Lawless: Kanunsuzlar

ana logo

Feyza S. demir
fyzsdmr@gmail.com

lawless-banner-poster

Cannes Film Festivali’nde Altın Palmiye için yarışmış olan 2012 yapımı “Lawless”ın  yönetmen koltuğunda John Hillcoat, senarist olarak da ünlü müzisyen  Nick Cave’i görüyoruz. Film Birinci Dünya Savaşı sonunda ortaya çıkan ve İkinci Dünya Savaşı’nın nedenlerinden biri olan Büyük Buhran (1929) döneminde yaşamış, üçü de farklı kişilik özelliklerine sahip Bondurant Kardeşler’in gerçek hikayesinden uyarlanmış. “Hayatta kalanlar”dan olduğu için asla ölmeyeceğini düşünen bir adam Forrest Bondurant (Tom Hardy). Bu yüzden korkusuz. “Ama kimse bu dünyadan canlı gitmiyor.”

Bondurant Kardeşler içki yasağının olduğu günlerde, içki kaçakçılığı yaparak hayatlarını kazanmaktadırlar. Ancak en büyük kaçakçı devletin ta kendisidir ve bu yüzden biradelerin hükümetin adamlarıyla (Guy Pearce) yolları kesişir. Hem diğer çetelere hem de polislere karşı çetin bir savaş vermeleri gerekecektir.

lawless

Küçük kardeş Jack (Shia Labeouf) bir gün ünlü  gangster Floyd Banner’ı (Gary Oldman) görür ve bu olay onun için dönüm noktası olur. Artık Forrest’ın ona sunduklarıyla ve küçük kardeş olmakla yetinmeyecektir. Ancak ne Howard (Jason Clarke)  ve Forrest kadar güçlüdür ne de istediklerini almaya yetecek cesareti vardır. Tam da bu yüzden bu hikaye Jack’in hikayesidir. Filmin gizli kahramanı ise benim için Maggie’dir. (Jessica Chastain)

Bir gangster filminin ötesinde kardeşlerin kendi aralarındaki ilişkiyi ve ayakta durma çabalarını anlatan “Kanunsuzlar” suç, şiddet ve dram sevenlerin kesinlikle kaçırmaması gereken, sırf country müzikleri için bile izlenebilecek bir western filmi.

Reklamlar

KARA ŞÖVALYE YÜKSELİYOR GERÇEKTEN!

.

Christian Bale, Tom Hardy, Anne Hathaway, Gary Oldman, Joseph Gordon Levitt, Marion Cotillard, Michael Caine ve Morgan Freeman’ın başrolünde yer aldığı film için yönetmen Christopher Nolan, Batman üçlemesinin sonuncusuyla vizyona girdi. En baştan belirtilmeli ki Nolan hayranları bu filmle de kesinlikle hayak kırıklığına uğramıyorlar.

Büyük bir izleme keyfi yaşıyor, kahramanlarıyla bir kez daha gurur duyuyor, özdeşleşiyor ve tatmin oluyorlar. Tatil aylarına denk gelmesi sebebiyle gündüz seansları dahil bütün salonlar tıka basa dolup dolup boşalıyor. Seyirciler, 3 kıtada teknolojinin tüm imkanları kullanılarak çekilen efsanevi kahramanın ve muhteşem oyuncu kadrosunun performanslarıyla büyülenerek çıkıyorlar.

Nolan IMAX kamerasıyla ‘Kara Şövalye Yükseliyor’ filmini çekerken şu ana kadar kullanılanın çok daha üzerinde IMAX kameralar kullanmaktan kaçınmamıştır. Nedir IMAX diye sorulacak olursa; daha çok teknik, daha çok ve kaliteli ses, daha büyük, derinlikli, etkileyici ve seyirciyi içine çeken görüntü denilebilir. Kristal netliğinde çekilmiş görüntülerin çok yüksek ve dev perdeye yansıtılması ve en yeni dijital surround ses sistemi IMAX sinemanın sunduğu ayrıcalıklardır. İzleyiciler IMAX sinemada daha doğru ve fazla duyarak, daha iyi ve fazla görerek kendilerini filmin içinde hissederler.

Çünkü bu pahalı salonların perdeleri farklı ve ileri teknolojik donanımlara sahip olduğundan ses bütün salonda adeta dolaşır. Görüntünün büyüklüğü ile yaratılan derinlik ise izleyicide oradaymış duygusu yaratır. Dolayısıyla yönetmen Nolan’ın IMAX formatına özel son teknoloji IMAX kameralarla çektiği film büyüleyici bir deneyim etkisi uyandırmaktadır. Yönetmen neden 3D teknoloji kullanmadığını ise, serinin ilk iki filminin duygu ve görselliğini devam ettirmek istediğini söyleyerek açıklamıştır. Görüntü kalitesini yükselterek ve üçlemenin diğer filmlerinden koparmayarak sinematografisi yüksek ve ruhu devam duygusuna inandıran bir anlatı tercih etmiştir.

Genel olarak bakıldığında ‘Kara Şövalye Yükseliyor’ birçok benzeri fantastik kahramanın yaptığını yapmış ve sistemi sonuna kadar savunmuştur. Halkın eline geçen gücün kontrol edilemez sorunlar, felaketler ve yokluklar yaratacağı tehdidini açıkça savurmuştur izleyiciye. Üniforma yine kutsallaştırılmış ve polis devleti, milliyetçilik ve kapitalizm yüceltilmiştir.

Amerikan kültürünün olmazsa olmazı şov ve gösteri alışkanlıkları onaylanmıştır.
Bolca aksiyonun birbirini kovaladığı ve neden, niçin, nasıl gibi soruları sormaya hatta yanıtlamaya da fırsat tanımayan temposu izleyiciyi macera dolu bir rüyada sürükler adeta. Ancak olay örgüsündeki tüm bağlantılar net kurulamasa da seyirciye sunulan kapılıp gitme duygusu oldukça tatmin edicidir. Bu noktada usta yönetmeni gişe matematiği yüzünden suçlayanlara hak vermemek zordur. Yaş ortalaması küçük izleyiciyi de memnun etme, etkileme ve bağlama kaygısı anlatıyı da bazı noktalarda bağlamış, düğümlemiştir.

Ancak filmin müziklerini Oscarlı müzisyen Hans Zimmer’a yapmış, yükselen ve alçalan ritimle seyircinin hissiyatını inceden kontrolü altına almıştır. Filmle müzik etkileşimi, uyumu, desteği bir yana kendisi ayrıca bir meta olarak izleyiciyi çelecek değerdedir. Öyle ki sadece müzik izleyicinin duygu durumunu değiştirecek güçtedir ve Zimmer en az senaryo kadar özenle yazılmış notalarla filmi bir kez daha başarıyla yazmıştır. Müziğin film içindeki güçlü işlevi, anlatıdaki yapılanışı bir yana tek başına da var olabilecek güçte ve etkidedir. Belki de diğer öğelerin hepsinden rol çalarak ön plana çıkmayı fazlasıyla hak eden Zimmer besteleri, filmin en unutulmaz ve kalıcı parçaları olacaktır.

.

Şenay Tanrıvermiş