CENGİZ HAN’IN HAZİNELERİ (1962)

.


Cengiz Han‘ın Hazineleri‘nde, sonraki yıllarda bir film dizisini oluşturacak olan Karaoğlan beyaz perdede ilk kez görülür. Önce Suat Yalaz‘ın fırçasında hayat bulan bu Karaoğlan‘ın serüvenleri, Cengiz Han‘ın Hazineleri‘nde bambaşka bir Karaoğlan ile seyirci karşısına çıkacaktır. Orhan Günşıray‘ın kişiliğine ve oyuncu performansına uygun şekilde uyarlanan ve dolayısıyla özelliklerinden çok şeyler kaybeden bir Karaoğlan….
Senaryoyu hazırlayan Suat Yalaz her ne kadar çizgi romanının kişilerine, çevresine sadık kalmak istemişse de zorunlu olarak Karaoğlan‘ın bu macerası tarihsel güldürü türünün kural ve gereksinmelerine uymuştur. ‘Tarihsel güldürü özellikle taşlamaya yönelen bir türdür. Cengiz Han’ın Hazineleri’nde seyirciyi güldüren fakat hiçbir zaman taşlama sayılmayacak durumlar var. Hatta, genel olarak, filmin tümü serüvenin bazı kısımlarını ciddiye almakta, buna karşılık güldürü dozunu çoğu zaman Orhan Günşıray ve Sami Hazinses ortaya çıkartmaktadırlar.

Atıf Yılmaz‘ın asistanlığını yapan kişi, daha sonraki yıllarda Jet rejisör diye nam salacak olan Çetin İnanç. Müzikler Ruhi Su ve Yalçın Tura‘nın, kamerayla olayları görüntüleyen ise kameraman Çetin Gürtop. Filmin yapımı iki ortağa ait. Yerli film Şirketi adına Atıf Yılmaz ve Orhan Günşiray.

.

NASIL ORTAYA ÇIKTI?

.
Ressam ve yazar Kozanoğlu 1926 yılında çalıştığı derginin kapağı için çizdiği resimle dalga geçen arkadaşlarına kızarak hazırladığı resme yazdığı hikaye girişi ve tefrikalar halindeki yazılarla ortaya çıkan OTSUKARCI ve oğlu KAAN, Karaoğlan’ın bebeklik devrini başlatmıştır.

Kozanoğlu ilk romanı Kızıltuğ’un çizgi romana dönüştürülmesi için Suat YALAZ‘ı seçti. Yalaz 19 ağustos 1959 da Cengiz Han’ın Hazineleri adlı öyküyü Akşam gazetesinde çizmeye başladı. Bu kısa sürecek dönemde Karaoğlan’ın son halini almadan önce geçirmesi gereken bir maceralar yumağı gibidir. Bu döneme Karaoğlan’ın gençlik dönemi diyebiliriz. Abdullah Ziya Kozanoğlu ve Suat Yalaz, birlikte 9 adet KAAN macerası hazırlarlar.

Suat Yalaz çizimlerinde Harold Foster’in Prince Valiant’ından oldukça etkilenmiştir. Abdullah Turhan, Nezih Dündar ve zaman zamanda M. Engin Aslan ile ortaklaşa çalışan Suat Yalaz pek çok serüvenin temelini tarih ve folklorumuzdan yararlanarak hazırlamış aynı ölçüde yabancı edebiyat örneklerini de senaryonun özüne maharetle katmayı başarmıştır. eserlerinde kullandığı dile büyük özen gösteren Suat Yalaz bazı maceralarda maceraların geçtiği zamanda konuşulan dili bilhassa tercih etmiş ve söz konusu maceraya ayrı bir ağırlık katmayı başarmıştır. öykülerinde cinsellik ve erotizmi düzeyli seviyede tutmuştur. Sertlik ve mizahı öykülerinin içine ustalıkla yerleştirmiştir.

.

