Bizim Köyün Şarkısı

3035009.jpg-c_215_290_x-f_jpg-q_x-xxyxxBol şarkılı türkülü, bol komedili yerli yapım, baharın gelişini müjdeler nitelikte, neşeli ve enerjik bir aile filmi.. Günümüzün yetenekli çocuk oyuncularını bünyesinde toplayan filme biletlerinizi hemen alın!

BKM’nin yapımcılığında hayata geçirilen bol genç yetenekli komedi filmi. Esat Polat Güler, Güneş Sayın, Tansel Öngel, Berat Efe Parlar ve Dora Dalgıç’ın başrollerini üstlendiği eğlenceli yapım “Bizim Köyün Şarkısı”nın yönetmenliğini Tuğçe Soysop üstleniyor.

Filmin senaryosunda da başarılı komedi programı ‘Güldür Güldür Show’un senaryo ekibinin imzası var.

İstanbul’da yaşayan Çınar’ın en büyük hayali müzik yarışmasına katılmaktadır. O, yarışma gününün gelmesini sabırsızlıkla beklerken babası bu sırada köye geri dönmeyi planlar.

Babasının kararı karşısında yıkılan Çınar ne kadar karşı çıksa da babasını ikna edemez ve ailece köye döneler. Zeki kız kardeşi Zeynep ile yeni yaşamlarına alışmaya çalışan Çınar yeni arkadaşlar edinmiştir. Gerçek dostluğun ne demek olduğunu arkadaşları sayesinde anlayan Çınar hayallerine kavuşabilecek midir?..

Bizim Köyün Şarkısı 30 Mart’ta Sinemalarda.. 

Reklamlar

12 Savaşçı

0083537.jpg-c_215_290_x-f_jpg-q_x-xxyxxNicolai Fuglsig’nin yönettiği ve Chris Hemsworth, Michael Shannon, Michael Pena ile Trevante Rhodes’in oynadığı 12 Savaşçı (12 Strong), 30 Mart 2018’de TME Films dağıtımıyla TME Films tarafından vizyona çıkarılıyor.

Film, 11 Eylül felaketini takip eden günlerde Mitch Nelson liderliğindeki bir ABD Özel Kuvvetleri biriminin son derece tehlikeli bir görev için ilk defa Afganistan’a saldırılara karşılık olarak gönderilmesinin hikâyesini anlatıyor.

Ailelerini geride bırakan ekip, Kuzey Afganistan’ın uzak, engebeli arazisine yerleştirilir. Ortak düşmanları Taliban ve El-Kaide’ye karşı savaşmak için yerel savaşçı General Rashid Dostum’u ikna etmeleri gerekmektedir..

 

Captain Marvel’ın Çekimleri Başladı

 

Marvel Stüdyoları en yeni filmi Captain Marvel için Los Angeles, Kaliforniya’da çekimlere başladı. Prodüksiyon çalışmaları aynı zamanda filmin prodüksiyon merkezi olan Los Angeles ve çevresinde devam ediyor.

Ayrıca Fresno, Kaliforniya ve yanı sıra Louisiana, Baton Rouge ve New Orleans’da da çekimler yapılacak.

Filmin oyuncuları arasında Oscar ödüllü Brie Larson, Samuel L. Jackson, Djimon Hounsou, Lee Pace, Lashana Lynch, Gemma Chan, Algenis Perez Soto, Rune Temte, McKenna Grace, Clark Gregg ve Jude Law bulunuyor.

Marvel çizgi roman karakterine dayanan “Captain Marvel” ilk defa 1968 yılında ortaya çıkmıştı..

.

21. Uçan Süpürge Uluslararası Kadın Filmleri Festivali

10 – 17 Mayıs 2018 tarihleri arasında Ankaralı sinemaseverlerle buluşuyor..

21. Uçan Süpürge Uluslararası Kadın Filmleri Festivali

Süpürge, 21. yaşında Umut temasıyla yola çıkıyor. Umut filizlerini çoğaltmak için yaratıcı kısa filmler ve belgeseller 26 Mart 2018 olan son başvuru tarihine kadar festivale bekleniyor.

