Sinema Sokağı Sanat logo

Şenay Tanrıvermiş
senayt@windowslive.com
Sinema Editörü

 

Lee Toland Krieger’un yönettiği, başrollerinde Rashida Jones ve Andy Samberg’in rol aldığı film ancak ortalamayı yakalayabilen dram-komedi türünde bir yapım. Bir türlü karakter derinliği yaratmaya yeltenmeyen bu tarz yapımlar sabun köpüğü olmak için basite kaçmaktan vazgeçmiyorlar. Seyirciyi katarsise ulaştıracak, biraz üzüp güldürecek ve sonunda herkes mutlaka mutlu olacak formülünün rağbet gördüğü bilinen bir gerçek. Ancak karakterlerin, mekanların, olay örgüsünün ve akışın defalarca izlediğimiz diğer Hollywood yapımlarına benzemesi ‘bir tane daha neden aynısından çekmişler’ sorusunu sorduruyor.

Gerçi diğer romantik komedilere oranla içeriğinin zaman zaman yükseldiği, derinleşmeye meylettiği kısa sahneler de yok değil. Celeste and Jesse Forever aslında filmin isminde söylediği gibi sonsuza kadar devam eden bir arkadaşlık hikayesi. İlişki sorumluluğunu kadına yıkan erkeği ileride çocuğunun babası olarak göremeyen kadının aşkından vazgeçişi ve vazgeçemeyişi işleniyor.vazgecmem-senden-1366199768

İlk önce lise arkadaşıyken aşık olup genç yaşta evlenen ve 6 yıllık bir beraberlikten sonra ayrılma kararı alıp beraber olmaya devam eden çiftin öyküsü yine beylik tavsiyelerle dolu. Ayrılma kararından sonra eşlerden birinin aşık olup gerçekten eşinden kopuşu sonrası dağıtan, dağılan ve kabullenemeyen bir kadın portresini izliyoruz.

Eşini başkasına kaptıran kadın kendini spora, alkole, işe vermeye çalışır ama içindeki boşluk dolmaz. İlişkinin bütün suçu, günahı, eksiği, yanlışı pişmanlık dolu günümüz kadın karakterine yüklenir. Keşke şöyle yapmasaydım, keşke böyle yapmasaydım, keşke haklı olsam da konuşmasaydım kısacası idare etseydim de yalnız kalmasaydım!

Çalışmayan ve bütün gün televizyonda aynı spor programlarını izleyerek eğlenen bir adam profili bir güzel aklanır. Adamın çalışmaması da kadının suçu oluverir.

Çünkü iç motivasyonunu bozan, kendini yetersiz hissettiren yani kısacası adamcağızın çalışmasına yol açmayan da kadındır. Eğer bir ilişki bitiyorsa, erkek aldatıyorsa ve başkasına aşık olduysa kadının yüzündendir fikri ince ince işleniyor. Hem de kadın karakterin kendini suçlaması doğrulanarak yapılıyor tüm hesaplaşma. Filmin genel algısı, güçlü kadın imgesinin erkeği ezdiğini söylüyor seyirciye. ‘Bakın erkeği hiçbir şey yapmasa da pohpohlayıp başınıza taç etmezseniz daha genç ve güzel bir kadına kaptırırsınız’ deniyor özetle.

Üstelik erkek kahraman hiç yakışıklı olmayan ve vasıfsız biri bile olsa! Anlatıda Jesse’yi canlandıran erkek karakter son derece sıradan fiziksel özellikleri olan biriyken Celeste ve yeni karısı daha göz dolduran güzel kadınlar. Dolayısıyla anlatının söylemi tamamen erkekten yana bir dengesizlikle ilişkideki iktidar ve dengeyi masaya yatırmaya kalkışıyor. Celeste yaşlı gözlerle film boyunca kendini suçladıkça ve diğer karakterler de Celeste’nin sözde iç hesaplaşmasını, kendini suçlamasını onayladıkça Jesse adeta meleğe dönüştürülüyor.

Bu noktada romantik-komedileri ne kadar ciddiye almaya gerek var sorusu sorulabilir elbette. Ancak çok sayıda filmin aynı dengesiz söylemle erkek egemen dünyayı pekiştirdiğine de dikkat edilmeli. Sadece eğlenmek ve kafa yormadan iyi vakit geçirmek için gidilen sabun köpüğü filmlerin insan ruhunu ve bilinçaltını kirlettiği de fark edilmeli artık. Salondan çıkarken ‘güç erkekte değilse ilişki biter ve Celeste gibi eski kocanızın yeni evliliğini kahrolarak izlemek, kutsamak ve kutlamak zorunda kalırsınız’ bilgisiyle doluyorsanız olmaz olsun böyle sabun köpüğü.

Kısacası haftanın orta karar filmlerinden biri olan Vazgeçmem Senden’den vazgeçebilirsiniz.

Reklamlar