KİMDİR?:

.
Karaoğlan atletik, deli dolu, gözü pek ve mert bir Uygur genci olarak tanıtıldı. Bir kahramanda bulunması gerekli özelliklerin hemen hemen hepsine sahip görünüyor. İdeal insan tanımlanmasının içinde yer almakta, kötü alışkanlık diye nitelendirilen; içkiden uzak durmakta, kesinlikle yalan konuşmamaya çalışmakta, dolayısıyla genç okura sağlıklı göndermeler yapmaktadır. Karaoğlan göçebeydi, bir yerde uzun süreli kalmazdı. erkek çocuğa ad koymanın bir törenle gerçekleştirildiği bir dönemde yaşamasına rağmen böyle bir töreni görememişti. Daha el kadar bebe iken annesi bir çete tarafından katledilmiş, son anda yetişen babası bebeği kurtarmayı başarmış, yaralanmış olmasına rağmen bebeği bir ormancıya emanet ederek gitmişti. Bebek kendilerine ait olmadığı için yaşlı ormancı ve hanımı küçüğe ad vermemişler ancak simsiyah saçlarından dolayı ona KARAOĞLAN demekle yetinmişlerdi. Yıllar sonra ününü ASYA KAPLANI KARAOĞLAN diye yapacak olan bu genç adam, babası kılıç ustası BAYBORA, karşılık bir dövüş esnasında tanıştığı ve dost olduğu, midesine düşkün olduğu kadar kavgaya da düşkün yaşlı savaşçı BALABAN, Semerkand da hırsızlık yaparken yakaladığı ve kendisine aşık ettiği BAYIRGÜLÜ, biraz kocamış, at uşağı ÇALIK gibi karakterlerinde küçümsenemez katkılarıyla, bizleri Orta Asya steplerinde özgürlük duygumuzu kamçılayan farklı bir dünyaya itmektedir.

Filmin oyuncu kadrosunda yer alan isimler ve konusu da şöyledir:

Orhan Günşıray (Karaoğlan), Fatma Girik (Çavdar Tarlası), Öztürk Serengil “Hülagü” (1930-1999), Aysel Tanju “Ateş Parçası” (1940-2003), Atıf Kaptan “Tokta Bey” (1908-1977), Sami Hazinses “Kazgagası Çakır” (1925-2002), Nuri Altınok “Otsokarcı” (1921-1993), Mümtaz Ener “Çağatay Han” (1909-1989), Tülay Akatlar (Tolunay), Atilla Tokatlı (1932-1988), Ece Han, Hüseyin Satırlı,

Konu:  Ölen Cengiz Han ve hazineleri bilinmeyen bir yere gömülür. Çoban Memiş’in Karaoğlan diye anılan adsız oğlu, oba gençlerinin sürekli alayları karşısında, Cengiz Han’ın hazinesini bulacağını ve güzeller güzeli torunu Tolunay’ı da alacağını söyler, hazineyi bulma yarışına diğer yarışmacılarla katılır. Otsokarcı hazinenin aranmasına karşıdır. Yarışmacılar doğa ile (Gobi çölü-kum fırtınası) mücadele ederken birbirlerini de engellemeye çalışırlar.

Karaoğlan yanına at uşağı olarak kaz gagası Çalık‘ı da almıştır. yolda yanlarına Çavdar Tarlası adını verdiği Sünbül ve Ateş Parçası da katılır. Çölde, Karaoğlan’ın sürekli çatıştığı Hülagü’nün zehirlediği kuyudan su içen Ateş Parçası ölür, sonunda Otügen ormanına ulaşırlar; Karaoğlan, mezarı ve hazineyi bulur, Otsokarcı hazineyi beklemektedir, çatışırlar, Karaoğlan yenilir, Otsokarcı’nın babası olduğunu öğrenir artık bir adı vardır. Hülagü’nün yaptığı kötülüklerin hesabı sorulur. Karaoğlan Tolunay’ı hak etmiştir ama Çavdar Tarlası’nı seçer.