Uçan Süpürge, kurulduğu 1996 yılından bu yana Türkiye’de kadın örgütleri ve kadın hakları aktivistleri arasındaki iletişim, etkileşim ve diyaloğu arttırmayı amaçladı.

İletişim temelli bir kadın sivil toplum örgütü olarak iletişimin belki de en etkili yollarından biri olan sanatın yedinci dili sinemayı kadınlar arasında iletişimi güçlendirmek için bir yol olarak kullandı.

21 yıldır Türkiye’den, dünyanın her yerinden kadın yönetmenlerin kadın gözüyle çektikleri toplumsal cinsiyet temelli filmlere programında yer veren Uçan Süpürge, festival sırasında filmlerini gösterdiği kadın yönetmenlerle seyircileri buluşturdu..

.

Emek Sineması siliniyor mu?

 

file_

Kültür ve Turizm Bakanı Ömer Çelik, Emek Sineması ile ilgili, “Sinemanın yıkılması söz konusu değil. Bu konuda hassasiyet gösteren vatandaşlarımızı ve aydınlarımızı takdirle karşılıyorum. Ancak sinemayı yok etmek diye bir şey yok.

Başka sinema salonlarının yapılmasından da söz ediliyor. Emek sineması orijinal haliyle yukarı katlara taşınıyor. Biz emek sinemasının içini güçlendiriyoruz. Bu yüzden emek sineması yıkılıyor, yok ediliyor tabirlerini doğru bulmuyorum.” dedi.

 

 

”!f” !n son üç gün kıyağı

Uğur Yılmazer

Sinema Sokağı Sanat logo

 

Uğur Yılmazer
ugurylmzr@gmail.com

.

ifistanbul12-678x1024

Geçte olsa keşfettiğimiz !f İstanbul Uluslararası Bağımsız Filmler Festivali gerçekten çok şey kaçırdığımızı farkettik.14-24 Şubat arasında İstanbul’da Beyoğlu Cinemaximum Fitaş, İstinye Park Cinemaximum, Cinemaximum Budak, 28 Şubat -3 Mart arasında ise Ankara Cinemaximum CEPA ve İzmir’de ise Cinemaximum Forum Bornova izleyicisiyle buluşuyor. Maximum Kart sponsorluğunda Toronto’dan Venedik’e, Sundance’den Cannes’a, dünyanın önemli festivallerinde büyük ilgi görmüş filmlerin Türkiye galaları yapılacak. Bu festival İstanbul, Ankara ve İzmir’in eğlencesine, kültürüne renk katmayı amaçlıyor.
Leos Carax, Miguel Gomes, Jose Rivera, Reha Erdem, Richard Linklater, Hong Sang-soo, Noah Baumbach, Walter Salles, Xavier Dolan gibi önemli yönetmenleri ağırlıyor. Ayrıca 12 yaşını kutlayan !f İstanbul Uluslararası Bağımsız Filmler Festivali Hit Filmleri bu yıl ”Galalar”adı altında Digitürk sponsorluğunda yılın en çok beklenen filmlerini Türkiye’de ilk kez seyirciyle buluşturuyor

!f İlk kıyak olarak Bilet fiyatlarını artırılmadı .

İstanbul’da bilet ücretleri:
Hafta içi Gündüz Gösterimleri: 7 TL
Tam: 14 TL (Hafta içi 19:00 seansı ve sonrası ile hafta sonu tüm gün)
Öğrenci: 11 TL (Hafta içi 19:00 seansı ve sonrası ile hafta sonu tüm gün)
“Ev” Bölümü Filmleri: 7 TL
21:30 – 22:00 Seansları: 16 TL

Ankara ve İzmir’de ise bilet ücretleri:Adsız Hafta içi Gündüz Gösterimleri: 7 TL
Tam: 13 TL (Hafta içi 19:00 seansı ve sonrası ile hafta sonu tüm gün)
Öğrenci: 10,5 TL (Hafta içi 19:00 seansı ve sonrası ile hafta sonu tüm gün)
“Ev” Bölümü Filmleri: 7 TL
21:30 – 22:00 Seansları: 13 TL

