sahipliği yapacağı etkinlikte, gençlerin sahnelerdeki varlığına tanık olmayı ve izleyiciyi genç sanatçılar ve sanatçı adaylarıyla buluşturmanın hedeflemaktedir..

Ülkemizde sanata gösterilen ilgi’nin düşük olması ve hızla hayatımıza giren teknoloji’nin biz insanları hızla bizden uzaklaştırmaması, yalnızlaştırmaması ve yozlaştırmaması için inadına SANAT inadına Tiyatro ; Tek dileğimiz ülkemizde Sanat’ın insanları uyarması ve daha daha sorgulayan bir birey haline getirmesidir…

.

.

SANATI SANATLA YAŞAMAK VE AYAĞIMIZ YERE BASARAK TİYATRO YAPMAK TEK HEDEFİMİZ…

.

.

NOT : Bütün tiyatro gruplarına Duyuru tiyatro oyunlarınızın ön bilgilerini , taslanı dergi@sinemasokağı.com adresine göderiniz . Oyunları hazırlamak için ekiplere süre tanınacaktır…

.

.

(  Başvurmak isteyenlerin, başvuru formu için bizimle iletişime geçmesini

bekliyoruz. Ayrıca bizimle iletişim kurabileceğiniz telefon numaraları ve

mail adresi de aşağıda verilmiştir. Son başvuru tarihi 01 Ağustos 2011  )

Başvuruları Sayfamız üzerinden ve dergi@sinemasokak.com ‘dan
yapabilirsiniz

Tel : 0545 521 23 45

.

Hadi Seyirci Kalmayın Sahneye Buyrun 1.Sinema Sokağı Sanat Amatör Tiyatro Festivali ‘ne

.

ETKİNLİKLERE KATILIM ÜÇRETSİZDİR

.

.

.

.

.