Kazanoğlu’nun romanı ile Suat Yalaz’ın çizgi-romanı detayda farklılıklar gösterirler, Yalaz, Karaoğlan tipini değişikliğe uğratarak kendi yazdığı/çizdiği çizgi-romanda sürdürür. (Kyn: Orhan Ünser)

Cengiz Han : 

(1162 – 1227), baba tarafından Oğuz Han’a dayanmaktadır; ana soyundan da Altın Han’a varmaktadır. Altın Han Akdeniz’de, Malta’da. hüküm sürmektedir. Çok güzel bir kızı vardır. Altın Han, dillere destan olan bu çok güzel kızını, güneĢ yüzü görmeyen, hiç bir yanından iç tarafına hiç bir ıĢık sızdırmayan bir saraya kapatıp gözlerden ırak tutmaktadır. Günlerden bir gün, butün dikkatlere rağmen gün ıĢığı Altın Han’ın güzel kızını bulur. Kızın, bu gün ıĢığındanan bir çocuğu olacağını anlayan Altın Han utancını ve yüz karasını kimseye göstermemek için kızını, kırk cariye ile birlikte bir gemiye koyar denize salar.
Gemiye, denizde bir kahraman rastlar. Bu kahramanın adı Tumavi Mergen‘dir. Altın Han’ın kızını görür görmez beğenir alır. Klzln bir oğlu olur. Adını Dobun Bayan koyarlar. Altın Han’ln kızının, Tumavi Mergen’den de cocukları olur. Bunlar da, Bilgüdey ve Büdenedey diye çağırılar. Dobun Bayan buyür, evlendirirler. Alanguva adında güzel bir kız alırlar. Dobun Bayan’ın, Alanguva’dan üc oğlu olur. Daha sonra Dobun Bayan ölür.

Dobun Bayan’ın ölümünden bir müddet sonra, onun bir nur halinde yeniden dünyaya döndüğü anlaĢılır. Bu nur halinde dönüĢten sonra, vine Alanguvan’ın kocası olmuĢtur ve Alanguva bir erkek çocuk daha doğurmuĢtur. Bu çocuğun adını Cengiz koyarlar. Cengiz doğunca, ruhu nur halinde dünyaya dönmüĢ olan Dobun Bayan, kurt halinde dünyayı bir daha ter keder.
Fakat, en çok kardeşleri, Cengiz’in hem nurdan doğmuş olduğuna hem de kendi kardeşleri olduğuna bir türlü inanmak istemezler. Kardeşlerine türlü eziyetler ederler. Fakat halk ötekilerden çok Cengiz’i sevmektedir.
Bir gün Cengiz kardeşlerinden kurtulmak için kaçar, dağda yaşamağa başlar. Türk boyları, aralarında temsilciler seçerek Cengiz’e gönderirler ve yaşamakta olduğu dağda Cengiz’i bulup kendilerine Han seçerler.
Cengiz Han, bütün ömrünü yurduna ve milletine verir; ÇalıĢıp didinir, dünyanın en büyük ve en sağlam devletlerinden birini kurar. Sonunda bu devleti çocuklan arasında taksim ederek ölür.

.

Yalçın Özgül 

Reklamlar

Abdullah Ziya KOZANOĞLU, (1906-1966)

.

Kabataş Erkek Lisesini 1922 yılında , GSA Mimarlık ve Teknik Üniversitesi Mühendislik bölümünü 1929 da bitirdi. 1932’de Milli Eğitim Bakanlığı baş mimarı oldu. Daha sonra, bağımsız olarak mimarlık ve müteahhitlik yaptı. Spora da meraklı olan Kozanoğlu Beşiktaş kulübü başkanlığını üstlendi.