İkinci kıyak olarak da Festivalin İstanbul’daki son üç gününde İstanbul ile eşzamanlı gösterilecek beş film, İstanbul’daki izleyicilerle aynı anda Anadolu’da 26 şehrin yanı sıra Lefkoşa, Gümrü, Erivan, Kudüs ve Ramallah’daki izleyicilere ulaşacak. Bu şehirlerdeki üniversiteler, dernekler, sanat insiyatifleri ve STK’lar örgütlendi ve kurulan bu yeni sinema ağına destek vererek projeyi şehirlerinde organize etmeye gönüllü oldu.

MUBI, !f ² ile ortaklaşa çalışarak seçilen beş filmi, festivalin son üç günü olan 22-23-24 Şubat’ta, internet üzerinden yüksek görüntü kalitesi ile aynı anda tüm ortak şehirlerde izleyicilere ulaşıyor. Film gösterimlerinden sonra yönetmenlerle yapılacak sohbetler internet üzerinden canlı izlenebilecek ve izleyiciler yönetmene soru gönderebilecek.

!f ² 2013: İstanbul’dan Canlı Filmleri
*Biz Birliğiz: Hacktivistlerin Hikâyesi
*Anlattığımız Hikâyeler
*Benim Çocuğum
*Savaş Cadısı
*Öldürme Eylem

!f İstanbul Uluslararası Bağımsız Filmler Festivali, 12 yıldır 70.000 kişilik izleyici kitlesiyle kültür sanat hayatına yeni bir soluk getiren, dünyanın her yanından farklı bakışları sinemaseverlerle buluşturan ve düzenlediği partiler, atölyeler ve çeşitli etkinliklerle programını zenginleştiren bir oluşum.
Her yıl İstanbul ‘da, Ankara’da ve İzmir’de Cinemaximum Sinemalarında Şubat ve Mart aylarında izleyicisiyle buluşan festival, filmleri farklı ve güncel temalar altında toplayarak izleyicisine ulaştırıyor.

Django Unchained: Zincirsiz

ana logo

Feyza S. demir
fyzsdmr@gmail.com

Bugün 1 Şubat 2013. Yani günlerden Tarantino günü.

MV5BMjIyNTQ5NjQ1OV5BMl5BanBnXkFtZTcwODg1MDU4OA@@._V1_SX214_

Bugün Tarantino tutkunlarının uzun zamandan beri beklediği bir gündü. Çünkü bugün “Django Unchained (2012)” biraz gecikmeli de olsa ülkemizde gösterime girdi. Son filmi “Soysuzlar Çetesi” (Inglorious Basterds) 2009’da vizyona girmişti. Geçen yaklaşık 3 senede biz hala dönüp dönüp “Pulp Fiction”, “Kill Bill”, “Death Proof”, “Reservoir Dogs” ve diğer filmlerini izleyerek Tarantino’yu bekledik. Hiç kuşkumuz yoktu zaten. Yine enfes bir Quentin Tarantino filmi izledik. Üstelik bu kez bir Spagetti Western ile karşımızda. Daha ne olsun?

Tarantino elini hangi konuya atsa, o kendine has kokusunu üzerinde bırakıyor. Amerikan iç savaşından 2 yıl kadar önce Amerika’da geçen bir kölelik hikayesi düşünün ki buram buram Tarantino kokuyor. Ünlü yönetmen elbette bunu Inglorious Basterds’daki gibi yine tarihi kendince kurgulayarak yapıyor. Baş rollerinde Jamie Foxx, Christoph Waltz, Leonardo DiCaprio, Kerry Washington, ve Samuel L. Jackson yer alıyor. Adetttendir, Tarantino’nun kendisi de ufak bir rol alıyor.

Dr. King Schultz (Christoph Waltz) Tarantino’nun insanlarına has o umursamaz tavır içinde bir dişçi. Yani dişçi imiş. Şimdilerde ödül avcılığı yapmakta. Brittle kardeşleri ararken yolu onların eski kölesi Django (Jamie Foxx) ile kesişiyor ve iş bittikten sonra da ayrılmıyorlar. Hikaye burdan sonra zincirlerinden kurtulan Django’nun karsı Broomhilda’yı (Kerry Washington) Calvin Candie’nin (Leonardo DiCaprio) çifliğinden kurtarma sürecini işliyor. Film boyunca bize gerçekten mükemmel müzikler eşlik ediyor. Özellikle açılışda bizi karşılayan, filme adını da veren Luis Bacalov’un efsane şarkısı “Django” film bittikten sonra tekrar tekrar dinleme isteği uyandıran bir parça.

Son olarak, filmde çok ince detaylara yer verilmiş. Tarantino’nun evreninde, Django’nun “mavi” kıyafet seçmesi, yüzyıllarca görünmez hale getirilen, insan olarak dahi görülmeyen siyahilerin, günümüzde “görünür” hale gelebilmek için cafcaflı renklerde giysi giymesine bir atıf niteliğinde. Tabi, konu Tarantino olunca bu tip incelikleri filmin bir çok yerinde saklanmış olarak görmek mümkün.

Bir hafta sonu aktivitesinden çok öte, unutulmayacak bir film izlemek isterseniz, “Zincirsiz” alternatifi olmayan bir film.

İyi seyirler.

Fragman

Lawless: Kanunsuzlar

ana logo

Feyza S. demir
fyzsdmr@gmail.com

lawless-banner-poster

Cannes Film Festivali’nde Altın Palmiye için yarışmış olan 2012 yapımı “Lawless”ın  yönetmen koltuğunda John Hillcoat, senarist olarak da ünlü müzisyen  Nick Cave’i görüyoruz. Film Birinci Dünya Savaşı sonunda ortaya çıkan ve İkinci Dünya Savaşı’nın nedenlerinden biri olan Büyük Buhran (1929) döneminde yaşamış, üçü de farklı kişilik özelliklerine sahip Bondurant Kardeşler’in gerçek hikayesinden uyarlanmış. “Hayatta kalanlar”dan olduğu için asla ölmeyeceğini düşünen bir adam Forrest Bondurant (Tom Hardy). Bu yüzden korkusuz. “Ama kimse bu dünyadan canlı gitmiyor.”

Bondurant Kardeşler içki yasağının olduğu günlerde, içki kaçakçılığı yaparak hayatlarını kazanmaktadırlar. Ancak en büyük kaçakçı devletin ta kendisidir ve bu yüzden biradelerin hükümetin adamlarıyla (Guy Pearce) yolları kesişir. Hem diğer çetelere hem de polislere karşı çetin bir savaş vermeleri gerekecektir.

lawless

Küçük kardeş Jack (Shia Labeouf) bir gün ünlü  gangster Floyd Banner’ı (Gary Oldman) görür ve bu olay onun için dönüm noktası olur. Artık Forrest’ın ona sunduklarıyla ve küçük kardeş olmakla yetinmeyecektir. Ancak ne Howard (Jason Clarke)  ve Forrest kadar güçlüdür ne de istediklerini almaya yetecek cesareti vardır. Tam da bu yüzden bu hikaye Jack’in hikayesidir. Filmin gizli kahramanı ise benim için Maggie’dir. (Jessica Chastain)

Bir gangster filminin ötesinde kardeşlerin kendi aralarındaki ilişkiyi ve ayakta durma çabalarını anlatan “Kanunsuzlar” suç, şiddet ve dram sevenlerin kesinlikle kaçırmaması gereken, sırf country müzikleri için bile izlenebilecek bir western filmi.