Hiç bir zaman “yüksek edebiyat” içinde değerlendirilmeyen, eleştirmenlerin, tarihçilerin ilgisini çekmeyen Kozanoğlu külliyatı, Türkiye’de en çok baskı yapan ve okunan romanlardan oluşuyor. Üstelik onun, açtığı yoldan ilerleyenlere, sinemaya ve çizgi romana yaptığı etkileri de göz önüne alırsak, ne kadar önemli olduğu hemen anlaşılacaktır. Bugün her Türk vatandaşı, onun kurgusuna dayanan birden fazla kitap, çizgi roman veya film ile karşılaşmıştır. Mesela, Suat Yalaz’ın “Karaoğlan”ı, “Kızıl Tuğ”daki Otsukarcı tiplemesinin bir uyarlamasıdır sadece. Asıl efsanevi karakteri ise, Cüneyt Arkın’ı sinemada bir külte dönüştüren “Malkoçoğlu”dur.

Romana yansıyan Türkçülük

Kozanoğlu romanlarını edebi anlamda tartışmak bize pek bir şey kazandıracak gibi görünmüyor. Önemli olan, yazarın yazma amacı, dönemin tarihi ve o tarihteki egemen ideoloji ile ilişkileri. Kitaplarını yayınlayan Tahsin Demiray, onu 1920’lerde keşfedişini şöyle anlatıyor; “Türkiye’ye, Türk ülküsüne, Türk davasına olan sıcak imanından Abdullah Ziya’nın ressam olduğu kadar verimli bir yazar olacağına karar verdim”. Sonra da bu ilk romanının yerini belirliyor; “Kızıl Tuğ bütün bir gençliğin içinden duyduğu devrimin ilk öncüsüdür. Konusunu büyük Türk tarihinden alan ve öz Türk kelimelerinden bir kaçına her sayfada cümleleri içinde yer veren Kızıl Tuğ, doğan neslin ruhundaki gizli arzu ve heyecanları üste çıkaran bir darbedir”. Anlaşılacağı gibi, bu roman ve yazma amacı, o dönemdeki milli düşünce akımının temsilciliğini üstlenmişti. Bu düşünce akımı; “büyük Türk ulusunu birleştirecek o tek dile, tek şiveye ve tek ülküye doğru, Kızıl Tuğ’da başlayan, (…), yedi yıl sonra Atatürk’ün komutasında tempolaşan” Türkçülük, Turancılıktı.

Turancılık’tan söz açılınca, dönem tarihine dönmek ve Kozanoğlu’nun Türkçülüğü ile Atsız’ın, Sepetçioğlu’nun Türkçülüğünü ayırmak zorunlu oldu. Türkçülüğün ortaya çıkması (1908), aşağı yukarı Abdullah Ziya’nın doğumuna tekabül eder(1906). Yetişme çağı boyunca, yükselen bu yeni değerin etkilerini hisseden Abdullah Ziya’nın Türkçülüğü, yıkılan İmparatorluğun yerine kurulacak ulus devlet modelini savunan tarzdadır. Bu tarz Türkçülük, II. Dünya savaşından sonra etkisini kaybetti. Onun yerini, daha ırkçı-şoven bir milliyetçiliğin aldığını görüyoruz. Atsız’ın romanlarını, bu yeni tarz içinde değerlendirmek uygun olur.
Cumhuriyet döneminin ilk tarihi macera romanı olan “Kızıl Tuğ”. Hiç bir zaman “yüksek edebiyat” içinde değerlendirilmeyen, eleştirmenlerin, tarihçilerin ilgisini çekmeyen Kozanoğlu külliyatı, Türkiye’de en çok baskı yapan ve okunan romanlardan oluşuyor “Kızıl Tuğ bütün bir gençliğin içinden duyduğu devrimin ilk öncüsüdür. Konusunu büyük Türk tarihinden alan ve öz Türk kelimelerinden birkaçına her sayfada cümleleri içinde yer veren Kızıl Tuğ, doğan neslin ruhundaki gizli arzu ve heyecanları üste çıkaran bir darbedir”. Anlaşılacağı gibi, bu roman ve yazma amacı, o dönemdeki milli düşünce akımının temsilciliğini üstlenmişti. Bu düşünce akımı; “büyük Türk ulusunu birleştirecek o tek dile, tek şiveye ve tek ülküye doğru, Kızı Tuğ’un ortaya çıkması(1908), aşağı yukarı Abdullah Ziya’nın doğumuna tekabül eder(1906). Yetişme çağı boyunca, yükselen bu yeni değerin etkilerini hisseden Abdullah Ziya’nın Türkçülüğü, yıkılan Ġmparatorluğun yerine kurulacak ulus devlet modelini savunan tarzdadır. Bu tarz Türkçülük, II. Dünya savaĢından sonra etkisini kaybetti. Onun yerini, daha ırkçı-Ģoven bir milliyetçiliğin aldığını görüyoruz. Atsız’ın romanlarını, bu yeni tarz içinde değerlendirmek uygun olur.