Bizim Ressamlarımız

Uğur Yılmazer

Uğur Yılmazer
ana logo

  ugurylmzr@gmail.com

 

Bir Ülke Değisirken – Tanzimattan Cumhuriyete Türk Resmi  baslığıyla, 2011 yılında açılan sergi. Türk resim sanatının önemli isimlerinin yer aldığı bu koleksiyon özel yapılan salonunda sürekli teşirde.Yaklaşık 100 eserin yer aldığı sergi ilkleri de bünyesinde barındırıyor.Osman Hamdi Bey imzalı Naile Hanım portresi, Türkiye’de ilk defa   Halil Paşa’nı Paris fuarı’nda 1889’da sergilenen ve Bronz Madalya ile ödüllendirilen Madam X adlı eseri de ilk kez ödül belgesi ile sergileniyor.Bu ressemların yanı sıra Fikret Mualla, Şehzade Abdülmecid Efendi, Süleyman Seyyid, İbrahim Çallı, Hüseyin Avni Lifij ve İzzet Ziya gibi isimlerde sergide yerini alımış.

Bu özel koleksiyon Osmanlı Devleti’nden Türkiye Cumhuriyeti’ne uzanan modernleşme sürecini konu alıyor.Bu süreçte ki gelişmeler için öncelikle Osmanlı  batılılaşma döneminde resim eğitimi adına attığı adımları takip ederek başlamak gerek. Osmanlı dönemi  ilk resim dersleri Mühendishane-i Ber-i Hümayun’da daha sonra Mekteb-i Harbiye’de verildi.  19.yüzyılın ilk yarısında Avrupaya resim eğitimi için gönderilen öğrenciler daha sonra Asker ressamlar olarak anıldılar.Burada teknik resim, ışık gölge ve perspektif gibi alanlarla ilgili bilgilerini  geliştirirler.

Osmanlı ressamları özellikle Fransa da etkili olan gerçekçilik akımından etkilenmişlerdir. Bu dönem manzara resimlerinde Barbizon okulu ressamlarının esintilerini görülüyor. Birkaç isme değinecek olursak; Süleyman Seyyid ve Halil paşa da  Fransada aldıkları eğitim sonucu Sanay-i Nefise Mektebi’ne (Mimar sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi) büyük katkıları olmuştur. Süleymen Seyyid   perspektif alanında kendini geliştirrmiş , Natürmort resimler yapmıştır. Halil paşa ise bu dönemin İlk izlenimci ressamı olarak bilinir. Aslında tam bir izlenimci olmamıştır öncü sayılır. Fırça vuruşlarıyla ışık etkilerini yakalamış fakat desen ve çizgiden vazgeçmemiştir.

Bu dönem resme büyük katkılarda bulunmuş olan son halife Abdül Mecid efendi resimlerini de burda görmek mümkün osman hamdıolucak. Osmanlı ressamlar cemiyetinin de onursal başkanlığını yapmıştır.Ayrıca Osman Hamdiden ders almıştır. Osman Hamdi bey ise İstanbul Arkeoloji müzesi ve Sanayi Nefise mektebinin kurucusu olması yanında  ilk figürlü resimleri de o yapmıştır.Oryantalist resmin etkisinde kalmış .Batının doğu kurgusunu , resimlerinde farklı olarak ele almış ve bunu akademik üslupta yapmıştır.Resimlerinde kurgulayarak  çeşitli kompozisyonlar oluşturur. Bunun için fotoğraflardan da yararlanmıştır.

Görüldüğü gibi her bir ressam farklı resim teknikleri geliştirmiştir. Böylece yeni gelişmeye başlayan Osmanlı Türk sanatının ilk izleri bırakmışlardır. Bu sanatçıların çoğu çeşitli sergiler açarakta halkın resim beğenisinin oluşmasına katkı sağlamışlardır.