Kızıl Tuğ”da, döneme göre başka yenilikler de var; milli bir şuur aşılamak amacıyla yazılmasının etkisiyle, sık sık dipnotlar verilmiş. Kimi zaman öz Türkçe kelimelerin anlamlarını açıklıyor, kimi zaman eski adetler, inançlar, kişiler hakkında bilgiler veriyor. Yazar, ilk romanı oluşu nedeni ile, “Fatih Feneri”, “Hilal ve Haç” romanlarında üstesinden gelinen tutarsızlıklardan kaçınamamış. Bu metinde zaman ve mesafe mefhumu yok. Mesela, Timuçin, Orta Asya’da karşılaştığı Otsukarcı’nın yola çıkacağını öğrenince, “sen Horasan’dan geçecek misin” diye soruyor. Kahramanlarımız, bugün motorlu taşıtlarla aşılması güç olan mesafeleri, kuş olup geçiyorlar. Bir bakıyorsunuz Alamut kalesindeyiz, bir bakıyorsunuz Çin Sarayında. Anlatı bakış açısı tekniği de ilginç. (Aylık Birikim Dergisi, A. Ömer Türkeş)

Romancımızın yazdığı eserler tarih sırasıyla Şunlardır:

Kızıltuğ 1923, Atlı Han 1923, Türk Korsanları 1926, Seyit Ali Reis 1927, Gültekin 1928, Kozanoğlu 1929, Kolsuz Kahraman 1930, Savcı Bey 1931, Sarıbenizli Adam 1932, Malkoçoğlu 1933, Patronalılar 1934, Tavşanbaşı 1935, Tokat 1936, Battal Gazi Destanı 1937, Sencivanoğlu 1938, Fatih Feneri 1949, Karakoldaki Ayna 1950, Dağlar Delisi 1951, Hilal ve Haç 1958, Kızıl Kadırga 1962, Arena Kraliçesi 1964, Kubilay Hanın Gelini 1966,

Kozanoğlu‘nun yukarıda yer alan romanlarından, Türk Sinemasına hayat veren altı romanı, toplam 16 filme konu olmuştur. Filmlerin beyaz perdeye aktarılış tarihleri sırasıyla:

1) Kızıltuğ “Cengiz Han” ―1952‖, 2) Cengiz Han’ın Hazineleri ―1962‖, 3) Kolsuz Kahraman ―1966‖, 4) Malkoçoğlu ―1966‖, 5) Malkoçoğlu Krallara Karşı ―1967‖, 6) Kozanoğlu ―1967‖, 7) Gültekin Asya Kartalı ―1968‖, 8) Malkoçoğlu Kara Korsan ―1968‖, 9) Malkoçoğlu Akıncılar Geliyor ―1969‖, 10)Malkoçoğlu Cem Sultan ―1969‖, 11) Gültekin Amazonlara Karşı ―1969‖, 12) Malkoçoğlu Ölüm Fedaileri ―1971‖, 13) Battal Gazi Destanı ―1971‖, 14) Karaoğlan Geliyor ―1972‖, 15) Malkoçoğlu Kurt Bey ―1972‖, 16) Cengiz Han’ın Fedaisi ―1973‖

.

Yalçın Özgül
( Sinemacı Amca )