ibrahim çallı

Cumhuriyet dönemi öncesi 1914 kuşağı; İbrahim  Çallı, Namık İsmail, Hüseyin Avni Lifij,Feyhaman Duran, Nazmi Ziya, Hikmet Onat gibi isimler Türk resmine yenilikler getirirler. Bu sanatçılar İstanbul manzara resimleri yanı sıra Cumhuriyet ideolojisine uygun resimlerde yaparlar.Cumhuriyetin ilanı ile birlikte, sanat ve sanatçıyı destekleyecek sivil kurumların bulunmaması nedeniyle sanat devlet himayesine girer. Görsel ideoloji kapsamında devlet kendi ilkelerinin yayılması amacıyla sanatı destekler. Bu dönem resimlerinde  içerik ilk planda yerini alır. Milli mücadele dönemi, kurtuluş savaşı gibi konuları işlenmeye başlanmıştır.Buna ek olarak  Cumhuriyetin ilanı ile birlikte resimlerde kadın imgesi öne çıkar. Biraz da oryantalizme tepki olarak, kadının modernleşmesi serüvenini bu resimlerde görebiliriz.

Sonraki dönemde 1914 kuşağı ressemlarının  öğrencilerinden oluşan Müstakil ressamlar birliği benzer konularda farklı üsluplar deneyerek , İstanbul dışında açtıkları sergilerle resim sanatının yaygınlaşmasına katkı sağlamıştır.

Halife Abdül Mecid  1868-1944

İbrahim Çallı   1882-1960

Şeker Ahmet Paşa 1841-1907

Halil Paşa 1852 1857

Süleyman Seyyid 1842-1913

Osman Hamdi 1842-1910

U.y

Bulut Atlası: Cloud Atlas

David Mitchell’ın aynı adlı romanından uyarlanan, aynı zamanda filmin yönetmenliğini de üstlenen Tom Tykwer ve Wachowski kardeşlerin senaryosunu yazdığı “Bulut Atlası” sinema severlerin bir süredir merakla beklediği büyük çaplı bir yapım. Birbiriyle yolları kesişen altı ayrı hikayeden oluşan film hayli geniş bir zaman dilimini içine alıyor: 19.yy’da bir kaşifin hikayesinden tutun da uzak gelecekteki primitif kabile yaşantısına kadar. Her hikaye ayrı ayrı alt metni olan ayrı ayrı kapılara açılıyor. Tam da bu sebeple her hikayenin birebir içine gireceğimiz kadar zaman tanımıyor bize yönetmen, kısa kısa gezintilere çıkarıyor. Çünkü filmin çok yoğun bir alt metni var, anlatmak istediklerinin yanında birbirlerine müzikle bağlanan ve tek başına bir film oluşturacak kadar iyi bu hikayeler aslında sadece bir aracı konumunda kalıyor. Tabi aynı zamanda film teknik bakımdan mükemmel diyebileceğimiz kadar güzel kurgulanmış ve iyi örgülenmiş bir imge sistemine de sahip.

Esasen roman bir distopya. Haliyle filmde sembolik anlatımlar çokca karşımıza çıkıyor. Hatta filmin kendisi sembolik bile diyebiliriz. Bu anlatımı daha akıcı bir şekle büründürüyor. Aynı zamanda eşitlik, özgürlük, inanç, iktidar gibi felsefe ve siyaset biliminin kilit konularına, eşcinsellik, din gibi toplumsal meselelere kendince bir açıklık getiriyor. Altı ayrı hikaye bütünlük içinde aslında hep aynı şeyi anlatıyor. Hatta bu durumu vurgulamak istercesine aynı oyuncular bir çok farklı rolde karşımıza çıkıyor. Oyuncuların ( ve tabi makyaj ekibinin) başarısı da burda ortaya çıkıyor; filmin akışına kapıldığınızda kimin kaç rolde oynadığını fark edemeyebiliyorsunuz. Hala gösterimde olduğundan konusundan ve temel önermesinden çok fazla bahsetmekten yana değilim çünkü filmin güzel yanı bunu izleyiciye direkt vermeyip izleyicinin kendisinin keşfetmesi için açık kapı bırakıyor olması. İzlemenizi kesinlikle tavsiye ederim. Zira vermek istediği mesajı olumlu bulup bulmamanızdan bağımsız olarak bir kaç defa izlenip uzun uzun analiz yapılmayı hak eden bir film.

Feyza S.demir